KOMİSYON KONUŞMASI

MURAT BAKAN (İzmir) - Sayın Başkanım Celalettin Güvenç, Değerli Komisyon üyesi milletvekili arkadaşlarım, Sayın Bakan Yardımcısı Mehmet Ersoy... "Sayın" diyorum, bunu neden söylediğimi sonra söyleyeceğim, neden "Sayın" dediğimi; zaten "Sayın" demem gerekiyor da bunu neden vurguladığımı sonra, konuşmanın sonunda söyleyeceğim.

Değerli arkadaşlar, ben yedi yıldır milletvekiliyim. Geçen dönem, 26'ncı Dönemde de Celalettin ağabeyle İçişleri Komisyonunda birlikte çalıştık. Gelen kanunlarda, o zaman Nüfus Hizmetleri Kanunu gelmişti, müftülere nikah yetkisi veren, o kanunda birçok maddede bizim önerilerimiz doğrultusunda değişiklik oldu. Süleyman Soylu da Komisyondaydı o zaman, çıktı kürsüden teşekkür etti bize. Niye? Biz kamucu bir bakış açısıyla, kamunun yararına, halkın yararına, milletin yararına bir şey geliyorsa ona onay veririz, olsun isteriz; diğer konuları da eleştiririz, zaten demokrasi bunun için var. Yani ne diyor Aşık Veysel? "Koyun kurtla gezerdi, fikir başka başka olmasa." diyor. Şimdi, biz farklı farklı düşüneceğiz, hepimiz bu masanın etrafına oturacağız, milletin yararına kanun çıkartacağız, öyle değil mi? Şimdi, ben yedi senedir -şu an Çevre Komisyonu Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsüyüm, geçen dönem İçişleri ve Millî Savunma Komisyonundaydım- askerin ve polisin haklarıyla ilgili fikrî takip yapan bir milletvekiliyim, Parlamentoda yaptığım konuşmaları dinleyen arkadaşlar da bunu görür. Asker çocuğuyum, astsubay çocuğuyum. Bir polis çocuğu olmak, asker çocuğu olmak ne demek, onlar ne yaşıyor, onu bilerek, yaşayarak büyümüş bir insanım. Dolayısıyla bu konuda hassasiyetim var; polisin, askerin haklarıyla ilgili mücadele ederim.

Şimdi, polis intiharlarını gündeme getiriyoruz. Niye polis intiharlarını gündeme getiriyoruz? Bu çocuklar gencecik yaşında, bilerek, isteyerek ya da zorunluluktan -başka iş bulamadığı için, üniversite mezunu- polis olmuş, bu ülkeye hizmet etmek istemiş ancak 24 yaşında canına kıymış, 28 yaşında canına kıymış. Bunun anası, babası belki yemin ettiğinde, yemin töreninde gözyaşı döktü, sonra onun cenazesi geldiğinde de gözyaşı döküyor. Şimdi eğer bizim... Ve bu çocuklar kimin çocukları? Bu çocuklar, esnafın çocuğu, memurun çocuğu. Bir tanesinin anasının, babasının Boğaz'da yalısı yok bu çocukların yani polis memurlarının. Ya, biz bu polislerin derdi ne diye düşünmek, derdiyle dertlenmek ve o sorunun çözülmesi için mücadele etmek zorundayız. Bir ben değil, hepimiz aynı mücadeleyi vermek zorundayız. İki defa ben, polis intiharları araştırılsın diye Meclise araştırma önergesi verdim. Benim 2 önergem indi, 2'sinde de konuştum. En son İYİ Partili arkadaşlarım polis intiharları araştırılsın diye Meclis araştırması önergesi verdi, onların önerisinde yine ben Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuştum, reddedildi.

Şimdi, ben intihar eden polislerin aileleriyle görüşüyorum, arıyorum, başsağlığı diliyorum. Nasıl şehit ailesini ziyaret ediyorsak, gaziyi ziyaret ediyorsak o çocukların da ailelerini arıyorum. Şimdi, Giresun'da Semanur Süer intihar etti. Diyor ki intihar notunda, küçük bir not yazmış: "Ben mesleğime âşıktım, küçük düşürdüler, tükendim, ruhumu erittiler. Allah'ım, sen yardım et, sadece sana sığındım Rabb'im." diyor, intihar ediyor. Bunun babası Osman Süer... Ya bir tane emniyet müdürü, Bakan Yardımcısı, İçişleri Bakanı arayıp başsağlığı dilemez mi? Babası da polis, polis kızı. Baba polis, kız polis, 24 yaşında. Mehmet Ali Bulut, Cumhurbaşkanlığında gencecik bir polisti, Cumhurbaşkanlığı Korumada. Ben onu da kürsüden dile getirdim. Bak, bıraktığı notunda arkadaşlar "Personelini aşağılamak, tehdit etmek, meslekten etmek, küçük düşürmek, yalancı konumuna koymak en iyi yaptığınız iş olsa gerek. Her insanın bir gururu vardır ve ben o lafları kaldıramadım." diyor. İsimleri söylemiyorum, isimle işaret ediyor. Alpaslan Soylu, Alpaslan Soylu'nun babası Tayyip Soylu. Ben tanıyorum, görüşüyorum çünkü, Şırnak'ta Özel Harekât polisiydi; vatansever, milliyetçi bir çocuktu. Babası sırtından çelik yeleği yirmi yıl çıkartmamış bir Özel Harekât polisiydi. Sayın Müdürüm, Emniyet Müdürüm ve kanun teklifini hazırlayan milletvekilim; babası da sizin personeliniz. Babasıyla konuştum, ne diyor biliyor musun? "Bir evim yok başımı sokacak ama çocuklarımı başı dik yetiştirdim. Yirmi yıl sırtımdan çelik yeleği çıkartmadım. Vatan için polis olan, polis âşığı olan evladım hayatına son verdi, arayan yok." diyor. Arayan yok ya, bu insanlar bu çocukları gönderdiler, çocukların cenazesi geldi. Ve o çocuk da arkasında not bırakıyor, diyor ki: "Bana bunu yapan şu. Ben bunların çocukları olduğu için onların canına kıymadım, kendi canıma kıydım." Ya, o kadar çok örnek var ki böyle.

Şimdi, bununla ilgili ben soru önergesi veriyorum, yedi yıldır her polis intiharıyla ilgili. Öğrendiğim tabii, öğrenmediğim vardır. Polislerle de bir duygusal bağımız olduğu için gönderiyorlar bana "Bu arkadaşımız hayatına son verdi." Bakın, bu size verdiğim soru önergelerinin yanıtları. Bir tanesinde bir polisin durumuyla ilgili özel bir şey yok; hepsi aynı ruhsuz, aynı cevap, otomatik. Ya, "Bu polisle ilgili şu araştırmayı yaptık...." Ha, ekonomik sorunu olabilir, sevda meselesi olabilir, mobbing olabilir, başka bir şey olabilir, araştırıyoruz denmez mi? Baştan savma, Murat Bakan'a cevap verdik mi? Verdik. Bir de ben soru önergesi veriyorum. Ya, yanlış anlamayın, bir devletin adabı yok mudur arkadaşlar? Hepimiz kamu görevi yapıyoruz, devletin bir unsuruyuz biz, polis gibi. Ya, milletvekilinin verdiği soru önergesine kim cevap verir? Bakan cevap verir. Hayır, bana Bakan cevap vermiyor, bana Bakan Yardımcısı "tweet"le cevap veriyor, "tweet", "tweet" atıyor. Sadece Mehmet Ersoy değil, İsmail Çataklı da öyle. Emniyet Genel Müdürlüğü basın açıklaması yapıyor. Ya, arkadaşlar, ben yasama organının üyesiyim, milletvekiliyim ya. Milletvekili yazılı soru önergesi verir, soru önergesine Bakan cevap verir. Bakan Yardımcısının "tweet" atarak cevap vermesi diye bir usul var mı? Ve Sayın Mehmet Ersoy, bakın, ben sizin öz geçmişinize baktım, Mülkiye mezunusunuz, Siyasal; benim kız kardeşim de Siyasal mezunu. Kaymakam yardımcılığı, kaymakamlık, vali yardımcılığı, valilik, "Yalova Valiliği" diyor, sanırım vali atandınız. Milletvekilliği yaptınız ya, biz aynı sıralarda görev yaptık, bir aramızda siyasi nezaket olmaz mı? Bak, ben Celalettin ağabey diyorum yedi yıldır. Cemil arkadaşım, burada benimle birlikte görev yapan herkes. Bizim birbirimize saygımız, hürmetimiz olmazsa vatandaş birbirini yer ya. Bana "tweet" atıyorsunuz, attığınız "tweet"e bakın; basın açıklaması yapıyorsunuz benle ilgili. Ben diyorum ki: Polisin maaş promosyonu... Arkadaş, 2 bin kişilik, 3 bin kişilik personeli olan kurumlar 40 bin lira, 30 bin lira, 50 bin lira promosyon anlaşması imzaladı; niye siz beş yıl için yaptınız, üç yıl için yapmadınız? Herkes üç yıl yapıyor. Niye ayda 300, 300? Polisin KMH borcu var, kredi kartı borcu var, polis sıkıntıda. Bu çocukların intiharlarının bir sebebi de ekonomik. Siz söylüyorsunuz, bana açıklama yapıyorsunuz. Emniyet Genel Müdürlüğü: "Teşkilatımız bir yandan da PKK, FETÖ, DEAŞ, DHKP-C..." Ne kadar terör örgütü varsa saymış. Konu ne? Polisin maaş promosyonu? Ben onu savunuyorum, polisin maaş hakkını savunuyorum. En son cümle, cevap orada. "Sayısız kez açıklama yapmamıza rağmen polisimizin maaş promosyonu üzerinden inatla dezenformasyon yapan CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan..." "Sayın" da yok, "Sayın Murat Bakan" yok yani...

SAMİ ÇAKIR (Kocaeli) - "Sayın" buradan mı geliyor?

MURAT BAKAN (İzmir) - Evet, oradan geliyor.

Ya, olur mu? Bu basın açıklamasını sen hazırlamadın, ben biliyorum. Kim hazırladı? Emniyet müdürü olması gereken... Ya, bu ülke emniyet müdürü yetiştiremiyor mu da bir valiyi Emniyet Genel Müdürü yapıyorsunuz, yetişmiyor mu bu teşkilattan? Terörle Mücadelede çalışmış, Narkotikte çalışmış, Asayişte çalışmış...

Sayın Vekilim, siz bu kanun teklifini hazırladınız. Siz de çıkıyorsunuz konuşuyorsunuz bu konularda mecburen parti adına. Ya, bizim bir tane emniyet müdürümüz, Emniyet teşkilatından ihtisas sahibi yok mu Emniyet Genel Müdürlüğü yapacak da bir vali Emniyet Genel Müdürü? Ya da Emniyet Genel Müdürlüğünün basın yayın, medya, bilmem iletişim daire başkanı. Ya, daire başkanı emniyet müdürü olur arkadaşlar. Yani emniyet müdürü olacak vasıflarda yani o daire başkanı olacak vasıflarda emniyet müdürü yok. Kim? A Haber muhabiri. A Haber muhabiri daire başkanı. Ve işte görüyorsunuz dili, devlet terbiyesi almadığı için milletvekiline saygı yok, bir telefon açıp şunu demek yok: "Ya Vekilim, böyle demişsiniz ama işin aslı şu." Bunu demek yok. Bu benimle ilgili basın açıklaması. Bakın, ben cumhuriyet tarihinde devletin kurumunun en çok hakkında basın açıklaması yaptığı ben milletvekiliyim.

Benimle ilgili bir basın açıklaması da "Suç duyurusunda bulunacağız." diye. Niye suç duyurusunda bulunuyor? Polisin maaş promosyonunu savundum diye. Ya, benim için şeref madalyasıdır o. Bekliyorum, bulunsanız da o şeref madalyasını şurama taksam. Ben polisin, 330 bin polisin özlük hakkını savunmuşum. Ne yapmışız yani? Konuyu hemen PKK, FETÖ, DEAŞ, DHKP-C, hepsini... Ben asker çocuğuyum. Ya, ben ilkokulu Bayrak Garnizonunda okudum -şimdi MİT'e devredilen- ortaokulu İnönü Lisesinde -bakın, ismi İnönü- okudum, devlet okullarında okudum. Başçavuş maaşıyla -3 çocuk- babamız bizi büyüttü, yetiştirdi. Bizim hiçbir tarikatla, cemaatle zerre kadar ilgimiz olmadı, hiçbir terör örgütüyle zerre kadar ilgimiz olmadı; hep devletin yanında, devletin ama hukuk sınırları içerisinde. Tabii, polisin toplumsal olaylardaki şiddetini hiçbir zaman savunmadık, sol bir bakış açısıyla ve sosyal demokrat bir bakış açısıyla polisin, askerin özlük haklarını savunduk, savunmaya devam ediyoruz.

Şimdi, PAEM... İşte PAEM diye şimdi polis fakültesi kanun teklifi geliyor. PAEM, Polis Amirleri Eğitim Merkezi. Ya, arkadaşlar, "FETÖ soruları çaldı, FETÖ soruları çaldı..." Evet, FETÖ soruları çaldı. Bir internet sitesi diyor ki: "PAEM'de bütün sorular bizim yayımladığımız gibi." diye açıklama yapıyor. 2016'dan bu yana PAEM'in hiçbir sınavının soruları niye açıklanmıyor? Öğrenciler çalışır, hazırlanır. Niye açıklanmıyor, niye bu şüphe ortadan kaldırılmıyor?

Ya da bir başka mevzu: Siz polisleri ikiye mi ayırıyorsunuz eski polis, yeni polis diye? Var mı böyle bir şey? Peki, ayırmıyorsanız -ayırmadığınızı varsayarak söylüyorum- niye PAEM sınavında polisler, 40 yaşındaki polis, 42 yaşındaki polis... Eskiden 2021 tarihine kadar fiziki parkuru yaşına göre koşarken niye şimdi PAEM sınavında 47 yaşındaki memurdan 22 yaşındaki memurla aynı fiziki performansı bekliyorsunuz? Birinin fiziki performansı yüksek olabilir ama diğerinin de yirmi yıllık polislik deneyimi var. Niye? Biz şunu anlıyoruz: Eski polisler gitsin, 2016'dan önce polis olanlar... Ki FETÖ terör örgütü dolayısıyla polis kadroları boşalınca -FETÖ'den gelen kadrolar- o polisler bu Emniyetin yükünü, İçişleri Bakanlığının yükünü sırtında taşıdı. Hiçbirinin cemaat, bilmem ne bağlantısı yok; o polisler yükselemeyecek, 2016'dan sonra polis olanlar... Ki o polisler de burada, onlar da bizim kardeşimiz, 2016'dan sonra polis olanlar, içinde liyakat sahibi polisler vardır ama şöyle bakıyor İçişleri Bakanı Soylu, diyor ki: "Benim dönemimde polis olanlar, benden önce polis olanlar." Yoksa bu fiziki yeterlilik niye değiştirilsin arkadaşlar? Değiştirilme sebebi bu. 3 bin başpolis var şu an, bu polislerin hepsi deneyimli. O polisler başpolis, ben tanıştım, konuşuyorum, görüşüyorum bunlarla. Bu çocukları yapın komiser yardımcısı; devlet deneyimi var, tecrübesi var, her alanda çalışmış, Türkiye'nin her yerinde çalışmış.

Bir başka mevzu, ikinci şark meselesi. Polis Atama Yönetmeliği'ni değiştirdiniz, ikinci şarkı getirdiniz. 130 bin polis daha birinci şarkı yapmamış yani o polisler yapmadan ikinci şarkı getiriyorsun. Ya, bu polisler niye? Eski polisler ayrılsın, kıdemliler ayrılsın artık, kıdemli polisler, teşkilat boşalsın, kadro yaratalım; ben böyle anlıyorum. Şark süresini kısalttınız ve insanlar bu ekonomik koşullarda evine taşıyacak nakliye parası bulamadı. Ev kiralayacak, ev bulamadı, kira fiyatları 2 katına, 3 katına çıktı. O polislerin çektiği çileyi, hepsi arıyorlar, anlatıyorlar bize; tabii, arayabilen, cesaret edebilen. Yani bunları çözebilen bir kanun teklifi gelmiş olması gerekirdi, biz bunu bekliyoruz.

Bakın, polisin çalışma sistemiyle ilgili ben çıkarttım şöyle. Bakın, bu 2014 yılında emekli bir polis, Ali Özaydın -şu an Aydın'da ya, Germencik'te ya İncirliova'da, bir emekli polis, o zaman EMNİYET-SEN ekibinin içinde- onun başvurusuyla Kamu Denetçiliği Kurumu -yani sizin iktidarınız döneminde- Mehmet Elkatmış, Ombudsman, Başdenetçi bir rapor hazırlıyor polis sorunlarıyla ilgili. Ya, bugün benim burada söylediğim her şey... Polisin mesai sistemi on iki-on iki, on iki-yirmi dört, ondan sonra polisin fazla çalışması, tek tek, kent kent yazmış oraya, 2014'te yazmış. Yani bunun herhâlde son sekiz yıldır... Süleyman Soylu kaç senedir, altı senedir mi Bakan? Süleyman Soylu'nun Bakanlığı döneminde -yani sizin Bakan Yardımcınız- niye şu kamu denetçisinin raporunu, siz devlet kurumunun, Ombudsmanın raporunu uygulamıyorsunuz? Genelge yayınlıyorsunuz, Emniyet Genel Müdürlüğü diyor ki: "On ikiye on iki, on ikiye yirmi dört mesai sistemi uygulanmasın." Arkadaşlar, bu zulümdür; bu söylediğim mesai sistemi, polis için, polisin insanca çalışma koşullarını ortadan kaldıran bir şeydir. Uygulayan il yok, il emniyet müdürü uygulamıyor. Bir yaptırımı var mı? Bir yaptırımı yok. On ikiye on iki uygulamaya devam ediyor.

Maç angaryası... Milyar dolarlık sektör, futbol sektörü. Bir televizyon yayın hakkı alıyor, bilmem kaç milyon dolar. Futbolcular 10 milyon dolar, 20 milyon dolar transfer parası alıyor. Polis? Angarya polise. Polis orada angarya olarak maç görevi yapıyor. Polise bir mesai... Herkese aynı mesai ücreti, masa başında oturana da göreve gidene de aynı; otomatik mesai ücretini alıyor, onun dışında bir ek mesai yok.

Polisin çalışma koşullarıyla ilgili kamu denetçisi raporunda diyor ki: "Altmış saate varan çalışma var." İl il yazmış kamu denetçisi. Dünyada kırk saat, bizdeki polis altmış saat çalışıyor; ondan sonra o polisten verim bekliyorsunuz arkadaşlar. Bakın, burada birlikte çözelim, bunun onuru da şerefi de sizin olsun. Biz beklemiyoruz buradan siyasi bir şey, polisin sorunu çözülsün. Yani ben sokakta yürüyemiyorum. Polis gördü mü gözü parlıyor, sarılıyor bana yani. Niye? Hakkını savunuyoruz diye. Birlikte savunalım, birlikte mücadele edelim. Şu "tweet" atmayı bırakın milletvekiline; siz Bakan Yardımcısısınız, milletvekilliği yaptınız, atmayın "tweet." Atışma değil bu. Ben atarım, ben siyasi görev yapıyorum, siz atanmışsınız. Süleyman Soylu atsın bana "tweet"i, Bakan Yardımcıları niye... Bir İsmail Çataklı atıyor.

Bakın, ben pilotum aynı zamanda, hukukçu milletvekiliyim ama amatör pilotum. Yangınlarda dedim ki: Ya şu İçişleri Bakanlığının genel maksat helikopterlerine niye su sepeti takmıyorsunuz "bambi bucket?" Bana Emniyet yine basın açıklaması yaptı. Orman yangınları var, basın açıklaması yapıyor: "Murat Bakan dezenformasyon yapmaktadır, bunlar terörle mücadelede kullanılıyor." İki ay sonra "Emniyet, İçişleri Bakanlığımız tarihinde ilk defa bir genel maksat helikopterine su sepeti taktı." diye ona da reklam videosu yayımladılar. Ya, biz bir şey söylüyorsak memleketin hayrına söylüyoruz, biz bir şey söylüyorsak ülkenin hayrına söylüyoruz; kendimize bir şey için söylemiyoruz ki, yangınlar söndürülsün.

BAŞKAN CELALETTİN GÜVENÇ - Sayın Bakan, toparlarsanız seviniriz.

MURAT BAKAN (İzmir) - Celalettin ağabey, toparlıyorum.

BAŞKAN CELALETTİN GÜVENÇ - Lütfen.

MURAT BAKAN (İzmir) - Devletin kurumsal kimliği, kamucu bir anlayışla, halkçı bir anlayışla polisin sorunları çözülsün, devletin sorunları, ülkenin sorunları çözülsün diye bakıyoruz. Bizim yaklaşımımız bundan Sayın Mehmet Ersoy. Getirin, polisin sorunlarını -böyle şey değil, bu kanun teklifi değil, polisin tüm sorunlarını çözecek kanun teklifi- hep beraber imzalayalım, buradan oy birliğiyle geçirelim.

Son bir şey söyleyeceğim Başkanım, kapatıyorum.

BAŞKAN CELALETTİN GÜVENÇ - Buyurun efendim.

MURAT BAKAN (İzmir) - Polisin ben sahipsiz olduğunu düşünüyorum ve polis de böyle düşünüyor. Bunu değiştirmek sizin göreviniz, siz değiştirmezseniz çok yakında biz değiştireceğiz.

Bakın, polisin sendikası var tüm dünyada. Avrupa'da EUROCOP var, EUROCOP, Avrupa Polis Sendikaları Federasyonu var. 100 bin polisin olduğu ülkede bir tane sendika var. Bizde 330 bin polis var, polis sendikası ne yapıyor? Ben Alman polis sendikasının sitesinden aldım bunu, kürsüden de söyledim. Diyor ki: "Polisin ve emekli polisin mesleki, toplumsal, ekonomik, ekolojik, kültürel çıkarlarını savunur." Bakın "Ekolojik ve kültürel çıkarını savunur." diyor. "Sendika her şeyden önce özellikle üyelerinin genel çalışma ve yaşam koşullarının düzeltilmesi -bizim söylediklerimizi- memuriyet ve iş hukukundaki haklarının iyileştirilmesi için çalışır. Polis sendikası kendini hükûmetlerden, yönetimlerden, siyasal partilerden, dinî topluluklardan bağımsız görür." diyor. Biz bunu istemiyor muyuz? Şimdi FETÖ gitti; Menzil olmasın, öbürü olmasın, öbürü olmasın. İnsanlar inancında serbest, biz insanların inancına karışmıyoruz; devletin içinde tarikat, cemaat olmasın. Devletin kanununa, nizamına, bayrağına saygılı olsun sadece, şeyhine, mürşidine değil; biz bunu istiyoruz. Bakın, polis sendikası dünyada var ve polisin özlük haklarını savunuyor. Sendika polisi eyleme götürecek değil, götürmesin, biz de öyle bir şey istemeyiz ama polisin yanında... Bir soruşturma geçirdiğinde, bir rahatsızlık geçirdiğinde, amirine karşı, mobbinge karşı polisi koruyacak, polisin yanında duracak bir sendikaya ihtiyaç var, bu polis sendikasını da biz hep beraber kurmalıyız diyorum.

Sayın Başkan, teşekkür ediyorum, sağ olun.