KOMİSYON KONUŞMASI

BURCU KÖKSAL (Afyonkarahisar) - Değerli arkadaşlar, teklif metnine baktığımda, 1'inci maddeyle, Yükseköğretim Kalite Kurulunda uzman ve uzman yardımcısı çalıştırılmasına olanak sağlanıyor. Ben madde madde bahsetmek istiyorum. Burada olumlu bir değerlendirme...

2'nci maddeye geldiğimde de ben daha çok suç ve ceza üzerine odaklanan bir madde görüyorum, yükseköğretim kurumlarında Öğrenci Disiplin İşlemleri Yönetmeliği hükümlerinin kanun metni hâline getirildiğini görüyorum, ancak burada uyarma cezasının ve bu cezayı gerektiren fiillerin kaldırıldığını görüyorum ve âdeta üniversitede Disiplin Kurulunun küçük bir yargı organı gibi hareket ettiğini, Türk Ceza Kanunu'nun alanına giren işlerle bile iştigal ettiğini görüyorum.

Bakın, üniversiteler, 18 yaşın üzerindeki öğrencilerin okuduğu yerler. Bizim kanunlarımıza göre 18 yaşında reşit oluyorsunuz, 18 yaşında seçmen oluyorsunuz, seçiyorsunuz, bir siyasi partiye üye olabiliyorsunuz dolayısıyla üniversite öğrencileri de bir siyasi partiye üye olup siyaset yapabilirler. Birçok siyasi partinin gençlik kollarında üniversite öğrencileri mevcut. Şimdi, bu Yükseköğretim Kanunu Teklifi'ne baktığımda, mesela 2'nci maddede deniliyor ki: "Yükseköğretim Kurumu içinde izinsiz olarak bildiri dağıtmak, afiş veya pankart asmak..." Şimdi, ben İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisiydim. Ben üniversitedeyken her yerde o siyasi bildiriler dağıtılırdı, işte, ülkücü öğrenciler -Yaşar Bey burada, MHP Milletvekili, ülkücü gelenekten gelen birisi- bozkurtlu pankartlarını açarlardı, ona göre, üç hilalli bildiriler dağıtırlardı. Sol görüşlü öğrenciler kendi fraksiyonlarındaki bildirileri dağıtırlardı. İşte CHP'li öğrenciler kendi siyasi görüşlerindeki broşürleri dağıtırlardı, bunun için de hiçbir fakültenin dekanından veya yönetiminden gidip hiç kimse de izin almazdı. Şimdi, bu maddeye baktığımızda, bu öğrenciler... Mesela, ben üniversitede siyaset yapan birisiydim, şu anda Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde olan bazı milletvekili arkadaşlarımız da o dönem siyaset yapıyorlardı, kılık kıyafet özgürlüğü için biz birlikte eylem yaptık. İstanbul Üniversitesinde o kılık kıyafet yasağı, türban yasağı getirildiğinde, başörtüsü bir inanç meselesidir diye, kimsenin inancına müdahale edilmemeli, kimsenin hayat tarzına, kılık kıyafetine müdahale edilmemeli diye biz orada eylem yaptık ve bu eylemleri yaparken hiçbir üniversite yönetiminden de izin almadık. Şimdi, bu 2'nci maddeye baktığımızda, eğer o günlerde bu madde söz konusu olsaydı -herhâlde birçok defa da yapıldı bu eylemler- o arkadaşlarımız da ben de ve şu anda görevde olan birçok arkadaşımız da üniversiteden atılırdı.

Yine, bakın, burada, bir üniversite kampüsünde senato tarafından belirlenen alanlar dışında sigara, diğer tütün ürünleri ile elektronik sigara kullanma fiilini ceza kapsamına almışsınız. Bu, 4207 sayılı Kanun'la çelişmekte. Kapalı alanlarda zaten bir sigara içme yasağı var yani bu, kanunla belirlenmiş. Siz kanunla belirlenen bu fiilî yasağı daha da genişletmeye yönelik idari bir disiplin işlemine konu ediyorsunuz. Ya, üstelik bunlar ilkokul çocuğu da değil, hepsi üniversite öğrencisi, 18 yaşın üstündeki insanlar.

Artı "Yükseköğretim kurumuna ait kapalı ve açık mahallelerde yetkililerden izin almadan toplantılar düzenlemek..." Arkadaşlar, üniversitelerde bunlar olur ya. Yani burada hepimiz, birçoğumuz üniversite mezunu, o ortamı biliyoruz, çoluk çocuğumuz üniversitede, bunlar oluyor yani siyaset yapılıyor. Üniversitelerde siyaset yasağıyla yani oradaki öğrencinin siyasi düşünmesini mi istemiyorsunuz? Buradan bu anlamı çıkarıyorum.

Artı, burada, Türk Ceza Kanunu'nda suç sayılan eylemlerle ilgili disiplin işlemleri yapılmış; zaten bunlar suç. Mesela, fiilî saldırıda bulunmak, hırsızlık yapmak, uyuşturucu madde kullanımı; bunlar Türk Ceza Kanunu'nda suç kabul edilen şeyler. Zaten cezai yargılamada ceza alıyor, işte hapis cezasıdır, para cezasıdır -neyse- veya işte kamusal haklardan mahrumiyet cezaları, bu gibi cezalar zaten veriliyor; bir de bunu niye disiplin kurulunun içine sokuyorsunuz, bunu da anlayabilmiş değilim. Yani burası bir cezai yargılama yeri değil ki, burası bir okul. Artı, bir de şu var: Okul öncesinden yükseköğretime kadar öğrenciler olumlu öğrenme ortamı oluşturulduğunda zaten suç işlemezler. Biz öğrencilerin suç işlememeleri için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Suç işledikten sonra ceza vermek zaten yargının işi, yargı bunu yapıyor. Önemli olan, önce onları suça teşvik etmemek; o çocuklar suç işlemeden, onların suç işlemelerine engel olmak; ben böyle düşünüyorum.

Artı, 3'üncü maddede, özel üniversitelerin öğrenci gelirlerinin yüzde 2'sini açacakları bir hesaba nakit olarak aktarıp orada tutma yükümlülüğü düzenleniyor, "Üniversiteler bu tutarı nakit yerine teminat mektubu olarak yerine getirebilecek." deniyor.

4'üncü maddede, burada, üniversitelerde YÖK Kanunu'nun 50'nci maddesinin (d) fıkrası kapsamında çalıştırılan araştırma görevlilerinin 33'üncü maddenin (a) fıkrası kapsamına geçirilmelerine olanak sağlanıyor. Buradaki sıkıntı şu: Yapılan düzenleme olumlu ama eksik bir düzenleme. Araştırma görevlilerinin istihdamı 2547 sayılı Kanunu'nun 33/(a) maddesinde düzenleniyor. 50/(d)'li tüm araştırma görevlilerinin öncelikle 33/(a) kadrosuna geçirilmesi ve üniversitelerin bütününde güvenceli istihdamın, akademik özgürlük ve demokratik bir öğrenme iklimini tesis edecek politikaların yaşam bulması gerekiyor; buna göre düzenlenmesi lazım. Bu konuda günlerdir bize gelen mesajlar var, mağduriyetler var. Ya, lütfen, bu, bu hâliyle, böyle eksik çıkmasın, bunu, gelin, burada, Komisyon aşamasında düzeltelim.

3 üniversitenin ismi değiştiriliyor. Bir de burada MİT'e Millî İstihbarat Akademisi kurma izni veriliyor. Ya, bence bu maddenin, Milli İstihbarat Akademisi kurma izninin Millî Savunma Komisyonunda ele alınması lazım. O Komisyonda çok değerli milletvekili arkadaşlarımız var yani onlar baksınlar çünkü bu özel bir konu, millî istihbaratla ilgili bir konu. Bence bunun da o Komisyonda ele alınması, konuşulması, tartışılması gerekiyor.

Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesinin yıllık harcama planlarının hazırlanmasına ve idari ve mali denetiminin yapılmasına ilişkin düzenleme yapılıyor.

Yani genel hatlarıyla baktığımızda, bu kanun teklifinde belki bir disiplin yönetmeliğiyle belirlenebilecek şeylerin daha çok cezaya yönelik bir kanun metniyle belirlendiğini görüyoruz. Ayrıca, objektif kriterlerden uzak yani objektifliğin nasıl sağlanacağı belli değil. Kanıt ve delil olarak neler ortaya konacak, onlar belli değil. Yapılacak değerlendirmelerde akademisyenlerin ne şekilde tutum alacağı belli değil. Ondan sonra her ne kadar "savunma hakkı" olarak bir başlık açılmış olsa da savunma hakkının da gerekli açıklamalara ihtiyaç duyacağı ortada.

Yani kısacası, burada 2'nci maddenin ve 4'üncü maddenin yeniden ele alınması gerekiyor. 2'nci madde bu hâliyle son derece sakıncalı, 4'üncü madde eksik. Ayrıca, MİT Akademisiyle ilgili de muhakkak Millî Savunma Komisyonunun bu konuyu görüşmesi gerektiğini düşünüyorum.