| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 24 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 06 .11.2014 |
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri; öncelikle böylesine kapsamlı ve detaylı bir görüşme için ben teşekkür ediyorum. Hem ekonomik programımızın geneli hem de kurumlarımızla ilgili detaylı konuları değerli Komisyon üyelerimiz dile getirdi. Bir yandan eleştirileri not aldık, bir yandan da soru niteliğinde olan konulara ben hızlı hızlı cevap vermeye çalışayım.
Öncelikle, genel ekonominin performansını tabii farklı şekilde değerlendirmek mümkün ama burada, nereden bakarsak bakalım, bugünden geçmişe gidelim, geçmişten bugüne gelelim, farklı tarihleri alalım ama bu son on iki yıldır Türkiye'nin genel anlamda ekonomik performansının sonuçları oldukça olumlu. Yani, bunu uluslararası kuruluşlar da, bağımsız değerlendiriciler de, hepsi teslim ediyor.
Millî gelir hesapları dolar olarak, TL olarak yapılabiliyor, satın alma gücü paritesine göre dolar olarak millî gelir hesabı yapılabiliyor. Bunu nereden, nasıl okursanız tabii öyle yorumlamak mümkün. Ama satın alma gücü paritesine göre baktığımızda dahi, işte, 2002'de 10.324 dolar olan millî gelir, 2013'te 18.874 dolara çıkmış, bu, IMF'in parametrelerine göre. OECD parametrelerine göre belki 100-200 dolar aşağı yukarı olur yani çok benzer rakamlar elde ediyoruz. Öbür taraftan, nominal yani piyasa kuruna göre baktığımızda da 3.522 dolardan 10.721 dolara 2013'te çıkmış bir millî gelirimiz var ve Dünya Bankasının sınıflandırmasına göre de 2002'de alt-orta gelir grubunda olan Türkiye, hatta alt-orta gelir grubunun altlarında olan Türkiye, 2013 yılı itibarıyla üst-orta gelir ülke grubunun üstlerine çıkmış durumda. Dolayısıyla, uluslararası karşılaştırmalarda baktığımızda, nihayetinde tüm refah göstergelerimizde ciddi artış var ve üstelik bu refah daha adil bir şekilde paylaşılıyor 2002 yılına göre. Gelir dağılımıyla ilgili bazı rakamlar verildi, o rakamlar TÜİK verileriyle maalesef doğrulanmıyor. Şöyle bir baktığımızda, TÜİK yüzde 10'luk gelir dilimleri hâlinde bunu yayınlıyor. Mesela, 2002'de ilk yüzde 20'lik kesim yani ilk yüzde 20 derken, en düşük gelirli yüzde 20'lik kesim toplam gelirin yüzde 5,3'ünü alırken 2013'te bu, yüzde 6,6'ya çıkmış. En yüksek gelirli yüzde 20'lik kesimin toplam gelirden aldığı pay da yüzde 50'den yüzde 45,2'ye düşmüş.
BAŞKAN - Zannediyorum arkadaşlar serveti söyledi. Servet ile gelir karışıklığı oldu.
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Credit Suisse'in çalışması servetle ilgili, dolayısıyla Gini katsayısıyla alakalı değil, gelirle alakalı değil.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Şimdi, o servet dağılımının hesabı kitabı çok kolay değil tabii. Onun için, resmî kayıtlardan alınan bir şey yok. Hani "İmanla malın kimde olduğu belli olmaz." diye bir söz vardır, dolayısıyla, o serveti kati yakalamak mümkün değil ama o tür kuruluşlar daha çok böyle, geliri yüksek gruplara bankacılık yapıyorlar yani varlık yönetim bankacılığı yapıyorlar, belki o amaçlı bir çalışma yapmış olabilirler. Ama, gelir dağılımına baktığımızda ki devletin resmî verilerindeki -ki o, hane halkı gelir araştırmasıyla yapılıyor bu çalışmalar- bu rakamlar bize bunu gösteriyor.
Genel anlamda, orta vadeli programlarla alakalı bazı konular gündeme geldi. Öncelikle şunu söylemekte fayda var: Türkiye orta vadeli program hazırlayabilen ender ülkelerden bir tanesi. Bugün G20 ülkelerinin çoğu bir orta vadeli program dahi hazırlayamıyor, öngörülemiyor, plan yapmakta güçlük çekiyorlar. Biz G20 bildirgelerine özellikle yazıyoruz, tüm G20 ülkeleri kredibilitesi yüksek olan, güvenilir orta vadeli programlarını mutlaka yapmalıdır diye ve orta vadeli programlar yapılırken o gün itibarıyla, yapıldığı gün itibarıyla dünya konjonktürü nasıl, bizim kendi coğrafyamızdaki konjonktür nasıl ve ileriye doğru beklentiler nasıl; bunları dikkate alarak bu programlar yapılıyor. Ama bir sene sonra güncelleme vakti geldiğinde dünya konjonktürü değişmiş oluyor, bölgemizin konjonktürü değişmiş olabiliyor ya da Türkiye'yle ilgili göstergeler değişmiş oluyor. Zaten her yıl orta vadeli programların yenilenmesindeki gerekçe de bu. Kaldı ki yayınladığımız anda uluslararası kuruluşların Türkiye tahminlerine bakın, yayınladığımız anda piyasa analistlerinin tahminlerine bakın, bizim yayınladığımız rakamlarla dışarıdan Türkiye'yi gözleyip Türkiye hakkında rapor yazan kuruluşların raporları arasında çok büyük bir benzerlik vardı, uyum vardı. Yani biz böyle piyasa beklentisinin çok dışında, tamamen hayalî bir program bugüne kadar hiç açıklamadık ama dünya büyümesiyle ilgili, Avrupa'nın büyümesiyle ilgili, Avrupa'daki enflasyonla ilgili şöyle bir ne tahmin ediliyordu, ne gerçekleşiyor diye baktığınızda, özellikle 2008 yılından sonraki dönemde tahmin yapmanın çok zor olduğu bir dönemi de dünyanın yaşadığını kabul etmek zorundayız. Bugün, Avrupa'yla ilgili büyüme rakamları sürekli revize ediliyor ve genelde sürekli aşağı revize ediliyor. Japonya'yla ilgili durum yine aynı. Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası, OECD üç ayda bir, altı ayda bir beklentilerini güncelliyor, projeksiyonlarını güncelliyor ve her güncellemede ciddi farklılıklar oluşabiliyor. Dolayısıyla, bu programların kredibilitesinin yayımlandığı anda ne kadar gerçekçi, yayımlandığı andaki tahminler, hedefler ne kadar samimi, bununla ölçülmesi lazım. Tabii ki yola çıktığınızda, uygulamaya başladığınızda başta yapılan hesap kitapla, konjonktürle uygulama dönemindeki konjonktür oldukça değişmiş olabiliyor. Bu, hem büyüme rakamları için geçerli hem enflasyon rakamları için geçerli. Ve şimdiye kadar bizim açıkladığımız orta vadeli programların tümü açıklandığı an itibarıyla piyasalarda olumlu karşılanmıştır, gerçekçi bulunmuştur, samimi bulunmuştur ve içeriğine baktığımızda da Türkiye'nin ihtiyaçlarıyla örtüşen programlardır bunlar.
Orta vadeli programların rakamsal boyutuna baktığımız zaman, bunların bazısı bir hedeftir, bazısı tahmindir. Mesela enflasyon. Enflasyona çok kısa vadede koyduğumuz rakamlar mesela, bu yıl, gelecek yıl gibi rakamlar bunlar tahmindir ama 2016, 2017'ye doğru gittiğinizde bunlar artık hedef niteliğini taşır. Yine, büyümede de benzer bir durum vardır. Daha kısa vadeli rakamlara baktığınızda daha çok bunlar tahmindir ama 2016, 2017'ye doğru gittiğinizde hedeftir. Örneğin bizim bu yüzde 4'lük ve yüzde 5'lik büyüme rakamlarımız bir varsayıma dayanır. Bu varsayım da gerekli yapısal reformların yapılacağı varsayımıdır. Bugün, Sayın Başbakanımızın açıkladığı 9 dönüşüm programı, daha sonra açıklayacağı ilave 16 dönüşüm programları eğer uygulanırsa bu büyüme rakamları gerçekleşecektir. Yoksa bunların uygulanmaması senaryosunda gerçekten de yüzde 4-5'lik büyüme rakamlarına dahi ulaşmamız zor olabilir.
Türkiye ekonomisinin yapısına baktığımızda, maalesef, çok ciddi miktarda dışarıdan çok ciddi miktarda petrol, doğal gaz ithalatımız var. Kendi kaynağımız olmadığı için hem kendi ihtiyacımız, kendi tüketimimiz için hem de üretip ihraç edeceğimiz ürünler için, sanayinin ihtiyacı için gerekli olan enerjiyi maalesef ithal ediyoruz. Bugün bizim sadece kendimize yeter bir enerjimiz olsa, sadece kendi tükettiğimiz kadar petrolümüz ve doğal gazımız olsa Türkiye'nin cari açık diye bir sorunu yok; tam tersine, bugünler itibarıyla bir miktar cari fazlamız bile var. O, bir numaralı konu.
İkincisi, tasarruf oranlarımız: Maalesef tasarruf oranlarımız olması gerekenin altında. Gelişmekte olan ülkelerin ortalama tasarruf oranı yüzde 32, bizde yüzde 13,4'e kadar düşmüş idi 2013'te fakat bu yıl, 2014'te öyle tahmin ediyoruz ki bu tasarruf oranlarımız yüzde 14,9'a çıkacak. Yani geçen yıla göre 1,5 puanlık bir tasarrufta artış öngörüyoruz bu yıl için. Zaten, cari açıktaki düşüş aslında tasarruf oranındaki artışla da bire bir bağlı.
Bir başka önemli konu, işsizlik rakamları ve istihdam rakamları. Türkiye'de istihdam özellikle bu 2009 yılından bu yana daha önce yakın tarihimizde görülmemiş bir hızla arttı. Mevsimsel düzeltilmiş yani mevsimsel etkilerden arındırılmış rakamlara baktığımızda 2009'dan bu yana 6 milyona yakın bir istihdam artışı oldu, son on iki aydaki istihdam artışımız yaklaşık 1 milyon 280 bin civarında. Peki, diyeceksiniz ki: O zaman işsizlik niye düşmüyor? Çünkü iş gücüne katılım çok hızlı artıyor. Yine, yakın tarihimizde görmediğimiz bir hızla Türkiye'de iş gücüne katılım artıyor. Yani daha önce şu ya da bu sebeple çalışmamayı tercih eden vatandaşlarımız artık iş gücü piyasasına girmeye ve iş aramaya başlıyorlar. Bir yılda yüzde 2 gibi bir artış, iş gücüne katılımda gerçekten sadece Türkiye için değil, dünya genelinde de çok ciddi bir artış ama bu ülkemizin toplam istihdam üretmesi açısından bir bakıma olumlu. Zaten, biraz da artık işsizlik oranına değil de istihdam oranına da biz bakmaya başladık. Bu, ikisini birden kuşatan bir gösterge. İstihdam oranlarına baktığımızda da 2008, 2009'dan bu yana gerçekten rakamlar oldukça tatmin edici.
Enflasyondaki sapmayla ilgili zaten ben konuşmamda da aslında sebeplerini biraz açıklamaya çalıştım. Merkez Bankamız da bunu vurguluyor ama enflasyonla mücadeledeki kararlılığımız tam. Yeni Orta Vadeli Program'ımızın da en önemli hedefinin enflasyonu düşürme olduğunu da zaten açıkladık. Bu sadece Merkez Bankasının çabalarıyla olabilecek bir iş değil, farklı alanlardaki politikalarımızı da mutlaka enflasyona daha odaklanacak şekilde şekillendirmemiz gerekecek.
Kurlarla ilgili sorular vardı. "Bu programlardaki, ister kalkınma planı olsun, ister Orta Vadeli Program olsun bu kurlar nereden, nasıl geliyor?" diye. Bizim son derece tutarlı bir şekilde hem orta vadeli programlarda hem de kalkınma planında kurla ilgili şöyle bir varsayımımız var: Programı ya da planı yaptığımız yılın sonu itibarıyla Merkez Bankasının beklenti anketi ne? Merkez Bankasının beklenti anketindeki kur neyse biz o kuru koyuyoruz, daha sonraki yıllar için de reel artışı sıfır kabul ediyoruz. Yani reel olarak Türk lirasında ne değer kaybı ne de değer kazancı olacağını varsayıyoruz, orta vadeli programlarda da böyle, kalkınma planında da böyle çünkü serbest kur rejiminde bizim bir kur hedefimiz yok ama program yaparken bir kur varsayımı yapmamız gerekiyor. O kur varsayımı için de dayanak ne olmalı, nasıl bir kur varsayacağız? Piyasa beklentisi ve reel değişimin sıfır olduğu bir kur setini programa yazıyoruz ama fiiliyatta kurun nasıl gerçekleşeceği tamamen piyasa şartlarında oluşuyor. Bu, serbest kurun, dalgalı kurun doğal gereği. Kur hedefi diye bir şey yok. Yani "Programda kur hedefi şunu koydunuz ama tutmadı." Hedefimiz yok yani serbest, dalgalı kur rejimindeyiz, sadece varsayımlarla hareket ediyoruz ama şu da var ki: Kurdan enflasyona geçişkenlik var hâlâ Türkiye'de. Bu geçişkenlik de Merkez Bankamızın önem verdiği bir konu. Yani Türk lirası değer kaybediyor, değer kaybının belli bir miktarı enflasyona yansıyor. Eskiden bu bağ daha kuvvetliydi, şimdi zayıfladı. Geçişkenlik yüzde 15 civarında. Bu yüzde 15'in 10 puanı ilk altı ayda geliyor, 5 puanı da ikinci altı ayda geliyor. Eskiden yüzde 30 civarındaydı ama hâlâ orada bir geçişkenlik var. Dolayısıyla, Merkez Bankamız kura bakarken bunu enflasyon üzerindeki olası etkilerini de dikkate alarak para politikalarını yönlendiriyor.
Dış finansman ihtiyacıyla alakalı konular tabii önemli ve özellikle bizim dış finansman ihtiyacı özel sektörün aslında finansman ihtiyacı. Bizim cari açığımız bir miktar doğrudan sermaye girişiyle finanse ediliyor ama geri kalanı da borçlanılarak finanse ediliyor yani özel sektörümüz dışarıya borçlanarak finanse ediliyor. Daha çok kısa vadeli kaynaklarla finanse edildiği bir ara doğruydu ama şu son yedi sekiz aylık döneme baktığımız zaman cari açığın artık çok önemli bir kısmı, yüzde 80-yüzde 90 gibi bir kısmı uzun vadeli finansmanla artık kapatılıyor. Bir ara yaşadık onu böyle on iki ay kadar bir dönem gerçekten çok kısa vadeli finansmanla cari açık karşılanmıştı, şimdi daha uzun vadeye dönmüş durumda. O tabii, riskleri, endişeleri bir miktar azaltıyor.
Türkiye'nin genel anlamda ekonomik yapısına baktığımızda maliye politikalarında zaten oldukça disiplinli bir çizgi izliyoruz ve kamu borcu risk alanı olmaktan çıktı. Para politikalarını Merkez Bankası hem fiyat istikrarı odaklı hem de finansal istikrar odaklı yürütüyor ama asıl önem vermemiz gereken konu bundan sonra artık yapısal reformlar. "Yapısal reformlar ne?" dediğimizde şimdiye kadar biz ne yapıyorduk? Kalkınma planlarında olsun, orta vadeli programlarda olsun genel anlamda hangi konularda çalışılacağını vurguluyorduk ama ilk defa ne yaptık bu sefer? Bu kalkınma planının ekindeki, yine ilk defa açıklanan Öncelikli Dönüşüm Programı'nın somut eylem planlarını yaptık. Eylem planlarına açıp baktığınızda -ki web sitelerinde de yayımlandı- 417 tane adım açıkladık. Bu adımları hangi bakanlığımız atacak ve en geç hangi tarihe kadar atacak. G 20 ülkeleri içerisinde şu ana kadar bu kadar detaylı bir eylem planı açıklayıp da böylesine bir taahhüde giren bir ülke de yok. Eğer bundan sonra potansiyel büyümemizi artırmak istiyorsak yani yüzde 3'lü-4'lü seviyelerde değil de...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - ...yüzde 5-6 ve hatta daha yüksek büyüme oranlarına ulaşmak istiyorsak bu ancak ve ancak yapısal reformlarla mümkün olacak. Büyümemizin dengeli olması gerekiyor. Sadece büyümenin rakamı, niceliği önemli değil, aynı zamanda dengeli bir büyüme olması gerekiyor. Eğer bizim büyümemiz sadece iç talepten, içeride tüketmekten gelen bir büyüme ise bu hemen yanı başında büyük bir cari açığı da getiriyor. Dolayısıyla daha çok ihracata dayanan, dış talebe dayanan bir büyümeyi arzu ediyoruz ve son bir yıldır aldığımız tedbirlerle de bu önemli ölçüde gerçekleşti ve bankaların kredi hacmi yine çok hızlı artmaya başlamıştı, yüzde 35-36'ya çıkmıştı, yüzde 16'ya düştü. Yine, aldığımız tedbirlerle kredi kompozisyonunu değiştirmeye çalıştık ve tam da istediğimiz sonucu elde ettik. Tüketici kredilerindeki artış yüzde 8-9 civarında şu anda, tüketici kredilerinde son on iki ayı söylüyorum ama KOBİ kredilerine baktığınızda yüzde 25'lik bir artış var KOBİ kredilerinde. Eskiden televizyonlarda bankaların kredi kartı reklamını görüyordunuz, şimdi televizyonlarda KOBİ kredisi reklamını görüyorsunuz. Demek ki koordineli bir şekilde yapılan düzenlemeler finans sektörümüzü daha doğru, daha istikrarlı bir iş modeline başarılı bir şekilde yönlendirebiliyor. Bizim bu önümüzdeki dönemde de ihtiyatlı tutumumuz devam edecek, dengeli bir büyüme için mutlaka bir çaba içerisinde olacağız çünkü Türkiye'nin sadece bugününü yarınını değil sadece bu önümüzdeki seçimden önceki altı ayını, sekiz ayını değil biz Türkiye'nin önümüzdeki beş yıllık, on yıllık geleceğini düşünerek hareket ediyoruz.
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Vergi reformunu bile yapamadınız iki senede Sayın Başbakan Yardımcımız.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Vergi reformu aslında Plan ve Bütçe Komisyonumuzun gündeminde, çok ideal olmasa da kısmi bir iyileşmeyi içeren bir gelir vergisi yasamız...
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Vedat Bey'de...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Vedat Bey'in başkanlığındaki alt komisyonda inşallah bir gün görüşülür diye bekliyoruz.
VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Ocakta inşallah.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - İnşallah, inşallah.
Şimdi, Sayın Akçay'ın siyasi istikrarla ilgili yorumları vardı. Tabii, biz burada siyasi istikrar dediğimizde neyi anlıyoruz? Ülkede güçlü bir iktidar var mı? Hızlı karar alınabiliyor mu ve yönetimde yeknesaklık var mı? Bunların önemli ölçüde Türkiye'de olduğunu görüyoruz. Hele hele içinde bulunduğumuz coğrafyaya bakın yani ülke ismi vermeyeceğim ama şöyle bir kuzeye bakın, şöyle bir doğuya bakın, şöyle bir güneyimize bakın yani Türkiye'nin bütün bu ülkelerden çok daha istikrarlı bir yapıya sahip olduğunu herhâlde görmek çok da zor değil.
Sanayiye özellikle dikkat çekiyoruz çünkü sanayinin millî gelirden aldığı pay son birkaç yılda biraz düşmeye başladı. Bu trend iyi değil, gelişme evresi olarak bizim gibi olan ülkelerde sanayinin millî gelirden aldığı pay Türkiye'nin neredeyse 2 misli civarında ve artıyor. Dolayısıyla mutlaka üretmeye yani bileğimizin gücüyle, alnımızın teriyle üretmeye ağırlık vermeliyiz. Aksi hâlde gayrimenkul üzerinden oluşan kazançlar ağırlıklı olarak kendi ülkemiz içerisinde, işte kendi aramızda dönüp dolaşan bir değer. Hâlbuki burada üretip ancak ihraç ettiğimiz zaman o katma değeri ülkemize katmış oluyoruz. Burada inşaat sektörü bizim için çok önemlidir, orada da bir yanlış anlama olmamalıdır. İnşaat sektörünün millî gelirdeki payı yüzde 5, gelişmiş ülkelerde yüzde 8. Bu ne demek? Türkiye yüzde 8'e doğru gidecek, yolu var, inşaat sektörü önemli bir sektör ama burada rant oluşumunun şekline dikkat etmek gerekiyor, fırsat eşitliği olması gerekiyor, adalet olması gerekiyor ve oluşan rantın vergilendirilmesi önemli, bir de ne tür rant tamamen kamuya kalmalı, ne tür hani normal ekonominin çarklarının dönüşü gereği gerekli ve yaygın kesimlere kalmalı? Bununla ilgili yeniden bir tazelenmiş bir bakış açısı gerekiyor, bununla ilgili de zaten çalışmamızı başlattık. Sadece sanayiye teşvikle bu işi elde etmek mümkün değil. Öbür tarafta olan, çok kısa zamanda ve haksız kazancın önlenmesi gerekiyor ki daha böyle eşit düzlemde sektörler arası bir tercih oluşsun. Aksi hâlde sanayicilerimiz birikimlerini yeniden sanayiye, yeniden teknolojiye yatırmak yerine eğer "Bir arsa alayım, beş yıl sonra nasıl olsa değer kazanır, bir de imar değişir, şöyle olur, böyle olur." diye hesaplara giriyorlarsa bu tamamen ekonomimizin verimsiz bir yapıya dönmesine sebep olabilir. Buna hemen el atmasak da birkaç yıla kadar gerçekten farklı zorluklarla ekonomimiz karşı karşıya kalabilir.
Bu 2017-2018 millî gelir rakamları, şimdi, burada şu var: Ki bizim bir kalkınma planımız var, bu kalkınma planı 2012 yılında çalışılmaya başlanmış ve 2013'ün Şubatı gibi teknik çalışmalar tamamlanmış yani 2013 Mayısta FED'in yaptığı açıklamalardan ve o piyasadaki türbülanstan önceki dönemde, daha sakin bir dönemde hazırlanmış bir kalkınma planı ama hangi hedef daha güncel derseniz tabii ki bizim en son açıkladığımız orta vadeli programdaki verilerimiz daha güncel verilerimiz.
MÜSLİM SARI (İstanbul) - O zaman bugünkülere ne oldu?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Şimdi, dövizle baktığımızda tabii Onuncu Kalkınma Planı'ndaki kur varsayımları farklı, orta vadeli programdaki kur varsayımları farklı. Mesela Türk lirası olarak rakamlara baktığımızda, döviz olarak da Türk lirası olarak baktığımızda kalkınma planında demişiz ki 2018'de 2 trilyon 535 milyar TL demişiz mesela. OVP'de Türk lirası olarak baktığımızda 2 trilyon 370 milyar demişiz. 2017'den 2018'e enflasyon artı büyümeyi dikkate aldığınızda çok da kopuk rakamlar değil ama OVP'yle kalkınma planı arasındaki en önemli fark kur varsayımı.
MÜSLİM SARI (İstanbul) - Bugünkü açıkladığınız mı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - 2018 rakamları zaten kalkınma planında açıklanan rakamlar, yeni rakamlar değil ama orta vadeli programdaki rakamlar daha güncel kur varsayımlarıyla ortaya konulmuş rakamlar. Dolayısıyla...
MÜSLİM SARI (İstanbul) - Ama kafalar karıştı şimdi yani.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Yok, karışacak bir şey yok, anlayan anlamış.
MÜSLİM SARI (İstanbul) - Bakın, Sayın Bakan, gerçekleşmesi mümkün olmayan hedefleri niye bugün bir basın açıklamasıyla, Başbakanın katıldığı bir toplantıda açıklıyorsunuz?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Şimdi, siz o soruyu sorarken Sayın Türeli zaten hemen cevabını verdi. "Ya o kalkınma planındaki rakamdı, o da orta vadeli programdaki." dedi. Bu rakamların hepsi doğru, hepsi bizim rakamımız, sadece varsayımlarının ve bazılarının farklı olduğunu söylüyorum, o kadar, başka bir şey değil.
MÜSLİM SARI (İstanbul) - Ama yani hiç kredibil olmayan rakamları açıklıyorsunuz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Yok, kalkınma planımızdaki rakamların aynısıdır açıklanan.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Baştan söyledi zaten.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Şimdi, birisi kalkınma planındaki rakamın aynısıdır, öbürü de orta vadeli programdaki...
MEHMET GÜNAL (Antalya) - "Bu bir temenni değildir." diye başlarken söyledi yani sorulacak soruyu biliyordu.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Zaten kur etkisini çıkarın sadece Türk lirası olarak baktığınızda da gayet tutarlı rakamları orada görüyorsunuz.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Büyümeler de farklı.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Bu madencilikle ilgili bir ifade vardı, yine Sayın Başbakanımızın bugün yaptığı açıklamayla alakalı. Orada sanırım bazı basın kuruluşlarında o cümleleri biraz özetleyip yayınlamışlar. Yani gazetelerin ya da web sitelerinin bazıları bir rakamı almış, bir grup da bir başka rakamı almış. Evet, şimdi, ben tam ifadelerini ben okuyayım: "MTA'nın yurt dışında da madencilik faaliyeti yapabilmesini sağlayacağız. Madenciliği sadece Türkiye içinde bir faaliyet alanı olmaktan çıkarıp Türkiye'nin belli özel alanlarda kapasitesini yurt dışına taşımaya kararlıyız." Yani bunu herhâlde bazı yayın kuruluşları "sadece"yi çekmiş, "MTA" yı çekmiş "yurt dışı"nı çekmiş...
BAŞKAN - "Sadece"yi çıkarırsanız işte o zaman zaten...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - "...madenciliği Türkiye içinde bir faaliyet alanı olmaktan çıkaracağız." gibi böyle aradan kelimeleri çekip haber yapınca tam tersi bir sonuç ortaya çıkmış yoksa ifadeler gayet isabetli, zaten bizim programımızda da yer alan ifadeler.
Şimdi, bir başka konu: "Bu orta vadeli programda hukuk vurgusu vardı, iyi de şimdi niye yok?" Bir önceki orta vadeli program, bir önceki kalkınma planını baz alan ve oradaki paragraflardan yola çıkarak hazırlanmış bir orta vadeli program, yeni orta vadeli programda da, yeni kalkınma planında dolayısıyla o referans paragraflarında "hukuk" kelimesi geçmediği için oraya taşınmamış yoksa bizim hukukun üstünlüğü konusundaki duruşumuz gayet net, bunu zaten sık sık vurguluyoruz.
"Özel sektör yatırım harcamalarını biraz azaltmış." tespiti doğru bir tespit zaten bunun üzerine de eğiliyoruz, özellikle sanayi yatırımlarıyla alakalı harcamaların mutlaka tekrar canlanması için özel bir çaba gerekecek.
Sayın Kaplan ayrıldı, gerçi onun epey bir değindiği konu vardı fakat çok kısa özetle ben söyleyeyim. Şimdi dedi ki: "El Kaide'yle El Nusra'yla iş birliği yaptı Türkiye." Bunlar külliyen yalandır, doğru değildir, hiçbir bazı yoktur, biz bu örgütlerin hepsini terör örgütü olarak ilan etmişiz, ayrıca IŞİD'i terör örgütü olarak ilan etmişiz. Dolayısıyla bunlar tamamen kamuoyunu yanıltmaya yönelik ifadelerdir, gerçekle uzaktan yakından ilgisi yoktur.
Kobani vurgusunu yaptı, 200 bin komşumuzu, kardeşimizi biz üç gün içerisinde Türkiye'ye aldık. Avrupa Birliğinin son beş yılda aldığı göçmenlerin tamamının sayısı 200 bin, 28 ülkenin toplamı beş yılda 200 bin, biz üç günde aldık ve bunlar Kobani'de yaşayan kardeşlerimiz. Dolayısıyla kimse Kobani üzerinden ne siyaset yapsın ne kafaları karıştırsın, biz insanlık noktasında da, güvenlik noktasında da ne varsa gereğini yaparız. Bu konuda da öncelikle şiddet üzerinden, vandalizm üzerinden iş yapmaya çalışanlar kendisine bir çekidüzen versin. Hükûmetimizin barış odaklı, güvenlik odaklı ve insanlık odaklı çalışmalarına hiç laf etmesinler, hakları da yok, cüret de edemezler. Daha detayına girmeyeceğim kendisi olmadığı için.
Türkiye kırılgan beşli içerisinde. Şimdi "kırılgan beşli" dediğimiz nedir arkadaşlar? 5 ülke bunlar, gelişmekte olan ülkeler ve cari açığı olan ülkeler. Beş ülkenin cari açığı var. Bu ülkeler sermaye akımlarından daha çabuk etkilenen ülkeler, birisi de biziz. Ama, özellikle cari açığı düşürmek yönünde aldığımız tedbirler ve bu konudaki kararlılığımız ortada, dolayısıyla, bu da zaten fark ediliyor. Ne kadar sıkı durursak, ne kadar yapısal reformlara ağırlık verirsek bu da Türkiye'nin bu alanda risklerini azaltacaktır.
Merkez Bankasıyla ilgili sorular var. Şimdi, Merkez Bankasının kamuoyuna açıkladığı rezerv 132.200, altın 19.600, döviz 112.600. Bunlar milyar dolar cinsinden. Merkez Bankası Kanunu'nda bu rezervleri nasıl yönetecek onunla ilgili bir madde var, diyor ki: "Banka ülke altın ve döviz rezervlerini para politikaları hedefleri ve uygulamaları çerçevesinde yönetir. Bu amaçla banka sırasıyla güvenli yatırım, likidite ve getiri önceliklerini dikkate alır." Yani, birinci sırada ne var? "Güvenli." "Güvenli." demek ne demek? 3A notu olan ülkenin kâğıdı demek. "Çok güvenli." dediğinizde tabii, onların getirisi biraz düşük oluyor, gayet normal. Kanunla kendilerine verilmiş görev. "Önce güvenli yere koyacaksın paranı, ondan sonra likit olacak, ondan sonra tabii ki getiriyi de dikkate alacaksın." diyor. Ama, getiri 3'üncü sıradaki vurgu. Bu altın fiyatlarının inişi ve çıkışıyla alakalı biliyorsunuz, altın rezervinin önemli bir kısmı rezerv opsiyon mekanizması çerçevesinde bankaların, Merkez Bankasının tuttuğu zorunlu karşılıklar. Dolayısıyla, buradaki altının fiyat hareketinden, önemli bir kısmının fiyat hareketinden Merkez Bankasının kârı ya da zararı söz konusu değil.
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Yani, Amerika'ya yatırım yapmasının sebebi ne?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Merkez Bankası benim bildiğim kadarıyla, son dönemlerde yani son kaç yıldır ne altın aldı ne altın sattı yani altın rezervinin yükselmesi rezerv opsiyon mekanizması çerçevesinde bankaların orada tuttuğu altınlardır, oradan kaynaklanan rezerv artışıdır. Dolayısıyla, altının fiyatı inmiş, çıkmış bu...
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Amerika'ya yaptığı yatırım sebebi...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - "Yaptığı yatırım" derken dediğim gibi, güvenli olacak, likit olacak...
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Ama, o zaman bütün rezervleri Amerika'ya götürsün.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Yok, orada belli bir kompozisyonu var risk yönetimi çerçevesinde, varlık yönetimi çerçevesinde. Kendi iç yönetmelikleri var; kendi iç yönetmeliğinde çok açık kurallar çerçevesinde yaptıkları işlemler bunlar. Dolayısıyla, o konuda oldukça bilinçli bir ekip var.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Sayın Bakanım, yönetmelikleri biliyoruz, dediğimiz o değil ki yani. Net bir soru soruyoruz, diyoruz ki: "Faizler yükseldiği zaman bizim elimizdekilerin değeri düşecek yani bunu risk yönetimi açısından dikkate almıyor musunuz? Veya altın fiyatı düşüyor, ne kadarını yurt dışında, ne kadarını Merkez Bankasının kasasında tutacağız, buna göre karar vereceğiz?" Yoksa, yönetmelikleri hepinizden daha iyi ben biliyorum kusura bakmayın yani.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - İyi de faizler çok yüksek olduğu zaman alınan değerler de faizler düştüğü zaman ciddi değer kazandı. Yani, o zaman faizler yükselecek diye sat... Varlık yönetimi böyle olmaz hiç. Bankalar hazine kâğıdını alıyor koyuyor, bankaların bilançosunda ciddi miktarda hazine kâğıdı var.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ne zaman alıyor, ne zaman satıyor? İkinci piyasada da var, 3'üncü eli anladığı zaman eylem planı yapılıyor, kusura bakmayın yani.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Olur mu canım sürekli stok var. Stok rakamına bakın, bankalar birdenbire hazine kâğıdını boşaltıyor mu ya da birdenbire alıyor mu? Her ay sonu bakın bankalara...
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Birdenbire boşaltmıyor ama büyük bir kısmını boşaltıyor.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Olur mu canım istatistikleri var bakın. Bankaların portföyünde...
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Daha da yüksek de onun için yani.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Yok, siz bir istatistiklere bakın da öyle söyleyin.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Uluslararası bankalara bakın bakalım ne kadarını Japonya'ya, ne kadarı...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Yok, yok siz bir istatistiklere bakın, BDDK'ın her ay sonu...
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Bakalım.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Bakın.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Uluslararası bankalara bakalım, Türkiye'ninkine değil, Türkiye mecbur zaten.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Uluslararası bankalara da bakın, hepsine bakın.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Bakalım bakalım hangi portföyünü hangi ülkeye kaydırmış.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Ortalama belli bir stok devam eder yani. Dolayısıyla, orada işte, faiz inecek; öyle yönetilmiyor bu iş yani. O zaman Hazinenin faizleri düşerken bankaların daha çok alması lazım, yükselirken daha az alması lazım. Öyle bir şey yok ki belli "rollover" var işte, Hazinenin "rollover"lerini açıkladım işte, yüzde 80 civarında devam ediyor. Bu ne demek? Banka 100 liralık tahvil tahsil ediyor, 80 liralık...
MEHMET GÜNAL (Antalya) - ...farklı mıydı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Kavram aynı ama.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Cevap vermiyorsanız bürokratlar gibi vermeyin ama o, aynı şey değil sorduğumuz.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Ben soruya cevap verdiğimi düşünüyorum yani.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Topu taca atabilirsiniz ama...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Taç değil, gayet güzel gol atıyoruz yani.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Sorduğumuz soru netti. Sorduğumuz çok net bir iktisat sorusuydu.
BAŞKAN - Yok, siz "Kısa vadede çok hızlı bir şekilde Amerikan hazine bonosuna yatırım yapıldı." demek istiyorsunuz öyle mi? "Böyle bir şey olmaz." diyor Sayın Başbakan Yardımcısı.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - "Bunlar doğru mu?" diyoruz. Bunun risk yönetmeyle bir alakası yok, iktisadi bir soru soruyorum.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Fiyatı yüksek olduğunda riski artıyor, bak ben öncelik saydım. Birinci öncelik: Güvenilir, illa 3A kredi notu olacak. 3A kredi notu olan varlık ne var dünyada bugün? Ne kaldı ki zaten yani? "Three ply rating"i olan dünyada varlık ne var? Oradan başlamak zorunda, önce ona bakacak. Kanun öyle diyor, "Önce ona bakacaksın, sen getiriyi falan boş ver, önce sapasağlam olacak, ondan sonra likit olacak, onların içinden de getirisi iyi olanı seç." Diyor. Kanun öyle diyor Merkez Bankasına, öyle bir görev vermiş.
BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) - Ne zamandan beri ilk defa yaptınız bu şeyi?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Bu kanun eski kanun, ta zamanında çıkmış Merkez Bankası Kanunu yani.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Kanunda sorun yok.
BAŞKAN - Ama, Amerikan hazine bonosuna ilk defa yatırım yapmıyor herhâlde Merkez Bankası, sürekli var.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Sürekli olur yani.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Biz "yatırmayın" demiyoruz ki Sayın Bakanım yani.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Amerikan doları ve Amerikan hazine bonosu dünyanın en yaygın varlığı, likit varlığı yani. Bu, gayet doğal. Her Merkez Bankasında olduğu gibi bizim Merkez Bankasında da vardır bir miktar, rakamlarını bilmiyorum şimdi, yanımda yok.
BAŞKAN - Sayın Başbakan Yardımcım, bütçe bittikten sonra, bütçe görüşmeleri biter bitmez Merkez Bankamızı zaten dinleyeceğiz, merak etmeyin.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Onlara daha detaylı sorarsınız.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Bunu dinlemede bir şey yok ki.
BAŞKAN - O zaman soracaksınız arkadaş bunu, ona soracaksınız yani.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Rezerv yönetimi açısından soruyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Şimdi, kamu bankalarıyla ilgili çok konu oldu. Ben şunu söyleyeyim: Kamu bankaları öncelikle her banka gibi BDDK tarafından denetleniyor; bir. Fakat, özel bankalardan farklı olarak bir kamu bankası Sayıştay tarafından denetleniyor, Meclis KİT Komisyonu tarafından denetleniyor ve gerektiğinde Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından denetleniyor. Burada gündeme gelen ya da gelmeyen pek çok kredi dosyası aslında bu bahsettiğim denetleme organlarından mutlaka geçiyor. Yani, burada gündeme gelen ya da basına yansıyan biriki tane, üç tane, beş tane konudur. Ondan çok daha fazla konu ilgili denetim kurumlarının zaten gündemine geliyor. En ufak bir şikâyet gelsin, en ufak bir hareketlenme olsun, hemen öncelikle BDDK bir bakıyor sen ne yapıyorsun diye. BDDK bütün bankaları çok yakından izliyor, kredi dosyası bazında izliyor. E, Sayıştay orada, eskiden YDK'nın yaptığını şimdi Sayıştay yapıyor biliyorsunuz. Kamu bankaları özel bankalardan farklı bir de oradan denetleniyor. Başbakanlık Teftiş Kurulu en ufak bir şikâyet gelsin hemen ekip kuruyor, gönderiyor, BDDK'yla ortak ekip. Şu anda kaç tane öyle ekip vardır kim bilir dosya bazında. Yani, denetsiz, başıboş bir şey asla yok. Yani, hasbelkader böyle basına yansımış birkaç dosya üzerinden "Şu ne oldu, bu ne oldu?" diye belki soruyorsunuz ama çok daha fazla konuda... Çünkü, niye bankacılık sisteminde yüzde 3 civarında bir takibe geçen alacak var. Kamu bankalarının da bunun biraz altında. Hatta kamu bankaları diğer özel bankalardan farklı olarak ellerindeki alacakları satamıyorlar. Şu andaki takibe geçen alacağı kamu bankalarının ta onlarca yıldır birikmiş. Hâlbuki özel bankalar arada bir varlık yönetim şirketlerine takipteki alacaklarını satıp bilançoyu boşaltıyorlar ve sanki takipteki alacakları yok gibi görünüyor. Kamu bankaları bunu da yapamıyorlar. Buna rağmen, ortalamanın altında takibe geçen alacak var kamu bankalarında. Dolayısıyla, her bankada bir miktar olur bu yani "Sıfır batak olsun." derseniz o zaman banka hiç iş yapamaz, o zaman sıfır iş yapması lazım yani.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ya, onu demedik ki Sayın Bakanım. Valla helal olsun ya, iyi top çeviriyorsunuz Başbakan Yardımcım, bir daha tebrik ediyorum, başta etmiştim. Çok net 2 firma söyledik, dedik ki: "Almanya'da bu 2 banka...
BAŞKAN - Ama, "Firma bazına giremem." diyor zaten.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Firmaya girmeyin, şunu diyebilirsiniz kardeşim: "Öyle bir iflas masası yok, bizim bu şirketlerde batmış kredimiz yok."
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Bakın, bu siyaseten kolay bir iş. Bakın, "Soru soruyorum, cevap veremiyor." diyorsunuz. Ama, hukuken de çok büyük yanlış işlediğinizi bilin yani.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Vermiyor.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Hukuken vermiyor, kanunen vermiyor.
BAŞKAN - Sayın Başbakan Yardımcım, ayrıca, bu yöneticiler açısından zimmet suçuna da giriyor zaten bildiğim kadarıyla.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Ondan biraz çekindikleri için yapmıyorlar, çok net değil yani.
BAŞKAN - Yani, varsa böyle bir şey zimmet suçuna giriyor ayrıca.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Bir de o var tabii.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Söylediğimiz o değil ya. Bak, teknik kısmı var bir de, girme oraya. İflas masasına çağırmış, niye gitmedi bankanın hukuk müşavirleri? Ya da "Böyle bir şey yok." diyebilirsiniz. İsterdik ki bir cevap verin Sayın Bakanım.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Bakın, ben söyleyeyim, bu sorduğunuz spesifik olayın belki 100 tanesi...
BAŞKAN - Sayın Günal...
MEHMET GÜNAL (Antalya) - "Böyle bir şey yok." der Sayın Genel Müdür, siz de...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Bunu siyaseten bol bol kullanırsınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Basın da buradayken kullanın da... Ben yine durduğum noktadayım. BDDK da hiçbir şey söyleyemez, SPK da hiçbir şey... Ticari sırsa, bankacılık sırrıysa kanun gereği hiçbir bilgi alamazsınız. Yani kanun böyle, yapacak bir şey yok. Ama denetim organları da sonuna kadar denetler, en detayına girip... O da zaten, Sayıştay kimin adına denetliyor?
BAŞKAN - Bizim adımıza.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Güya...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Güyası müyası yok canım, şimdi yani işinize gelince yani TMSF'yle ilgili...
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Sizin adınıza denetliyor, bizim değil. İşin bir o tarafı var, bir de bu tarafı var; bu tarafa hiçbir şey yok.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - TMSF'yle ilgili dosyayı okuyorsunuz, o zaman Meclis adına denetliyor, öbür türlü olunca denetlemiyor.
BAŞKAN - Sayın Günal, burada bütün verileri Sayıştay raporlarından alıp gündeme getiriyorsunuz, demek ki...
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ben sadece TMSF'yi söyledim, yok, öbür kurumlar...
BAŞKAN - Hep Sayıştay denetim raporlarından geliyor bu sorular.
Evet, Sayın Başbakan Yardımcım, biraz toparlayabilirsek.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Şimdi, KOBİ'lerle alakalı konular önemli, KOBİ'ler gündeme geldi. Bakın biz G20'de Türkiye Dönem Başkanlığının en önemli konularından birisi olarak KOBİ'leri gündeme getiriyoruz yani KOBİ'lerin tüm dünyadaki görünürlüğü, etkinliği, destek mekanizmaları, finansmanları, bunların hepsini özel bir gündem olarak getiriyoruz. Dolayısıyla sadece Türkiye için değil, dünya için de önemsediğimiz için bu KOBİ düzenlemelerine çok önem veriyoruz. Kendimiz zaten Halk Bankası üzerinden, KOSGEB üzerinden pek çok mekanizmayı başlattık. TÜBİTAK gayet güzel programlar başlattı şimdi. Bu kendi iyi tecrübelerimiz, biraz da dünyayla paylaşmak üzere G20'de bunları gündeme getirmiş durumdayız.
İşsizlik sigortasıyla ilgili bir soru vardı. Varlıkları şu anda yaklaşık 70 milyar TL civarında, bu varlıkların 60 milyarı devlet iç borçlanması elinde. Bu bizim iç borcumuzun içinde yani 2013 yılı sonunda biz 585 milyar iç borç açıkladıysak bu kâğıtlar da bu iç borç rakamlarının içinde yani o ayrıca bir yerlerde tutulmuyor.
BAŞKAN - 60 milyar dâhil yani.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Dâhil, dâhil tabii ama net kamu borcu dediğimizde, nete indirdiğimizde o da yine kamusal bir varlık olduğu için oradan düşülüyor.
Hazine garantileriyle ilgili: Bu Hazinenin ayda bir yayımladığı Kamu Borç Yönetim Raporu çok detaylı, bilmiyorum bunu inceliyor musunuz, bakıyor musunuz? Burada bütün detayıyla bilgi var. Hazine mesela ne kadarlık şu anda borç garantisi vermiş? 2014'ün ikinci çeyreği sonu itibarıyla toplam 11 milyar dolarlık bir garantisi söz konusu Hazinenin yani kendi borçlu değil ama kefil olmuş. Öte yandan, borç üstlenimine tabi kredi anlaşmalarıyla ilgili de artık bu raporda her ay düzenli yayımlanıyor. Şu ana kadar Hazine üç tane borç üstlenimi işine girmiş; bunlardan bir tanesi, Avrasya Tüneli, mesela -rapordan bakıyorum, kamuoyuna açık rapor- 1 milyar 200'lük bir proje 960 milyonu Hazinenin borç üstlenim anlaşmasına tabi olmuş. Gebze-Orhangazi 6 milyarlık bir proje, iki etapta 2 milyarlık işlem yapmış Hazine. Yine Kuzey Marmara oto yolu da 2,900'lük bir proje, yani bu üçüncü köprü 2,300'lük bir borç üstlenim anlaşması Hazine yapmış durumda. Daha önceki görüşmelerde bunun şeffaf ve izlenebilir bir mekanizma hâline getirelim diyorduk artık bu raporlarda bunu açık yayımlıyoruz. Dolayısıyla borç üstlenimiyle ilgili proje büyüklüğü ne ve ne kadarlık kısmında Hazine devreye girmiş, artık bu kamuoyuna açık bir şekilde izlenebilir bir şekilde...
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Şehir hastaneleri de var mı?
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Şehir hastaneleri farklı, o kiralama sistemi olduğu için orada mesela, biz şöyle hesap ediyoruz: Yaklaşık olarak hepsini yapsak 2018'den itibaren böyle yılda 3 milyarlık filan bir kira ödemesi başlayacak orada. Orada borç üstlenimi falan yok, direkt kira ödemesi var. Dolayısıyla...
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Garanti verdik olduğu zaman...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Garanti hiç vermedik onlara. Yok yok, garanti vermedik. Şu ana kadar hiçbirine garanti vermiş değiliz. Şu ana kadar gerekmedi de yani.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Gerekmediği hâlde eğer açık kredi alırlarsa siz ona iptal... Burada kaç saat kavga ettik...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Yok yok öyle bir şey değil.
BAŞKAN - O projenin üstlenilmesi hâlinde yani yarım kalıp da devralınması hâlinde. Böyle bir şey yok.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Şu ana kadar şehir hastaneleriyle ilgili borç üstlenim anlaşmasına gerek kalmadı.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Yapamazsa, kreditöre borcunu ödemeyi garanti ediyor, devraldığı...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Hayır, yok.
RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) - Girmedik diyorlar ama girilebilir yani.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Şu anda daha girmedin, daha inşaat devam ediyor. İnşaatı bırakacak, batacak, devlet devralınca da Hazine kreditörün parasını ödeyecek.
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Yok öyle bir şey, şu anda yok.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ama olmaz zaten, en başta da hastaneler...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - İleride... Şu ana kadar gerek de yok. Yani Sağlık Bakanlığımızdan bize bugüne kadar "Ya, biz bu işe para bulamıyoruz, firma bulamıyoruz siz devreye girin." diye bir talep de gelmedi. İhaleler yapılıyor, anlaşmalar imzalanıyor sürekli. Yirmi iki tane şehir hastanesinden bahsediyoruz, bugüne kadar da ihtiyaç olmadı yani bundan sonra da ihtiyaç olacağını biz tahmin etmiyoruz. Ama çok büyük bir projede, çok büyük bir işte gerekirse de oturacağız, tek tek bakacağız, inceleyeceğiz ona göre karar vereceğiz.
Ziraat Bankasının New York şubesiyle ilgili bir soru vardı: 8 Eylül 2014'te New York FED bir denetim ekibi göndermiş, bu denetim ekibi 26 Eylül oradaki denetimini tamamlamış, şubenin şu anda kısıtlanmış, durdurulmuş hiçbir işlemi yok. Bu da Ziraat Bankasından aldığımız not.
BAŞKAN - Diğerlerini yazılı olarak cevaplayalım Sayın Başbakan Yardımcım, çünkü...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Evet, artık öyle yapalım, değil mi? Gecenin bu vakti fazla...
BAŞKAN - Biz yarın sabah saat 10.00'da da...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Ama önemli konulara herhâlde bayağı bir değindik.
BAŞKAN - Sayın Başbakan Yardımcım, saat 10.00'da da yeniden...
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Temettü rakamlarını...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Onu hemen söyleyeyim, temettü rakamlarını, burada var. Yıl 2012, kârı 2 milyar 650 milyon, temettüsü 125 milyon. Yıl 2013 kâr 3 milyar 330 milyon, temettü yine 125 milyon.
Biz özellikle bankaların sermayesini güçlü tutmak için fazla bir temettü almıyoruz son birkaç yıldır. Kârlarını daha çok içeride tutuyorlar. Bu, aslında, özel bankaların çoğu için de geçerli yani BDDK pek çok özel bankaya kâr dağıtımı konusunda biraz sıkı davranıyor. "Kâr ediyorsan içinde tut çünkü büyüyorsun, bilançon büyüyor, sermaye ihtiyacın olacak, dışarıdan yarın sermaye arayana kadar bugünden elde ettiğin kârı içerde tut." diye BDDK'nın gayet güzel bir uygulaması var çoğu bankayla ilgili. İyi de sonuç alıyoruz.
Başka böyle çok önemli atladığım bir şey varsa hatırlatın.
MEHMET GÜNAL (Antalya) - Merkez Bankasının kârı bu sene düşecek, ona göre. Paranız azalıyor, benim sözümü dikkate almazsanız...
BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - Başka böyle spesifik bankalarla ilgili bazı sorular vardı. İşte şu bankayla ilgili durum nedir ya da işte yok 68'inci madde, 70'i/nci madde yani bunların tamamı bankacılık sırrı kapsamında olduğu için maalesef bu konularda hiçbir şey söyleyemiyoruz.
Şimdi, kurumlarımızda ister Merkez Bankası olsun ister BBDK olsun, SPK olsun, hatta Borsa İstanbul olsun Hazine Müsteşarlığı olsun dönem dönem kuşkusuz yönetim kadrosuyla ilgili bazı tasarruflarımız oluyor. Son dönemde bu kurumlarımızın hepsinde yönetimlerle ilgili bazı tasarruflar oldu. Tabii, bağımsız kurumlarımız daha çok ağırlıklı olarak kendi içinde bu çalışmaları yapıyorlar çünkü kurulun yetkisi var, kurum başkanının yetkisi var orada. Hazine Müsteşarlığımızda da son dönemlerde yönetim kadrosuyla ilgili bir miktar inisiyatifimiz oldu. Bazı tasarruflar kullandık, dönem dönem kuşkusuz ki yönetim kadrosuyla ilgili bu tür çalışmalar işin tabiatında olabiliyor ya da bazı şartlar gereği gerekli olabiliyor.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.