KOMİSYON KONUŞMASI

DERYA YANIK (Osmaniye) - Değerli arkadaşlar, tabii, bu toplantının konusu, nihayetinde Kamu Denetçiliği Kurumunun raporunun değerlendirilmesi ve kabulü dolayısıyla bir alt komisyon raporunu konuşuyoruz bir taraftan da. Hiç polemiğe girmek, hatta siyaset diline evrilmek gibi bir niyetim yok aslına bakarsanız ama Sezgin Bey'in o toptancı yaklaşımı -ki kendisinden beklemediğim bir toptancılık, onu da söyleyeyim- yani siz ve biz ayırımı hakikaten çok...

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Ben yani ideolojik bakış açısı olarak söylüyorum.

DERYA YANIK (Osmaniye) - İşte tam olarak onu söyleyeceğim.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Diyarbakır) - Hayır, aynı düşünmüyoruz zaten, düşünsek aynı siyasal partilerde oluruz.

DERYA YANIK (Osmaniye) - Yok, hayır, aynı düşünmüyoruz, eyvallah, aynı düşünmediğimizin farkındayız. Tabii ki işte burada bir sürü farklı farklı siyasi görüşten arkadaşlarımız var ancak insan hakları noktasında siyasal iktidarı böyle toptancı bir dille itham etmek en hafif karşılığıyla çok haksızlıktır.

Şimdi, Sezgin Bey insan hakları savunuculuğunun içinden gelen bir arkadaşımız, benim de âcizane mesleğimin başından beri -yaklaşık 97-98'de başladık, hatta öğrenciliği de sayarsak neredeyse işte- Kamu Denetçimiz Fatma Hanım'la hemen hemen aynı dönemlerden itibaren başladığımız bir insan hakkı savunuculuğumuz var. Bakın, şunu bir tespit etmemiz lazım adil olmak bakımından: Birincisi, evet, insan hakları çok dinamik bir disiplindir, sürekli gelişir, sürekli dönüşür. İnsan var olduğu sürece, insan yaşadığı sürece insan hakları disiplini de devam eder, durağan değildir, olamaz, tabiatı itibarıyla olamaz. İnsan hakları disiplininin durağan olması kendi tabiatına, kendi ontolojisine aykırı bir durum, bunu bir yere koyalım. Bu bir gerçektir ve bunun üzerinden zaten hak arama yollarının çoğaltılması, derinleştirilmesi, niteliklerinin değiştirilmesi, Mecliste ayrı, dışarıda ayrı vesaire, bunları bunun için ihdas etmek... Eksik fazla arkadaşlar, hepsinin çok mükemmel olduğu, hepsinin eksiksiz çalıştığı falan gibi bir iddiayı ortaya koymayız yani bunu yaptığımızda da yanlış yaparız; bu birincisi.

İkincisi, bunun karşısında şöyle bir yanılgı var: Her şey tamam. Hayır, hiçbir şey tamam değil, bunu iddia etmem ama "Hiçbir şey yapılmadı..." Yani 90'ların Türkiyesini bugün bizim karşımıza matah bir şeymiş gibi çıkaranlar var. Allah aşkına, 90'ların Türkiyesi, asit kuyuları arkadaşlar. Bunu bizim karşımıza çıkarmayın ya! 90'ların Türkiyesini bugünün Türkiyesinden daha matahmış gibi önümüze çıkaran, insan hakları gelişiminde, insan hakları evriminde bunun ikisini kıyaslayan anlayışlar var muhalefet tarafından, buna evet diyebilir misiniz? Allah rızası için ya, vicdanen bakın; bırakın hukuku, Komisyonu, Meclisi, siyasi görüşleri, şu memleketin insanlarıyız, şu memleketin vatandaşlarıyız, nerede durursak duralım, insan haklarının hangi cephesinde, hangi noktasında durursak duralım bana sadece şu kıyaslamanın ne kadar hakkaniyetli olup olmadığını birisi söylesin. Dolayısıyla insan hakları, evet, dinamik bir yapıdır. Evet, sürekli hareket eder, sürekli dönüşür. Nitekim bunu ortaya koymamız ve bunun gelişimi için çabalamamız gerekiyor.

Asla ve kata "Biz yaptık, devlet ne bahşettiyse odur kardeşim, kimse de sesini çıkarmasın" demiyoruz, diyemeyiz; böyle bir geleneğin içinden gelmiyoruz. Bakın, onu da altını çizerek söyleyeyim: AK PARTİ asla böyle bir geleneğin içinden gelmiyor. Ama öbür taraftan da 90'ların Türkiyesiyle, 2000'lerin başındaki Türkiye'yle bugünün Türkiyesini de lütfen kimse kıyaslamasın. Bunu da asla kabul etmeyiz ve bunun doğru olmadığını da en yüksek sesle ifade ederiz. Etmeye de en çok hakkı olanlar da yine bizleriz, onu da ifade edeyim.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.