KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, Dışişleri Bakanlığının değerli bürokratları, basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasama döneminin son bütçe görüşmesini yapıyoruz ve bugün Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde görüşmeler devam ediyor.

Diğer politikalarda olduğu gibi dış politikanın da millî bir politika olma zorunluluğu vardır. Yeryüzünde bulunan bütün ülkeler, kendi millî çıkarlarını gözetmektedir ve buna göre politikalarını şekillendirmektedir; uygulamalarda da spesifik olaylarda da sürekli olarak, millî çıkarlarının neyi gerektirdiğini araştırmaktadır. Türk dış politikasının da bu millî çizgiyi hiçbir zaman bozmaması, koruması asıl hassasiyet göstermesi gereken noktadır. Bu millî çıkarı temsil etmek üzere, cumhuriyetimizin kuruluşundan itibaren temel bir çizgi oluşmuştur. Bu temel çizgi "Yurtta sulh, cihanda sulh." çizgisidir. Elbette Türkiye gibi bir ülke için savaş ortamları, karışıklıklar, bir taraftan Orta Doğu, bir taraftan Balkanlar, bir taraftan Kafkaslar ve kuzeyimiz incelendiğinde, görüldüğünde Türkiye'nin gerçekten huzurdan, barıştan, sulhtan yana bir politika izlemesinin millî çıkarlarımız için en gerekli ana çizgi olduğunu bilmemiz gerekiyor. Ama maalesef, son on yılı aşkın süredir Türkiye, komşularla "sıfır sorun" politikası ötesinde, sürekli komşularıyla, yakın ve uzak birtakım ülkelerle sorunları çoğaltmayı, büyütmeyi bir ana politika olarak izlemiştir, ortaya çıkarmıştır ama "Bu ana politika, Türkiye'nin millî çıkarlarıyla her zaman uyuşmuştur." diyemeyiz. Bu ortamın değişmesini diliyoruz yani normalleşmeyi başından beri sürdürmüş bir iktidarla var olmayı tercih ederdik ama son dönemlerde de bu normalleşmeye önem vermelerinden dolayı Hükûmetin olumlu bir çizgiye girmiş olduğu kanaatimi ifade etmek istiyorum.

Diğer taraftan, iktidarın dış politika üslubunun çok sert ve iç politikaya hitap eder tarzda olmasının da çok sağlıklı olduğu kanaatinde değilim. Üslubun da siyasette ve dış politikada önemli bir araç olduğu kanaatindeyim çünkü dış politika dediğiniz şey, kısa dengeleri kurmak için yapılmaz, bir ülkenin uzun dönem dengelerini inşa etmek için, kurmak için yapılır; buradaysa keskin, sert, kavgacı üslupların ülkenin uzun dönem stratejilerine zarar vereceği açıktır. Bu açıdan da üslubun millî çıkarlarla uyumlu olması önemlidir. Eğer sertlik yapılması gerekiyorsa bunu içeride muhalefet yapmalıdır bence, bu sert üslup iktidara da dış politikada destek sağlayabilir. Onun için, muhalefetin sert üslup kullanmasında da bir terslik, bir yanlışlık yoktur diye düşünürüm

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu Ege Adaları'yla ilgili olarak net bazı açıklamaların yapılması gerektiği kanaatindeyim. Özellikle 2004-2008 arası 20 ada ve 2 kayacık Yunanistan tarafından işgal edilmiştir. Bunu dönemin Millî Savunma Bakanı 2015 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, Sayın Cumhurbaşkanı ise 2022 TEKNOFEST Karadeniz'de ifade etmiştir zaten. 25 Mart 2015'te o dönemin Dışişleri Bakanı "EGAYDAAK" yani "Egemenliği anlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş ada, adacık ve kayalıkların bir kısmı üzerinde Yunanistan'ın fiili uygulamaları vardır." diye ifade etmişti. 3 Eylül 2022'de Erdoğan ise "Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz; vakti, saati geldiğinde gerekeni yaparız." demişti. Biliyorsunuz, Ege Denizi'ndeki adaların statüsü 1923 Lozan ve 1947 Paris Antlaşmaları'yla belirlenmiştir, bu adaların dışında kalan 152 ada ve adacık vardır ve egemenliği anlaşmalarla Yunanistan'a devredilmemiş ada, adacık ve kayalık kapsamına giren bu ada ve adacıkların isimleri, konumları, işgal edilip edilmedikleri Dışişleri Bakanlığı tarafından net olarak açıklanmalıdır, en azından Komisyonumuza bu konuda tam, net bir bilgi verilmelidir ve bu konuda millî bir politika izlenmelidir ve bu konuda bu millî politikanın tüm muhalefetin de desteğini alarak tek ses hâlinde ortaya konulmasında fayda vardır diye düşünüyorum.

İkinci konu: Dış politikanın kişiselleştirilmesi ve mavi vatan konusudur. Akdeniz'deki yetki alanlarımızın belirlenebilmesi için deniz komşularımızla ikili anlaşmalar yapmak durumundayız, yani bu ikili anlaşmaları yapamadığınız takdirde Akdeniz'deki haklarımızın savunulabilmesi mümkün değildir. Sadece Libya'yla yaptığımız anlaşma mavi vatanın alanını belirlemek için yeterli değildir, benzer ikili anlaşmaların Mısır, Suriye'yle de imzalanması gerekmektedir. Kişiselleşen dış politika nedeniyle bırakın bu ülkelerle anlaşma imzalamayı diyalog bile kurulamıyor. Mısır Dışişleri Bakanı Semih Şükrü 30 Eylül 2022 tarihinde Türkiye'yle devam eden diyaloğun koptuğunu açıklamıştır. 2013 yılında Mısır'da darbe olmuş; bu, Mısır'ın kendi meselesidir, ama dokuz yıldır Mısır Devlet Başkanını darbecilikle suçlamanın Türkiye'ye, Türkiye'nin millî çıkarlarına bir faydası yoktur. Bu nedenle bölgesel konularda Mısır'la beraber hareket etmemiz imkânsız hâle gelmektedir, aynı durum Suriye için de geçerlidir. Dış politikada kişisel çıkar ve husumetler olamaz, ülke menfaatleri olur. Çıkarlarımız mavi vatan için Suriye ve Mısır'la anlaşmaksa Türkiye'nin mutlak surette bunu yapması gerekmektedir. Cumhurbaşkanının bu bireyselliği bırakıp ülke menfaatlerine dayalı daha diplomatik bir siyaset izlemesi gereklidir diye düşünüyorum.

Millî menfaatlerimiz açısından kamuoyunu ve herkesi tedirgin eden konulardan biri bu göçtür, Türkiye bir göç deposu hâline gelmiştir ve sığınmacılar konusu gerçekten çok önemli bir güvenlik sorunu niteliği de taşımaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri'nin Afganistan Operasyonu Ekim 2001 tarihinde başlamış, askerlerinin tamamını çekeceği Ağustos 2021'e kadar yirmi yıl boyunca devam etmiştir. Bu süre içinde ABD, Afganistan vatandaşı pek çok kişi ve grupla iş birliği yapmıştır, Taliban'ın ülke genelinde kontrolü sağlamasından sonra bu insanlar olası bir katliama karşı ülkeden kaçmaya başlamışlardır. Afgan sığınmacı akını Haziran 2021 NATO Zirvesi'nde Erdoğan ve Biden'ın yaptığı ikili görüşmeden sonra başlamıştır. Bu görüşme heyetler arası değil baş başa gerçekleştirilmiştir, tercümanlığı da Dışişleri Bakanlığı diplomatları değil Cumhurbaşkanlığında görevli biri tarafından yapılmıştır.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son yarım dakikanız.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Bu görüşmede tutanak tutulmamış, görüşmenin içeriğiyle ilgili kamuoyuna açıklama yapılmamıştır. Bu zirveden sonra başlayan Afgan sığınmacı akını akıllara ve bu konuda ABD'ye herhangi bir söz verilip verilmediğini gündeme getirmektedir.

Avrupa Birliğiyle yapılan birtakım anlaşmalar da var. Bu anlaşmalar da Türkiye'yi Orta Doğu'dan gelen göçün Avrupa'ya geçişini engelleme yükümlülüğü altına aldı ve kendilerine geçiş yapan göçmenleri de Türkiye'ye iade hakkıyla ilgili maddeler Türkiye-AB arasındaki anlaşmalarda da görülmektedir.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Şu noktayı da vurgulayarak bitirmek istiyorum: Son zamanlarda, bakıyoruz, Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye'ye vize vermiyor, Schengen vizelerinde sorunlar var, bunu Dışişleri de ifade ediyor. Bunun sebebi nedir?

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Çok teşekkür ediyorum Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - 8-10 milyona varmış göçmen varken, bunlar vatandaş yapılırken Avrupa elbette bu vizelerde tedirginlik duyuyor.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Teşekkür ediyorum Sayın Şener.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - İkincisi: Millî gelir 2012'den beri Türkiye'de azalıyor ve bu ise Avrupa'ya göç ve geçme iştahını artırıyor ve Avrupa ülkeleri de vize konusunda zorluk çıkarıyorlar. Bu konunun özel olarak ele alınması da gerekir diye düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum.