| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/286) ve 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/285) ile Sayıştay tezkereleri |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 26 .10.2022 |
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Her şeyden önce, bu dönemin son bütçesi olan 2023 bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Değerli arkadaşlar, bütçeleri farklı açılardan değerlendirebiliriz. Bir açıdan baktığınız zaman, bu bütçeler yasama organının yürütme organına kamu harcamalarını yapma ve kamu gelirlerini toplama yetkisi vermesini ifade eder yani daha çok hukuki bir niteliği vardır ve bu bütçe kanununa dayanarak idare de bir yıllık süre içerisinde devletin gelir ve giderlerini idare eder ama bütçeler sadece bir hukuk metinleri değildir, yasama organının yürütme organına verdiği bir yetki değildir. Belki bundan daha da önemli olarak, bütçeler aynı zamanda bir ekonomi politikası aracıdır yani önümüzdeki yılın ekonomisini nasıl görmek istiyorsunuz, bugün ile yarın arasındaki ekonomik gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz ve önümüzdeki bir yıl içerisinde büyüme ne olmalıdır, işsizlik ne olmalıdır, enflasyon ne olmalıdır, dış denge ne olmalıdır, ülkenin geleceği açısından ekonomik büyüklükleri nasıl şekillendirmek lazım, neye bağlamak lazım ve bunu hedeflerken de bu bütçenin bu ekonomik göstergelere etkisi ne olabilir; bunu ayarlamak yani bir ekonomi politikası aracı olarak düşünüp bütçe büyüklüklerini ve bütçe bileşimini, ayrıntılarını buna göre şekillendirmek.
Bence içinde bulunduğumuz süreç itibarıyla bu bütçenin ikinci boyutu birincisine göre çok daha önemlidir. Gerçekten, beş yıldır süren bir ekonomik kriz var, ekonomik buhrana dönüşmüş, özellikle 2021-2022 çok zor geçmiş, böyle bir ortamda 2023 bütçesini hazırlıyoruz ve bu bütçeyi hazırlarken elbette 2023'te ekonominin ne olacağıyla ilgili bütçenin etkilerini gözden geçirmek lazım. Bundan da öte, Hükûmet bütçeyi hazırlarken bu mantığa göre hazırlamış olmalı.
Yıllardır, belki 1920'lerden, 1930'lardan beri bütçe aynı klasik bir formatta -zaman zaman birtakım değişiklikler olmakla birlikte, ana görüntüsü itibarıyla söylüyorum- hazırlanıyor, Meclise aynı usulle getiriliyor, aynı şekilde tartışılıyor. Bence bunda bir değişiklik yapılması lazım, yirmi yıl boyunca da bu iktidarın bu değişikliği yapmış olması lazım idi. Tüm gelir kalemleri itibarıyla, tüm giderler itibarıyla bu bütçe ekonomiyi nasıl etkileyecek, temel ekonomik göstergeleri nasıl etkileyecek? Bunların ekonometrik modellerle bütçe hazırlık safhasında çalışılmış olması lazım. Böyle bir çalışmanın olduğunu zannetmiyorum, varsa yani bütçeyi buraya getiren Hükûmet yetkilileri "Bakın, şu kalemi şöyle belirledik, bu kalem millî geliri şöyle etkileyecektir." diye rakamsal şeyler vermesi lazım bize. Ama konuşuyoruz, tartışıyoruz; sonunda buradan geçen bütçe bir bakıyorsunuz ki deliniyor. Geçen sene ilk beş ayda delindi bütçe, ikinci bir bütçe yaptık. Yıl sonu itibarıyla da bakalım rakamlar ne çıkacak?
Bu ana noktayı belirttikten sonra, şunu söylemek isterim ki: Bu bütçe yani 2023 bütçesi göründüğü şekliyle Türkiye'deki gelir dağılımını daha da olumsuz etkileyecek bir bütçedir, en önemli noktası bu. Yani bir taraftan vatandaştan para topluyorsun, vergi tahsil ediyorsun sonra bunu harcıyorsun. Toplarken gelir dağılımını nasıl etkileyeceğin bellidir, harcarken gelir dağılımını nasıl etkileyeceği bellidir. Şimdi, bu bütçenin 4,5 trilyon liralık bir gideri var, 3,8 trilyonluk bir geliri var, 659 milyar açığı var, 565 milyarlık da faiz ödemesi var. Şimdi, gelir gider dengesinde, gelir dağılımını nasıl etkileyecek diye baktığımızda -tüm kalemleri irdelemeye gerek yok- merkezî yönetim bütçe gelirlerine baktığımız zaman bunu anlıyoruz zaten. Nasıl anlıyoruz? 3,8 trilyon liralık bir gelir var; bu gelirin 1,1 trilyonu gelir ve kurumlar vergisi -doğrudan alınan vergiler hatta motorlu taşıtlar vergisini de buna dâhil edebiliriz- geriye kalan 2,7 trilyon hep ağırlıklı olarak tüketim vergileri. Tüketim vergileri ana mantık itibarıyla harcamalardan alınır ve düşük gelir gruplarından alınır yani bir kere bu bütçe, ağırlıklı olarak, düşük gelir gruplarıyla ve/veya orta gelir sınıflarıyla bağlantılı olarak gelir tahsilini sağlayan bir bütçe. Dar ve orta sınıftan topladığı vergileri harcıyor, bir kere toplarken gelir dağılımını bozuyor. Harcanırkenki ayrıntılara girmeyeceğim ama özellikle son iki yıl içerisinde Türkiye'de gelir dağılımının fevkalade bozulduğu, düşük gelir gruplarının daha da yoksullaştığı, orta sınıfın eridiği bir dönem yaşadık. Orta sınıfın temel bir özelliği vardı, nedir? Ev alabilir, yeni bir araba alabilir, bilmem bir yakını varsa veya turistik seyahat yapmak istiyorsa böyle senede 1 kere, bilemedin 2 kere bir yurt dışı seyahati yapabilir özelliktedir. Ama bu son iki sene ekonominin içerisine girdiği durum, orta sınıfı yansıtacak bu temel harcamaların artık "orta sınıf" diyeceğimiz kesimler tarafından yapılamayacağını göstermektedir, bunu da eritmiştir.
Böylesine bir temel sorunun olduğu krizin düşük ve orta gelirlileri vurduğu bir dönemde şimdi, 2023 bütçesinin aynı şekilde düşük gelir gruplarını, orta sınıfı daha da mağdur eden; gelir dağılımını daha da bozan bir nitelikte hazırlanmış olması bence temel mantık olarak yanlıştır. Ama bu yanlışın özünde ne var? Bu yanlışın özünde Hükûmetin aşağı yukarı bir yıldır uygulamış olduğu ekonomik model var. Bu ekonomik modelin özeti şudur: Kuru artıracaksınız buna bağlı olarak enflasyonu artıracaksınız, enflasyon artışına dayalı olarak da vergileri düşük gelir gruplarından toplayacaksınız, temel ekonomik modelin özü bu; bunun, bu modelin sembolik görüntüsü de kur korumalı mevduattır. Düşük gelir gruplarından topladığınız vergilerle bankalara para yatırabilecek mevduat sahiplerini finanse ediyorsunuz, bu da bunun sembol görüntüsüdür. Ama aslında izlenen ekonomik politika o kadar sorunludur, o kadar problemlidir ki bütün tasarruf araçları enflasyon karşısında eriyor, herkes kaybediyor. Enflasyon nedeniyle sadece tüketicilerin kaybettiği bir ekonomik model yok; maliyetler nedeniyle üreticilerin kaybettiği, aynı zamanda tasarruf sahiplerinin de kaybettiği bir ekonomik model var. Paranız varsa isterseniz döviz mevduatına yatırın, isterseniz Türk lirası mevduatına yatırın, isterseniz kur korumalı mevduata yatırın getirisi enflasyonun altındadır, çok çok altındadır. Tasarrufları da eriten bir ekonomik model uygulanmaktadır.
Şimdi, bakıyoruz, arkadaşlar, bu ekonomik modelin ortaya çıkardığı en net tablolardan biri ve en temel gösterge enflasyondur. Bakın, eylül ayı itibarıyla yüzde 84 enflasyondan bahsediyoruz, yüzde 84 enflasyon. O 2001 krizinde "Oo! Enflasyon patladı." dediğiniz enflasyon, 2002 enflasyonu yüzde 29. O dönemlerde dünyada enflasyon algısı da bugünkü gibi değildi, daha farklıydı. Yüzde 29'la aldığı enflasyonu -TÜFE enflasyonu- yüzde 84'e çıkarmış bir iktidardan bahsediyoruz bu uyguladığı ekonomik modelle, bilinçli bir tercih olarak yapmıştır bunu ama daha korkuncu ÜFE, üretici fiyatlarındaki enflasyon. Yüzde 151,5; üretici fiyatlarındaki enflasyon yüzde 151,5 arkadaşlar. Bu, cumhuriyet tarihinin rekorudur, hiçbir dönemde bu kadar yüksek bir üretici fiyatları artışı yaşanmamıştır, dünyanın da en yüksek enflasyonlarından biri. Ee, şimdi diyecek ki arkadaşlarımız "İyi, güzel de kardeşim, enflasyon dünyada var." Enflasyon dünyada var bizde de var. Bakın, dünyadaki enflasyon nasıl, bizdeki enflasyon nasıl; Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız çok nezaket göstermiş, nezih bir şekilde, renkli bir şekilde bu grafiği bize sundular ve 21'indeki bütçe sunuşunda da anlattılar. Ne diyor burada? "Dünyada ortalama olarak enflasyon yüzde 9,1'dir." diyor, "Gelişmiş ülkelerde yüzde 7'dir." diyor, "Gelişmekte olan ülkelerde de yüzde 10,6'dır." diyor. E, bizdeki enflasyon kaç? Yüzde 84, ÜFE'ye bakarsanız yüzde 151,5; demek ki bizde daha farklı bir boyut var. E, gıda enflasyonunun durumunu biliyoruz ve maalesef Türkiye'de de bu gıda enflasyonu nedeniyle... Resmî rakamlar yüzde 92'dir ama sendikaların iddiası yüzde 140'dır. Çocuklar için korkunç bir yeterli beslenememe sorunu vardır yani yapılan bir araştırmada her 4 çocuktan 1'inin okula aç gittiği yani vücut için ihtiyaç duyulan yeterli besini alamadan gittiği hesaplanmıştır; bu da bir temel sorun. Şimdi, değerli arkadaşlar, e, biz ne yaptık diyorlar? "Bu ekonomik modelle faizi düşürdük." diyorlar. Değerli arkadaşlar, bu ekonomik modelle faizi falan düşürmüş değiller. Niye bunu söylüyorum? Çünkü binlerce yıllık Türk tarihinin en faizci hükûmeti bu Hükûmettir. Bakın, sadece son yılların en yüksek faizinden bahsetmiyorum, sadece Cumhuriyet Dönemi faizinden de bahsetmiyorum, Osmanlı'yı da içine katıyorum; Türk tarihinin en faizci Hükûmetidir bu. Neden? Hiçbir dönemde, hiçbir dönemde, faiz ödemeleri anaparayı geçmemiştir, ilk defa bu Hükûmet döneminde devletin iç borçlanmalarındaki faiz ödemeleri anaparayı geçmiştir. Neden geçmiştir? Faizi düşürüyoruz diye uyguladıkları bu ekonomik politika yüzünden çıkmıştır. Bakın, Ocak 2022'den itibaren bakıyoruz, resmî rakamlar: Anapara borcu 1,3 trilyon, faizi 1 trilyon yani anapara fazla; şubatta 1,3 trilyon anapara, 1,2 trilyon faizi, faiz gittikçe yaklaşıyor; mart ayında 1,3 trilyon anapara, 1,3 trilyon faiz ama küsuratıyla yine anapara fazla; nisana geliyoruz, nisanda iç borçların anaparası 1 trilyon 483 milyar ama faizleri 1 trilyon 743 milyar yani yaklaşık 300 milyar artmış; mayısta 1,5 trilyon anapara, 2 trilyon faizi; haziranda 1,5 trilyon anapara, 2 trilyon faizi; temmuz da öyle. Netice itibarıyla, ağustos ayı itibarıyla 1,6 trilyon anapara, 2,4 trilyon faiz ödemesi var değerli arkadaşlar; bu paraya isabet eden faiz miktarı. Nedir bu? Yıllık fark, anapara, yüzde 45 artmış, faiz ne kadar artmış? Yüzde 243 artmış, yüzde olarak, yüzde 243, iç borç faizlerinin ödeme miktarı artmış. Tutar itibarıyla baktığımızda, anaparanın artışı 524 milyar ama faizin artışı 1 trilyon 700 milyar arkadaşlar. Onun için diyorum, sadece cumhuriyet tarihinin değil, Türk tarihinin en faizci hükûmetidir bu Hükûmet. Bir de kamuoyunu yanıltıyorlar, "Faizi düşüren politika uyguladık." diyorlar, enflasyon patlamış, rekor; faiz ödemeleri çıkmış, korkunç noktaya ulaşmış ve rekor kırılmış. Zaten "en faizci iktidar" sözü şimdiye kadarki uyguladığı faiz politikalarından da belli 2003-2022 yani yirmi yılda bu Hükûmetin ödediği faiz miktarı 526 milyar 821 milyon dolar olmuştur, dolar cinsinden baktığınız zaman.
Diyeceksiniz ki: "Şu bu iyi değil ama bak, büyüme oranları artıyor, büyümede rekor kırıyoruz." Onun için, madem burada bir rekor var, bu enflasyonu, faiz ödemelerini falan unut geç. Onda da perişansınız, büyüme oranında da perişansınız. Şu elimdeki nedir arkadaşlar? 2023 yılı Strateji ve Bütçe Başkanlığının hazırlamış olduğu Yıllık Program. Ne diyor burada? Bakın, hemen ilk sayfasında büyüme oranları var, ilk sayfasında. 2021 yılında büyüme oranı eksi 2,9 yani 2021'de küçülmüş, 2022'de yani bu içinde bulunduğumuz yılda da yıl sonu itibarıyla 3,9 olacak diyor. 2022 3,9 ama 2002 eksi 2,9; burada yazmış. Bu ne demek biliyor musunuz? "Son iki yılınızın ortalama büyüme oranı 1 bile değil." demektir, "0,5" demektir. Son iki yıldaki büyüme oranınız 0,5. Ne rekoru kırıyorsunuz Allah aşkına ya!
Yani burada olan iyi bir şeyi bana söyleyin, iyi bir şeyi söyleyin. Hani, faizi düşürecektiniz, kuru fırlatacaktınız!
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Sayın Şener, süreniz doldu.
Şöyle bir uygulama yapalım: Sözcüler için beşer dakika belirginlik olsun, eşitlik olsun. Sözcülere beşer dakika ek süre vereceğim, size de beş dakika ek süre veriyorum.
ORHAN YEGİN (Ankara) - En fazla.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - En fazla tabii ki.
Buyurun lütfen.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Hani, dış ticaret fazlası verecektiniz?
NİLGÜN ÖK (Denizli) - Veriyoruz.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sizin bu politikayı açıklarkenki ana hedefiniz "Dış ticaret fazlası vereceğiz, cari açığı kapatacağız." Ana hedef buydu, bunu ilan ettiniz. E, şimdi, geldiğimiz nokta ne? Ben, rakamlara bakıyorum. Dış ticaret açığı, ocak-ağustos itibarıyla...
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Büyümeyi de gayrisafi millî hasılaya göre mi vereceğiz? Neye göre vereceğiz?
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bütçe ve Strateji Başkanlığına bir sor.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Tarım o.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - İsmail Bey, rica ediyorum, böyle bir usulümüz yok. Rica ediyorum, vaktimiz çok kıymetli.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Tarım değil kardeşim, tarım değil.
NİLGÜN ÖK (Denizli) - Tarım.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Makroekonomik büyüklüklerdeki gelişim, sektörler var ama başına büyüme hızları diye toptan almış.
NİLGÜN ÖK (Denizli) - Yanlış rakam verdin.
UĞUR AYDEMİR (Manisa) - Tarım verileri onlar.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sütunu düzgün, kaydırmadan yapsınlar kardeşim.
NİLGÜN ÖK (Denizli) - 2021'de yüzde 11,7 büyüdük.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Yıl sonu kaç?
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - Gayrisafi millî hasılaya göre mi?
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Tamamını vermeden oraya tarımdan mı başlanır?
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - 2021 sektörel bazda.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Tamam, altta yazmış, yüzde 11,5'dan 5 yazmış; evet, tamam.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Önemli bir uyarı olmuş, özür dilerim.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Burada da şu sorun var kardeşim, bakın, burada da şu sorun var: Bir kere, büyüme hesaplarını değiştirdiniz, eskiyle kıyaslanabilirliğini ortadan kaldırdınız. İki, döviz cinsinden baktığınız zaman, dolar cinsinden baktığınızda kişi başı millî gelir 2002'de de azalıyor, 2001'de de azalıyor. Yani kişi başına millî geliri azaltan.
İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) - 2021.
ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Evet. 2021 ve 2022'de azaltan bir büyüme modelidir bu, gerisini anlatmaya da gerek yoktur.
Şimdi, dış ticaret açığı. Dış ticaret açığı 2002'de katlanmış kardeşim. Ocak-ağustos 2002'de 73 milyarlık dış ticaret açığı var. Cari açığa bakıyorsunuz, cari açık geçen sene ocak-ağustosta 22,5 milyarken, şimdi 2002 ocak-ağustosta 40,9 milyar dolar cari açık var. E, şimdi, bu, Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısının sunum konuşmasında daha belirgin. Bakın. "2022 yılında bu cari açığı kapatacağız." dediğiniz politikayı uyguladığınız 2022 yılının sonunda diyor ki Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız: "Cari açığın millî gelire oranı yüzde eksi 5,9 olacak." Bu, cumhuriyet tarihinin rekor cari açıklarından biridir, millî gelire oranı itibarıyla dâhil. Ya, bana söyler misiniz? Bu uyguladığınız ekonomik model, bu uyguladığınız ekonomik model neyin nesidir? Ne amaçlıyorsunuz? Neyi ortaya çıkarmaya çalışıyorsunuz? Bir gözden geçirilme ihtiyacı yok mudur? Bana kalırsa, bir gözden geçirin, hem de muhalefetle birlikte gözden geçirin, size yeniden bir ekonomik model önerelim.
Hepinize saygılar sunuyorum.