KOMİSYON KONUŞMASI

MUSTAFA ALKAYIŞ (Adıyaman) - Sayın Başkanım, ben de çok teşekkür ediyorum.

Öncelikle bu çalışmada başta Komisyon Başkanımız -Alt Komisyon Başkanımız- olmak üzere emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

Tabii, ben bazı arkadaşlarımız gibi çok karamsar değilim. Bunun nedeni de şu: Sezgin Bey'i biz yıllardır takip ediyoruz televizyondan, medyadan. İnsan hakları konusunda da kendi duyarlılığımız var ama mesela, söyledi, işte, Kamu Denetçiliğinin artık belli bir tecrübesi oldu, belli bir yere geldi; biraz daha ileri gitmesi lazım. Yani insan hakları konusu da belli bir yere geldi, belli bir yere geçti. Ben insan hakları savunucularının yani -1990'lı yıllarda değiliz, 2000'li yıllarda değiliz, beklentiler değişti- belki bizim de kendimizi artık formatlamamız gerekir diye düşünüyorum.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Yani biz geçmişte mi kaldık?

MUSTAFA ALKAYIŞ (Adıyaman) - Niçin söylüyorum bunu? Buradaki toplantılara katıldık hep beraber yani buraya gelen kurum yetkililerinin ben şeye çok kapalı olduğunu görmedim, açık söyleyeyim, hatta çok da memnun oldular. Ancak mevzuattan kaynaklanan... Mesela Selçuk Bey konuşuyor gördük, talep neden geliyor? Toplu sözleşmelerden geliyor. "Bunu aşamıyoruz, oturup karşı taraf, sendika bizimle böyle bir anlaşma yaptığı için bunu aşamıyoruz." diyor. Dolayısıyla kurumlar da gerçekten bunu içselleştirmiş, belli bir hâle getirmiş, belli bir mevzuata gelmiş. Ve şunu da gördüm, bizim bildiğimiz o bürokratik, o her şeye kapalı kamu kurumlarından yani beklentimiz en çok askerlerin kapalı olmasıydı, buradaki aldıkları kararlar da birçok sivil kuruma da hakikaten örnek olabilecek şekilde. "Sayın Başkanım, biz bu hak ihlalini gördük, bunu içselleştirdik ve askerlikle ilgili bir başvuru olmaksızın mesela, bu şeyi de kaldırdık." diyor. O yüzden bizim de kendimizi belki biraz yenilememiz gerekir diye düşünüyorum.

Kamu Denetçiliğinin kararlarının talep hâlinde mi, yoksa resen mi tavsiye nitelikli olması; belki talep hâlinde olması ve tavsiye nitelikli olması -hepimiz hukukçuyuz, buradaki birçok arkadaşımız hukukçu- aslında o, anayasal şeyden kaynaklanan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi adına işlem yapan bir kurumunun sadece tavsiye kararı almasının bile ne kadar büyük bir önemde olduğunu hepimiz biliyoruz.

Benim gelen talepleri inceleme imkânım oldu. Kamu Başdenetçimiz Şeref Bey de burada, teşekkür ediyoruz. Şöyle bir talebim olacak benim Sayın Başkanım... Tabii, taleplere baktığımız zaman genel olarak müracaat edenlerin büyük bir kısmının kamuda çalışan vatandaşlarımız olduğunu görüyoruz. Yani tayin hakkı istiyor, nakil hakkı istiyor gibi, yoğun olarak bunlardan geliyor. Dolayısıyla da bu mevzuatı takip edebilen, haklarını bilen, mevzuata hâkim arkadaşlarımız olduğunu görüyoruz. Biz, Türkiye Büyük Millet Meclisiyiz dolayısıyla aslında bütün vatandaşlarımızın bu sistemi bilmesi, tanıması ve buranın üzerinden de hak talebinde bulunması daha doğru olur diye düşünüyorum.

Sayın Başkanım, siz Adıyaman'a da gelmiştiniz; Adıyaman'daki bütün sivil toplum örgütlerini, kuruluşlarını davet etmiştiniz, biz de katılmıştık. Hatta hangi düşüncede, fikirde olursa olsun bütün hepsiyle de gerçekten çok güzel toplantılar yaptınız. Ondan sonra mesela, kendi ilimizden biliyoruz ki oraya çok ciddi anlamda müracaatlar oldu, tanıdılar, bildiler. Mesela, bizim ilimiz deprem görmüş, şu anda gerçekten gidip orayı bir görmek, incelemek, belki bu hassasiyetle gidip -depremden sonra 2 defa da geldiniz, Allah razı olsun- ama genel, vatandaşlarımızın, sıradan vatandaşlarımızın da Kamu Denetçiliğinden haberdar olması, içselleştirilmesi, bu Kurumu hakkının ihlal edildiğine inandığı anda faaliyete geçirmesi noktasında, bir farkındalığın yaratılması noktasında daha fazla çaba gösterilebilir mi, bu noktada bir beklentimiz var.

Ben emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

Sözlerimi tamamlarken şunu da özellikle belirtmek istiyorum: Mesela, Sezgin Bey ısrarla "tutsaklar" kelimesini kullanıyor. İkimiz de hukukçuyuz. "Tutsaklar" kelimesini bazen başka vekillerimiz de kullanıyor. Ben de hukukçuyum, insan hakları savunucusuyum. Yani hükümlü müdür, tutuklu mudur; "tutsaklar" tabiriniz nedir? Mecliste de konuşuluyor, hakikaten bilmek istiyorum, ben ısrarla bunu algılamak da isterim. Tutsak hukuku bellidir zaten, savaş hukuku terminolojisidir. Ama hukukçu olarak tutukludan mı bahsediyorsunuz, hükümlüden mi bahsediyorsunuz? Bunun da bir açıklığa kavuşması lazım.

İkincisi, bu idare gözlem kurullarından gelen şeylerle ilgili, yani tahliye edilip edilmemesiyle ilgili eskiden standart uygulama şuydu: Bir kişi cezasının belli bir kısmını yatar, ondan sonra da şartlı tahliyeyle salıverilirdi. Ancak bugün en çok eleştirenler esasen o düzenlemenin yapılmasına sebep olanlar, onu söyleyeyim. Bence bu noktada da yeni bir bakış açısına ihtiyaç var yani özellikle hükümlüler açısından. Ama onun konusu burası mıdır? Elbette ki bunu başka kurumlarda şey yapmak lazım diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum.