KOMİSYON KONUŞMASI

SURURİ ÇORABATIR (Antalya) - Evet, Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri, çok değerli milletvekillerim, misafir milletvekillerimiz, değerli bürokratlarımız, Sayın Bakan Yardımcım, Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığımızın değerli bürokratları; hoş geldiniz, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de konuşmamın, metnin içinde Anayasa'dan, geneli üzerinde biraz vaktinizi alarak konuşacağım sabrınıza sığınarak.

Aslında, çok önemli bir Komisyonu temsil ediyoruz çok değerli milletvekillerim ve Komisyon üyelerimle birlikte. Burada, biraz önce kanun maddelerini bize sunan Adem Bey'i dinledik. Anayasa'ya aykırılıktan başladı bugün, oradan ben de gireyim konuya. Sayın Adem Bey'in de bir hukukçu olduğunu biliyoruz, siz de bunun Anayasa'ya aykırı olan ilkeleri, maddeleri olduğunu görmenizi ve incelediğinizde herhâlde biraz önce konuşan milletvekillerimize katılacağınızı tahmin ediyorum. Burada, özellikle maddelerin içeriğine baktığımızda, incelediğimizde çok değerli inşaat mühendislerimizin bulunduğu, belediye başkanlığı yapmış vekillerimizin bulunduğu, jeoloji mühendislerimizin bulunduğu, hatta harita mühendislerimizin bulunduğu, müteahhitlerin, kendi milletvekilliği zamanında ve dışında müteahhitlik yapan milletvekillerimizin olduğunu Komisyonda görüyorum, hatta ve hatta Sayın Komisyon Başkanımızın da mühendisi olduğunu biliyorum. Ben, her zaman söylüyorum, burada, bu tür konularda, ihtisas gereken konularda öncelikle sivil toplum örgütlerinin, ondan sonra odaların, belediyelerin keşke daha öncesinde -bize Sayın Başkan söyledi, pazartesi gönderdik, salı yapılacak toplantı bugüne kaldı, bir gün öncesinde geliyor- teklif veren sayın Adem Bey'in söylediği gibi, depremle ilgili olsun, yangınla ilgili olsun, yapı denetimle ilgili olsun, bundan sonraki konut stokuyla ilgili olsun, yapılacak olan değişikliklerin keşke daha önceden böyle hep beraber uzman kişiler tarafından tartışılıp da buraya gelseydi daha iyi sonuçlar alacağımızı tahmin ediyordum. Bekliyoruz, hep beraber bekliyoruz. Defalarca bunu hep söylüyoruz ama biraz önce de söylendi, yine bir torba kanun teklifiyle ne yazık ki karşı karşıyayız. Yani, burada, bazı kanunlar şeklinde başlayan başlıkla yasama yöntemine ilişkin grubumuzun görüşü her zaman anlaşabildiğimiz, ülkemizin menfaatine olacak olan maddelerle ilgili burada görüşümüzü veririz ama birçoğuna katılmadığımızı size buradan konuşmama başlarken belirtmek isterim. Yani, burada kanunların bir bölümünün adı bazı kanunlar olarak literatüre geçecek diye düşünüyorum çünkü hakikaten hep gelen kanunların hepsinin başında bazı kanunlar diyor. Bazı kanunlar değil, burada o kadar çok -biraz önce de vekillerimiz söyledi ki- madde ayrılığı, bakanlıkları ilgilendiren değişik maddeler var ki hepsi buraya doldurulmuş, getirilmiş, şimdi bizim önümüzde tartışmaya açılıyor. Bunun da inşallah bundan sonraki kanun tekliflerinde daha çok detaylandırılarak önümüze gelmesini bekliyoruz. Halkın oylarıyla, tecellisiyle seçilmiş belediye başkanları ve meclisleri bu kanunda yok saymaya doğru adım adım ilerliyoruz. Bu kanun maddelerinde görünüyor, önümüzdeki zaten tartışmada, maddelerde göreceğiz. Yine, bu bizim Komisyonumuzda Vakıflar Kanunu'nda yapılan değişiklikleri de incelediğimizde, belediyelerin sosyal devlet ilkesine uygun olarak kendi yetki alanlarında kalan hizmetlerini bu kanunda da Vakıflar Kanunu'nda da gördük. Yani, burada, belediyelerin yetkileri kısıtlanmaya dönük bir çalışmada ve maddede değişiklik var. Daha somut olarak söyleyeyim, geçmiş günlerde de hep tartışılıyor, başkent Ankara'da su kesintisi olduğu iddiasıyla siyasi polemikler yapılıyor. Bunun kök nedeni, şehrin son elli yılının en kurak mevsimi geçirmesi olduğu kadar, Devlet Su İşlerinin görev alanında olması ve Hükûmet tarafından defalarca söz verilmiş olmasına rağmen baraj yatırımlarının yapılmamasıyla gerçekleştirilmiştir. Burada isim vermek istemiyorum ama bazı bakanların sosyal yardım paralarını harcayacağına yani belediyelerin kaynaklarının sosyal yardımlara harcanacağına yatırımı yapan belediyelere "Bu yatırımları belediyeler yapsın." minvalinde açıklamalar yapılıyor. Hakikaten, bu bir haksız suçlama Ankara Büyükşehir Belediyemizle ilgili. Sonuçta, değerli vekillerim, belediyesiyle meclisiyle hepimiz halkımızın ihtiyaç ve taleplerini yerine getirmek ve onlara hizmet için seçilmiş kişileriz. Bugün, burada alacağımız kararlarda sadece bizi seçenlere hizmet imkânını azaltmakla uğraşıyorsunuz. Unutmayın ki halk aynı halk, vatandaş aynı vatandaşımız, hizmeti yaptığımız kişiler aynı kişiler. Hepimizin eşi, dostu, akrabası, kardeşi, annesi, babası var, bu hizmet onlara gidecek ama belediyelerin hizmetlerini kısıtlayarak halkımızı bu hizmetlerden mahrum etmememiz lazım. Siyasi nedenlerle onlara hizmet götürenleri engellemek ya da milletimize hizmet götürmememizi engellemek hakikaten hak değildir. Anayasa'ya dikkate almayan, AYM kararlarını yok sayan, sadece günübirlik çözümleri önceleyen, çoğu kez iş işten geçtikten sonra da önce yap, sonra kural gelir anlayışıyla geldiğimiz noktada hakikaten hukuk devleti değil, kanun devleti uygulamasına ve algılanmasına sebep vermekteyiz. Halkımızın gerçek ihtiyaçlarını yok sayarak aynı kanunları dönüp dolaşıp defalarca zamanlı zamansız değiştirerek oluşturulan karmakarışık mevzuat, bürokrasiyi de vatandaşın da anlamadığı devlet kurumlarını kör dövüşüne sürükleyen bir düzeni dayatmaktadır.

Şimdi, burada sabrınıza sığınarak bu torba kanunda yer alan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinden beri yapılan değişikliklerden sizlere söz etmek istiyorum. Lütfen, burayı dikkatle dinleyelim: Tapu Kanunu 12 kez, Damga Vergisi Kanunu 37 kez, Kat Mülkiyeti Kanunu 11 kez, Kooperatifler Kanunu 19 kez, Çevre Kanunu 15 kez, Toplu Konut Kanunu 19 kez, İmar Kanunu 34 kez, Kadastro Kanunu 17 kez, Özelleştirme Uygulamaları Hakkındaki Kanun 29 kez, Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanunu'nda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun 43 kez, Yapı Denetimi Hakkında Kanun 14 kez, Türkiye Çevre Ajansının Kurulmasıyla İlgili Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 2021'de yürürlüğe girmesine rağmen 3 kez, 2023 Nisanında yürürlüğe giren 7452 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Yerleşme Ve Yapılaşmaya İlişkin Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Kabul Edilmesine Dair Kanun 3 kez, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname 100'den fazla kez, 6292 Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi İle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun 15 kez değiştirilmiş. Bunların arasında sadece bir yılda 4-5 kez değiştirilen kanunlar var. Anayasa Mahkemesi iptal etmekten inanın yoruldu ama iktidar ne yazık ki tüm uyarılarımıza rağmen -biraz önce de sözü geçti- Anayasa'ya aykırı hükümleri yasalaştırmaktan ve önümüze getirmekten siz yorulmadınız. "Bazı kanunlar" diyerek söylenmesi kolay hâle getirilse de 15 kanun ve bir kararnamede değişiklik öngörülüyor bugün bizim önümüze getirilen maddelerde. Hepsi kendince uzmanlık gerektiren alanlarla ilgili değişiklikler bugün, muhtemelen önümüzdeki saatler içerisinde görüşülecek ve çoğunlukla sizlerin oylarıyla kabul edilecektir ama hakikat öyle değil. Özellikle ittifak mensubu milletvekillerimize sormak isterim: Bu tasarıdaki her bir maddeyi anlayarak, sorunun nereye varacağını bilerek ve isteyerek içinize sindirerek kabul ettiğinizi bize söyleyebilir misiniz?

Farkındalık açısından bir konunun daha altını çizmek istiyorum: Değerli milletvekili arkadaşlarım, Meclisimizin yasama görevini tümüyle yürütmeye bırakmak üzeresiniz. Bence bu durumu ülkemizin geleceği açısından yeniden değerlendirmelisiniz. Hakikaten, çok uzmanlık gerektiren önümüze konulan 35 tane maddeyle karşı karşıyayız, bunu daha çok incelemek gerekirdi. Hepinize soruyorum: Kaç kere okudunuz bu kanun maddelerini ve nereye gideceğini nasıl biliyorsunuz? Ben pazartesinden beri çalışıyorum. İçinde kendimin de bizzat takip ettiği konular var ama hakikaten bunun daha kapsamlı bir şekilde önümüze konulup hep beraber mutabık olarak vatandaşımızın hizmetine sunulması gereken kanun maddeleri olmasını dilerdim. 30, 31, 32 maddelik Tapu Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi yapı güvenliği, kaçak yapılaşmayla mücadele, dijital dönüşüm ve bürokrasinin azaltılması gibi toplumsal mutabakata dayalı gerekçelerle önümüze sunulmuştur. Örneğin, 5'inci ve 6'ncı maddelerde olduğu gibi, makul ve açıklayıcı bir gerçek gerekçe sunulmamaktadır yani insanların hayatını etkileyecek, mülkiyet haklarına sirayet edecek önemli değişikliklerin sadece basit bir oransal değişiklik olarak sunulmaması gerekir. Yani apartman ya da sitelerde yönetim planı değişikliği yapılacak oranı beşte 4'ten üçte 2'ye niye indiriyorsunuz? Burada bulunan yetkililerden bunun bize net olarak açıklanmasını talep ediyoruz. 6'ncı maddede yapılan düzenlemeye ilişkin olarak, örneğin, aidatlarını zamanında ve düzenli ödemiş, tüzüğe uygun olarak hak etmiş ve anahtarını teslim almış bir kooperatif üyesi neden mülkiyet hakkını edinemiyor, bu hakkını satış olarak kullanamıyor? Teklifin stratejik hedefleri arasında yer alan yönetimlerin siyasi ve vesayet altına alınması, merkezî yürütmenin yetkilerinin özellikle Cumhurbaşkanlığı makamının mutlaklaştırılması, kamu kaynaklarının siyasi iktidar tarafından kontrolsüz kullanımı, yargısal denetimin ve anayasal hakların aşındırılması ve afet sonrası dönemde olağanüstü hal normlarının kalıcılaştırılması yer almaktadır. Bu hedefler Anayasa’nın temel ilkeleriyle doğrudan -Adem Bey'e sormak isterim, bu, sizin uzmanlık alanınız- çelişmektedir. Anayasa’nın 35'inci maddesiyle güvence altına alınan mülkiyet hakkı, madde 11'le düzenlenen acele kamulaştırma yetkisini sosyal konut alanı gibi muğlak ve genişletilmeye müsait bir kavram için sıradan bir araç hâline getirilmesi ciddi risk altındadır. Acele kamulaştırma, tarihsel olarak savaş, afet, acil savunma ihtiyacı gibi olağanüstü hâllere mahsus yargı yolunun kapalı olduğu istisnai bir prosedürdür. Bu istisnai aracın sıradanlaştırılması özellikle TOKİ çoğu zaman piyasa değerinin altında kalan rayiç bedel uygulamasıyla birleştiğinde binlerce vatandaşın adil tazminattan mahrum bırakılarak mülkiyetsizleştirilmesinin yolunu açacaktır. Anayasa’nın 127'nci maddesinde güvence altına alınan yerel yönetim özerkliği -ki bu çok önemli bir madde belediyelerle ilgili- madde 17'yle açıkça ihlal edilmektedir. Bu madde, belediyelerin bağlı kuruluşlarının ve bunların kontrolündeki şirketlerin yeni şirket kurması, kooperatifleştirilmesi, her türlü hisse edinimini ve ortaklık girişimini Sayın Cumhurbaşkanının tek başına onayına bağlamaktadır. Bu düzenleme, yerel ihtiyaçlardan doğan ve yerel meclislerin denetimindeki ekonomik kararları tek bir merkezî otoritenin keyfî tasarrufuna sunmakta, yerel özerkliğin ruhunu ortadan kaldırmaktadır. Pratikte ise iktidarla uyumlu olan belediyelerin önünü açarken muhalif belediyelerin en temel kentsel projelerini dahi engelleyebilecek, böylece yerel demokrasi fiilen tasfiye edilerek belediyeler merkezin taşra uzantısı hâline getirilecektir. Bu yaklaşım Türkiye'nin taraf olduğu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın 4'üncü ve 9'uncu maddeleri ile Birleşmiş Milletler Yerel Yönetimler Özerklik İlkeleriyle açık bir çelişki içindedir. Yerel demokrasinin bu şekilde işlevsizleştirilmesi belediyeleri anayasal özerkliğe sahip kamu tüzel kişileri olmaktan çıkartıp merkezin taşra uzantısı hâline getirmektedir. Burada belediye başkanlığı yapmış sevgili vekillerimiz var, onlarla da bu konuyu tartışmak isterim.

ADNAN BEKER (Ankara) - Aslında Cumhurbaşkanımıza verelim o yönetsin.

AYŞE SİBEL YANIKÖMEROĞLU (İstanbul) - Öyle oluyor zaten sonuç, oraya gidecek.

SURURİ ÇORABATIR (Antalya) - Kamu kaynakları üzerinde tasarruf yetkisinin tek elde toplanması madde 19 ile hazine taşınmazlarının tasfiyesi sürecinde açıkça görülmektedir. Atıl olduğu iddia edilen bu kamu varlıklarının şeffaf bir pazarlık, rekabetçi bir değerlendirme veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin etkin denetimi olmaksızın sadece Bakanlık kararıyla TOKİ, Kentsel Dönüşüm Başkanlığı gibi kurumlara bedelsiz devri öngörülmektedir. Türkiye'de hazine taşınmazlarının toplam yüz ölçümü Millî Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı mülkiyetleri hariç tutulduğunda dâhil milyonlarca metrekareyi bulmaktadır. Bu büyüklükteki bir kamu varlığının idari kararla tasfiye edilmesi, devletin ortak mal varlığının siyasi iktidarın takdirine bırakılması anlamına gelecektir. Üstelik bu işletmelerden elde edilen gelirinin yüzde 60'ının Cumhurbaşkanına tanınan ödenek ekleme yetkisiyle Bakanlık bütçesine aktarılacak olması, kaynakların hesap verilebilirliğini düşük, siyasi tercihe açık bir alanda kullanma riskini barındırmaktadır. Bu durum 2003'teki Mera Kanunu, 2012'deki 2B düzenlemelerinde olduğu gibi, kamu malının siyasi, ekonomik rant aracına dönüştürülmesi tehlikesini taşımaktadır.

Çevre danışmanlık piyasasının regülasyonu madde 7 ve 9 çevre danışmanlık firmalarının tanımını yeniden yapıyor. Bakanlık tarafından yetkilendirilen kişiler tanıtılıyor ve ceza puan sistemi getiriyor. Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği belirsiz ve keyfî yetkilendirmeye yol açan düzenlemeler, benzer şekilde Bakanlığın takdir yetkisini içeren yeni bir çerçeveyle yeniden getirilmektedir. Cezai puanlama gibi idari bir sistemle firmaların faaliyetlerinin askıya alınması veya belgelerin iptali siyasi veya idari baskı aracı olarak kullanılabilir şüphesi var. Firmaların denetledikleri işletmelerdeki aykırılıkları bakanlığa bildirme zorunluluğu, danışmanlık ilişkisindeki güven ve gizlilik ilkesini zedeleyecektir, firmaları devlet muhbiri konumuna sokacaktır. Yapı denetimi ve güvenliği alanında öne sürülen düzenlemeler, 6 Şubat depremlerinin yarattığı toplumsal travma ve hesap sorma ihtiyacı göz önüne alındığında büyük bir çelişki oluşturmaktadır.

Madde 12'yle yapı denetçilerinin isim ve imzalarının yapı ruhsatından çıkarılması öngörülmektedir. Gerekçe olarak bürokrasinin azaltılması ve elektronik takip gösterilse de bu uygulama bireysel sorumluluğu silikleştirmekte, hesap verilebilirliği zayıflatma tehlikesini taşımaktadır. Elektronik sistem takibi ancak tam şeffaf ve her vatandaşın erişimine açık bir kamu hizmeti hâline getirilmesiyle daha anlamlı olabilir. Sayın Çevre Bakanıma, Sayın Komisyon Başkanıma, kanun teklifini veren Adem Bey'e söyleyeyim, yapı denetim hakikaten Türkiye'de çok önem arz ediyor. Bu konuyu ayrı bir başlık altında da tekrar hep beraber bizim Komisyonumuzda veya sizlerle tartışmamız lazım. Malumunuz, siz de bahsettiniz, depremde nelerle karşılaştığımızı, bu eksikliğinin ne olduğunu hep beraber gördük. Çevre danışmanlık firmalarıyla yetkilendirilmiş kişilere ilişkin düzenlemeler Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrası geliştirilmiş olsa da yetkilendirme kriterleri belirsizliğini koruyor. Ayrıca, ceza puanı ve belge askıya alma mekanizmaları keyfî uygulamalara açık gözüküyor. Kadastral hataların düzeltilmesinde yargı yolunun sınırlandırılması... Madde 16 kadastroda yanılma sınırının tecviz tanımını getirerek bu sınır içindeki farkların kadastro müdürlüklerince resen düzeltmeye karşı dava açma süresinin otuz günle sınırlandığı düzenleniyor. Mülkiyet hakkı Anayasa’nın teminat altına aldığı en önemli haklardan biridir. Kadastral hataların idari makamlar tarafından yargısal denetiminin dar bir süreye hapsedildiği bir ortamda "bilimsel kavramlar" adı altında düzeltilmesi vatandaşın mülkiyetini koruma hakkını zayıflatacaktır. "Yanılma sınırı" gibi teknik bir kavramın mülkiyet üzerinde bu denli belirleyici olması uygulamada hak kayıplarına ve idarenin takdir yetkisinin genişlemesine yol açabilir.

Teklif Anayasa Mahkemesinin otoritesine ve hukukun üstünlüğü ilkesine karşı bilinçli bir karşı çıkma içermektedir. Madde 7'de ve 8'de Anayasa Mahkemesinin belirlilik ilkesine aykırı bularak iptal ettiği çevre danışmanlık firması tanımı ve ilgili cezai hükümleri neredeyse aynı içerikle kanunda yeniden eklenmektedir. 20'nci maddede Akşehir Gölü'ndeki kıyı kenar çizgisi ve sözü edilen mülkiyet sorunlarına dair hiçbir bilgiye yer verilmemiştir. Bu hususta bir çalışma, bir etki analizi yapılmış mıdır? Kaç kişi ne kadar büyüklükte bir alanından söz etmektedir? Biraz önce siz söylediniz metrekareleri, ben sizi dinlemeden bu yorumu yaptım. Çalışma yapıldıysa Komisyonumuzda bu konu hakkında bilgi verebilir misiniz?

Madde 21, 22, 23, 24 Yapı Denetimi Hakkında Kanun'da yapılacak değişikliklerle binlerce yapı gerçekleştirilmiş olmasına rağmen beton üreticisinin tanımını ve çalışma esaslarının belirlenmesini ve bu konudaki ciddiyeti sorgular hâle getirmektedir. Aynı şekilde, deprem bölgesinde binlerce konutun tamamlanmış olmasına rağmen zemin ve temel etüdü kuruluşunun tanımının yeni yapılıyor olması çok düşündürücüdür. Teknik personel istihdamı neticesinde çalışma usulleriyle ilgili maddeler ve bu konudaki hususlar taahhüt işleminde sözleşmeye eklenmektedir. Burada aramızda bugün Yapı Denetim Derneğinin Başkanı da var, biz onlardan da görüş aldık Sayın Bakanım.

BAŞKAN ADİL KARAİSMAİLOĞLU - Sururi Bey, bütün maddeleri görüşeceğiz biliyorsunuz.

SURURİ ÇORABATIR (Antalya) - Bitiriyorum, az kaldı zaten, 30 madde, başka da konuşmayacağım merak etmeyin.

Burada tekrar zeminle ilgili o konuya değinmek istiyorum. Kanun teklifinin 22'nci maddesinde "Beton üreticisine, yapının denetimi için alınan sertleşmiş beton (karot) deney sonuçlarının ilgili standardı sağlamadığının tespiti hallerinde İl Yapı Denetim Komisyonunun teklifi üzerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğünce 500.000 Türk Lirası idari para cezası verilir." denmektedir. Ancak ilgili standardı sağlamayan beton döküldüğü yapının akıbeti hakkında bir bilgi verilmemiştir. Ayrıca, bu idari para cezası belirlenirken bu durum sadece İl Yapı Denetim Komisyonu teklifiyle olmamalıdır. Zaten beton ve sertleşmiş beton Elektronik Beton İzleme Sistemi sayesinde anlık görülebiliyor, komisyon kararı beklenmesine gerek kalmayacaktır.

Yine, kanun teklifinin 23'üncü maddesinde gerekçe yazısında laboratuvarların beton deneyine ilişkin alacakları bedellerin azami bedellerinin Bakanlıkça belirleneceği yönündeki hükme, kalitenin düşmesinin engellenmesi amacıyla asgari bedelin de belirleneceği hususun da ekleneceği belirtilmektedir. Ancak bu belirlenen bedeller piyasa koşullarının altında gibi gözüküyor. Özellikle uzun mesafeli inşaatlarda, özellikle İstanbul gibi büyükşehirlerde yol masraflarını bile karşılamamaktadır. Burada 24'üncü maddede "Bakanlıkça izin belgesi verilen zemin ve temel etüt kuruluşları tarafından yapılır." denmektedir. Ancak bu kuruluşların neye göre belirleneceği çok önemlidir. Tabii, bu sektörde çalışan jeoloji ve jeofizik mühendislerinin geleceği bir kanun teklifiyle belirlenmemelidir. Bu, işin kalitesini artırmaz, aksine, deprem bölgesi olan ülkemizde binlerce jeoloji ve jeofizik mühendisinin işsiz kalmasına sebep olacaktır. Bu tarz kuruluşlar yerine Yapı Denetim Kanunu'na jeoloji ve jeofizik mühendislerinin eklenmesiyle, ayrıca belediyelerde bu mühendislerin istihdamının sağlanarak denetlemenin artırılmasıyla kolaylık sağlanabilir. 21'inci maddedeki zemin ve temel etüt kuruluşu Bakanlıktan aldığı izin belgesiyle zemin ve temel etüdü faaliyetlerini icra eden yerine denetleyen ve Bakanlıkça denetlenen tüzel kişi olarak değiştirilmesi onların bu sorununu çözecektir diye düşünüyoruz, biz onlardan bilgi aldık Sayın Bakanım bu konuyla ilgili. Yine, kanun teklifinde yer alan zemin laboratuvarlarının deney numunelerini yerinde almaları hakkındaki düzenlemeye gerek kalmaz çünkü zemin laboratuvarının hiçbirisinin teklifte belirtilen şekilde çalışması uygun değildir. Burada inşaat mühendisi olan vekillerimiz de var, Semih Vekilim, siz de herhâlde inşaatla uğraşıyorsunuz, bu konudaki fikirlerinizi merak ediyorum; çoğu da sizi ilgilendiriyor.

Ben burada diğer maddelere de değinecektim ama süreyi düzgün kullanma açısından -vekillerimiz de söz alacak- şimdilik müsaade isteyeyim; maddelerde konuşuruz.