| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | İzmir Milletvekili Fehmi Alpay Özalan, Kocaeli Milletvekili Saffet Sancaklı, AK PARTİ Grup Başkanvekili Denizli Milletvekili Cahit Özkan ve 100 Milletvekilinin; Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu Teklifi (2/4331) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 30 .03.2022 |
MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Değerli Komisyon üyeleri, değerli misafirler; hepiniz hoş geldiniz.
Baştan şu tespiti yapmak isterim: Spor kulüplerinin bir mali disiplini ve sporun sürdürülebilir olmasıyla ilgili bir ihtiyaca biz de katılıyoruz yani bununla ilgili bir beklentimiz var; bunların hepsi tamam. Biz burada, bu kanun metninde düzenlenen maddeler üzerindeki ciddi hukuki sorunlara karşı çıkıyoruz. Yani 2 değerli milletvekili arkadaşımız, Saffet ve Alpay sunum yaptı. Saffet'in bütün dediklerine tespit olarak katılıyorum, Alpay da kanun maddelerini anlattığı için onun dediklerine katılamıyorum gibi bir durumla karşı karşıyayız çünkü kanun metnindeki maddelerde ciddi sıkıntılar var.
Şimdi, sporun kamu düzeninden ve spor hukukundan, kamu hukukundan ayrılığına ilişkin dünyada giderek artan bir yaklaşım var. Yani spor hukuku, kamu hukukundan ayrı olmalıdır; daha özerk, daha bağımsız bir yapılanması vardır. Bununla ilgili de geçmiş yıllarda -ülkemiz de dâhil buna- ciddi atılımlar olmuştur. Bu atılımda herkesin katkısı var yani son otuz yıldır çok ciddi atılımlar olmuştur bunda siyasilerin katkısı var, geçmiş hükûmetlerin katkısı var, spor bakanlarımızın katkısı var, bürokrasinin katkısı var, sporcularımızın katkısı var yani burada, ter döken sahadaki bütün gençlerin katkısı var. Şimdi, bütün bu katkıyı ve bu gelinen noktayı, bu kanun metnindeki sıkıntılı alanlarla aslında çöpe atmış oluyoruz çünkü bu tasarı, bugüne kadarki bütün kazanımları yok sayıp yeniden bir kamu otoritesi, kamu hukukuna dâhil edilen bir yöntem getiriyor.
Şimdi, mesela, bu kanun teklifi hazırlanırken buraya kadar katkısı olan, biraz önce bahsettiğim spor kulüpleriyle yeterince istişare edilmemiştir. Mesela, geçmişte ben izlerdim, dâhil olduğumuz dönemler de dâhil buna; Mecliste gergin ortamlarda bile sporla ilgili bir düzenleme geldiği zaman, böyle ortalık serinlerdi ve oy birliğiyle geçen uygulamalar olurdu. Şimdi, burada mesela, bir oy birliği temin etmek için böyle bir istişare mekanizması şu saate kadar getirilmiş değil. Umarım, buradaki Komisyonda en azından bu dediklerimiz dikkate alınır.
Şimdi, bu şekilde, sadece spor kulüpleri de değil, tabii, sporun diğer bağlaşıkları var; izleyenler var, sporseverler var. Sporcuların veya hakemlerin STK'leri var; hiçbirinden bir görüş alınmış değildir. Ve eğer bu kanun metni bu şekilde giderse Türk sporu cezalandırılacak, daha baştan kötü bir noktaya gelecektir. Şimdi, buradaki mali disiplin ve sürdürülebilirlik, hepimizin istediği. Spor kulüplerinin yöneticilerinin istediğini yapmasıyla ilgili bazı kısıtlamalar getirilmesi konusu tamam ama buradan bir hareketle spor yönetimine, Spor Bakanına ve siyasete aşırı yetkiler verilmesi, ona özel düzenlemeler ve fıkralar yapılmasına karşıyız. Tamam, bu fırsattan istifade bazı şeyler yerleştiriliyor, "Bal tutan parmağını yalar." ama burada bal tutan parmağını yalamıyor, resmen arı kovanına çomak sokuyorsunuz. Bu, bu şekilde sürdürülebilir değil.
Şimdi, Türkiye'de 65 federasyon var; TFF özerk, 59 tanesi bağımsız, 5'i de Spor Bakanına bağlı. Şimdi, getirilen yasa teklifiyle bağımsız spor federasyonlarının tamamının bağımsızlığı ortadan kaldırılıyor, zaten kanun teklifinde açıkça belirtilmiş. Şimdi, kendi kuruluş kanunu bulunan ve özerk olan TFF ise, bu spor kulüpleri ve şirketleriyle ilgili maddeler üzerinden, burada şirket statüsü kazandırılırken düzenleme üzerinden, özgür, özel, müstakil ve ticari hayata kavuşturulan spor kulüpleri ile bağımsız federasyonlar da dâhil Bakanlığın tam anlamıyla idari, mali ve hukuki denetimine girmekte, bu şekilde özerklik artık kalmamaktadır.
Bu teklif, uluslararası spor hukukuna ve uygulamalarına da aykırıdır. Siz de biliyorsunuz, uluslararası spor kurumları ülkelerdeki federasyonları kendi şubeleri sayar yani kendi hukuklarına ve uygulamalarına tabi sayar ve aykırı uygulamalarda da ülkelerin federasyonlarını ihraç da edebilir, o ülkenin takımlarını müsabakalardan da menedebilir. Dolayısıyla, biz burada birtakım kanunlar, düzenlemeler yaparken uluslararası spor hukukuna da uygunluğunu gözetmemiz lazım. Biraz sonra örneklerini vereceğim, birçok açıdan uluslararası spor hukukuna aykırıdır. Mesela, madde 16'da spor şirketi hissedarlık yapısı, "Birden fazla kulüpte hâkim hissedar olamaz." diyor. Bu ne demek? "Birden fazla kulübün hissedarı olabilir." demek, "Hâkim hissedar olmaz." diyor ama birden fazla kulüpteki hissedarlık uluslararası spor hukukuna aykırı. İngiltere "Premier League"inde var, "Handbook" bölüm 1'de, 4'te, 5'te, 6'da yazıyor; bunları söylemeyeyim fazla, vakit geçmesin. FIFA Statüsü 20'nci maddenin son cümlesinde "Herhangi maç veya müsabakanın bütünlüğünün tehlikeye atılabileceği durumlarda, birden fazla kulüp üzerinde yönetim kurulu veya diğer herhangi bir ekonomik bağımlılık veya kontrol şekli..." Yani, üye olmak bile, hissedar olmak bile bir kontrol şeklidir, bir ekonomik bağımlılıktır. "Olamaz." diyor. Hissedarlık ekonomik bir bağlantı değil mi arkadaşlar, bir kontrol şekli değil mi?
Yine, UEFA Disiplin Yönetmeliği madde 19'da "Bu hükümlere bağlı olan herkes çıkar çatışmasına yol açabilecek durumlardan kaçınacaktır. Özel veya kişisel çıkarlar bunlarla sınırlı olmamak üzere kişisel çıkarları, mali çıkarları, kişinin kendisi, ailesi ve arkadaşları veya başkaları için fayda elde etme saiklerini de içerir." diyor. Bu durumdaki tüm kişiler bu tür çıkar çatışmalarını gecikmeden UEFA'ya bildirmek zorundadır.
Bir yandan dernek statüsünde Dernekler Kanunu'yla İçişleri Bakanlığına bağlıyken, spor anonim şirketi olarak Spor Bakanlığına, bir yandan da Türk Ticaret Kanunu'na ve Sermaye Piyasası Kuruluna tabi bir durum var ama bu kulvarda yani spor kulübü veya şirket meselesinde bir sıkıntıya girdiğinizde hemen Dernekler Kanunu'na dönülüyor. Yani biraz sonra örneğini açıklayacağım; mesela İçişleri Bakanlığına cezai ehliyet verilmiş, madde gelince söyleyeceğiz. Şimdi, siz bunu şirket yapıyorsunuz ama spordaki bir ceza olan hak mahrumiyeti cezasıyla şirket yönetiminden birini düşürüyorsunuz. Mesela bugün Türkiye'de hangi şirket var, bir hak mahrumiyetiyle insanları şirket yönetiminden, ortaklığından atacaksınız? Burada, sporda verilen bir cezayı şirket yönetiminde kullanıyorsunuz; çatışmalar oluyor, burada enteresan, komik bir durum var.
Burada "spor kulübü"nün tanımlanmasında bile bir kararsızlık var; bir bakıyorsun dernek, bir bakıyorsun spor kulübü, bir bakıyorsun şirket; kuruluşundan denetlenmesine ve kapatılmasına kadar her yere bağlı. Yani kurulurken birçok yere bildirimde bulunuluyor; ya, kapatırken de emin olun kapatmak isteyin, kapatamazsınız çünkü o kadar çok yere bağlı ki.
Bu yasayla birlikte Spor Bakanına olağanüstü yetkiler tanınıyor. Bu yasanın en sakat tarafı Spor Bakanına verilen aşırı yetkilerdir. Bu şekilde, siyaset, sporu kontrol etme durumuyla karşı karşıya kalacaktır. Ben buradan birkaç örnek vereceğim, değerli vekillerim, bu olağanüstü yetkileri belirtmek açısından bir rakam vereceğim size. Bu teklifin tam 153 yerinde "Bakan" kelimesi geçiyor, 153; ya, 59 madde, geçiciyi saymayayım yani madde başına 3 yerde "Bakan" kelimesi geçiyor. Federasyon kurullarını iptal etmeye, genel kurulları yenilemeye, federasyon yönetimlerini görevden almaya, Tahkim Kurulunu atamaya, spor federasyonlarının genel sekreterlerini, il temsilcilerini atamaya yetkili kılınıyor; spor dallarının belirlenmesinde yetkisi, kadın spor dallarının kurulmasında Spor Bakanının her türlü ideolojik tercihlerine fırsat veriliyor. Bakan hem federasyon genel kuruluna delege yolluyor yani federasyon genel kuruluna delegele yolluyor, federasyon başkanını seçiyor, sonra da seçtiği federasyon başkanını beğenmeyip görevden alıyor; enteresan. Şimdi, federasyon ana statülerini belirliyor, spor kulüplerinin şirketlerinin kuruluşu, tescili, bölünmesi, birleşmesi, denetlenmesi, kapatılması; federasyon denetleme kurulu, spor Tahkim Kurulu, spor idaresi, çalıştırıcı, antrenör, eğitmen, hakem ve benzeri spor elemanlarının mesleki standartlarının ulusal, teknik ve mesleki yeterliliklerinin esasları, denetimi, ölçümü, belgelendirilmesi, sertifikası; hepsi Bakanlıkta arkadaşlar. Bu kadar büyük yetkiler nerede var? Spor dalları Bakanlık tarafından belirleniyor.
Şimdi, enteresan birkaç noktayı da belirterek devam etmek istiyorum. Bir Sportif Değerlendirme Kurulu var. Şimdi, bu Bakan, federasyon başkanlarını görevden alacağı zaman -yani hoşuna gitmeyen bir federasyon başkanını görevden alacak- Sportif Değerlendirme Kurulu raporuna göre alıyor. Peki, arkadaşlar, kim bu Sportif Değerlendirme Kurulu? Bunlar 7 kişi, 7 mucize insan. Niye "mucize" diyorum? Çünkü 65 federasyon var, hepsininki bu yani bu 7 kişi bütün federasyonlardan, spordan anlıyor yani yüzmeden anlıyor, futboldan anlıyor, basketboldan da. Bu şeye benziyor yani yüzme sporcusuna futbol oynatmak gibi, basketbol sporcusuna tenis oynatmak gibi. Şimdi bu sporun başarılı olup olmadığına, mevzuatlarına, kurallarına kadar 7 kişi, bu mucize 7 kişi nasıl karar verebilir? Çünkü bunlar zaten buna karar vermeyecek, aslında Bakanın talimatını yapacak. Bunlar, aslında giyotin bileyiciler. E giyotin kimin elinde? Bakanın elinde; istediği federasyon başkanını uçuracak, aslında kendine bir rapor bekliyor. Şimdi federasyon malları devlet malı hükmünden çıkarılarak... İstenmeyen kişi gördüğü federasyon başkanını cezalandırabilecek. Spor federasyonlarının genel kurullarına ait olan ibra etme yetkisi burada budanıyor yani ibra edilse bile Spor Bakanına yine ayrıca yetki veriliyor.
Bu mali disiplin de enteresan. Şimdi, Spor Bakanlığını siz kulübe mali disipline gönderiyorsunuz ama öyle bir cümle koymuşsunuz ki oraya "Diğer her türlü araştırma, incelemeyi yapar." diyor. Bu "her türlü" ne demek? Yani mali dışında da her türlü yani bütün işleyişi, bütün sporu, her şeyi denetleme yetkisi veriyorsunuz; bu da bu kanunun ve teklifin amacını aşıyor.
Şimdi, teklifle, kulüpler dernek olarak İçişleri Bakanlığına, şirket olarak Ticaret Bakanlığına, Sermaye Piyasası Kuruluna, spor olarak Spor Bakanlığına bağlı olacak şekilde kuşatılmıştır. Bakanlık şirkete çevirdiği kulüplerin yönetimindeki insanları istediği gibi görevden alabiliyor. Bir örnek vermek istiyorum. Biraz önce söyledim ya, şirket yapıyorsunuz Türk Ticaret Kanunu'na bağlı, spor kulübü olarak Spor Bakanlığına; bu tamam, derneklerden uzaklaşıyoruz fakat siz bir spor kulübünü kapatacağınız zaman İçişleri Bakanına yetki veriyorsunuz, Dernekler Kanunu'na açık açık atıf yapmışlar burada. Diyor ki: Bir spor kulübünün yöneticisi bir suç... Suçlar sıralanmış, maliyeyle ilgili daha çok. Kovuşturmaya başlatılması dâhil arkadaşlar yani herhangi bir hüküm verilmeden, İçişleri Bakanı tarafından görevden uzaklaştırılıyor; bitmedi, spor kulübünün bütün yönetim kurulu görevden uzaklaştırılabiliyor; bitmedi, spor kulübünün yarışmalardan meni... Ya, bu nedir? Yani bir kulübün sadece bir yöneticisinin yaptığı bir suç üzerinden o kulübü yarışmadan menediyor. Kim ediyor? Spor Bakanı mı? Hayır, İçişleri Bakanı. Şimdi, bu Dernekler Kanunu'nda uzaklaşıp burada sıkıntıya girdiğiniz zaman, spor şirketi olarak, spor kulübü olarak niye tekrar Dernekler Kanunu'na dönüyorsunuz?
Şimdi, hissedarlık yapısı... Nama yazılı olma zorunluluğu getirmişsiniz, hissedarlık yapısına "nama olma zorunluluğu" yazılmış. Ya, arkadaşlar, hissedarlık nama yazılı olunca şirketleri halka nasıl açacaksınız? Sermaye Piyasası Kurulunda nama yazılı şirket açılır mı? Bu teknik olarak mümkün değil yani burada da Sermaye Piyasası Kuruluyla çatışacaksınız.
Belediyeler Kanunu'yla çatışıyorsunuz. Nerede? Orada belediyelerin spor kulüplerine yardım yapmasının önünü kesiyorsunuz. Bu da bizden sonra oldu, biz belediyeleri aldık ya. Şimdi biz yardım da yapamıyoruz, sosyal yardım da yapamıyoruz.
NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Yok yok, en doğrusu bu.
ALİ KEVEN (Yozgat) - Yirmi sene önce niye yapmadınız?
MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Arkadaşlar, devam edebilir miyim? Ona geleceğim şimdi.
Şimdi, tamam da Belediyeler Yasası'nda aynı düzenlemeyi yapmamışsınız, sadece bu yasada düzenleme yaparak orayla çatışıyorsunuz; aslında her yerle çatışıyorsunuz. Hani, bir "torba kanun" tanımı vardı, biz de sürekli karşı çıkıyorduk; burada enteresan bir durum var, burada "çorba kanun" var çünkü burada birçok yerden örnekler var. Burada neler var? Burada Türk Ticaret Kanunu var -biraz sonra söyleyeceğim- Türk Ceza Kanunu var -buradan ceza kesiyorsunuz- Medeni Kanun var; burada olmayan kanun yok o yüzden bu işin içinden nasıl çıkılacak merak ediyorum.
Yine, enteresan, biraz önceki 7 mucize insandan sonra yeni bir enteresan madde; üst kuruluş. Şimdi, ne amaçla kurulduğu anlaşılamayan, spor bürokrasisinin de şüpheyle baktığı bir "üst kuruluş" tanımı var; 12'nci madde. Bu maddeyle spor federasyonlarına ve spor kulüplerine paralel federasyonlar geliyor. Şimdi, bu üst kuruluşa dâhil olan kulüplerin kendi arasında... Maddenin o bölümünü aynen okuyorum; kaynak ve güçlerini birleştirmek, yardımlaşmak, tesislerini ortaklaşa kullanmaktan bahsediyor. Yani bu üst kuruluşa dâhil olan ve de olmayan kulüpler açısından, aynı lig içerisinde yarıştıklarını düşünürsek bir asimetrik durum var. Şimdi, ben size teklif etsem, bu kanundan ayrı konuşalım; İstanbul'da 6-7 tane kulüp, örnek veriyorum, Galatarasay, Kasımpaşa, Başakşehir -neden hep Galatasaray'la başlıyorsak- Beşiktaş, Fenerbahçe... 15 tane kulüp bir araya gelecek, bir federasyon kuracak, bu bildiğiniz federasyondan hariç. Şimdi, Trabzonspor, Antalya, Bursa, Konya, Sakarya, Orduspor vesaire de bu ligin içindeler, beraber yarışıyorlar. Şimdi, İstanbul'da federasyon oluşturan diğer 15 kulüp kendi aralarında ne yapacaklarmış biliyor musunuz? Arkadaşlar, kaynak güçlerini birleştirecek, yardımlaşacaklar, tesislerini ortak edecekler, kaynaklarını ortak edecekler. Bu nedir ya? Size desem ki: Gelin, böyle bir şey yapalım. "Ya, öyle şey mi olur?" dersiniz. Bakın, bu açıkça şike ve teşvikin yasal altyapısıdır. Bu tehlikelidir, bu madde metni kesinlikle çıkarılmalıdır.
Ben bir bilgi daha paylaşacağım sizinle. Bir yıl kadar önce bu teklif aynı gündeme geldiğinde ben bununla ilgili "paralel federasyon" diye açıklama yaptım çünkü bu Kulüpler Birliğine ve mevcut spor federasyonuna da bir yan kuruluş; bunu görün yani. Bu açıklamayı yapınca Sayın Cumhurbaşkanının bunda hassasiyeti gördüğünü ve bu yasa teklifini bir yıl önce geri çekme sebeplerinden birinin bu olduğunu biliyoruz. Şimdi, bunu hiçbir değişiklik yapmadan buraya tekrar getirmenin gayesi nedir? Yani bunun ne amaçla kurulduğu da belli değil. Buna kulüpler de karşı arkadaşlar, biz kulüplerle de istişare ettik, belki siz yeterince etmediniz ama. Ya, böyle bir oluşum olabilir mi? Yani bir federasyon varken yandaki bu federasyon kim? Kulüplerin bir kısmı içinde, bir kısmı dışında. Şimdi, içinde kendi arasında maç yapacak olanlar var. Zaten diyor ki "Yardımlaşın." "Şike yapın." diyor. Öte taraftan dışarıdakiler de içeridekiyle yarıştığında bambaşka bir tablo var yani bunun serbest yarışmaya, adil yarışmaya aykırılık teşkil ettiğini, bunu açıkça söylemek istiyorum.
Bakanlığa mali denetim yetkisi verilmiş. Biraz önce söyledim, bu denetim birçok açıdan genişleyebilir.
Şimdi, öyle bir acemilik ve hızlı bir davranış var ki burada bakın, mesela, tanıma "tüzük" koymamışsınız. Metin içerisinde birçok yerde "tüzük" var ama "tanımlar" kısmında "tüzük" yok.
Şimdi, bakın, arkadaşlar, olimpik var, paralimpik var ama deaflimpik niye yok? Deaflimpik yok mu yani? Mesela, yine hassas olmamız gereken, çok hassas olmamız gereken... Mesela, özel olimpiyatlar niye yok? Bakın, atlamışsınız, özel olimpiyatlar yok, deaflimpik yok, sadece paralimpik ve olimpiği yazmışsınız, geçmiş. Yani burada tabii, o kadar hızlı ve acelecilik var ki tabii onu bir eleştiri için söylemiyorum, bir espri olsun diye söylüyorum. İmza sahiplerinin içerisinde, milletvekili imzalarını gözden geçirdim, Osmaniye Vekilimiz 2 defa imza atmış, gelmiş bir daha atmış yani. Mesela, bir acelecilik, bir dikkatsizlik var, onu anlatmaya çalışıyorum.
Şimdi, spor kulüplerini birleştiriyorsunuz, bazen de bölüyorsunuz. Ne zaman? Bakın, şimdi, çok enteresan, sayın vekillerim, bu kanunu hazırlayan arkadaşlarımıza söylüyorum: Spor kulüplerini birleştiriyorsunuz, bazen de bölüyorsunuz. Ne zaman? Sezonun ortasında mı? Maçlar devam ederken mi? Bakın, aynı ligdeki bir takım -biraz önceki örnekten hareketle söyleyeyim- diğer takımı satın alıyor yani kulüpler birleşiyor veya 2 branş birleşiyor kulüplerde. Ne zaman birleşiyor? Yarışma devam ederken, bu olabilir mi ya? Yani yarışma devam ederken yaptığınız zaman bütün ligin şaftı kayar. O yüzden, oraya "sezon sonunda" "lig tescil edildikten sonra" demeniz lazım, mesela o yok.
Şimdi, bir de "kamu yararına çalışan spor kulüpleri" tanımı var. Tamam, şu anda mevcut hâliyle işte bütün kulüpler bundan faydalanıyor. Bu faydanın devamına, bununla ilgili yardım yapmasına kamunun biz karşı değiliz. Ama bu "kamu yararı" kelimesine benim biraz alerjim var. Çünkü son günlerde bu "kamu yararı" çok aleyhte kullanılıyor. Mesela, çevre talan edilirken "kamu yararı", ağaçlar kesilirken "kamu yararı", dereler boğazlanırken "kamu yararı", hatta yandaşlara vergi affı getirmenin, sit alanını imara açmanın, "varlık barışı" diye kara para aklamanın tanımı da "kamu yararı." O yüzden, bunu çok daha net ifadelerle belirlemek lazım. Çünkü kamu yararına çalışan bazı derneklerin bu şekilde özel bir çabayla ve teşvikle spor alanına kaydırılması söz konusu olabilir, bunu da buraya, tarihe not düşüyorum. Bu konuda özel düzenlemeler yapmak lazım.
Şimdi, madde 24'te "Spor kulüplerinden alacaklarda devlet alacakları öncelikli." denilmiş. Yani işçiden, sporcudan önce devlet alacağı... Arkadaşlar, işçi devletten zengin mi çok merak ettim yani mesela niye bu, devlet alacağı öncelikli?
Madde 26'da spor federasyonunun merkezinin Ankara'da olduğunu yazalım, Ankara dışında olmasın. Buna şiddetle karşı çıkıyoruz çünkü yönetimin merkezi Ankara'dır, bunun bir duygusal ilişkisi de vardır devletimizde. Mesela, federasyon başkanı seçildi adam, hangi ildeyse federasyonu alsın, sırtına sarsın, götürsün; böyle bir şey olamaz. O yüzden, federasyon seçimleri de nasıl Ankara'daysa merkezleri de burada olmalıdır.
Tahkim Kurulu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi... Bu Tahkim Kurulundan biraz bahsetmek istiyorum. Şimdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye'deki Tahkim Kurulunun işleyişini sakat buldu, 28 Ocak 2020 Strazburg'da, Türkiye Futbol Federasyonuna bununla ilgili düzenleme yapması talimatını verdi. Neye dayanarak? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6'ncı maddesindeki adil yargılanma hakkını ihlal ettiği için.
Şimdi, TFF Olağan Genel Kurulunda 28 Temmuz 2021 tarihinde TFF statü değişikliği yaparak arkadaşlar, 11 Ağustos 2021'de Resmî Gazete'de yayımlandı. Bu kararla, 13 üyeli Hukuk Kurulları Aday Komisyonu her 1 Tahkim Kurulu üyeliği için 3 aday belirleyecek ve bu 3 aday TFF Genel Kurulunda seçime girecek, böyle bir düzenleme yapıldı, daha yeni, altı ay geçmedi. Şimdi, ne oldu bunun hepsini yok sayıyoruz? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini yok sayıyoruz, Türkiye Futbol Federasyonunu yok sayıyoruz, Kulüpler Birliğini yok sayıyoruz. Bunda ısrar neden burada daha adil bir yargılama metodu olduğu hâlde?
Bakanlık Spor Tahkim Kurulu var bir de, TFF'den ayrı. Bakanlık Spor Tahkim Kurulunu ise zaten Bakan kendi atıyor, onu kimseye bırakmamış, şahsen atıyor.
Şimdi, ceza maddeleri var. Türk Ceza Kanunu'nun alanında düzenlenmesi gereken birçok madde burada yapılmış.
Yine, teklifte bir eksik var arkadaşlar, bunu dikkate almanızı özellikle istiyorum. Size de çok geliyordur, teklifte bir spor sicil affı var. Bakın, spor sicil affı değerlendirilmemiş. "Spor federasyonlarının disiplin talimatları veya Spor Disiplin Yönetmeliği'nce, şike ve cinsel suçlar nedeniyle verilen disiplin suçları ile ödüllerin iadesi, ihraç, tescilin iptali, hükmen mağlubiyet, puan indirme, ligden düşürme, seyircisiz oynama, saha kapatma ve para cezaları dışında kalan -dışında kalan- ihtar, kınama, müsabakadan men, hak mahrumiyeti, lisans ve diğer uygunluk belgelerinin askıya alınması, lisansın ve diğer uygunluk belgelerinin iptali ile bulaşık olarak değerlendirilen doping cezaları -yani kötü niyetle değil- sicilden terkin edilir ve iptal edilen lisansların ilgilisine geri verilir. "Sicille ilgili bu düzenlemenin yapılmasını talep ediyoruz çünkü bu burada bir eksik olarak görünüyor.
Sonuç olarak, Türk sporundaki itibar kaybı bu yasayla dibe vurma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Süper Lig'in yayın değeri bile 500 milyon liradan 140-150 milyon liraya düşmüştür.
Siyaseten aynı noktada hiç olmadık, olmayız da muhtemelen. Ama Sayın Erdoğan'ın biz, geçmiş sporcu kimliğine ve spora yakın ilgisine dayanarak burada gene tekrar bir aklıselimin galip gelmesini; bu yasayı tepeden, baştan aşağıya yeniden ele alıp, bir düzene sokup bu hukuki çıkmazlardan sporu da sizleri de kurtaralım istiyoruz. Çünkü geçmiş bu, bir sene önceki, biraz önce bahsettiğim müdahaleyi düşündüğümde burada sanki gözden kaçmış bir durum var. Yani bu, Sayın Erdoğan'ın da dikkatinden kaçırılmış. Burada, Bakanlık bürokrasisinin de bu işe müdahil olduğunu düşünüyorum ben. Özellikle farklı kesimlerden, bizim dışımızda -spora siyasetüstü tabii ki bakıyoruz- sağ kesimde de aklıselim spor insanları var. Mesela, ben bir tanesini örnek vermek istiyorum: Mehmet Atalay, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Olimpiyat İzleme Kurulu Başkanlığı yaptı. Şimdi, 25 Martta, daha beş gün önce Karar gazetesinde bir yazı yayımlandı, yazının başlığı: "Yine, yeniden Spor Kulüpleri Yasası" Yani böyle, bir türkü eşliğinde "Bu işi ne kadar bekliyorduk, nerede kaldın!" yazısı. Dört gün sonra, dün itibarıyla, 29 Martta yazdığı yazının başlığı ise "yeni yasayla komünizm geri geliyor" Şimdi, arkadaşlar, AK PARTİ hükûmetleriyle çok baştan uzun yolculuklar yapmış, spora çok ciddi hizmetleri olmuş bir Spor Genel Müdürünü, spor insanını dört günde bu kadar şoka uğratan ne biliyor musunuz, yani böyle büyük beklenti? İşte bu metin. O yüzden, bu metinde çok ciddi sorunlar var. Ben, onun kullandığı birkaç ifadeyi kullanmak istiyorum, ben bu kadar ağır kullanmadım.
BAŞKAN EMRULLAH İŞLER - Yani süre epey uzadı, toparlayın da...
MUSTAFA ADIGÜZEL (Ordu) - Şöyle... Bitmek üzere.
Ben, yazıdaki maddeleri kullanıyorum, diyor ki: "Türk sporunun mezarını kazacak bir hilename; hayal kırıklığına uğradık. 59 maddenin sadece 1'ini gösterip 58 tane yeni bir çıkmaz sokak inşa edebilir. Sayın Cumhurbaşkanımız nasıl ikna edildi anlamak mümkün değil. Tabii, sadece bürokratlar değil, bakanlar da tek tüfek olmayı arzuluyor, bütün yetkilerin kendisinde toplanmasını tercih ediyor, herkes ayağına gelsin, bütün para akışını kontrol etsin istiyor." diyor. Kim diyor? Ben demiyorum, Mehmet Atalay diyor.
Bakan ve spor bürokrasisine çöreklenmiş oligarklarının yine Sayın Erdoğan'ı yanılttığını düşünüyorum. Şimdi, buradan bir örnek de vermek istiyorum. Sayın Bakanımız 2018 yılında Bakan oldu ama 2019 yılında Bakan olduktan hemen sonra bir yönetmelik çıkardı kendi kendine. Bakın, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı Görev, Yetki ve Sorumluluk Yönetmeliği, 13 Temmuz 2019. Kendisi Bakan olmadan önce Spor Toto Teşkilat Başkanlığı Genel Müdürüydü, oradan Bakan oldu ama Bakan olduktan sonra bir sene sonra çıkardığı bu yönetmelikle Spor Toto Teşkilat Başkanlığı Yönetim Kurulu Başkanı atadı kendisini. 5 üyesi var, 1'i kendi, 1'i Spor Totonun Teşkilat Başkanı şu anda, 3'ünü de kendi atıyor, onlar da zaten Spor Bakanlığının yetkilileri. Yani madem böyle, bunları kendiniz atayacaktınız, burayı olduğu gibi -Spor Totoyu- kendinize bağlayın, Bakanlık bünyesine alın, en azından Sayıştay denetler çünkü bunu böyle Sayıştay denetleyemiyor. Yani bu örneği niye verdim ben? Burada bir aşırı güç kullanımı var, bir her şeye hâkim olma duygusu var. Bu da aynı burada ona sirayet ediyor bu yasa teklifinde.
Bu yasa, Türk sporunu kapılara düşürecek; mahkeme kapılarına düşürecek, Bakanlık kapılarına düşürecek, uluslararası spor kurullarının kapılarına düşürecek, sporseverleri de asayiş ve emniyetin kapısına düşürecek. Yani o stadyumların çevrelerinin bu şike, teşvikle ilgili görünür maddeler nedeniyle birbirlerine girmesi, evlerde bile kavga çıkarmaya adaydır.
En iyi tarafından bakarak o bahsettiğiniz mali disiplinden bir şey söyleyeyim. "Bir önceki yılın brüt gelirlerinin yüzde 10'una kadar borçlanabilir." diyorsunuz. Ya, mesela kulüplerin gelirleri her yıl değişebilir, niye bir önceki yılın? Mesela burada "o yılın öngörülen bütçesinin" niye değil mesela? Bir önceki yıla göre değil de o günkü bütçeye göre yapabilirsiniz.
Son sözüm şu: "Denk bütçe" "denk bütçe" diyorsunuz, önce size sormak lazım, Hükûmet olarak siz denk bütçe yapıyor musunuz? Siz kendinizden sonraki bütün hükûmetleri, hatta bu ülkenin otuz kırk yılını bu yap-işlet-devretlerle mahkûm ettiniz, ondan sonra kendi yapmadığınız işi, şimdi kulüplerden denk bütçe talep ediyorsunuz.
Meclisi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.