KOMİSYON KONUŞMASI

ELİF ESEN (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ayrıca sunumlar için de çok teşekkür ediyorum, hem durum tespitleri hem de öneriler anlamında çok nitelikli konuşmalar vardı.

Şunu aslında görmüş oluyoruz diye düşünüyorum: Bir, ceza infaz sistemimizde bir iyileştirmeye ihtiyacımız var -bu belki hani yaşadığımız güncel zamanın da ruhunun gereği olabilir ya da yanlış uygulamaların sonucu da olabilir- bir de SİR raporları. Yani biz SİR raporlarının sadece şimdi sizin sunumlarınızda değil daha önce de farklı farklı alanlarda sorun olarak önümüze çıktığına tanıklık ettik. Keza sadece bu Komisyonda değil -Engelli Komisyonunun da üyesiydim- Engelli Komisyonunda da SİR raporlarının standartlaşması ve uzmanlar tarafından, farklı disiplinlerden uzmanların bulunduğu bir kurul tarafından da onaylanarak verilmesinin, objektif ve standart olmasının önemi üzerine düşündük. Şimdi yine bunlar belki ana çatı sorunlarımız diye düşünüyorum. Önerileriniz de oldu. Bu Komisyon bu yasa maddelerinde mutlaka revizyon üzerine çalışmalı ve ilgili bakanlıklara da öneriler götürmeli, sadece rapor değil raporun uygulanabilir çıktıları da olmalı.

Evet, biz durum, ihtiyaç ve sorun tespiti yaparken ölçme değerlendirme sistemlerinden etkin bir şekilde yararlanmalıyız ama yine önümüze bir problem olarak çıkıyor, biz şeffaflıkla verilere ulaşamıyoruz, yeri geldiğinde biz de ulaşamıyoruz ve bakanlıkların da bir kısmında o verilerden faydalanılmaya çalışıldığında yine sorunlarla karşılaşıldığına ya da farklı bakanlıkların aynı konu üzerine farklı veriler verdiğine tanıklık ediyoruz. İşte yine bir sistem revizyonu karşımıza çıkıyor.

Tabii, aslında Komisyonda bizim ilk toplantımız değil. Biz çok farklı kişi, kurum ve kurulları dinledik. Sonuçta aslında bakanlıklar arası bir eş güdüm ve koordinasyonun doğru veri okumayla, doğru strateji ve eylemlerin belirlenmesinin ve uygulanabilirliğinin de sağlanmasıyla çözüleceğini görüyoruz ve fakat bu çok zor yani bakanlıklar ayrı ayrı çalışırsa.

Suç bir sonuç, aslında siz sonuçla uğraşıyorsunuz ama bu sonuca gelene kadar, bunu bir merkez olarak düşünürsek gelene kadar koruyucu önleyici tedbirler olarak öncesi var, bir de suçun işlendikten sonra infaz ve rehabilitasyon sonrasındaki koruyucu önleyici tedbirler var. Yani buna hepimizin aslında ortak bir disiplin mantığıyla bakması gerekiyor; sadece siz değil, sadece Aile Bakanlığı değil, sadece MEB değil, sadece Sağlık Bakanlığı ya da Çalışma ve Sosyal Güvenlik, Sanayi ve Teknoloji Bakanlıkları doğrudan ilgili bakanlıklar değil.

Evet, bir suç işleniyorsa bu suçun aslında kökeninde eskiden sosyal çevre ve yoksulluk, yoksunluklar vardı, şimdi sosyal medya da eklendi buna. Ben şunu merak ediyorum: Yani biz aslında durumumuzu biliyoruz, geldiğimiz noktada suçun normalleştiği, normalleşmenin de ötesinde itibar kazandığı bir zamanı yaşıyoruz. Bunu eskiden filmlerde seyrederdik, hâlâ var Güney Amerika ülkelerinde; suçun çocuk yaşa indiğini ve çocukların bir suç mekanizması aleti olarak kullanıldığını, ne yazık ki bugün Türkiye'de biz bunu yaşıyoruz. Peki, nasıl önleyebiliriz yani bunu? Benim sorum Sayın Hocama: Siz yaptığınız araştırmalarda bununla yüzleşen ve çözüm üretebilen ülke gördünüz mü? Üretilen çözümlerde -dediğim gibi- öncesi ve sonrası var. Evet, ben sık sık cezaevlerinde dolaşan bir milletvekiliyim ve cezaevlerinde kadınlarla ve çocuklarla konuşuyorum. Kadınlarla konuştuğumda mesela kadınların doğrudan sorduğu şu: "Ya, biz burada eğitim alıyoruz ama çıktığım zaman ben aynı sosyal çevreye çıkacağım ve ben aynı şeyleri tekrar yaşayacağım. Ben nasıl iş bulacağım?" diyor bana. İşte en büyük sorun. Yani biz orada eğitimi verdik "Haydi, güle güle." dedik, bitti yani Adalet Bakanlığının sorumluluğu orada bitti. Peki, kimin sorumluluğu başlıyor? Yani biz, o zinciri doğru kurmadıkça, zincirin halkalarını doğru bağlamadıkça bu sorunlara çözüm bulamayacağız. Bu sorunların doğru çözümünü bir miktar da olsa -tam çözüm değil ama bir miktar da olsa çözüm- üretebilen var mı; ben bunu öğrenmek istiyorum sizden.

Sayın Başsavcı Vekilim, -genellikle bizim, Sibel Vekilimle görüşlerimiz örtüşür ama burada ayrıştık- ben hak veriyorum size çünkü siz objektif bir şekilde, gelen suçu savcılık olarak raporlamak ve o suçun tanımını yapmakla sorumlusunuz. Doğru bir SİR raporuyla, burada mutlaka, tırnak içinde, doğru, objektif ve hâkimi doğru yönlendirecek bir SİR raporuyla hâkimin suça bakıp çocuğun da sosyal çevresine ve kök sebeplere bakarak doğru kararı vermesi lazım.

Bir de ya, bu "suça sürüklenen" tanımına ben de çok katılmıyorum, hâlbuki, aslında çocuk benim için çok çok önemli, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de "Çocuk Hareketi" denilen bir sivil inisiyatifin kurucu fikir annesiyim, burada yanlış da anlaşılmak istemiyorum ama sonuçta "sürüklenen" dediğinizde sanki birisi itmiş de o çocuk zorunlu kalmış, yapmış gibi bir tanım var. Evet, öyle çocuklar vardır ama o suçu bugün bilerek işleyen hatta "İyi ki yaptım." diyen çocuklar, ebeveynleri, arkadaşları var yani bu çok önemli bir sorun. Biz bir tarafta çocuğu korurken bir tarafta da o çocukları, belki de asıl mağdurları korumasız bırakıyoruz. Bu da önemli bir problem. Şu var mı literatürde, bunu merak ediyorum: Suç işleyen veya suça karışan çocuk; suç işleyen, suça karışan ergen, nasıl yetişkin varsa çocuk, ergen ve yetişkin kategorisi uygulanan ülkeler var mı? Bir de bunu soruyorum.

Teşekkür ederim.