| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/286) ve 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/285) ile Sayıştay tezkereleri a) Millî Eğitim Bakanlığı b) Yükseköğretim Kurulu c) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ç) Yükseköğretim Kalite Kurulu d) Üniversiteler |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 03 .11.2022 |
LALE KARABIYIK (Bursa) - Bir sunumumuz vardı.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Aynı zamanda bir sunumunuz var, onu da arkadaşlar ekrana yansıtıyorlar. Ekranların böyle bir faydası da oluyor.
Buyurun.
LALE KARABIYIK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Bakanlık bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum.
Şimdi, rakamları ve oranları biraz karşılaştırmaya hâkim olabilmek için bir sunum hazırladım ancak önce şunları ifade etmek isterim: Evet, Sayın Bakan ve Sayın YÖK Başkanı konuştular. Şimdi, efendim, eğitim için şu anda yani bu yıl için öngörülen bütçe, eğitim sisteminin sorunlarını çözecek şekilde değil, yeterli değil. Burada eğitim sisteminin sorunlarını çözecek olan sadece bütçe rakamları değil tabii, aynı zamanda vizyon ve eğitimdeki yirmi yıllık hedefiniz de sorun çözmek, iyi bir eğitim sistemine zemin hazırlamaktan, çocukların ve gençlerin maksimum yararını amaç edinmekten, aynı zamanda ülke kalkınmasını hedeflemekten de çok uzak kalmıştır iktidarda olduğunuz sürece; sadece çocukların ve gençlerin ideolojik olarak şekillendirilmesi temeline dayandırılmıştır, onu da ifade etmek isterim başlamadan önce.
Tabii, şu anda Millî Eğitim Bakanlığı için bütçeden ayrılan pay 435 milyar 351 milyon 82 bin lira ama unutmayınız ki şu anda bütçeye sunulan rakamlar içerisinde en büyük kalem 565,6 milyar lirayla faiz bütçesidir yani faiz ödemeleri, Millî Eğitim Bakanlığına 15 milyon 839 bin 140 öğrenci için bir yıllık ayrılan bütçeden daha fazladır, onu ifade etmek isterim.
Biz, tabii, eğitim bütçelerini incelerken burada birtakım oranlamalar üzerinden gidiyoruz, artışı-azalışı... Hemen belirteyim: Bunlar Millî Eğitim Bakanlığının rakamlarıdır, eğer güncelleri koyduysanız günceldir. O rakamlar üzerinden gittik, bütün düzeltmelerinizi, her şeyinizi de dikkate almış bulunuyoruz. Sayın Bakan az önce ifade etti, dedi ki: "Arttı." Şöyle kıyasladığımız zaman, eğitim bütçesinin merkezî yönetim bütçesi içerisindeki payında ve eğitim bütçesinin yine millî gelirdeki payında 2016'dan bu yana önemli bir düşüş var. Yani eğitim bütçesinin merkezî yönetim bütçesi içindeki payında yüzde 19 küsurdan yüzde 14'e gerileme, eğitim bütçesinin millî gelire oranında da yüzde 4,21'den yüzde 3,48'e gerileme var. Hatta, bu payların 4+4+4 sisteminin bile gerisinde kalmış olduğunu görüyoruz.
Bir diğer orantımıza geçtiğimizde, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin merkezî yönetim bütçesi içerisindeki payı ve yine MEB bütçesinin millî gelir içindeki payına baktığımızda, yine 2016'dan bu yana olan azalışı... Ki bu yıllar kriz yıllarıdır, Covid süreci de bu yıllar arasındadır. En ihtiyaç duyulduğu dönemde yine hedefleriniz olduğunu söylüyorsunuz ama biz bunların karşılığını bütçede göremiyoruz Sayın Bakan ve iki yıl önce de tasarrufa yönlendirilen tek Bakanlık olmuştu Bakanlığınız, onu da ifade edeyim. Tabii, bu arada sürekli, tabletlerden meslek içi eğitime kadar her şeyi de bağışlarla yürütmeye çalıştınız. Bağış varsa vardı -hizmet içi eğitim dâhil- bağış yoksa yoktu, yatırımlar da böyle; bağışlara bel bağlamış bir Bakanlık görünümüne gelmişti.
MEB yatırımlarına bir bakalım merkezî yönetim bütçe ödeneği içerisinde. Dediniz ki: "Yatırımlar artıyor, artıyor, çok artıyor." Bakın, 2002'yle kıyaslıyorum; 2002'den 2023'e yüzde 22,34'ten yüzde 12,65'e gerilemiş. Son dönemde yani geçen yıl, iki yıl üst üste çok hafif artışlar varsa da onlar oradaki ihtiyacı, okulların yapılmasına, öğrenci artışına karşılık gelen ihtiyaçları, pandeminin getirdiği birtakım sorunları karşılayacak büyüklükte değildir. Kıyasladığınızda, iktidarınızın başından bu yana merkezî yönetim bütçe ödeneğinden Millî Eğitim Bakanlığı yatırımlarına ayrılan pay düşmüştür, oranlarını da aşağıda görmektesiniz.
Millî Eğitim Bakanlığı yatırım bütçesine baktığımızda, yine son dönemde küçük bir artış ama özellikle, yatırım bütçesinin Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla düşmeye başlaması belki de siyasi iktidarın eğitime bakışını ya da eğitimi öncelemediğini de göstermektedir çünkü aslında, siyaset bir tercih meselesidir değerli milletvekilleri.
Evet, tekrar söylüyorum: Bunlar Millî Eğitim Bakanlığının rakamlarıdır. Yükseköğretim kurumlarının bütçesine geldiğimizde de yine, millî gelir içerisindeki payına baktığımda, 2002 ile 2023'ü kıyasladığımızda, gördüğünüz gibi, yüzde 0,71-0,72. Ama o yıldan bu yıla üniversite sayısı o kadar çok arttı ki fakülteler açıldı, meslek yüksekokulları açıldı, öğrenci sayısı arttı; bu artışı karşılayacak bir rakam tabii ki değil.
Kısa kısa geçmek istiyorum. Değerli milletvekilleri, 2016 yılında YÖK ve üniversitelerin bütçesi yüzde 4,16 iken 2023 yılına geldiğimizde -şuradan görebiliriz- yüzde 3'e gerilemiş yani 2016'dan bu yana da YÖK ve üniversitelerin bütçesi neredeyse yüzde 25 azalmıştır, gerçekler bunlar. Belki nitelik sorununun sebeplerinden bir tanesi de budur diyebiliriz.
İkinci olarak, öğrenci, öğretmen ve derslik sayılarındaki artışa geçeceğim. Buna geçmeden önce, Sayın Bakan, "Okullardaki farklılıkları kaldıracağız." dediniz, "Okul öncesi eğitim olacak ve buna hızla çalışıyoruz." dediniz, "Fırsat eşitliğini sağlayacağız." dediniz, "Kapanan köy okullarını açacağız." dediniz ama biz bunların karşılığını, maalesef, bütçenizde göremiyoruz, ne yatırım kısmında görüyoruz ne diğer kısımda. Pandemide yapılan bütçede de yeterli bir iyileşme, yeterli bir bütçe ayrıldığını zaten görmemiştik. Bunları yapacaksınız da bunlar nasıl yapılacak, bunlar lafta mı kalacak? Sadece bir yönetmelik değişikliğiyle örneğin, kapanan köy okullarının açılması diye bir şey tabii ki söz konusu olamaz.
Yine, az önce de ifade ettim, yıllarca tabletlerden hizmet içi eğitime kadar bağışlarla... Bağışlara bel bağlamıştınız, yetersiz bütçe olduğunu buradan da görmekteyiz.
Sayın Bakan, okullara verilen bütçeler asla yeterli değil öğrenci sayısına göre kıyasladığınızda. Şimdi, "Okullara bütçe gönderiliyor." dediniz önce sadece liselere gönderiliyordu, ilkokulların ve ortaokulların sadece elektrik ve su giderleri ödeniyordu. Şimdi, bu yıl ilk defa kısmen ilkokullara ve ortaokullara da bütçe ayırdınız ama bin öğrencisi olan bir okula 4.500 lira, 5.500 lira Sayın Bakan... Bu neye yetsin? Bu rakamlara biraz daha ayrıntılı dikkat etmemiz gerekiyor.
Yine, öğrencilerden kayıt parası alınmaya devam ediliyor, masraflara katılınıyor, velilerden para isteniyor, hele okul öncesi eğitimde her dönem için birtakım masraflar öğrenciden isteniyor; kayıtlar hariç, kayıtlarda da yine isteniyor.
Kadrolu hizmetli ataması yapılmadı. Bazı okullarda en az 5, 6 temizlik görevlisine ihtiyaç var. İŞKUR üzerinden yaptığınız atamalar da zaten yeterli değil, ne sağlık personeli ne güvenlik ne de temizlik görevlisi konusunda iyi bir aşamaya gelemediniz, hâlen bu sorunlar devam ediyor Sayın Bakan.
Bu arada, Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarında 8 Sayın Bakan görev yaptı ve onların her döneminde neler yapılmış, Sayın Erkan Mumcu'dan sizin Bakanlığınıza kadar adım adım çıkardım. Tabii ki burada hepsini okumayacağım ama şöyle bir baktığım zaman -buraya az sonra geleceğim- ne olmuş? Temel dik yazıdan eğik yazıya geçilmiş, 2 bakan sonra yeniden eğik yazıdan dik yazıya geçilmiş, 4+4+4 eğitim modeline geçilmiş, TCK madde 263 değiştirilmiş, ulusal bayramların statlarda kutlanması yasaklanmış, Millî Eğitim Bakanlığının Kur'an kurslarını denetlemesine son verilmiş, öğrenci andı kaldırılmış, proje okul uygulamasına geçilmiş, her dönem mutlaka belli miktarda merkez ve taşra yöneticisi görevden alınmış, yer değiştirilmiş -hele, bir dönem 40 bin, çok sayıda- ama hemen hemen her dönemde vakıf ve derneklerle etkili protokoller imzalanmış, MEB ile TÜGVA arasında süresiz protokol imzalanmış, Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği değiştirilmiş, vakıf ve derneklerle protokoller yapılmaya devam edilmiş; böyle gidiyor. Yani eğitimin kalitesini artıracak, öğrencilerin başarısını önceleyecek, maksimum yararını önceleyecek ne var diye baktığımda, hani, Fatih Projesi'nin amaçları içerisinde yazıyor, onda da gelinen nokta ortada, ben söylemek istemiyorum ama böyle geçmiş yıllar Sayın Bakan. Buradan görüyoruz ki zaten eğitimde de her an başarının gerilediğini de görüyoruz, sebeplerinden de bahsediyoruz.
Şimdi, bu sayfaya geldiğimizde... Şöyle, değerli milletvekilleri: Şu anda 19 milyon küsur öğrencimiz var, geçen yıla göre öğrenci sayısında yüzde 5'e yakın artış var, ekranda görüyorsunuz, öğretmen sayısında yarısı kadar kalmış yüzde 2,3; derslik sayısında da yüzde 2,4. Bu, yeterli bir yatırım mıdır? Yeterli bir bütçe midir? Yanlış planlama mıdır? Yanlış öncelik midir? Ama sonuç bu; artan oranda öğrenci sayısına ne öğretmen ne de derslik sağlama imkânı sizde olmamış, öncelenmemiş, planlanmamış; hangisini tanımlarsanız.
Sayın Bakan, 2002 yılında 68 bin dolayında ataması yapılmayan öğretmen vardı, o tarihlerde Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Genel Başkanı seçim çalışmalarında demişti ki: "Bu nasıl iş? Biz onların hepsini atayacağız." geldiğimiz noktada 1 milyonu geçen bir sayıyla karşı karşıyayız. Bir taraftan da mesela, 2 Eylülde 19.969 öğretmen ataması yapıldı, "Öğretmen atadık, atadık." diyorsunuz ama yaz aylarında zaten 15 bin öğretmen de emekli oldu yani bunları da dikkate almakta fayda var.
Yine, geçen yıl, bütçede, hatırlıyorum "Boş dersimiz yok." dediniz sorduğumuz sorulara "Boş derslerimizi ücretli öğretmenlerle telafi ediyoruz." Sayın Bakan, bu eğitimin en büyük yanlışıdır, bu eğitim sisteminin yanlışı ve ayıbıdır; böyle olmamalı. Sözleşmeli 95 bin, ücretli 85 bin civarında öğretmen var; öğretmen sözleşmeli olmaz, öğretmen ücretli olmaz, öğretmen kadrolu olur; bunu sürekli söylüyoruz. Ücretli öğretmenlerle boş geçen derslerin telafisi diye bir şeyi son derece yanlış buluyoruz.
Özel öğretim kurumlarına hızlı bir artış desteği verildi ve kamudan ziyade... Şu anda, tabii, devlet okullarının sorunlarından, çok kalabalık olmasından, birtakım olumsuz şartlarından dolayı veliler bazen borç para alıp kredi kullanıp özel okullara da çocuklarını yolluyorlar; bunları yaşayanları da görüyoruz. Bakın, 4+4+4 süreci öncesinde 4.664 olan özel öğretim kurumu sayısı 14 küsur bine çıkmış yani özel okullarda okuyan öğrencilerin sayısında yüzde 194, kurumların sayısında da yüzde 204 artış var; oysa devlet okulları iyileştirilebilir, kalitesi artırılabilir. Hani "fırsat eşitliği" diyoruz ya, işte, o fırsat eşitliği Türkiye'nin her köşesindeki çocuğa eşit imkânlarla sağlanabilirdi.
Yatılı ilköğretim bölge okullarından nedense kurtulmak istedi Bakanlar geçmiş dönemde de yani iktidarınızdan bu yana hem yatılı ilköğretim bölge okullarında ve öğrencilerinde çok büyük azalmalar yaşandı; bunlar başka sorunlara sebebiyet verdi, taşımalı eğitim bir taraftan çıktı -onu şu anda sayamayacağım, sürem yeterli olmaz, bir sürü sorunu- diğer taraftan, işte, Aladağlar oldu, bir sürü sorunlar oldu; onlar olmadığı için cemaat yurtları oldu yani Karaman, Aladağ gibi olayları çok net yakından biliyoruz; daha da bir sürü olay oldu.
Sayın Bakan, yatılı ve pansiyonlu okullarda 3 öğün yemek ve bir de ara öğün; 3 öğün, bir de ara öğün için ayrılan bütçe öğrenci başına 29 lira; bu da herhâlde önemli bir sorundur. Çocuklarımızın dengeli beslenmesi gerekiyor Sayın Bakan ama çocuklarımız dengeli beslenemiyor. Ülkemizin çocuk nüfusu 22 milyon 738 bin 300, bu çocukların yüzde 33,7'si maddi yoksunluk çekiyor; bunlar TÜİK verileri zaten, ben söylemedim; başka bir ifadeyle 7 milyon 600 bin çocuğumuz dengeli beslenme olanağını bulamıyor. Tabii, bunun yarattığı sorunlar hem okulda başarısızlık hem çocuğun sağlığında çıkacak sorunlar; bunlar tıbbi konular, o konulara girmiyorum ama hangi politika yapılırsa yapılsın, siyasilerin çocuğa yönelik tüm politika ve uygulamalarında çocukların beslenmesi, okulda en azından bir öğün yemek verilmesi ve sağlıklı bir su -5 lira su, alamıyor çocuk- olanağının sağlanması mutlaka gerekliydi ama gene yok, yine yok, yine yok; bu konuda da her yerde bunu söylemeye devam ediyoruz.
Evet, gelelim Öğretmenlik Meslek Kanunu'na. Öğretmenlik Meslek Kanunu, evet, 14 Şubat 2022'de yürürlüğe girdi 13 madde ama aslında beklenen neydi? Tabii ki tek taraflı olmamasıydı ancak bu kanun eğitim emekçilerinin yaşam koşullarını tek taraflı olarak, görüşünü almadan düzenlemiş oldu. Öğretmenlik mesleğiyle ilgili tüm konuların bu kanunda düzenlenmesi gerekirken sadece ilk atamalar ve kariyer basamakları düzenlendi, onun için "Öğretmenlik Meslek Kanunu" adı buna tam yakışmıyor, önce onu ifade edeyim. Ardından, ekonomik krizin derinleştiği şu ortamda bile, eğitim emekçilerinin ekonomik ve özlük hak kazanımlarının kariyer basamaklarına ve sınavlara endekslenmesi asla ve asla kabul edilecek bir durum değil. Zaten öğretmenler okula hazırlanmak yerine başladılar sınavlara hazırlanmaya. Evet, giriyorlar sınavlara belki ama bu doğru bir uygulama değil, tercihleri bu yönde değil, bundan çok da büyük üzüntü duydular, kendilerini mecbur hissediyorlar. Bir ihtisas mesleğidir öğretmenlik, bunu hepimiz biliyoruz yani onları sınava tabi tutuyoruz da Bakanlık yöneticilerinin meslekleri de mühendislikten tıp doktorluğuna kadar varıyor, bunları da unutmayalım bir taraftan, bunlara da değinelim. Bu konuda çok konuşulacak şey var ama arkadaşlarımız da bu konulara girecekler.
Evet, Sayın Bakan, gitgide başarı düşüyor, ortaöğretimden üniversiteye geçerken de düşüyor. Sayın YÖK Başkanı kaliteyi artırmak için, önceki YÖK Başkanımız da aynı şekilde uğraş veriyordu ama ortaöğretimden öğrencinin başarısı düşük geldiği sürece yukarıda kaliteyi nasıl iyileştireceksiniz? Öncelikle onu merak ediyorum. Bir kere, zaten ideolojik şekillendirme ön planda demiştik, başarı, kalkınma stratejisi, bunlar önemli değil iktidarınızda, bunları görmedik demiştik. 4+4+4 sisteminin olumsuz etkileri hem okullaşma oranı üzerinde oldu hem kız çocuklarının eğitimi üzerinde oldu Sayın Bakan. LGS ve YKS'deki başarılara gelirsek, ilk 4+4+4 evvelki sene mezunlarını verdiğinde, o çocukların başarısında 11 puanlık, 12 puanlık düşüşlerle -15 puana, 20 puana çıktı bazı derslerde- kendisini göstermiş oldu. Sonraki dönemde, tekrar, hem LGS hem YKS'de sürekli başarı gitgide düşüyor, bunu da bilmekte fayda var.
Sayın YÖK Başkanı barajın kaldırılması konusunu ifade etti. Evet, barajı kaldırdınız, af da getirdiniz; baraj kalkmasın falan demiyoruz, af falan gelmesin dediğimiz yok ama bakın, tercih edilmeyen okulların kalitesini artırmadan, bu konuda öğretim üyelerini artırmadan, bu okullar için hiçbir şey yapmadan, "Öğrenci başarısı neden düşüyor?" diye kafa yormadan -ki aslında ortaöğretimden başlayarak yukarıya kadar- meslek envanteri yapmadan, hangi mesleklere ihtiyaç olduğunu bilmeden -kontenjan belirlemesini son birkaç yıldır yapıyorsunuz ama- bu konuları düzeltmeden, iş bulma konusunda kafa yormadan... Yani "Çok şey yapıldı." diyeceksiniz de evet, yaptınız, bunu inkâr etmiyorum; 16 istihdam paketi var; 7 de ekonomi paketi var; istihdamı artırma konusunda toplam 23 paket var, elde var sıfır, hiçbir şey yok, bir şey olmadı yani. Bir şeyler yapılıyormuş gibi gösterilse de başarılı olmadı. Şimdi, bu barajın kaldırılmasındaki hedef o zaman ne? Yani öğrencilerin eğer moralinden bahsediyorsanız, psikolojisinden bahsediyorsanız, o zaman bu çocuklara neden arife günü KYK borçlarının faizlerinin belgeleri geldi? O zaman moralleri bozulmadı mı? Ya da yurt bulamadıkları zaman, beslenemedikleri zaman, bir öğünle beslendikleri zaman moralleri bozulmadı mı? Ya da vakıf üniversitelerinin durumlarıyla ilgili...
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son yarım dakikanız.
LALE KARABIYIK (Bursa) - İki dakika daha alabilir miyim Sayın Başkanım.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Maalesef, yapamıyorum.
LALE KARABIYIK (Bursa) - Peki, tamamlayacağım o zaman, müsaade edin.
Lisans eğitimi alıp işsiz kalan genç sayısı bizim ülkemizde olduğu kadar kaç ülkede vardır, o sıralamalara da bir bakmanızı isterim. Rektörlerle ilgili her gün basına düşen olumsuz haberler var. Üniversitelerde aidiyet duygusu bitti, küskün akademisyenler yurt dışına kaçıyor. Bilimsel yayınlar, atıflar azalıyor Sayın Başkan yani burada bir artış görmüyoruz. "Özgürlük", "hukukun üstünlüğü" tabii, bu kavramlar bittikçe bunlar da azalıyor.
Son cümlem budur: Tabii, hepsini söylemiyorum ama bazı vakıf üniversiteleri -onları daha önce konuşmuştuk sizinle, siz de biliyorsunuz- ticarethane görünümünde. Zamlar astronomik hâl aldı, burslar yeterli değil.
Diğerlerini sorularda iletirim.
Teşekkür ediyorum.