| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | Giresun Milletvekili Cemal Öztürk ve 106 Milletvekilinin; Afet Yeniden İmar Fonunun Kurulması ile Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/4987) |
| Dönemi | : | 27 |
| Yasama Yılı | : | 6 |
| Tarih | : | 09 .03.2023 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Değerli milletvekilleri, değerli bürokratlar, basınımızın değerli emekçileri; herkesi saygıyla selamlıyorum.
Kahramanmaraş merkezli depremlerde yitirdiğimiz vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet diliyorum, ülkemizin başı sağ olsun; yaralılarımıza da acil şifalar diliyorum.
Değerli arkadaşlar, ne acıdır ki depremlerin birinci ayında, barınma, su başta olmak üzere hâlâ en temel ihtiyaçlara erişim sorunu yaşanmakta. Bit ve pire salgını ciddi bir tehlike hâlini almış durumda. Özellikle kadın ve çocuklar hijyen malzemelerine ulaşamıyor. Depremin vurduğu kentlerde yaşamaya çalışan çocuklar ve gençler temel eğitimden de yoksun bırakılmış durumda; acı bir tablo. Sorunlar çözülmedikçe de günden güne daha da ağırlaşıyor.
Değerli milletvekilleri, bu teklifle, kentlerin yeniden imarı için bir fon kuruluyor. Teklif gerekçesinde, yeni kurulacak olan fonun şeffaf işleyeceği, aralıklı olarak verilerin duyurulacağı ve afet sonrası iyileştirmeler için uzun vadeli kaynak sağlayacağı belirtilmiş. Afet fonu Sayıştay Kanunu'na göre Sayıştay denetimine tabi olmakla birlikte, bağımsız denetim standartlarına göre de denetlenecek. Bir kamu fonu Sayıştay denetimine tabi olacaksa -ki doğrusu budur- neden ayrıca bir bağımsız denetim standartlarına göre denetlenir? Pek açık değil.
Yeni kurulacak afet yeniden imar fonunun bağımsız denetim firmalarına denetletilmesinin bir maliyeti de olacak elbette. Bu denetimi eğer yurt dışı finansman sağlayacak uluslararası kuruluşlar istediyse bu talebin de açıklanması gerekir.
Yeri gelmişken hatırlatmakta yarar var, 1999 depreminin ardından yapılan iç ve dış yardım ile bağışlar Ziraat Bankasında toplanmıştı. Bu yardımların nereye, nasıl harcandığı, 1 Maliye müfettişi, 1 Başbakanlık müfettişi ve bankalar yeminli murakabının oluşturduğu Deprem Hesapları Denetleme Komisyonu tarafından denetlendi ve 1 Temmuz 2000 tarihli Resmî Gazete'de kalem kalem yayımlandı. Şeffaflıksa bize böyle bir şeffaflık lazım.
Tam da burada hayati bir soru sormak istiyoruz, değerli gazeteci Sayın Çiğdem Toker de bunu belirtti: İktidar deprem bölgesi için daha şimdiden 40 milyar TL'yi aşkın konut ve altyapıyı içeren onlarca ihale yapmışken depremin üzerinden otuz gün sonra, Hatay'da yaşanan ve beraberinde sağlık sorunları da getiren insanın en temel ihtiyaçlarından susuzluk sorunu nasıl çözülemiyor? Başta Merkez Bankası olmak üzere kamu kurumlarına talimatla bağış yaptırdığınız 120 milyar TL kaynak acilen bu sorunları çözmek için neden kullanılmıyor? Bu toplanan bağışlar fona devrediliyor mu?
Fonun gelir kaynaklarından biri bağış ve yardımlar arkadaşlar. Ancak köklü kurumlarımızdan Kızılayın liyakatsiz kadro atamaları sayesinde getirildiği nokta vatandaşların devletin kurumlarına güvensizliğini bir kez daha teyit etmiştir. AFAD ile Kızılayı kriz yönetmekle sorumlu 2 kardeş kuruluş olarak bilirdik biz, öyle olmadıkları anlaşıldı. Afganistan'a yardım gönderirken gösterdikleri iş birliğini Anadolu'da göremedik maalesef. Kızılay Başkanı ürettikleri çadırlara AFAD'ın kendi logosunu basıp deprem bölgesine gönderdiğinden yakındı. Böylelikle AFAD'ın rol çalmak için Kızılay çadırlarını sahiplendiğini öğrenmiş olduk.
Bu arada Kızılayın Türk Eczacıları Birliği ile Ahbap Derneğine çadır satarak depremde ticaret yaptığı çıktı ortaya. Kızılay Başkanı çadırları kendilerinin değil şirketlerinden birinin sattığını söyleyerek kamuoyunda tepki çeken bir savunma yaptı. Kızılay gayrimenkul, girişim, içecek, sağlık, yapı, çadır ve tekstil, kültür ve sanat alanlarında üretim ve ticaretle uğraşan 7 anonim şirketten oluşan bir holdinge dönüştürüldü. Kamucu yapısından ve anlayışından çok şey yitirdi, deyim yerindeyse özelleştirildi. Şirketleri ticaret yasalarıyla öngörülen kurallar uyarınca yönetiliyor. Çadır, kan, ikinci el eşya ticaretini tüzel kişilik olarak Kızılay değil şirketlerinden biri yapıyor. Holdingleşmiş bir kamu kurumundan hayır işi beklenemeyeceğini de biliyoruz.
Halkın bağış ve yardımları üzerinden ticaret yapıp depremzedeler için parayla satılan çadır rezaletinden sonra siz hangi yüzle bağış talep edebileceksiniz? Kaldı ki Dünya Bankası bile iktidara güvenmediği için, deprem dolayısıyla yapacağı 1,8 milyar dolarlık yardımı belediyelere proje karşılığında vereceğini açıkladı. Şunu sormak istiyorum: 8'inci maddede yapılan düzenleme bir dış finansman kaynağından doğrudan yerel yönetimlere hibe sağlanması durumuna etki ediyor mu? Şayet böyleyse bunun yerel yönetimlerin afetlerle ilgili çalışmalarına olumsuz etki edeceğini şimdiden belirtmek isterim.
Ayrıca 3'üncü maddede düzenlenen fon yönetim kurulu yapısına yerel yönetim temsilcilerinin de dâhil olmasını sağlamak gerekiyor. Örneğin, Belediyeler Birliğinin de bu yapıya dâhil edilmesi düşünülüyor mu?
Değerli milletvekilleri, deprem bölgesinde enkazın kaldırılmasının ardından gerekli zemin etütleri yapılmadan, artçı depremler henüz devam ederken yeni projelere başlamak bir başka depremde halkımızın yeniden ağır kayıplar vermesine neden olacaktır. Deprem bir doğa olayıdır, depremin bir felakete dönüşmesi ise siyasetin öngörüsüzlüğünün, hazırlıksızlığının bir sonucudur. Siyaset öngörü işidir. Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı afet bölgesinde yapılacak yeni binaların yatay mimari tarzında zemin artı 3 ya da 4 katı geçmeyeceğini açıkladı. Bu açıklama akla Muğla modelini getiriyor arkadaşlar. Muğla ilimiz deprem bölgesinde yer alması nedeniyle il belediyesi döneminden bugüne kadar deprem tehlikesini göz önünde bulundurarak imar planlarını onaylamıştır. İmar planlarında maksimum kat yüksekliği 4 katla sınırlıdır. Muğla Büyükşehir Belediyemiz deprem tehlikesine karşılık mikro bölgeleme çalışmaları yaparak zemin yapısına göre risk tespitlerini yapmış ve yapmaya devam etmektedir. Tespit edilen risklere göre yatay mimari hedefi kapsamında imar planlarında 2 ila 4 kat olarak yapı yükseklikleri belirlenmiştir. Bu hayati önemdeki öngörü Mart 2020 tarihinde birçok bilim insanının katılımıyla gerçekleşen deprem çalıştayında da ortaya konmuştu. Bilim insanı Profesör Doktor Naci Görür çalıştayda yaptığı sunumda Muğla'da en büyük depremin 7 şiddetinde olabileceğini, bu şiddete bir depremin Muğla'ya çok zarar vermeyeceğini, Muğla'nın Türkiye'deki diğer illere göre düşük katlı yapılar sayesinde daha avantajlı olduğunu ve deprem bölgesi olmasına rağmen çok zarar görmeyeceğini açıklamıştı. Muğla Büyükşehir Belediyesi, yerel yönetim halkın can ve mal güvenliğiyle ilgili bu karara bu kadar hassasiyet gösterilirken, TOKİ 2'nci etabında Bakanlık yüksek emsal ve 6 kat olarak resen imar planını onaylamış ve inşaatlarını tamamlamıştır. TOKİ Menteşe merkez ilçemizin bütüncül planına aykırı bir şekilde kat yüksekliğini artırarak imar planını onaylamış ve plan bütünlüğünü bozmuştur. Ayrıca, kentin oluşmuş olan yapı kültürünü ve silüetini de bozmuştur. Muğla denince iktidarın aklına rant, koyların MUÇEV eliyle talanı, en güzel arazilerin özelleştirme idaresi eliyle peşkeşi geliyor ancak halkını düşünen bir iktidarın Muğla deyince aklına gelmesi gereken şey, uyguladığı belediyecilik anlayışı olmalıdır. Bu nedenle yerel yönetimlerin üzerinden iktidar elini çeksin; yerel yönetimler hizmet ettiği kentin tarihî geçmişi ve kültürel yapısına uygun olarak yapıların tipini, yoğunluğunu ve yüksekliğini sizden daha iyi belirlemektedir. Afetlerle mücadele içinde merkezî yönetim ağırlığı yerine güçlü yerel yönetimler için altyapı oluşturalım.
Son olarak, değerli arkadaşlar, acı bir onaya değinerek bir öneri getirmek istiyorum: Haberlerde çıktı. Diyarbakır'da Diyar Galeria isimli bir binada yaşayan Serhan Özdemir adlı avukat kardeşimiz kendi binasının altındaki market binanın kolonlarını kestiği için mahkemeye başvuruyor, dava dilekçesinde, binanın yıkılabileceğini yazıyor. Bu kardeşimiz 7 yakınıyla birlikte yaşamlarını yitirdi, depremin 9'uncu günü enkazdan çıkarıldı. Sormak istiyorum: Araçların bile iki yılda bir muayene zorunluluğu varken konutlara yönelik belirli sürelerde denetleme zorunluluğu neden getirilmiyor? Hem kaçakla mücadele açısından hem binaya kolon kesme gibi müdahalelerin önlenmesi açısından hem de yapı stokunun takibi açısından hayati önemde olacaktır bu konu, asansörlerde olunduğu gibi. Neyse ki iki ay kaldı, bunları bizler gerçekleştireceğiz.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.