KOMİSYON KONUŞMASI

GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, temelinde şu noktada ortaklaştığımızı yapılan konuşmalar neticesinde de anlıyoruz: Kanunlarımız suçun işlendiği durumda suçlu olduğunu değil çocuğun, suça sürüklendiğini kabul etmekte. Bu anlamda fail de aslında çocuk fail, çocuk da suçun bir mağduru hâline gelmiş durumda ve bu mağduriyeti nasıl çözebileceğimize ilişkin aslında bu aradayız. Bunun sonucu olarak da hedef, suça sürüklenen çocuğun cezalandırılması değil, çocuğun korunması ve suç işlemeyi bir yaşam biçimi hâline getirmesinin önlenmesi, sonuç olarak da çocuğa yönelik onarıcı adaletin devreye girmesi. Bugün metodolojik olarak yapılan, bu önerilen temada pek çok ana başlık ele alınmış mevcut durumu, analizleri bir arada inceleyebilecek. Çocuğun üstün yararı, yargılama süreçleri, yapısal sorunlar, ekonomik ve kültürel boyutlar, erken çocukluk ve diğer hususlar ancak buraya mutlaka onarıcı adaletin de ben biraz önce tüm vekillerin yaptığı konuşmalar neticesinde de eklenmesi gerektiğini düşünüyorum; öncelikle bunu ifade etmek isterim.

Bir diğer konu da tabii, sosyoekolojik model suça sürüklenen çocuklarla ilgili analizlerde bireysel açıklamaların sınırlarını aşması bakımından önemli bir imkân sunuyor ancak bu model sınıf ilişkileri ve ekonomik belirlemeler merkeze alınmadığında ne yazık ki eleştirel gücünü yitirebiliyor; bu yöndeki endişeler var. Bu nedenle de özellikle çocukların suça sürüklenmesini çok katmanlı ama eş değer nedenlerin toplamı olarak ele alan yaklaşımlar, sorunun sınıfsal ve yapısal karakterini de bulanıklaştırabiliyor. Modelin en temel açmazlarından biri de aşırı kapsayıcılığı yani biraz önce de ifade edildi, bireysel tutumlar, aile ilişkileri, okul, mahalle, hukuk sistemi ve politika düzeyi aynı anda açıklayıcı kılındığında belki de belirleyici olan ana faktörler arka plana itilebilme riski taşıyor. Yoksulluk, güvencesiz emek, barınma krizi, eğitimden kopuş tali değil, aslında burada tamamen kurucu dinamiklerdir dolayısıyla bu gerçeklik göz ardı edildiğinde modelin sonunda şöyle bir risk ortaya çıkabiliyor: Her şey etkili, evet ama hiçbir şey sorumlu değil gibi bir sonuçla karşılaşma riskimiz oluşabilir.

Bir diğer kritik sorun da devletin ve hukuki düzenin çoğu zaman nötr var sayılması, çocuk yoksulluğunu derinleştiren sosyal politika tercihleri, kamusal hizmetlerin tasfiyesi ve cezasızlık rejimi yeterince sorgulanmadığında suç, bireysel ya da ailesel bir sorun çerçevesinde kalabilme riskini... Evet, bunlar etkili ama bütün bunların öznesi olma durumunda bunun yanındaki ana temaların da çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Adalet talebi yönetsel bir meseleye dönüştürülüyor. Sosyoekolojik modelin pratikte sıkça bürokratikleşmesinin de bir başka eleştiri başlığı bir "check list" hâline deyim yerindeyse gelmesi ve proje uygulamalarına sıkışması riski, burada önemli olan cezalandırıcı sistemi sorgulamak yerine onu daha işlevsel hâle getirme riskini taşıması.

Sonuç olarak sosyoekolojik model sınıf ilişkilerini, ekonomik eşitsizlikleri ve siyasal tercihleri açıkça adlandırmadığı ve suça sürüklenen çocukları koruyan değil, eşitsizliği yeniden üreten bir çerçeveye dönüştüğünde modelin eleştirel bir değeri oluyor. Bu nedenle, onu hangi siyasal dille kuracağımız çok büyük önem arz ediyor ve toplumsal bir perspektifle kurma ödevimizde bu ayrıntının da saklı olduğunu düşünüyorum. Başta da söylediğim gibi, kamusal politikalarla çocuklar korunmazsa, onlara temel hakları sunulmazsa ve suça bulaştığında onları onarıcı mekanizmalar devreye girmezse ne yazık ki aynı sonuçları tekrar tekrar elde etmemiz, görmemiz içten bile değil.

Bu nedenle, ben onarıcı adaletin de mutlaka bu yapıya eklenmesi gerektiğini bir kez daha vurguluyor, saygılar sunuyorum.