KOMİSYON KONUŞMASI

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Elbette, iktidar muhalefetten güzel şeyler, güzel sözler duymak isteyebilir ama yasal olarak milletvekillerinin de kendince sorumlulukları vardır. Bu sorumluluklar neyi gerektirir? İktidar muhalefetten gece-gündüz kendilerini methetmelerini istiyor ama benim gördüğüm kadarıyla ne Meclis İçtüzüğü'nde ne Anayasa'da ne de hukuk külliyatımızın tamamında "Muhalefetin görevi iktidarı methetmektir." diye bir cümle yoktur. Yok öyle bir şey arkadaşlar ama ne var? Milletvekillerinin yasama sorumluluğu var, yasama görevi var, gelen kanunlarla ilgili olarak görüşlerini, eleştirilerini belirtir, buraya gelen metinlerin olgunlaşmasını sağlayacak katkılar sağlar. Başka? İkinci ana görev ise denetimdir. "Denetim" dediğiniz şey iktidarı, yürütmeyi sarsmak demektir. Hem kamuoyu denetimi açısından hem de milletvekillerinin denetimi açısından iktidarın yanlışlarını eleştirmek muhalefet milletvekilleri için ama aynı zamanda da zaman zaman iktidar milletvekilleri için temel bir görevidir. "Şu yapıldı, bu yapıldı..." tamam ama pahalı yaptığınız belli, fahiş fiyatlarla bitirdiğiniz işler belli. Bu ülkede tüyü bitmedik yetimin tek kuruşunun hakkını sormak da tek kuruş israf edilmemesi için, yolsuzluğa gitmemesi için burada mücadele etmek de muhalefet milletvekillerinin görevidir. Üstelik, bakıyorum, siz daha önceki iktidarlardan daha fazla kaynak kullandınız. Neden "Şunu yaptık, bunu yaptık." diyorsunuz da kullandığınız kaynağın hesabını vermiyorsunuz? Her şeyin altında gizlilik var. Daha önceki iktidarlardan fazla vergi topladınız. İktidarların daha hiç el atmadığı... Mezardaki geçmişlerimizin birikimlerini harcadınız, bütün kamu iktisadi teşebbüslerini, hatta bunun ötesinde kamunun işletme hakkını ifade eden şeyleri sattınız, hazineye irat kaydettiniz. Bu da yetmedi, daha henüz doğmamış çocuklarımızın doğmadığı ve elde etmediği kazançlarını da harcıyorsunuz. Böylesine büyük bir kaynak -hem geçmişi harcayan hem geleceği ipotek altına bırakan bir kaynak harcamanın- içerisinde harcadığınız paranın da israf edilmemesi, tek kuruş yetim hakkının yenilmemesi için mücadele etmek muhalefet milletvekilleri için bir namus borcudur, bir vatan borcudur, bir millet borcudur. Biz bu borcu yerine getiriyoruz, eleştirdiğimiz zaman niye sıkılıyorsunuz? Bakın, bireysel haklar önemlidir, hukuk devleti önemlidir, Anayasa'da bireye tanınan hakların ve özgürlüklerin korunması önemlidir; bunlara zaman zaman devlet de el atamaz, bunları savunmak da muhalefetin görevi.

Ben iyi hatırlıyorum, vaktiyle bir Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı vardı, bu Başkanlığın kadrolaşması sırası da benim Kabinedeki son aylarımdı ve özellikle Sayın Başbakan ve o dönemdeki Sayın Ulaştırma Bakanı baş başa, buranın çok hassas bir şekilde kadrolaşmasını sağladılar ve tek bir kişiyi, ısrarıma rağmen, çaba harcamama rağmen de almadılar. Âdeta Başbakanının özel kalem müdürlüğü gibi, tek tek bütün isimlerin üzerinden geçirerek kurdular. Sonra, 2009 yılında, ayrıldıktan sonra dedim ki: Böyle bir kurum varsa herkesin haberleşme özgürlüğü tehlikelidir. Neden? Başta Emniyet istihbaratı olmak üzere, Türkiye'deki istihbarat birimlerinin teknik takipleri bu kurumun koordinasyonuyla yapılacaktı; onun için özellikle çok hassas bir şekilde kadrolaşmışlardı. "Böyle bir kurum, varken benim de dinlendiğimi düşünüyorum." şeklinde konuştum diye o zaman Sayın Başbakan Erdoğan 20 bin liralık tazminat davası açtı; o günün parasına göre de büyük bir paraydı. Alt mahkemede kaybetti, kaybettiği davalarda temyize gitmediği hâlde benim davada temyize götürdü. Temyizde de kaybetti ve hayatımda kazanmış olduğum bu davadan dolayı üzgünüm, keşke kaybetseydim, keşke o gün 20 bin lirayı ödemiş olsaydım. Niye biliyor musunuz? Bu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı dediğiniz kurum; içlerinde Millî İstihbarat Teşkilatı, Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve dış misyonlar arasında yer alan bağlantılar ve Genelkurmay Başkanlığına ait hatlar başta olmak üzere, binlerce hattın yasa dışı dinlendiği ve yurt dışında olan bir IP adresine gönderildiği bir kurum hâline dönüşmüş; böylesine tehlikeli bir kurum.

15 Temmuzdan sonra televizyondan izliyorum, Sayın Başbakan diyor ki: "Türkiye'de fitnenin başı bu Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı imiş, bunu kapatacağız." E, bana dava açtın bunu dediğim için, bundan daha hafifini söylediğim için. O yetmedi, arkasından kapattılar; kapatma da yetmedi, ne yaptılar biliyor musunuz? Binanın altında, üstünde, çevresinde ne kadar kablo varsa hepsini söktüler, binayı dahi delik deşik hâle getirdiler; olan şey bu.

Şimdi, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun bütçesini de sabah dinledik; inşallah, böyle bir yetkisi, böyle bir işlevi yoktur diye umut ediyorum. O gün "Aman, bizi eleştiriyorsun." diye dava açana kadar veya burada olduğu gibi "Muhalefet aman çok sert eleştirdi." diye hücum edene kadar "Ya, bundan da alacağımız bir ders vardır, notumuzu alalım." dese ve işin gereğine baksa daha faydalı olur. Üstelik bu iktidar tavrı, açıkça söylüyorum, millî geleneklerimize, örfümüze, âdetlerimize de aykırıdır, hukuk devletine de aykırıdır, neden? Çünkü bakın, Şeyh Edebali'nin Osman Gazi'ye nasihati var, ne diyor orada? "Artık siz iktidarsınız, bundan sonra öfke bize uysallık sana; güceniklik bize, gönül almak sana; suçlamak bize, katlanmak sana; acizlik bize, yanılgı bize, hoş görmek sana; geçimsizlikler bize, çatışmalar bize, uyumsuzluklar bize, anlaşmazlıklar bize, adalet sana." diyor. Yani, bundan ibret alın kardeşim. Ben hiç ömrümde görmedim, on bir yıllık arayı saymazsam otuz senedir Meclisteyim. Hiçbir iktidar döneminde görmedim, iktidarın muhalefet gibi sertleştiğini, saldırganlaştığını, hücum ettiğini. Bir iktidar ne zaman saldırganlaşır biliyor musunuz, ne zaman hücum eder biliyor musunuz? Suçu çok olduğu zaman, kamburu çok olduğu zaman, üstünü örtmeye ihtiyaç duyduğu kabahatleri, yolsuzlukları ayyuka çıktığı zaman susturmaya, bastırmaya çalışır. Onun için şu andaki iktidar tavrı suçluluğun bir yansıması gibi geliyor bana, bundan vazgeçin arkadaşlar.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Bir şey demiyoruz ki!

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sert eleştiriler de olsa orada faydalanacak bir şey görürseniz not edersiniz, faydalanacak bir şey görmezseniz üzerini çizersiniz. Yani Sayın Demirel'in söylediği gibi "Bazen üzerini çizersiniz bazen de altını çizersiniz, olur biter." Ama sürekli her oturumda bunun tartışmasını yapıyoruz ya! Olmaz böyle bir şey ve elbette bu yani parayı doğru kullanmak önemli bir şeydir. Ülkenin kaynakları sınırlı, bu sınırlı kaynakları etkin kullanmak iyi yönetimin en temel vasfıdır. Yani sadece yolsuzluktan arınmış olarak düzgün kullanmak değil, israftan da arınacaksın. Bundan da öte elinde sayısız iş varsa en lüzumlusuna parayı harcayacaksın. E, bunları burada konuşarak, tartışarak, müzakere ederek ortaya çıkaracağız ve ortaya çıkardığımız zaman bundan hem siz yararlanacaksınız hem muhalefet yararlanacak hem milletimiz yararlanacak hem de Türkiye'nin istikbali parlak olacak.

BAŞKAN CEVDET YILMAZ - Son yirmi saniyeniz.

ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Onun için iyi şeyleri kötü zannetmeyin. Sizin kötü zannettiğiniz çok şeyde hayır vardır, hayır zannettiğiniz çok şeyde de şer vardır.

Hepinize saygılar sunuyorum.