| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ile Bağlı Cetvellerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (1/284) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 23 .06.2022 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar, basın mensupları, davetliler; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Yılın ortasında yeni bir bütçe yapıyoruz; ister "ek bütçe" diyelim istersek "yeni bütçe" diyelim ama rakamlara baktığımızda, bu, âdeta yeni bir bütçe yapılıyormuşçasına ortaya çıkan, devasa boyutlarda rakamları içeren yeni bir bütçe gibi gözükmektedir. Böyle bir sonucun ortaya çıkmasının sebebi elbette ki yüksek enflasyondur.
Sayın Bakanın yaptığı açıklamadan gelirlerdeki artışların ödeneklere göre dağıtıldığını anlıyorum. Bu, gelirlerdeki artışın, 1 trilyon 80 milyar Türk lirası tutarındaki artışın ana temel kaynağı bildiğiniz gibi enflasyondur. Enflasyon, haksız yere tahsil edilen vergiler demektir, düşük gelir gruplarından tahsil edilen vergiler demektir. Enflasyon bir taraftan vatandaşı perişan ederken, geçim sıkıntısına düşürürken, hayatı çekilmez hâle getirirken, diğer taraftan da devlete, kamuya yüksek miktarlarda havadan vergi transferi yapmaktadır. Ve bu Hükûmetin para arayışı içerisinde -her ne kadar döviz arıyorsa da- bu enflasyon ortamından memnun olduğu, hazinenin bu haksız vergilerle otomatikman doluşundan mutluluk duyduğunu, gözlerinde ışıltıların olduğunu da hissediyoruz.
Şimdi, neden bu gelir artışları enflasyona dayalı olarak düşük gelir gruplarındandır? Rakamlara baktığımızda görüyoruz zaten. Dâhilde alınan KDV, ÖTV ve benzeri vergilerden dolayı 344 milyar liralık ilave gelir bekliyor Hükûmet. Diğer taraftan ithalde alınan KDV ve gümrük vergilerinden beklediği gelir ise 324 milyardır yani toplam 668 milyar liralık bir ek gelir. Bu enflasyon nedeniyle tüketim mallarının fiyatının artışından dolayı dar ve sabit gelirlilerin üzerinden tahsil edilmiş olmaktadır, olacaktır, yıl sonuna kadar. Doğrudan gelirlerdeki artışa bakıyoruz; bu, toplam gelir vergisi ve kurumlar vergisi 370 milyar civarındadır yani dolaylı vergilerdeki artış 2 kattır. Ancak burada şunu da belirtelim: Bu kurumlar vergisindeki artış da doğrudan doğruya yine Hükûmetin izlemiş olduğu bir politikanın ürünüdür. O politika nedir? Politika faizini düşürmek suretiyle -bildiğiniz gibi yüzde 14'e indirmek suretiyle- bankalara Merkez Bankasından yapılan kredilerin bankalar tarafından bir taraftan hazineye, bir taraftan tüketicilere ve ticari krediler şeklinde vatandaşlara daha yüksek faizlerle verilmesi, bankaları büyük oranda kârlı hâle getirmiştir. Diğer taraftan mevduat faizlerinin düşük olması, vatandaşların yüzde 16 faizle Türk liralarını bankaya yatırmaları, kur korumalı mevduat olarak yatırdıkları paranın kurla bankanın ödeyeceği yüzde 16'lık faiz arasındaki farkı hazinenin ödemesi nedeniyle de bankalar kur korumalı mevduattan dolayı da büyük kârlılık içerisinde olduklarından buradaki kurumlar vergisindeki artış doğrudan doğruya hem enflasyon iştahıyla hem de bankaları sürekli fonlama çabasında olan Hükûmetin bilinçli ve tercihli politikalarıyla ortaya çıkmıştır. Bu gelir artışı, bir ek bütçe yapma ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Ama Sayın Bakanın ve iktidar partisi milletvekillerinin yapmış olduğu konuşmalarda sanki ortaya çıkan tabloda Hükûmetin olumsuz bir etkisi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Tamamlarsanız Sayın Şener...
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Beş dakika mı oldu yoksa?
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Ha, pardon, ben beşe... Affedersiniz, doğru doğru; beşten ona gelince, affedersiniz...
Devam edelim lütfen.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yapmış oldukları açıklamalarda hiç Hükûmeti kabahatli görmüyor; Hükûmet masumdur, yaparsa iyi yapar, bu nedenle de muhakkak suçlu, sorumlu başka bir yerlerdir. O hâlde kimdir sorumlu? Dış güçler, dünyadaki konjonktürel gelişmeler, bilmem Rusya-Ukrayna savaşı, pandemi vesaire. Değerli arkadaşlar, eğer Hükûmet basiretli olursa dünyadaki olumsuz koşulları da avantaja çevirebilir. Ne yaptığını biliyorsa bunu gerçekleştirebilir ama içeride kötü şeyler oluyorsa, vatandaş hayat pahalılığından bıkmış usanmışsa, gelir dağılımını bu konjonktür son derecede bozmuşsa, yoksullar daha fazla yoksullaşmış zenginler daha fazla zenginleşmişse -ki öyledir- bunun bir numaralı sorumlusu mevcut iktidardır. Sonra, ortaya çıkan krizi ve devam eden ekonomik buhranı dış koşullara bağlamanın da hiçbir mantığı yoktur. 2018 Ağustosunda kriz patlamıştır, ondan önceki bir yıl da zaten kriz koşullarında devam ediyordu dolayısıyla dünyanın hiçbir yerinde kriz yokken, pandemi diye bir şey yokken patlayan bu Hükûmetin yanlış politikaları yüzünden ortaya çıkan bir kriz, beş senedir ekonomik buhrana dönüşmüş ve devam etmektedir.
Ben hiç anlayamıyorum, ben hayatımda hem bu kadar çok yetkili olup hem de sürekli övünen fakat sorumluluğunu asla kabul etmeyen bir iktidarı hiç duymadım. Türkiye Cumhuriyeti'nin idaresine, yönetimine ilk defa bir Hükûmet gelmiştir, bir iktidar gelmiştir, tüm kadrolarıyla sorumsuz olduğunu iddia ediyor, sorumluluğu üstlenmiyor. Ya, şu sorumluluğunuzu üstlenin, sorumluluğunuzu kabul etmemek hem kitaba aykırıdır hem de demokratik teamüllere aykırıdır. Hiç duymadım şimdiye kadar, Sayın Bakan da öyle, hiç "Biz sorumluyuz." diye bir cümle söylemedi. Enflasyon patladı, sorumlusu kim? Sorumlusu sizsiniz, Hükûmettir, hatta Sayın Bakan, kendisidir. Neden? "Politika faizini indireceğiz." dediniz, 100 baz puan indirdiniz; kur yükseldi, enflasyon başını kaldırdı. Zaman geçti, bir 200 baz puan indirdiniz; yine kur fırladı, bilmem, enflasyon yükseldi. Hızınızı alamadınız "Biz yeni bir politika uyguluyoruz." dediniz, 100 baz puan düşürdünüz tekrar; yine enflasyon, kur yükseldi. Buna rağmen, 4'üncü kez indirecektiniz politika faizini, bütün iktisatçılar ayaklandılar "Aman yapmayın, memleketi batıracaksınız." diye, sonra Hükûmet yine 100 baz puan indirdi; kur fırladı, enflasyon fırladı hâlâ o gündür bugündür gidiyor enflasyon, kur da gidiyor. Ama Hükûmet ne yaptı? Aman bu enflasyonun, kur fırlamasının sorumlusu biz değiliz... Kur bilmem şu kadar diyecek, ne kadar paylaşım yaptıysa, beyanatta bulunduysa, açıklamada bulunduysa bütün iktisatçıları mahkemeye sevk etti, dava açtı. Ya, kendi sorumluluğunuzu kabul etsenize. 4 kez üst üste denemişsiniz, her seferinde enflasyon artmış, kur artmış 4'üncü kez de demiş ki bu ülkede iktisadı bilenler, evrensel kurallarını bilenler "Bunu yapmayın, kur artar." yapmışsınız, kur arttı diye onları mahkemeye sevk etmişsiniz ya. Böyle bir yönetim tarzı olur mu? Allah aşkına bir kez de "Biz sorumluyuz." deyin.
Hani enflasyonu kaldıracaktınız? Ocakta şubatta düşüyordu hani? Yüzde 73,5 TÜİK'in -biraz terbiye edilmiş- verdiği rakamlara göre TÜFE, ÜFE yüzde 132, yüzde 132. Tarihî rekor düzeyinde bir enflasyon; 90'lı yıllarda da yok, 70'li yıllarda da yok böyle bir enflasyon ÜFE itibarıyla baktığımızda, yüzde 132'lik enflasyon olarak baktığınızda.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Tamamlarsanız lütfen.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sonra söylediğiniz çıkmamış; hani dış ticaret açığını kapatacaktınız? Hani cari açığı kapatacaktınız? E, cari açık fırladı, rakamlar ortada cari açıkla ilgili. Bakın, 2021 yılı boyunca 14 milyar dolarlık cari açık var, bu sene dört ayda 21 milyar dolar cari açık var arkadaşlar. Geçen senenin yıllık cari açığının üzerinde dört aylık açık vermişsiniz. Dış ticaret açığı da var, demek ki dedikleriniz olmuyor. Efendim "Biz düzeltiyoruz." Neyini düzeltiyorsunuz? Dış ticaret hadlerine bakıyoruz: Eğer ihracat kapasitesi bu ülkenin artıyorsa dış ticaret hadleri lehimize gelişir, tarihî seviyede düşük dış ticaret haddi, yüzde 74.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, geri kalanını maddelere bırakırsanız sevinirim.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Ve maalesef, Sayın Bakan'ın ağzından bir "Biz sorumluyuz." cümlesini duymak istediğimi ifade eder, saygılarımı arz ederim.