| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi (1/286) ve 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi (1/285) ile Sayıştay tezkereleri a) Millî Eğitim Bakanlığı b) Yükseköğretim Kurulu c) Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığı ç) Yükseköğretim Kalite Kurulu d) Üniversiteler |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 03 .11.2022 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, Bakanlık bürokratları, basın mensuplarımız; herkesi saygıyla selamlıyorum.
AKP döneminde Millî Eğitim Bakanları dönemindeki bazı uygulamalardan eğitim sisteminin nasıl yapboza dönüştürüldüğünü anlatmak istiyorum.
Erkan Mumcu 2002'de göreve geldikten hemen sonra yaklaşık 1.300 Bakanlık yöneticisi bir gecede görevinden alındı.
Hüseyin Çelik döneminde öğretim programları değişikliği yapıldı; temel dik yazı uygulamasından birleşik eğik yazı uygulamasına geçildi, lise eğitimi dört yıla çıkartıldı.
Nimet Çubukçu döneminde Fatih Projesi başladı, genel liseler anadolu liselerine dönüştürülmeye başlandı.
Ömer Dinçer döneminde 652 sayılı KHK yayımlandı, Millî Eğitim Bakanlığının görev tanımı değiştirildi, Türk Ceza Kanunu'nu madde 263 eğitim kurumu suçu değiştirildi, 4+4+4 eğitim modeline geçildi, ulusal bayramların statlarda kutlanması yasaklandı, Millî Eğitim Bakanlığının Kur'an kurslarını denetim görevine son verildi.
Nabi Avcı döneminde 6528 sayılı dershaneler kanunu çıkarıldı, öğrenci andı kaldırıldı, yaklaşık 40 bin merkez ve taşra yöneticisi görevden alındı, proje okulu uygulamasına geçildi, teftiş sisteminde sayısız değişiklik yapıldı, ders denetimi kaldırıldı.
İsmet Yılmaz döneminde Türkiye Maarif Vakfı kuruldu, öğretim programları değiştirildi, sözleşmeli öğretmenlik uygulaması getirildi, vakıf ve derneklerle etkili protokoller imzalandı, birleşik eğik yazı uygulamasından temel dik yazı uygulamasına geri dönüldü, proje okulu olan imam-hatip liselerinin temel eğitimden ortaöğretime geçiş haricinde öğrenci almasının önü açıldı, ortaokul düzeyinde özel yurt açılması için yasal düzenleme yapıldı, etüt merkezleri kapatıldı, belediyelere sosyal etkinlik merkezi açma hakkı tanındı, Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği yayımlandı, kamu taşınmazları üzerinde eğitim ve yurt faaliyetleri için üst hakkı tesis edilmesine ilişkin yönetmelik yayımlandı, TEOG kaldırıldı, liselere giriş ve üniversitelere giriş sistemi değiştirildi, 10 üniversite araştırma üniversitesi kapsamına alındı.
Ziya Selçuk döneminde Andımız'la ilgili Danıştay kararına itiraz edildi, Ziya Selçuk "5 yaşında çocuklar okula başlamayacak." dedi, okula başlama yaşı tekrar 69 aya yükseltildi, ilkokul düzeyinde okullaşma oranı yüzde 98,67'den yüzde 93,62'ye geriledi, ortaokul düzeyinde okullaşma oranı yüzde 98,67'den yüzde 95,90'a geriledi, ortaöğretim düzeyinde ise okullaşma oranı yüzde 67,37'den yüzde 85,01'e yükseldi, vakıf ve derneklerle protokoller yapılmaya devam edildi pandemide bile, Anadolu liseleri ikili eğitime geçirildi, Suriye'de fakülte ve bölüm açıldı, Diyanet Yaz Kur'an Kursları Raporu'nda tarikat ve cemaatlerden şikâyet etti, Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği değiştirilerek okulların kapısı vakıf ve derneklere sonuna kadar açıldı, MEB ve TÜGVA arasında süresiz protokol imzalandı, salgın sürecinde öğrencilerin eşit şekilde eğitim imkânlarına erişim sağlanmadı, Millî Eğitim Bakanı "Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi içerisinde personel maaşlarının ciddi bir yük olduğunu" ifade etti.
Sayın Bakan, sizin döneminizde Millî Eğitim Bakanlığının üst düzey yöneticilerinin neredeyse yarısı görevden alındı, okullarda yeteri kadar tedbir alınmaması nedeniyle Covid vakalarında hızlı bir artış sağlandı, okulların temizlik görevlisi ihtiyacı karşılanamadı, eğitimci olmayan onlarca bürokrat merkez birimine atandı, "Öğretmenlik Meslek Kanunu" adı altında öğretmenlik mesleği basamaklandırıldı.
Değerli milletvekilleri, bütün bunlar gösteriyor ki AKP döneminde eğitim sistemi bir yapboza çevrilmiştir. Bu yapboza çevirme pratiğine iktidarın sistematik olarak vakıflar eliyle eğitim sistemini şekillendirme çabası eşlik etmiştir. Vakıflar yoluyla çocukların, gençlerin maksimum yararını değil, gelecek nesilleri ideolojik olarak şekillendirme amacıyla vakıflar üzerinden bilinçli bir amaç güdülmektedir. İktidar, örgün eğitim üzerinden yapamadığını yaygın eğitim üzerinden yapmaya girişmiş durumdadır. Yatılı bölge okullarını azaltmak da ortaöğretim düzeyinde özel yurt açmayı serbest hâle getirmek de aynı amaca hizmet ediyor. Bu şekilde açılan yurtlarda denetim yapılmadığı için Aladağ, Karaman vakalarını yaşıyoruz ama iktidar bunlara rağmen bildiğini okumaya devam ediyor. Bu süreç eğitim sistemini cumhuriyet eğitim devriminin rotasından çıkarabilir. Bu rotayı 1 Kasım 1937'de Mustafa Kemal Türkiye Büyük Millet Meclisi açılış konuşmasında özetlemiştir arkadaşlar. "Okuma yazma bilmeyen tek bir yurttaş bırakmamak, ülkenin büyük kalkınma savaşının ve yeni çatısının istediği teknik elemanları yetiştirmek, yurt sorunlarının dayandığı temel düşünceleri anlayacak, anlatacak, kuşaktan kuşağa yaşatacak birey ve kurumlar yaratmak."
Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinin bizlere gösterdiği en açık gerçek eğitimde yaşanan yoğun ticarileşme sürecinin artarak devam edeceği, velilerin cebinden yapacağı eğitim harcamalarının belirgin bir şekilde artacağıdır. Devletin eğitim harcamalarına yaptığı katkı yıllar içinde istikrarlı bir şekilde azalırken hane halkının cebinden yaptığı eğitim harcamalarının payı artmaya devam etmektedir. Türkiye'nin "Eğitime en çok payı ayırıyoruz." söyleminin gerçeği yansıtmadığını görmek için hane halkının cebinden yaptığı eğitim harcamalarının son yirmi yılda ne kadar arttığına bakmak yeterlidir. Eğitim öğretimin hukuken parasız olduğu, ilkokulda velilerin ceplerinden yapmak zorunda kaldığı eğitim harcamaları her geçen yıl artmış; veliler, çocuklarını kimi zaman borçlanarak, kimi zaman bankalardan eğitim kredisi çekerek, kimi zaman da gıda harcamalarını kısarak okutmak zorunda bırakılmıştır. Eğitim, devredilemez ve vazgeçilemez kamusal bir haktır. Piyasacı eğitim sistemi yaşamın her düzeyinde rekabeti, hizmetin bedelini ödemeyi, öğrenci ve velilerin müşteri hâline getirilmesini hedeflemekte, toplumdaki sınıf farklılıklarını daha da belirgin hâle getirmektedir.
Değerli milletvekilleri, peki, ne yapmak lazım? Kamu kaynaklarının özel okullara aktarılması uygulamasına derhâl son verilmeli, özel okullara aktarılan kaynaklar devlet okulları için harcanmalıdır. Millî Eğitim Bakanlığı bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay başlangıç olarak en az 2 kat artırılmalı, okul binaları ve derslik gereksinimleri karşılanmalı, dinî vakıf ve cemaatlerle yapılan ya da yapılacak olan her türlü ortak proje ve protokoller derhâl iptal edilmelidir. Tüm eğitim ve bilim emekçilerine insan onuruna yakışır bir ücret ve sağlıklı çalışma koşulları sağlanmalıdır. İktidarımızda tüm örselenmelere karşın demokratik, laik, hukuk devletini; eşit yurttaşlık bilincini, halk egemenliğini, kamucu eğitim, sağlık politikalarını; adalet bilincini, sosyal devleti önceleyen yeni bir cumhuriyet baharı üreteceğiz. Yoğun okul terkinin önüne geçmek, iyi eğitim almış çocuklarımızın geleceğini yurt dışında aramamaları için nitelikli, adaletsizlik üretmeyen, liyakate dayalı, laik, bilimsel, kamusal eğitimi ve eğitim hakkını öne çıkaran okullarımızı eğitim cennetine dönüştürecek eğitim reformunu ülke gündemine alacağız.
Sayın Bakan, partinizin adında "adalet" var ama kendiniz adaletli değilsiniz çünkü eşit işe eşit ücret ödemiyorsunuz. Şu anda Öğretmenlik Meslek Kanunu'nda ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen, öğretmen adayı, öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen gibi altı kategoriye ayırdınız. Dünyanın en temel çalışma ilkelerinden biri olan eşit işe eşit ücret ilkesini sürekli çiğniyorsunuz, bugün bunu öğretmenler üzerinden yapıyorsunuz. Ücretli öğretmenlik "ücretli" değil, aslında "köle" öğretmenliktir çünkü asgari ücretin altında hiç kimse çalıştırılamazken ücretli öğretmenler aylık 2 bin liraya, 3 bin liraya çalıştırılıyor.
BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son yarım dakikanız.
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Bitiriyorum Başkanım.
Üstelik, hiçbir sosyal güvencesi olmadan bu, İş Kanunu'na göre suçtur, iktidarınız ucuz iş gücü yaratmak için yasaları çiğnemekte ve suç işlemektedir; üstelik, dışarıda atanmayı bekleyen on binlerce öğretmen varken bunu yapıyorsunuz, bu gençleri ücretli köleliğe mahkûm ediyorsunuz.
Son olarak, önümüzdeki yıl iktidarı uğurladıktan sonra ülkemizde eğitimi tekrar cumhuriyet devrimi rotasına oturtacak, bilimsel, kamusal eğitim için tüm imkânlarımızı seferber edecek, öğretmenlerimize meslek onuruna yakışır bir çalışma hayatı sunacağız.
Teşekkür ediyorum.