KOMİSYON KONUŞMASI

KADRİ ENİS BERBEROĞLU (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı, değerli hazırun; eski mesleğim sebebiyle bugünkü bütçe görüşmelerinde İletişim Başkanlığı hakkında söz aldım. Açıkçası çoğunuz gibi ben de Basın-Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğünden evrilerek bu yeni sistemde, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde İletişim Başkanlığına dönüşen bu kurumun icraatları hakkında biraz cahilim. Yani o kocaman binasının önünden her geçtiğimde "Neler yapıyor?" diye merakta kaldım. Fuat Oktay Bey tadat etmiş bu kurumun faaliyetlerini: Kamu diplomasisi, dezenformasyonla mücadele, devlet-millet ilişkisini güçlendirme. Ama maalesef eski bir haberci olarak kurumun, İletişim Başkanlığının bu faaliyetlerinden çok, benim aklımda kalan taraflı cezalarıdır. Son bir yıl içinde -ki rakamlara tam vâkıf değilim ama- Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) yani hem sendika hem cemiyetin ortak toplantılarından çıkan rakamlara göre, İletişim Başkanlığına bağlı Basın İlan Kurumu tarafından kesilen cezaların yüzde 88'i muhalif medyaya dönük. Bu zaten bir fikir veriyor.

Bu sene yapılan bir başka icraat açıkçası benim kafamda çok ciddi soru işareti yarattı. Bir gazetenin, sosyalist çizgideki bir gazetenin, Evrensel'in tiraj rakamlarına dayanılarak ve bu konuda bir teftişi müteakip hem ilanları kesilmiş hem basın kartları iptal edilmiş hem de -işte, onu muhtemelen yapanlar da pek kestiremiyor- cezaevlerine girişi yasaklanmış durumda. Peki, soracağım ama muhtemelen cevap da almayacağım, sonuna kadar da bekleyeceğim cevabı, yanlış anlamayın, saygısızlık etmiyorum: Başka herhangi bir gazeteye ya da mefkûreye diyeyim daha genel şekliyle, böyle bir tiraj denetimi uygulandı mı acaba? Cidden merak ediyorum. Tirajların ne kadar uyduruk olduğu, eski gazeteci sıfatıyla konuşuyorum ama bugünkü gazetecilerin de çok iyi bildiği bir şeydir. Çünkü Basın İlan Kurumunun ilanını hak etmek için belli bir tiraj tavanı vardır; ayrıca, işte, basın kartına hak kazanmak için belli bir personel sayısı vardır, vesaire; bunlar genellikle denetlenmezse şişirilir. Bu da benim eski mesleğimin deformasyonlarından biridir.

Bir diğer konu, yine Sayın Fuat Oktay'ın ifadesinden anladığım kadarıyla 17.382 kart vermiş İletişim Başkanlığı ve eski, mirasını devraldığı kurumlar ama aynı metinde kaç kartın iptal edildiği yazmıyor. Bu da başka bir haksızlık çünkü gazeteciyi "gazeteci" olarak tarif eden çalıştığı kurumdur. Bir yere gönderdiği zaman onu bir tanıtım kartı olarak verir. Bunu da ama çok elden kaçmasın diye ortak komisyonların, işte, gazetecilerin derneklerinin, cemiyetlerinin, sendikalarının hazır bulunduğu... Ki son yasada siz de oraya geldiniz, bu "sansür yasası" olarak adlandırılan yasada o sisteme geri dönüldü; yine ortak komisyonlar tarafından verilecek basın kartı. Ama devletin bu konuda "Sen gazetecisin, sen değilsin." deme hakkının olduğuna da inanmıyorum açıkçası. Beni çalıştıran kişi bilir benim ne yaptığımı, ne yapmadığımı; maaşımı ödeyen, karşılığında gazetesini satıp parasını cebine koyan kişi bilir ya da Anadolu Ajansıysa devlet bilir -gazeteci midir, değil midir- çalıştığı muhabirini, editörünü, foto muhabirini. İkinci eleştiri noktam da bu idi.

Sansür yasası hakkında söyleyeceğim çok basit. Zaten burada çok konuşuldu. Böyle bir yasa zaten uygulanamaz çünkü bu yasanın uygulanacağı kişiler bu yasadan korkmaz, açık konuşalım. Öteki türlü de zaten medyanın yüzde 90'ına sahip bir siyasi iktidardan bahsediyoruz, onlar da zaten bu yasanın konusu olmaz.

Son cümlelerim çünkü yirmi yedi saniyem kaldı. Bakın, İletişim Başkanlığı yerini aldığı kurumun işlevini tamamen unutmuş gibi gözüküyor. O da işte, Anadolu matbuatını adil bir şekilde ilanla desteklemek, gazetecilere gereken tanıtma desteğini vermek; bütün bunlar unutulmuş, bir kişinin iletişimini yapar bir hâle gelmiştir kurum.

Bu kurumun bu noktadan en kısa zamanda dönmesi temennisiyle bütçenizin hayırlı olmasını temenni ederim.