KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli temsilcileri; herkesi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, Bakanlığınızın bütçesi Merkezi Yönetim Bütçe Teklifi'nin geçen yıl yüzde 3,77'sine karşılık gelmekteydi, bu yıl yüzde 2,98'ine düştü. 2022 yılında tüm sosyal harcamalara 104,2 milyar ayrılmıştı, bu oran genel bütçenin yüzde 5,9'una denk düşüyordu; bu yıl sosyal harcamalara 258,4 milyar ayrıldı, bu, genel bütçenin yüzde 5,8'ine karşılık geliyor yani sosyal harcamalara ayrılan pay 2023 yılında düştü. Sosyal harcamaların tamamı 258,4 milyar lira, bu yıl yapılması planlanan faiz ödemelerinin -565,6 milyar lira- sadece yüzde 45'ine denk düşüyor yani faize ayrılan pay sosyal yardımlara ayrılan payın 2 katından fazla.

Yoksulluktan çıkışın iki etkili aracı vardır: Kamusal eğitim ve güvenceli istihdam. Tam da bu nedenle, iktidarın sosyal yardım yapılan yurttaş sayısıyla övünmesinin yanlış olduğunu düşünüyoruz. Asıl övünülmesi gereken, ne kadar yurttaşı yoksulluktan çıkardığımızdır. Bugün toplumun yaklaşık yüzde 30'u sosyal yardımlara muhtaçtır. İktidarınız yirmi yıldır yoksulluğu idare etti, istismar etti ama yoksulluğu bitiremedi. Siz, bu muhtaçlık ilişkisini sürdürmek istiyorsunuz, yoksulluğu bitirmek istemiyorsunuz.

Sayın Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu, bütün sosyal yardımları tek çatı altında toplayarak, yoksulluğu kader olmaktan çıkaracağımızı, yoksullukla mücadelenin esas amacının toplumun tüm fertlerini yoksulluk sınırı üzerine taşımak olduğunu her fırsatta söylüyor. Bu amaçla aile destekleri sigortasını hayata geçireceğiz ve sosyal yardımları Genel Başkanımızın dediği gibi yüzde 12'ye çıkaracağız. Aile destekleri sigortasıyla ailelere geçim desteği verilecektir. Ayrıca, sosyal hizmet boyutunu dikkate alan destekler de söz konusudur; yoksul çocuğa okulda kahvaltı hizmeti sunulması gibi. Derin yoksulluğa savrulan muhtaçların günü kurtarmak dışında bir seçenekleri yoktur oysa desteklenen aileler biraz güçlendiklerinde hayata katılım yönünde güçlü bir arzu duyarlar. Çocuklarının daha iyi eğitim görmelerine odaklanırlar, bu nedenle daha iyi yaşam talepleri, dolayısıyla istihdam istekleri de artar. Dolayısıyla aile destekleri sigortası, bütün toplumun gelişmesi için bir geleceği inşa projesidir. Biz bu sigortayı hayata geçirdiğimizde yoksullara yapılan yardımlarla değil, kaç hane ve yurttaşı yoksulluktan çıkardığımızla övünmeyi taahhüt ediyoruz.

Sayın Bakan, Anayasa'nın 60'ıncı maddesinde "Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır..." denilmektedir. Anayasa hükmü olmasına rağmen, devletin görevi olan bakım işini büyük oranda aileler üstlenmektedir. Uzmanların açıklamalarına göre, engelli çocukları olan annelerin anksiyete ve depresyon sıklığının daha yüksek oranda olduğu söylenmektedir. Engelli çocuklar büyüdükçe ve evdeki nüfus arttıkça zorluklar artmaktadır. Bunlara sosyoekonomik sorunlar da eklendiğinde aileler baş etmekte zorlanıyor. Açlık sınırının 7.245 lirayı geçtiği ortamda engelli çocuğuna bakan bir anneye 3.400 lira vermek "Siz yaşamayın." demekle eş değerdir. Sosyal devlet bütün vatandaşlarının eğitim, barınma, sağlık, hak ve özgürlüklerinden sorumludur ve üzerine düşeni yapmalıdır. Söz konusu hak ihlalinin ortadan kaldırılması için, başkasının yardımı olmaksızın hayatını devam ettiremeyecek şekilde engelli olduklarını sağlık kurulu raporuyla kanıtlayanlara asgari ücretin 1,5 katı oranında, sağlık kurulu raporuyla engelli olduklarını kanıtlayanlara ise 1 asgari ücret tutarında, engelli bakım hizmetini fiilen gerçekleştirenlere de 1 asgari ücret tutarında aylık bağlanması gerekir. Bu konuda 12 Ekimde bir kanun teklifi verdim. Engelli çocuk anneleri eşitsiz koşullarda güvencesiz yaşlanıyor, yüzde 85'inin hiçbir güvencesi yok. Evde ağır engelli ve yaşlı bakan kadınlar sosyal sigorta sistemi içine alınmalı, primler devlet tarafından karşılanmalı ve emeklilik hakkı tanınmalıdır.

Değerli milletvekilleri, 1800'lerin İngilteresinde, fabrikalarda ya da ABD'de büyük çiftliklerde çekilen siyah beyaz fotoğraflarda gördüğümüz çocuk işçilerin çalışma ve yaşama koşulları bugün de aynı yakıcılığa sahiptir. Ağır yaşam koşulları altında ezilen dünyadaki yaklaşık 160 milyon çocuk işçinin 79 milyonu tehlikeli işlerde çalıştırılmaktadır. Türkiye'de uzun süredir hâkim olan emeği ucuzlatma stratejisi çerçevesinde çocuk işçilik, üretimi ayakta tutan bir olgudur. TÜİK verilerine göre, yüzde 70,6'sı erkek ve yüzde 29,4'ü kız çocuğu olmak üzere 720 bin çocuk işçi bulunmaktadır; gerçekte bu rakam daha fazladır. İstatistiksel bir hokus pokus eşliğinde 1,5 milyonu bulan çırak, stajyer ve meslek eğitimi gören öğrenci olmak üzere çocuk işçilik verileri eksik gösterilmektedir. Mevsimsel olarak -bilhassa kırda- çocuk işçiliğin daha az olduğu ekim ile aralık aylarında yapılan çocuk iş gücü anketleriyle rakamlar düşürülmektedir. Çocuk işçi çalıştıran patronlar açısından çocuk işçiler, ücret pazarlığı imkânı olmayan, ücret ödemeleri eksik yatırıldığında ya da geciktirildiğinde susturabileceği veya şiddet uygulayabileceği ucuz emek gücünü ifade etmektedir. AKP'nin yarattığı çalışma rejiminde çocuk emeği tehlikeli işlere doğru kaymakta, güvencesiz ve ağır koşullarda çalışan çocuklar iş cinayetinde yaşamını yitirmektedir. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi raporlarına göre, AKP iktidara geldiği 2002 yılından beri iş cinayetlerinde en az 787 çocuk işçi hayatını kaybetti. Çocuk işçilikle mücadelenin etkili tek bir yolu vardır; çocuk işçilik yasaklanmalıdır, yasal veya meşru hâle getirecek tüm prosedürler, anlaşmalar durdurulmalıdır.

Sayın Bakan, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde ek ders ücreti karşılığında sosyolog, sosyal çalışmacı, psikolog, hemşire, fizyoterapist, öğretmen gibi meslek gruplarından personel istihdam edilmektedir. Bu personelin maaşları zaman zaman asgari ücretin altına düşüyor. Bu personel izin hakkına sahip değil, işsizlik sigortası ve kıdem tazminatı hakkından yararlanamıyor. Ücret eşitsizliği gibi başka pek çok sorunla da karşı karşıya. Bu şekilde yaklaşık 5 bin personelin çalıştığı belirtilmektedir. Kendi kadın personeline süt izni bile vermeyen bir kadın Aile Bakanı görüntüsü içindesiniz. Millî Eğitim Bakanlığında, Diyanet İşleri Başkanlığında ve Gençlik ve Spor Bakanlığında ek ders karşılığı çalışan personelin özlük haklarında iyileştirmeler yapıldı, ancak, bir tek Aile Bakanlığı bünyesinde ek ders karşılığı çalışan personelin özlük haklarında iyileştirmeler yapılmadı. Kendi personeline sahip çıkamayan bir Bakansınız. Sizin personelinizle aynı statüde olup başka bakanlıklarda çalışan personelin yararlandığı haklardan Aile Bakanlığı personeli yararlanamıyor. Bu personelin beklentileri var. Gelin bu hak kaybını, bu hakkaniyetsiz durumu bir an önce çözelim Sayın Bakanım.

Sayın Bakan, Bakanlığınızın sorumluluğundaki bazı uygulamaları seçim bölgem Muğla üzerinden değerlendirmek istiyorum. Bunlardan ilki, özel halk araçları için yapılan 1.500 lira gelir desteğinin artırılması konusu. Ücretsiz seyahat yükümlülüğü bulunan ve belediyeler tarafından yetki verilen özel şahıs ya da şirketlere ait şehir içi toplu taşıma hizmeti veren her bir ulaşım aracı ile özel deniz ulaşımı aracı için bunların işletmecilerine 1.500 lira gelir desteği ödemesi yapılmaktadır. Ekonomik olumsuzluklar ve işletme maliyetindeki artışlar sebebiyle faaliyetlerinin sürdürülebilirliğinin sağlanması noktasında, ödenen gelir desteğinin mutlaka artırılması gerekmektedir.

İkincisi, özel toplu taşıma araçlarına yapılan gelir desteği ödemesinin adaletli olmaması konusu.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Süreniz bitmiştir Sayın Girgin, son cümlenizi alalım.

SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum Başkanım

Taşımacı esnafın gelir dağılımındaki adaletsizliğin önüne geçilmesi amacıyla aylık istatiksel biniş raporlarına istinaden ücret tarifesi, taşınan ücretsiz yolcu sayısı ve güzergâh mesafe verileri doğrultusunda Muğla ili genelinde Bakanlıkça ödenen gelir desteğinin tüm taşımacı esnafın ücretsiz yolcu biniş sayıları gözetilerek gerekli hesaplamalar doğrultusunda ödenmesi sağlanmalıdır.

Teşekkür ediyorum.