| Komisyon Adı | : | İÇİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | İstanbul Milletvekili Mustafa Demir ve 131 Milletvekilinin; Çevre Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4895) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 02 .02.2023 |
ERKAN AYDIN (Bursa) - Başkanım, teşekkür ediyorum.
Bu kanunun geliş şekliyle ilgili konuyu, 7 bakanlığı ilgilendirmesiyle ilgili konuyu zaten usul tartışmasında belirttik, tekrara girmek istemiyorum.
Şimdi, 1'inci maddesinde -sayın teklif sahibi de anlattı- cezaların fahiş olmasından dolayı, özellikle 100 bin grostonluk gemilerin üstünde olan ceza sınırının 100 bin grostonla sınırlandırıldığından bahsettiler. Tabii, burada akla birkaç tane soru geliyor, özellikle bunun tersanelerde çevreyi kirleten, akıntı sızıntı yapan gemiler için ceza miktarının çok aşırı olduğu, diğer balast suyu, sintine suyu ve diğer evsel atıklarda bu kadar yüksek olmadığı konusunda bir hâkim görüş var. Ancak şunu ifade etmek gerekir: Bu "balast suyu" dedikleri konu, mesela Afrika'dan buraya gelen bir geminin kendi ağırlığını dengelemek için -büyük gemiler için söylüyoruz- aldığı suyu, oradaki ekosistemin kirliliğini ya da istilacı türleri alıp burada yük toplamak için getirdiğinde bizim kara sularımıza, bizim iç denizlerimize... Ki biliyorsunuz Marmara artık öldü, cenaze namazını kılmayı bekliyoruz; hayat kalmadı müsilaj sorunundan dolayı, canlı, bir elin parmağını geçmeyecek seviyeye düşmüş durumda. Dolayısıyla, bu cezaların caydırıcılıktan uzaklaşıp sadece dostlar alışverişte görsün miktarına düşürülmesi en başta gelecek nesillere yaptığımız çok büyük kötülük yani bunlar bize bizim atalarımızdan, dedelerimizden emanet kaldı, biz hangi şirketlerin bu cezadan kayrıldığını, hangi şirketlerin, hangi yandaşın burada daha az ceza ödemesinin sağlandığını bir kere teklif sahibine ve Komisyon Başkanımıza soruyoruz; bunu bize açıklasınlar, desinler ki... Örnek veriyorum, isim vermek istemiyorum ama eski Başbakanlarımızdan birisinin oğlunun gemi şirketine burada bir avantaj sağlıyor muyuz, sağlamıyor muyuz? Bunu kamuoyunun bilmesi gerekiyor. Siz cezaları dörtte 1 oranına düşürerek aslında "Kardeşim, siz göstermelik bir para ödeyin, denizler kirlenirse kirlensin; ticaretinize, beraber zenginleşmemize devam edelim ama ekosistemimiz, denizlerimiz, kıyılarımız yok olsun." anlamına gelecek tarzda bir ceza indirimi yapıyorsunuz. Bunun altındaki gerçek niyeti de Komisyon üyeleri ve Genel Kurulda tabii ki bütün halkımızın öğrenme hakkı vardır diye düşünüyorum.
2'nci madde de bu dolgu alanlarının altındaki otopark... Tabii, teknoloji gelişiyor, dünyanın birçok yerinde denizin ortasına da denizin dibine de inşaatlar yapılabiliyor; oradaki depreme dayanaklı alanlarda yapılabiliyor. Ancak şunu iyi biliyoruz ki Türkiye'de maalesef tam denetimsizlik süreci yaşadığımız için buraya yapılacak otoparkların deprem açısından, ufak bir şiddette, 6-7 şiddetinde bir depremde nasıl can güvenliğinin sağlanacağını, o inşaat tekniğinin gerçekten işte Japonya'daki gibi uygulanacağından ya da uygulanmayacağından şu ana kadar yaşadığımız tecrübelerden dolayı pek emin değiliz. O yüzden de burada ister istemez yine birilerinin kayrılıp, birilerine yeni rant alanlarının yaratılıp yaratılmadığı ve buradan "yap-işlet-devret" modelleriyle uzun yıllar gene birilerine çıkar sağlanıp sağlanmayacağı sorusu geliyor aklımıza. Tabii ki bu konunun da cevaplanmasını isteriz. Neticede, bu, 85 milyonun kaynağıyla yapılan, 85 milyonun geleceğini de ilgilendiren konulardan biri diye düşünüyoruz ve amacımızın da hem doğamızı hem çevremizi hem de bütün insanımızın haklarını savunmak olduğunu düşünüyorum.
Baktığımızda, 3'üncü madde, bizim için aslında sıkıntılı olmayan bir madde çünkü hem tarımsal bir OSB olduğu için hem de ülkemizin tarım alanındaki üretim sıkıntısını gidermeye yönelik olduğu için aslında biz de bir sıkıntı görmüyoruz o konuda.
Diğer maddeler, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği ve geçen seneye kadar aslında bütçe kanununa koyulduğu, bizim itiraz sebebimiz de bütçeyle ilgili olmayan konuların bütçe kanununda getirilemeyeceği ve Anayasa Mahkemesinin bu yönde karar vermesinden dolayı da sizin bundan sonra artık ilgili bakanlık kanununa koymak suretiyle işi düzeltme cihetine gittiğiniz 4'üncü, 5'inci, 6'ncı, 7'nci, 8'inci madde bu maddelerden olduğu için burada bir teknik işlem yapıldığını görüyoruz. Ancak yine de İçişleri Bakanlığıyla ilgili ve özellikle belediyelerle ilgili konu da açılmışken -biraz önce İYİ Parti Vekilimiz de aynı şeyden bahsetti- belki şunu söylemek gerekir: Şimdi, İçişleri Bakanlığı, özellikle kendini bir yargı yerine koyarak "Şu belediye başkanını görevden alırım, şunu kayyum atarım. Yalova'da görevden aldım..." Ki Belediye Başkanı, mahkeme tarafından da konu ispatlanmış olmasına rağmen görevine iade edilmiyor. İşte, iki gün önce Gökçeada Belediye Başkanı, Diyarbakır Belediye Başkanı, sırada da hepimizin her an beklediği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu... Yani Bakanlık ve Bakan kendini bir yargı yerine koymuş, eline yargı sopasını almış "Onu da görevden alacağım, buna da şunu yapacağım." deme yetkisini nereden görüyor bir hukuk devletinde? Eğer bir suçu varsa zaten "tarafsız ve bağımsız" -tırnak içerisinde söylüyorum- olması gereken yargı bunu değerlendirir, varsa da bir kusuru ona göre işlem yapar. Ancak şunu görüyoruz ki, 14 Aralıktaki davada ben de sabahtan akşama kadar Anadolu Adliyesinde o hukuk garabetine bizzat şahit olmuş birisi olarak görüyorum ki tamamen bir tiyatrodan ibaret, birilerinin bir yerde karar vererek uygulamaya çalıştığı yöntemleri görüyoruz. İçişleri Komisyonunda olduğumuz için de özellikle kayyum atamalarının keyfî görevden almaların, kendine siyasi rakip olarak görüp ileride siyaseten yenemediklerini masa başında yenme oyunlarının da bir an önce bırakılıp hukukun üstünlüğüne tekrar geçmemiz gerektiğini ifade ediyorum. Ne zaman olur bu, bilemiyorum ama biz bunları kayıtlara geçmesi açısından önemli buluyoruz ve ifade ediyoruz.
9'uncu madde, biraz önce Komisyon Başkanımız da söyledi, iki gün önce Plan ve Bütçe Komisyonunda 22'nci madde olarak geçti. Aslında ne zaman süre doluyordu? 31/12/2022'de. Yani bugün 2 Şubat, bunun Genel Kuruldan geçmesi en erken -Plan ve Bütçe Komisyonundan bir hafta sonra geldiğini varsayarsak- bir dahaki hafta olacak yani 6-7 ya da 8 Şubatta ve Resmî Gazete derken kırk-kırk beş günlük bir süre aşımı var. Şimdi, bu 9'uncu madde, kırsal mahalle ya da köylerin artık kaldırılıp -mahalle, o zaman kırsal mahalle değil- mahalleye çevrilmesinin altındaki amaç -2012'de çıkan yasayla- neydi? Hepimiz çok iyi biliyoruz, iktidarın 2009 yerel seçimlerinde şu ana kadar aldığı en düşük oyu aldıktan sonra "Nasıl bir şey yaparız da biz tekrar büyükşehirleri kaybetmeyiz ya da nasıl kazanırız"ın bir ürünü. Konunun ülke yararına, köylü yararına, halk yararına ilgisinin olmadığını sizin de görmüş olmanız lazım ki 5'inci defa süreyi uzatıyorsunuz yani bir yasa çıkartmışsınız 2012'de, "2017'de yürürlüğe girer." demişsiniz, yetmemiş "2020" demişsiniz, yetmemiş "2022" demişsiniz, şimdi, yetmedi "2025" diye teklif getiriyorsunuz. Yani aslında siz de çıkardığınız yasanın bir yasa olmadığının farkındasınız ama tabii ki buraya geliyor, çıkartıyorsunuz.
Bakın, şu, bizim 2012'de yaptığımız muhalefet şerhi, tam 15 sayfa. O zaman uyarmışız; bu yasanın ülkeye de millete de hiçbir faydasının olmayacağını; hayvancılığı, tarımı, köylerdeki küçük, bireysel yapılan her türlü işlemi bitireceğini, tarım ve hayvancılıkta uzun vadede sorun yaşayacağımızı, köylerin boşalacağını, kırsalda kimsenin kalmayacağını, büyük kentlerde göç sorunu yaşatacağını tek tek buraya yazmışız.
Her bir maddenin üzerinden şöyle geçelim. Bir, "Tasarı Anayasa Komisyonu incelemesine açılmamış." Bak, bugün de aynı, on bir yıl sonra aynı şeyi konuşuyoruz. "İçişleri Komisyonu gerekçesiz olarak ağır bir zaman baskısı altında." Hiç değişmemiş, aynı. "Tasarı metni yasa yazım kurallarına aykırı bir metin." Aynı. "İktidar partisi temsilcileri açıklama, savunma ve tartışmadan kaçınmışlar." Hiçbir şey değişmemiş. On bir yıl önce yazmışız bunları, demişiz ki: "Mülki sınırlarda büyükşehir kurulmasıyla ilgili sorunlar yaşanacak." Yaşanmış. "Tasarı, bilimsel ve hukuksal açıdan incelenmemiş ve sıkıntı yaratacak." denmiş, yaşanmış. Ben sadece başlıkları okuyorum. Bazı il özel idarelerin tüzel kişiliklerinin kaldırılması özellikle köy statüsündeki taşınmazların, arazilerin, tarlaların, mülklerin, arabaların, otobüslerin hepsinin haraç mezat satılacağını ve orada gerçekten çok büyük mülkiyet sorunları oluşturacağını söylemişiz, hepsi yaşanmış. En son, Karacabey, Hürriyet köyündeki, dedelerinin, ataların aldığı yeri, Belediye Başkanı haraç mezat satınca geldiler burada Cumhurbaşkanına Meclis önünde de ifade ettiler ve konu bir kangren hâline geldi ve dönüp Bursa milletvekillerine "Bu konuyu halledin." dendi ama bir şey halledildiği yok.
Yaklaşık 17 bin köy, köy varlığı yapısından mahalle statüsüne geçti. Dağın başındaki köy -biz hâlâ "köy" diyoruz, ben öyle diyorum- mahalle statüsüne geçti. Mahallede, o köylerde kimse kalmadı, tarım hayvancılık bitti, bugün işte sütü 30 liraya içiyoruz, et 200-250 lira, peynir eti geçmiş durumda. O günkü uyarıları birazcık dikkate alsaydınız, sadece seçim kazanma kaygısıyla bunları yapıp bu dokuyu bozmasaydınız belki bugün birçok konuyu burada konuşmuyor olacaktık. Demişiz ki: "Gelirlerin yeniden paylaşım sorunu oluşacak." Oluştu. "Maden suyu ve su kaynaklarının yönetim sorunu oluşacak." demişiz, oluştu. Bölgeselleşmek ya da bölge yönetimine geçmeye çalışıyorsunuz yani bu tasarı yerelleşme hedefine hizmet etmediği gibi, merkezîleşme hedefine de hizmet etmez, sadece tasarının bölgeselleşme hedefine hizmet edeceğini söylemişiz ve on bir yıl sonra tam da dediğimiz gibi olmuş. Geniş ölçekte kim kazançlı olmuş? Rant alanını genişleten yandaş sermaye, saraya yakın, iktidara yakın kişiler için tam bir talan alanı oluşmuş, tam bir denetimsizlik alanı oluşmuş, ülkenin, 85 milyonun doğal kaynakları yer altı, yer üstü kaynakları bir avuç insanın çıkarına hizmet eder konuma getirilmiş. Bunları yapmışız. Ha, şimdi tekrar niye yapıyoruz? Kayıtlarda dursun. On bir yıl önce dinlemediniz, muhtemelen şimdi de dinlemeyeceksiniz ve size gelen şekilde geçirmeye çalışacaksınız.
Biz bütün bunların hepsini pazartesi günü 2.300 maddede Ortak Politikaları Mutabakat Metni'nde ifade ettik ve dedik ki: "Biz bu mahalleleri tekrardan köy statüsüne alacağız, ülkenin bozulan o yapısını tekrar eski yerine getirmek için..." Daha önceki bizim 2015 seçim beyannamemizde de var, bütün parti programında da var, şu anda da 6'lı masanın ortak mutabakat metninde de var. Dolayısıyla siz ne kadar yapmasanız da biz bunları tekrar daha iyi hâle, eski hâlinden daha iyi hâle getireceğimizi ifade etmek isterim.
Sonuç itibarıyla, geçici 1 maddeyle birlikte, gelen 11 maddelik bu yasa teklifi aslında bütün konuşmacıların da ifade ettiği gibi bizden çok diğer İmar ve Bayındırlık Komisyonu... Çevre Komisyonu iyi bir şey yaptı, tali komisyonu olarak toplandı ve tartıştılar, onların da düştüğü şerh notlarından biz de faydalandık. Biz bu yasanın Genel Kurula gelirken içindeki bazı düzeltmelerin yapılarak yasalaşması yönünde görüş bildiriyoruz.
Teşekkür ederim.