| Komisyon Adı | : | (10/1912,3375,3376,3377,3378,3379) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 10 .02.2026 |
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Orada bir iletişim kopukluğu olmuş olabilir, meseleyi anladık, takip edelim, iletişim kopukluğu da olmuş.
Ben bir iki yorumda bulunmak ve soru sormak istiyorum.
Şimdi, öncelikle Saliha Hanım'ın şöyle bir önerisi oldu: İş yükünün çok fazla olması ve bazen de yargılama süreçlerinin uzun sürmesinden dolayı, mesela bir eğitim tedbiri alınıyor fakat çocuk 18 yaşını geçtiği için ya da 18 yaşını doldurduğu için bu, havada kalan bir tedbir olarak kalıyor. Dolayısıyla, bunlar için sadece koruyucu ve destekleyici güvenlik tedbirlerinin alınacağı bir mahkeme kurulmasını önerdi. Bu bana aslında çok makul bir öneri gibi geldi ama bunu nasıl tahayyül etmeliyiz? Bunu birazcık detaylandırır mısınız? Bunu soracağım.
Bir de hem sizden hem anladığım kadarıyla yani mesela eğitim tedbiri alınmış çocukların sayısı sadece 6 diyorsunuz; 6 mahkemede 6 olsa yüzde 100 olur ama bunun böyle olmadığını anlıyoruz, yüzlercesinden sanırım 6 gibi geliyor. Burada neden bu tedbirler... Sadece eğitim tedbiri değil niye diğer tedbirler tam anlamıyla uygulanmıyor ya da alınmıyor? "İş yükü bunun sebeplerinden biri." dediniz. İş yükünü artırıcı nasıl bir model tasavvur etmeliyiz? Bunun üzerinde biraz durmak istiyorum.
Bir de biraz evvel bir örnekten bahsettim, mesela bir evladımız -dediğim gibi- 12 yaşındaki bir çocuk bisikletinin frenlerini söküyor ve çocuk çok yüksekten düşüp vefat ediyor. Bu çocuklar 12 yaşında olduğu için hiçbir şeyi yok, cezai sistemin içine girmiyor fakat bu da hakikaten hem toplumun güvenliği açısından hem ileride o çocuğun nasıl bir çocuğa dönüşeceğinin yol haritası bakımından burada bir boşluk var gibi gözüküyor. Bu çocuğun mutlaka ve mutlaka bir şekilde bir rehabilitasyon sürecine tabi tutulması lazım. Evet, 12 yaşında olduğu için belki anladığımız klasik sistemde adli sistemin içinde olamayacak ama ya da mesela Konya'da bir örnek yaşamıştık, o zaman fail 12 bile değil 10 yaşında. Arkadaşına bir yumruk atıyor ve kalbi durup diğer çocuk vefat ediyor. Burada da güvenlik tedbirlerinin tanımlı olması, zorunlu rehabilitasyonlar, zorunlu bazı yaptırımlar, en azından bir suç işlediğinin idrakine varması için bir sistemin gelişmesi gerekir gibi diye düşünüyorum.
Beni UNICEF'in Türkiye temsilcisi ziyaret etti, bu arada şeyde de ağırlayacağız zaten, Komisyonumuza da zaten davet edecektim; belki davet etmeyeceğimi düşünerek önden benimle görüşme ihtiyacında bulunmuş. Bize Türk toplumuyla yapısı bakımından, benzerlik açısından ve başarılı bir örnek olarak İngiltere'yi önerdi aslında. Şu açıdan benzeyebilir: İngiltere, eski İngiltere değil artık gerçekten çok fazla göçmen barındıran bir şey, daha böyle mozaik yapıda bir ülkeden bahsediyoruz. Ben de İngiltere sistemini aslında yakın hissediyorum kendime yani aileye yaptırım uygulanması gibi şeyler benim çok aklıma yatıyor. Bir de orada UNICEF'in önermesi ilginç çünkü bir taraftan cezai ehliyet yaşını yükseltmemizi önerirken bir taraftan İngiltere örneğini bize tavsiye ediyor, 10 yaşından itibaren başlıyor. Acaba böyle 10-12, 12-14, 14-16 16-18 gibi katılımlar olmalı mı diye düşünmüyor değilim çünkü dediğim gibi, bu dijital riskler, dijital örgütlenmeler ve suçun mahiyetinin değişmesi bazen 12 yaşında da korkunç neticeler verebiliyor. Kaldı ki Atlas evladımızın faili, katili ya da... Hani, niye "katil" demeye de artık şey yapamıyorsak? Yani çok kötü bir şekilde evladımızı kaç bıçak darbesiyle katletmiş, 18 yaşın altında bir bireyden bahsediyoruz. Bu 14 yaşında ve on birinci yargı paketindeki değişim mesela onun cezasını artırmayacaktı ya da değiştirmeyecekti. Biraz daha diğer ülke modellerini de inceleyerek buraları, açık kalan alanları doldurmamız gerekiyor diye düşünüyorum.
Bir de Meral Hanım, siz dediniz ki: "Diversiyon sistemine tabi tutulan çocuklarda belli oranda başarı kaydedildi." Fakat anladığım kadarıyla orada bir şey var, terk ediş de var ki programı tamamlayanlardaki bir başarıdan bahsediyorsunuz. Bunun mecburi olması gerekmez mi? Niye mecburi değil? Öyle opsiyonel bir şey olmaması lazım yani bir suç işlediyse bu kabahatinin, işte, diversiyonda yaptırımı neyse -diyelim ki bir sivil toplum örgütüne çalışmak mesela- bu opsiyonel olmamalı ama anladığım kadarıyla bir opsiyonellik durumu mu var ki "Tamamlayanlarda başarı böyle." dediniz yoksa ben mi yanlış anladım? Bunları sormak isterim.
Bir de Elif Esen Vekilimiz bugün burada olmamakla beraber birkaç tane soru göndermiş. Zaman kısıdından dolayı hepsini değil ama bir ikisini size yöneltmek isterim: "Sosyal inceleme raporlarının hâkim dosyayı kapatmak için bir zorunluluk hâline gelmesinin önüne geçmek için bir çalışmanız var mı?" diye sormuş. "SSÇ'lerle uğraşan denetimli serbestlik çalışanları ve/veya pedagojik formasyon almış herhangi bir fakülte mezununun tükenmişliğini aşmak için yapılan bir şey var mı?" diye sormuş. Bir de "Sosyal inceleme raporu sebebiyle maddi gerçek doğru olarak ortaya çıkarılamamış, çocuk kendine zarar vermiş, çocuk tekerrüre düşmüş olduğu hâlde sosyal inceleme raporunu yazan memurun sorumluluğunu düzenleyen bir çalışma var mı?" Özellikle son soruyu ben de önemsiyorum çünkü yani bu sistem...
ADALET BAKANLIĞI ADLİ DESTEK VE MAĞDUR HİZMETLERİ DAİRESİ BAŞKANI MERAL GÖKKAYA - Son soruyu tekrar alabilir miyim?
BAŞKAN MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT - Şöyle: Sosyal inceleme raporu sebebiyle maddi gerçek doğru olarak ortaya çıkarılamamış yani sosyal inceleme raporu aslında amacına ulaşamamış bir şekilde, çocuk kendine zarar vermiş veya çocuk suçta tekerrüre düşmüş olduğu hâlde sosyal inceleme raporu yazan memurun sorumluluğunu düzenleyen bir çalışmamız var mı? Aileyle ilgili bazı yaptırımlar düşünürken bu sosyal koruma, çocuk adli sisteminde memurların görevini yapmama ve ihmalinden dolayı onlara bir yaptırım uygulama fikri bana hiç de uzak gelmiyor. O yüzden bunu da sormak istedim.
Çok teşekkür ediyorum.
Buyurun.