KOMİSYON KONUŞMASI

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Sayın Başkanım, yasa teklifi üzerine teklif veren vekillerimiz konuşmuşlardı önceki toplantıda, evet ama biz geneli üzerine de konuşulması gerektiğini düşünüyoruz. Geneli üzerine bir konuşalım vekiller olarak.

BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Tabii, ben sözü onun için verdim zaten.

SÜMEYYE BOZ (Muş) - Maddelerden bahsedince karıştı sanırım.

BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Hayır, geneli üzerinde daha başka bir söyleyecek sözünüz yoksa maddeler gideceğim dedim.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Tamam, o zaman ben başlayayım.

BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Buyurun.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Şimdi, öncelikle, yani siz gelmeden önce nereden alındığı belli olmayan bir kararla danışmanlarımızın içeri alınmamasını çok garip buluyorum. Ben sekiz yıldır bu Mecliste milletvekiliyim, hiçbir Komisyon toplantısında böyle bir uygulama görmedim Sayın Başkanım.

BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Arkadaşlar, öyle bir uygulama yok. O muhtemelen bir yanlış anlama veya tam ne olduğunu bilmiyorum, ben de öğreneceğim. Komisyon üyelerimizin danışmanları, Komisyon üyelerimizin önerdiği isimler -açık söylüyorum- hiçbir şekilde toplantıya alınmıyor, vesaire falan değil, bunu bilin; biraz önce de söyledim zaten.

SERKAN SARI (Balıkesir) - Arkadaşlarımız keyfî bir uygulama mı yaptılar o zaman.

BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Nasıl bakacağım ona.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Evet yani bu bir kere usulen oldukça sıkıntılı bir durum Sayın Başkanım.

Şimdi, tabii, ciddi bir yasa teklifiyle karşı karşıyayız ve aileyle ilgili Sağlık, Aile, Çalışma Komisyonu olarak yasa teklifini inceliyoruz, konuşacağız gün boyunca. Yalnız "Aileyi gerçekten bu iktidar koruyor mu?" bunu bence tartışmaya açmamız lazım. Aile Bakanlığı var, Aile Bakanlığı bu konuda başarılı mı? 2025 yılı Aile Yılı'ydı, gerçekten aile korundu mu yoksa 2026'da ailenin çöküşüyle mi karşı karşıyayız ve bu yüzden yeni yasa teklifleriyle mi karşı karşıyayız? Bunları sorgulamak gerektiğini düşünüyorum. Bir yasa teklifi karşımıza gelmiş, evet ama gerçekten toplumun temel çekirdeği olan aileyle ilgili çok önemli sıkıntılar var. İnsanlar bekar veyahut da evli olabilir, tercihleridir, herkes evlenmek zorunda değil evet ama aile olmuşsanız o aileyi devam ettirmekte fayda var ama yine de tercihler. Fakat biz bakıyoruz ki çok önemli sayıda boşanma oranları var ve aile gerçekten kurum olarak sarsılıyor. Şimdi, bu sarsıntının temelinde bence iktidarın uygulamaları var çünkü günümüzde artık o kadar rahat bir şekilde gözaltı uygulamaları yapılıyor ki bakıyorsunuz, bir ailenin evinin kapısı sabahleyin şiddetli bir şekilde polis tarafından çalınıyor hatta kırılıyor, içeri giriliyor. Aile fertleri içeride, işte yatak odasında, gecelikleriyle falan yatarken içeriye hızla polisler giriyor ve "Ne oluyor?" falan derken aile fertleri, onu yere yatırıyorlar, ters kelepçe, tekme tokat, darp. Bu arada çocuklar uyanıyor, bebekler, çocuklar annelerinin, babalarının ağır bir şekilde darbedildiğini görüyor; dehşet verici, hayat boyu unutamayacakları bir tabloyu yaşıyorlar. Yani günümüzde gazeteciler, siyasetçiler, sivil toplum temsilcileri, yaşlı insanlar bunu yoğun bir şekilde yaşıyor. Geçen bir yaşlı insanı dinledim, basit bir gösteride yer almış, Adalet Bakanlığı önünde basit bir açıklama yapmış, "60 yaşındayım hatta Alzheimer başladı ben de, akşam evime on polis kapıyı kırarak -zannettim ki bina yıkılıyor- dehşet bir şekilde girdiler. 60 yaşında bir insanım, ters kelepçe, darp, vuruyorlar, kırıyorlar." diyor. Yani böyle bir tabloda, çoluk çocuğun sabah uyandığı zaman annesini, babasını yerde darp edilirken, küfürler, hakaretler, ters kelepçelerle sürüklenirken gördüğü bir tabloda aile kalır mı ya? Böyle bir yerde aile kalır mı bir kere, ben en başta bunu sorayım. Veyahut da insanlar o kadar rahat tutuklanıyor ki en son işte bir sürü gazeteci tutuklandı; İsmail Arı, Alican Uludağ. Niye, neden tutuklandıkları bile belli değil. Böyle bir ortamda aile kalır mı yani? Şimdi insanlar gözyaşlarıyla kendilerini savunuyor, ben o gazetecileri bakıyorum ama en çok da çocuklarıyla ilgili cümlelerde gözyaşlarını tutamıyorlar. Hepimizin çocuğu var arkadaşlar. Hukuksuzluğa uğradığımızda hepimiz itiraz ederiz ama çocuğumuzun işkence gördüğümüz anda bizi seyrettiği anlar hepimizin gözünü yaşartır. Bakın, kendiniz için düşünün, empati yapın. Böyle bir yerde aile kalır mı ya? Anne, baba kalır mı?

Şimdi, bakın, Türkiye'de mesela Tayfun Kahraman var değil mi? Herkes onun çocuğunu konuşuyor, çok önemli. Anayasa Mahkemesi kararı var. Kişi tutuklu, hâlâ çıkamıyor, koca Anayasa Mahkemesi kararı var ama ben eşiyle de konuştum, perişan durumda aile. Çocuğu yıllardır cezaevi kapılarında ve bu aile perişan durumda. Mesela bu tür aileler konuşuluyor mu veyahut da 891 bebek ve çocuğun annesi var şu anda cezaevlerinde, bununla ilgili Aile Bakanlığıyla, Mahinur Hanım'la görüşüyorum. Bana diyor ki: "Ya, onlar teröristlerin çocukları bana ne?" gibi laflar ediyor, "Adalet Bakanlığı ilgilensin, bana ne diyor?" Aynen böyle kulaklarım duydu yani bu lafları.

Bakın, Venhar Can var, Edirne cezaevinde. Size bir örnek vereyim, bakın, aile nasıl çöküyor Türkiye'de? Venhar Can bir anne, çocuğu 11 yaşında, ağır engelli, yüzde 95 zihinsel engelli bir çocuk ve tutuklu kadın, mahkûm bile değil ama acımasızca orada tutuluyor. Yani mahkûm olsa çıkacak anne infaz erteleme alacak ama tutuklu olduğu için çıkamıyor. Adalet Bakanlığına diyorum ki: Ya, el insaf, bu çocukla ilgilenin. Elif Esen Vekilim de var burada, cezaevlerinde böyle binlerce anne görüyor kendisi de, ben de görüyorum, içim sızlıyor. Adalet Bakanlığını söylüyorum "Biz ilgilenmiyoruz." falan diyor. Aile Bakanına söylüyorum, Mahinur Hanım'la geçen gün görüştüm "Bana ne, onlar terörsüz, şudur, budur.." diyor, ağzı böyle açılıyor: "Adalet Bakanlığı baksın." Ya, kim bakacak bu aileye? Bu ailelere kim bakacak Sayın Başkanım?

Bakın, Ferah Oktan kanser hastası bir kadın, iki sene boyunca tutuklu kaldı. Çocuğundan ayrıydı hükmü de yok ama maalesef acımasız bir şekilde orada tutulmaya devam edildi. Anne-baba tutuklu yüzlerce insan var, aileler çökmüş durumda. Anne-baba tutuklu, bakın, bahsediyorum, hepimizin annesi, babası var. Kendimizi düşünelim, biz çocuğuz, annemiz, babamız cezaevinde. Bize kim bakacak?. Kim bakacak ya, aile yok ortada. Ya teyze bakıyor, dede bakıyor, nine bakıyor, onlar yaşlı başlı falan. Mesela şu anda Sincan Cezaevine bir gidin, ben geçen gidip gördüm, Yasemin Melizci-Kasım Melizci; anne-baba tutuklu, çocuk dört buçuk sene annenin yanında kalmış, 6 yaşına girdiği için eve verilmiş, dedenin yanına. Anne-baba diyor ki: "Ya, tamam, tahliye eden bile vazgeçtik, Konya'ya gidelim de çocuğumuz bizi rahat ziyaret edebilsin." Ben bununla ilgili Aile Bakanına diyorum ki: Bakın, aileyi koruyun. Sayın Bakan Yardımcım da burada, aileyi koruyun, böyle aileleri Adalet Bakanlığı duymuyor, siz Aile Bakanısınız, duyun bu insanları diyorum "Bize ne diyorlar?" Bir insan cezaevinde diye onun ailesi iptal mi? En başta bunu konuşalım. Bakın, hepimiz aile sahibiyiz yani annemiz var, babamız var veyahut da evliyiz, çoluk çocuğumuz var. Ya, böyle bir şey olabilir mi? Bir insanın bir suçu olabilir ama çocuğunu niye cezalandırıyoruz? Masum bebekler, çocuklar; niye onları cezalandırıyorsun? Bakıyoruz, cezaevlerinde kreşler son derece yetersiz, gidiyorum görüyorum. Bakana söylüyorum: "Ya, siz bir el atın bari." Oyuncak bile yok ya doğru dürüst. Bir bisiklet, 4 yaşındaki çocuk bisiklet almak için çırpınıyor yani düşünün, hangimiz 4 yaşında bisiklete binmedik arkadaşlar ama cezaevindeki bir annenin çocuğu bisiklete binemiyor çünkü "Alamayız kardeşim." deniyor. Adalet Bakanlığı bunu umursamıyorsa Aile Bakanlığı ne güne duruyor? Siz bir el atın, söylüyorum Bakan Hanıma söyledim: Aile Bakanlığı-Adalet Bakanlığı bir protokol imzalayın. Binlerce bakın, yarım milyona yakın insan var cezaevlerinde, on binlerce kadın var, çocuk var, annelerinden ayrı çocuklar var. İşte size tam aile dramları yani bunlarla bir ilgilensenize, "Biz ilgilenemez." diye bir şey var mı? Siz Bakansınız. Sayın Başkanım, protokoller, ikili-üçlü protokoller imzalanmaz mı? İmzalanır biliyorsunuz siz bunları. Ekonomik sıkıntılardan dolayı zaten geçtiğimiz yıllarda hatırlıyorsunuz, anne-baba bir adli mahpustu Eskişehir'de, ne oldu? Çocuklar öldü, öldü ya çocuklar öldü; hepimiz biliyoruz, hepimizin vicdanı sızladı. Sonrasında bir önlem alındı mı? Vallahi billahi tek bir önlem alınmadı çünkü Bakanlıklar topu birbirlerine atıyor; olmaz böyle bir şey, olmaz çok ağır vebaldir. Dünyanın en büyük vebalidir; bebek, çocuk vebali. Bakın, ben size bunu net bir şekilde söyleyeyim.

Şimdi, bir de bu yasada görüşeceğiz. Ya bana bakın, yüzlerce koruma evlerinde kalan çocuklar başvurdu. Bunu Sayın Bakanlık iyi bilir, bunlara öncelik tanınıyor ve sonrasında memur olarak atanabiliyorlar, bir öncelik tanınıyor. Yani bunlar zaten her türlü felakete uğramış çocuklar; disiplin hataları yapabiliyorlar, kusurlar yapıyorlar, ondan sonra memuriyete başlanmıyor. Mahkemeye başvuruyorlar: "Tamam, memuriyete başlansın." deniliyor. Daha sonra Bakanlık yani sizin Bakanlığınız istinafa gidiyor, bu yıllarca koruma, evinde baktığımız çocuğu "Memurluktan alın." diye Aile Bakanlığı mahkemeye koşturuyor. Sonra, ne oluyor biliyor musunuz? İstinaf Bakanlığın lehine karar veriyor. O gariban, annesiz, babasız yıllarca "Benim anam babam devlettir." diyen çocukları memuriyetten atıyorsunuz. Ya, memuriyetten atıyorsunuz. Ben, bununla ilgili, bakın, hakikaten hepimiz samimiysek yasa teklifi getirdim. Gelin, bu yasa teklifini bugün gündem edelim. Sayın Bakan Yardımcım siz de buradasınız, ayrıntılı bir yasa teklifi hazırladım, lütfen bunu gündeme getirelim, çok büyük bir sosyal yaradır. Yani şimdi, biz, bu "köprüaltı çocuğu" dediğimiz insanları tekrar oralara mı göndereceğiz? Memur olmuş "Atıyorum seni." diyor devlet memurluktan. Yine, affedersiniz, fuhuşhanelere mi gönderelim bu kız çocuklarını? Bunlara çözüm bulunmuyor. Bakın, bunları bugün konuşalım. Ben, bu yasa teklifini de bunları göremiyorum.

Şimdi, yine, bu siyasi gerekçelerle görüyoruz. Yani işte, bir sosyal medya kısıtlaması var yani "15 yaş altı" falan deniliyor ama genele baktığımız zaman maddelerde de ayrıntılı bir şekilde konuşacağız, ifade Özgürlüğü Derneğiyle de konuştum ve burada düzenleme yapılması lazım Sayın Başkanım. Yani gerçekten "Ben 15 yaş altına interneti yasaklıyorum." Ya, böyle bir şey olmaz, çocuk oradan belki eğitim alacak, sosyalleşecek yani tamamen bir yasakçı zihniyetle yaklaşmayalım, bunun bir usulü var, bunun biraz ayrıntısını konuşmak gerektiğini düşünüyorum genele baktığımız zaman.

BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Maddelerde konuşuruz Ömer Faruk Bey isterseniz. Ben, bir defa şunu söyleyeyim size...

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Evet, yavaş yavaş toparlıyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Toparlayın, ondan sonra söyleyeyim.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Yani, bu cezaevleriyle ilgili, gözaltılarla ilgili, efendim, sosyal medyayla ilgili meseleleri veyahut da Darülacezeye bir ayrıcalık tanınıyor yani şimdi bu da anayasal olarak çok sıkıntılı bir durum, farklı kurumlarla ilgili şey var.

BAŞKAN VEDAT BİLGİN - İsterseniz onu Darülacezeyle ilgili konuştuğumuzda alalım.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Ben teşekkür ediyorum.

BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Teşekkür ediyorum.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Başka arkadaşımız söz almak isterse...

BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Ömer Faruk Bey'e teşekkür ediyorum.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Teşekkürler Sayın Başkan.

BAŞKAN VEDAT BİLGİN - Ömer Faruk Bey'in altını çizdiği bazı meseleler konusunda çok hassas konular onlar. Aile Bakanlığımızın özellikle Adalet Bakanlığıyla bir protokol yaparak -o önerisini çok değerli buluyorum- çocukların korunması... İnsanların çocukluk çağında bilinçaltları oluşuyor, onların o travmaları, travmalı hâlini mutlaka tedavi etmemiz lazım, oraya müdahale etmemiz lazım, ona fırsat vermememiz lazım. Zafer Bey, bunları not al Bakan Hanıma da ilet, Adalet Bakanımızla da ben görüşeceğim, siz de görüşürsünüz.

ÖMER FARUK GERGERLİOĞLU (Kocaeli) - Çok teşekkürler Sayın Bakanım.