| Komisyon Adı | : | MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU |
| Konu | : | Askerî Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4498). |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 22 .06.2022 |
AHMET ÖNAL (Kırıkkale) - Sayın Başkanım, çok kıymetli Komisyon üyeleri, değerli milletvekilleri, Sayın Bakanımız, çok kıymetli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
1'inci madde üzerinde hukuki anlamda bir değerlendirme yapmak istiyorum. Sayın Bakanımız da bir hukukçu, mutlaka söyleyeceğim şeyler ilgisini çekecektir diye düşünüyorum.
1'inci maddeyle "Firar ve izin tecavüzü gibi hakkında ön inceleme yapılanın bulunmaması nedeniyle ifade almayı imkânsız hale getiren zorunlu hâllerde, ilgilinin ifadesi alınmaz." hükmü getirilmektedir. Madde gerekçesine baktığımda sırf askerî suçlardan bahsedilmiş, askerî hizmetin kesintiye uğramadan sürdürülmesi, askerî disiplinin etkin bir şekilde muhafaza edilmesi, askerî menfaat ve gereklerin doğrudan doğruya korunmasının amaçlandığı belirtilmiştir. Ben, burada savunma hakkından bahsetmek istiyorum Sayın Bakanım. Bir suçla itham edilen herkesin savunma hakkı vardır. Yargıtaya göre savunma hakkı, yargı organları nezdinde kendini savunma, avukat yardımından yararlanma, soru sorma, susma, aleyhe olan işleme katılmama, tercümandan yararlanma, delillerin toplanmasını isteme, duruşmada hazır bulunma, kanun yoluna başvurma gibi hakları ifade etmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/3 maddesi de bir suçla itham edilen herkesin savunma hakkı olduğunu söylemiştir. Bu bağlamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6/3 maddesinden kısaca bahsetmek istiyorum. Kendisine karşı yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebinin en kısa sürede anladığı bir dilde ve ayrıntılı olarak haberdar edilmesi, savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olmak, kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak, eğer avukat tutmak için gerekli maddi olanaklardan yoksun ise adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde resen atanacak bir avukatın yardımından faydalanmak, iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmesi ve dinlenilmesini sağlamak. Yani, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiyle Yargıtayımızın savunma hakkı konusunda ortaya koyduğu kriterler birbiriyle çok paraleldir. Bu anlamda, savunma hakkı şüpheliyi ve sanığı ilgilendirdiği kadar toplumda yaşayan her bir ferdi, dolayısıyla bütün toplumu ve yine adaleti sağlamakla yükümlü devleti de ilgilendirmektedir. Ceza muhakemesinin amacı, yargılama neticesi verilen ve iddiayla savunmanın değerlendirilmesinden ibaret olan hükmün doğru olmasını sağlamaktır. Sanığın duruşmada hazır bulunabilmesi, yükümlülük yönü olmakla birlikte öncelikle kendisi açısından bir hak olup bu hak adil yargılanma hakkının temel unsurlarından da birini oluşturmaktadır. Tarafı olduğumuz ve onayladığımız, aynı zamanda iç hukuk mevzuatı hâline getirdiğimiz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi de bunu emretmektedir. Yine Anayasa'mızın "temel haklar ve ödevler" başlıklı 36'ncı maddesinde de "Herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." şeklinde bir düzenleme getirilmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 289/1-h maddesi uyarınca savunma hakkının sınırlandırılması mutlak bir bozma nedenidir. Savunma hakkının temelini oluşturan sorgu, sadece sanık lehine geliştirilmiş bir hüküm değil, aynı zamanda maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla konulmuş, kamusal niteliği de bulunan emredici bir hukuk kuralıdır. Savunma hakkının sınırlandırılamayacağı ilke olmakla birlikte, kanun koyucunun başka bir mağduriyete sebebiyet vermemek, yargılamanın uzamasını engellemek, usul ekonomisi, gereksiz emek ve gider kaybına neden olmamak açısından bazı sınırlamalar getirdiği de bir gerçektir. Ancak bu sınırlamalar yukarıda belirtildiği gibi bir istisna olup bu hâllerde dahi Usul Kanunu'muz bazı şartların varlığını aramaktadır.
Sayın Bakanım, sanık, duruşmada hazır bulunması gereken kişilerden olup, bu durum yargılamanın yüze karşılık özelliği ve savunma hakkının da bir sonucudur. Bu nedenledir ki ceza muhakemesi hukukunda istisnai hâller haricinde duruşmaya gelmeyen sanık hakkında hüküm dahi verilemez. Hukukun genel prensipleri bu şekildeyken ve Anayasa'mız, Türk Ceza Kanunu'muz, Ceza Muhakemeleri Kanunu'muz ve Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi hükümlerine göre savunma hakkı yargılamanın en önemli unsurlarındandır. Ancak siz, bu düzenlemeyle firar ve izin tecavüzü gibi, hakkında ön inceleme yapılanın bulunmaması nedeniyle ifade almayı imkânsız kılan zorunlu hâllerde ilgilinin ifadesinin alınamayacağını belirterek savunma hakkını kısıtlamaktasınız. Savunma hakkının kısıtlanması açıkça Anayasa'ya aykırıdır. Kanun maddesi bu hâliyle yasalaşırsa Anayasa Mahkemesinde bence iptal edilme ihtimali de yüksektir.
Ayrıca, yine, Sayın Bakanım, teklif metninde ifade almayı imkânsız kılan zorunlu hâllerden bahsedilmekte ancak bu hâllerin ne olduğu da belirtilmemektedir. Buradan soruyorum: İfade almayı imkânsız kılan zorunlu hâller nelerdir? Bunu kim, hangi kriterlere göre tespit edecektir? Bu durum keyfî uygulamaya yol açabilir mi? Keyfî uygulamalarla ilgilinin temel hak ve hürriyetleri ihlal edilirse sorumlu kim olacaktır? İlgilinin hukuki konumunu zayıflatan ve savunma hakkını kısıtlayan bu muğlak kavramın kanun metninden çıkarılması gerektiği düşüncesindeyim.
Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sanığın ceza muhakemesindeki en önemli haklarından birisi de yargılamanın her aşamasında göz önünde bulundurulması gereken savunma hakkıdır. Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan bu hakkın herhangi bir nedenle sınırlandırılması mümkün değildir. Yine, biraz önce bahsettiğim gibi savunma hakkını sınırlandırmak mutlak bir bozma nedenidir.
Değerli arkadaşlar, sanığa savunma hakkı verilip sanığın sorgusu yapılmadan mahkûmiyet hükmü kurulamaz, aksi hâlde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6'ncı maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlali sonucuna sebebiyet verilebilecek, böylece Anayasa ve uluslararası sözleşmelerde güvence altına alınan savunma hakkı kısıtlanmış olacaktır. Sayın Bakanım, daha yeni, 2019 yılında Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2019/544 sayılı Kararı'nda da bu konunun üzerinde durmuştur. Dolayısıyla, biz burada sanığın, yani firar suçundan ve izin tecavüzü suçunu işlediği iddia edilen kişinin savunma hakkını kısıtlayarak hukuka aykırı bir pozisyon, durum yaratmış oluyoruz. Bir hukukçu olmanız hasebiyle de bu itirazlarım hakkındaki düşünceleriniz nedir Sayın Bakanım? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Teşekkür ediyorum.