KOMİSYON KONUŞMASI

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tabii, uzun bir hikâye yani bütün KHK konusunu ve OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu konusunu bu akşama, bu maddeye sıkıştırmak gerçekten bu konunun adil çözümüne yardımcı olmayacak.

Şimdi, bir defa, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu hepinizin hatırlayacağı gibi, KHK'yle zaten hukuksuz yere atılan insanların yargıya başvurmasını yani idari bir işlemden dolayı yargıya başvurabilme hakkı, şu notu koyalım ki hukuk devletinin olmazsa olmaz özelliklerinden bir tanesidir. Bunun önlenmesi zaten yargı ile bizim aramıza yani KHK'liler arasına giren önemli bir engeldi, bir bariyerdi.

Şu notu da bugün iktidar cenahına iletmek istiyorum: Bakınız, Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ bunu Komisyonda açıkladı. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru olaylarını azaltmak, eksiltmek amacıyla Bakanlıkta bir bireysel başvuru komisyonu kuracaklar. Bu başvuru komisyonu, vatandaşın bireysel başvuruyla Anayasa Mahkemesine müracaat etme hakkını inceleyecek. Nedir bu? Mesela, ben idareyi mahkemeye veriyorum, Adalet Bakanlığını mahkemeye veriyorum ama zaten anayasal hak olan bireysel başvuru hakkının yerinde olup, uygun olup olmadığını değerlendirecek olan kurum kim? Benim dava ettiğim davalı. Yani ne yapıyorsunuz? Bu Adalet Bakanlığında yapılacak işlemle davalıyı yargıç yerine koyuyorsunuz, hem davalı hem yargıç. OHAL Komisyonu da böyle bir şey. Kime bağlı OHAL Komisyonu? Bizi attıkları dönemde Başbakanlığa -o zaman Başbakanlık var- daha sonra yeni Anayasa'yla, Anayasa'nın yeni formuyla birlikte Türk tipi, yerli ve millî Cumhurbaşkanlığı sistemine geçilince oraya bağlandı. Bizi atan Cumhurbaşkanı ve Hükûmet ama bu incelemenin yerinde olup olmayacağını yapan yine Cumhurbaşkanı ve Hükûmet.

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Kamerayla ilgili bir sorun var, konuşmacıyı çekemiyoruz.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Herhâlde ambargo uyguluyorlar Sayın Başkanım. Sizi mi çekiyor? Ben baştan alacağım o zaman.

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Yok, yok, sıkıntı yok ama sizi ekranlara getirmelerini istiyoruz, bakın, görüyorsunuz.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Ben sizin yerinizde oturayım, oradan konuşayım o zaman.

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Arzu ederseniz buyurun.

Cihangir Bey, siz devam edin.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Etmeyeceğim Sayın Başkan, kamera beni yakalayana kadar devam etmeyeceğim.

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Cihangir Bey, buyurun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Şimdi, değerli arkadaşlar, olay zaten bir hukuk cinayetiyle başladı. Yani OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu, bizim Anayasa Mahkemesinin de ne yazık ki işin içinde olduğu, bir anlamda suç ortağı olduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin de -her ne kadar Avrupa ve Batı karşıtı birtakım söylemler içine zaman zaman girseniz de- size çok büyük bir müsamaha gösterip hatta kendi prensiplerini çiğneyip bu işin içine bulaştığı bir süreçtir; ayıp, ayıplı bir süreç. Ayıplıdan öte, hukuk tanımaz, hiçbir KHK'linin bu dünyanın herhangi bir yerinde yaşamasına fırsat vermeyen bir sistemin altına imza atan bir süreç.

Burada yapacağınız iş her neyse... Ne dediniz? Önce Numan Bey çıktı "üç ay" dedi, değil mi? Onu da kendimize uygulayacağız. Tabii, o inandırıcı olmadı, onu geçin. Sonra ne denildi? İki senede bunun... Buraya ilk seçilip geldiğimizde bu konuyu uzun uzun tartıştık, "Bunun işi iki senede bitecek." dediler. Kaç sene oldu? Altı sene oldu ve iş hâlâ bitmedi. Birkaç gün önce Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay tarafından soruma verilen cevapta dosyası tamamlanmayan yani cevap verilemeyen 252 kişi vardı; bu, yazıyla sabittir ama bugün şifahen bazı milletvekili arkadaşlardan öğrendiğim kadarıyla 89 kişi. Bugün yine yokladım, sık sık girip yokluyorum cep telefonuyla, "Dosyanızın incelemesi devam etmektedir." Altı yılda siz bu 89 kişinin hangi bilgisine ulaşamadınız? MİT sizde, Süleyman Bey de size çalışıyor bütün emniyetiyle birlikte, devletin bütün kayıtları sizde ama hâlâ 89 kişiye yanıt yok. Hülasa şunu demiyorum: "Siz, öbür dosyaları layığıyla incelediniz de ona göre karar verdiniz." Hayır, söylediğim bu değil. Şundan hepimiz eminiz ki sizin ret verdiğiniz dosyalar da zaten bir adaletsizlikle, aslında, bir usulsüzlükle... Bunu hukukçu arkadaşların burada savunması, iktidar kanadından olan hukukçu arkadaşların da bunu gündeme getirmesi lazım. Usul olarak tutturulabilmesi, doğrulanabilmesi, tutarlı bulunabilmesi mümkün olmayan bir süreç.

"Kabul verdikleriniz" diye bir kesim var, bunların çok büyük bir çoğunluğu ret aldı, onlar mahkemelerde şu anda. Hâkimlerin baskı altında olduğu çünkü aklanma durumunda, yani orada bir kişinin beraat etmesi durumunda kolaylıkla FETÖ'cülükle suçlayabileceğiniz hâkimlerin ve savcıların elinde şu anda mahkemelerdeler. O yüzden bunların da adil bir mahkeme olduğunu kabul etmek mümkün değil.

Gelelim ikinci gruba; kabul alanlar; kabul alanlar ne oldu değerli arkadaşlar? Bunların hikâyeleri şöyle oldu: Bir kısmı yani size ulaşabilenler, araya adam koyup bir şekilde kendilerini size kabul ettirebilenler işe başladı ama büyük bir çoğunluk işe başlayamadı. Düşünün, adam soruşturmalardan aklanmış, mahkemelerden beraat etmiş, sizlerden hiçbir farkı olmayan masum vatandaşlar işlerine dönemedi.

Geçen sene Türkiye'yi de oldukça sarsan o yurt dışından yapılan yayınların gündeme getirdiği gibi, buradaki o meşhur gazeteci 2 kardeşin de itiraf ettiği gibi, mahkemede beraat etmesine, soruşturmalardan aklanmasına veya takipsizlik almasına rağmen işine dönemeyen çok sayıda insana ne yapıldı? 100 bin lira, 200 bin lira, 300 bin lira karşılığında, artık boyu, bütçesi neye yeterse işlerine döndürüldü. Bu da sizin...

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Ciddi mi?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Tabii, tabii. Bunu doğrudan bize söyleyenler de var, isim veremem ama işe başlayıp bunu söyleyenler de var.

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Rüşvetle mi işe döndü? Rüşvet alarak...

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Evet, bal gibi rüşvetle tabii, tabii. Mahkeme kararının bir rüşvet karşılığında uygulanması.

FAHRİ ÇAKIR (Düzce) - Yani mahkemeyi, hâkimleri rüşvetle satın aldılar öyle mi?

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) - Hayır, hayır

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Hayır, hayır, ben mahkemeden beraat...

İBRAHİM ÖZDEN KABOĞLU (İstanbul) - Kurumdan alıyorlar.

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) - Kurum rüşvet alıyor.

FAHRİ ÇAKIR (Düzce) - Yani resmî kurum mu alıyor?

MUAZZEZ ORHAN IŞIK (Van) - Kurum ya da aracı.

FAHRİ ÇAKIR (Düzce) - Yani daha da büyük bir facia.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Bakın, mahkemeden aklanmış, beraat etmiş insanların işine döndürülmesi ya da Komisyonun itirazını kabul ettiği, hakkında herhangi bir kovuşturma da olmayan insanların işe başlaması için işte, o gazeteciler, malum gazeteciler, soyadları Özışık'tı galiba, onların "Biz de bunlara şahittik." şeklinde beyanları oldu. Daha önce gerçi şöyle bir süreç yaşandı tabii: Birtakım iş adamları hakkında uydurma dosyalar hazırlandı önce FETÖ'cülük iddasıyla. Daha sonra o uydurma dosyalardan kurtulmak için çok büyük bedeller ödediler ama bir müddet sonra bu büyük hasat sona erdi yani o kadar parayı ödeyecek insan artık kalmadı piyasada ya da diş geçirebilecekleri insan kalmadı. Daha sonra, nispeten kendileri açısından daha az verimli olan bu alana yani öğretmeni, devletin öğretmenini, polisini, memurunu, adliye mübaşirini vesaireyi, işte bunları hak ettikleri hâlde rüşvetle işe başlattılar. Ben iktidarın bunlardan haberi olmadığını zannetmiyorum yani haberi olmaması da çok büyük bir problem, bu sefer gerçekten iktidar tartışılır hâle gelir, bu da ikinci gruptu.

Şimdi, 23 Ocak 2023 itibarıyla siz bu OHAL Komisyonunu kapattığınız zaman...Kişisel konuşmuyorum, kendi dosyama hâkim olduğum için bunu da örnekliyorum. Evet, ben de hâlâ cevap alamadım, eğer 89 kişiyse bu 89 kişinin içindeyiz. Bu üçüncü gruba ne yapacaksınız? Devletin bütün imkânları sizde, neden cevap vermiyorsunuz? Kaldı ki, bakın, işin facia tarafı şudur: En az beş buçuk sene sizlerin de burada el kaldırması, ellerini kaldırıp indirmesiyle bizlerin yargıya başvurması geciktirildi. Bu beş buçuk seneyi ne yapacaksınız ya da siz bu olan bitenin idrakinde misiniz? Benim gerçekten merak ettiğim bu. Bu olan biteni idrak edecek pozisyonda mısınız? Bunu nasıl tazmin etmeyi, bu açığınızı nasıl kompanse etmeyi düşünüyorsunuz ya da kendinizde hiçbir sorumluluk duymuyor musunuz? Bunu gerçekten merak ediyorum.

Geldik bu üçüncü gruba. Ha, şimdi diyorsunuz ki: "Kurumuna git." Ya, beni celladıma yolluyorsunuz, beni zaten onlar işten atmış. Ne diyeceğim ben kuruma? Siz beni OHAL Komisyonuna yolladınız ve YÖK'e ya da Kafkas Üniversitesine gideyim, oradan beni bunlar yolladı, ee... O zaten yapmış soruşturmasını. Burada bir tutarsızlık var.

ALPAY ANTMEN (Mersin) - Beş sene daha bekletse ne olacak?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Şimdi, tabii, en az dört sene de bu yargı süreci şey yapacak.

Arkadaşlar, çıkın eğer yiyorsa bana ret verin, bu 89 kişiye ret verin, çıkın ya. Hiç olmazsa şu girdiğiniz kirli işi, hiç olmazsa bunu alnınızın akıyla bitirin. Veremiyorsanız özür dileyin, özür, çıkın deyin ki: "Biz bir yanlış yaptık."

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Cihangir Bey, çok iyi dinliyoruz ama sonuç itibarıyla saatlerce de konuşabilirsiniz, buradaki arkadaşlar da biz de sizi dinleriz fakat özetle meramınızı ifade ettiniz, toparlarsanız memnun oluruz.

Buyurun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM - Sayın Başkan, lütfen konuşmama müdahale etmeyin. Ben burada vekil olmam sıfatıyla da 100 binin üzerinde, aşağı yukarı 150 bin kişiyi ilgilendiren dosyalardan ve 2 milyon kişiyi ilgilendiren bir meseleden bahsediyorum. Yani, anlıyorum, bunları dinlemek size gerçekten rahatsızlık veriyor. Bir insan olarak bunun rahatsızlık vermesinden seviniyorum ama o kadar da...

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Hiç rahatsız olmuyoruz, bu ifadenizi de reddediyoruz. Dinliyoruz, hiç rahatsız olmuyoruz.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Olmuyorsanız o gerçekten daha büyük problem, insanlık adına büyük bir problem.

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Sizi dinlemekten rahatsız olmuyoruz beyefendi. Lütfen sözlerimizi çarpıtmayalım.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Konuşanın ben olması veya benim ses tonum önemli değil, benim söylediğim, bahsettiğim konuların içeriği rahatsız edici.

Birazdan Ömer Faruk Bey mutlaka intihar sayıları üzerine girecektir, cezaevindeki meselelere gelecektir. Ya, FETÖ'cü diye damgaladığınız insanlar cezaevinde bugün bir alt mahkûm muamelesi görüyor. İlk gün ne yaptınız? Ne mezarlığıydı o?

ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Hainler mezarlığı.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Hainler mezarlığı. Bunu bile ihdas ettiniz. Şimdi kafanızdan kaynar sular dökülüyordur.

Arkadaşlar, siz ahirete inanıyorsunuz değil mi? Ölüp bu dünyadan göçmek, ahirete gitmek ne demektir? Bütün hesabın, artık bizim yönettiğimiz bütün kavramların, artık bizim inandığımız bütün değerlerin ve bütün amellerimizin en yüce mahkemeye intikal etmesi demektir. Bu gelenektir, aşağı yukarı bütün toplumlarda gelenektir. Yahu, ölen insanın hakkındaki davalar bile düşer, öyle değil mi hukukçu arkadaşlar? Siz bunu da düşürmediniz. Yani, siz Allah'ın koyduğu, şu dünyaya koyduğu düzene ait, onun koyduğu kuralları da hiçe saydınız ve o en yüce mahkemeye bile akıl vermeye çalıştınız. Siz Allah'a din mi öğretiyorsunuz ya? Hainler mezarlığı...

FAHRİ ÇAKIR (Düzce) - Ya, bu nasıl bir üslup!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Dinle! Dinleyin, oturun canım. Beş sene biz burada bekledik. Tekrar söylüyorum...

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Konuşmanıza dikkat edeceksiniz! Siz, bizi neyle itham ediyorsunuz?

FAHRİ ÇAKIR (Düzce) - Böyle bir üslup olur mu?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Hayır, böyle bir üslup olur.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Kafana göre konuşamazsın!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Sen bu ülkede "hainler mezarlığı" diye bir mezarlık koyduysan, bu ne?

(Gürültüler)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Bu, insanlığın hiçbir topluluğunda, insanlığın hiçbir yerinde, hiçbir toplumda görülen..

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Konuşma üslubunuza dikkat edin, istediğiniz kadar konuşun.

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Laf atmayın, sakin olun!

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Siz de düzgün konuşun Sayın İslam!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Ya, bizim sizden bugüne kadar işitmediğimiz hakaret kalmadı, ne diyorsunuz siz ya?

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Düzgün konuşacaksınız!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Oturun beş dakika da siz bizi dinleyin, bu kadar mı zor?

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Buradan toplu hüküm veremezsin!

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Sayın İslam, sadece üslubunuza dikkat edin lütfen.

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Toplu hüküm veremezsin, konuştuklarına dikkat et!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Üstümüze bir suç bile yapıştıramadınız ve siz hâlâ utanmadan çıkıp diyorsunuz ki: "Konuşma." Oturun, dinleyin.

FAHRİ ÇAKIR (Düzce) - Hangi inançla...

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Beş dakika da siz bize tahammül edin ya!

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Sayın İslam...

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Burası Dingo'nun ahırı değil beyefendi, konuştuklarına dikkat et!

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Değerli arkadaşlar...

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Yapmadınız mı?

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Konuştuklarına dikkat et, toplu hüküm veremezsin!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Ya, dikkat etmezsem ne yapacaksın, ne!

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Toplu hüküm veremezsin!

BAŞKAN ZİYA ALTUNYALDIZ - Cihat Bey, müsaade eder misiniz?

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Otur yerine, beni dinle!

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Toplu hüküm veremezsin, buradaki herkesi itham altında bırakamazsın!

YILDIRIM KAYA (Ankara) - Oturduğun yerden konuş ya!

MEHMET CİHAT SEZAL (Kahramanmaraş) - Siz müdahale etmeyin efendi!

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Şimdi, gelin bakalım...

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

NAZIR CİHANGİR İSLAM (İstanbul) - Oturun kardeşim, oturun.