| Komisyon Adı | : | TARIM, ORMAN VE KÖYİŞLERİ KOMİSYONU |
| Konu | : | Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/3588) |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 26 .03.2026 |
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Evet, Sayın Başkan, Değerli Komisyon üyeleri, Sayın Bakan Yardımcım, değerli bürokratlar, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli basın, değerli burada olmayan STK Başkanlarım ve burada olan STK Başkanlarım; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Tabii, gündem aslında daha sıkıntılı, daha problemli. Burada konuşulması gereken konu Bakanlığın da elzem olarak ele alınması gereken konu, ülkemizin gıda güvenliğinin sağlanması aslında. Gıda güvenliğini sağlamamız gerekiyor. Demek ki biz hiçbir ders almamışız geçmişten.
Covid-19 geçirdik değerli arkadaşlar, hatırlar mısınız. Covid-19'dan hiç mi ders almadınız? Hiçbir şey mi öğrenmedik? Hiçbir şey mi görmedik? Malum, en büyük ihracatçı olan Rusya, hatırlarsınız, o dönemde dedi ki: "Ben kapıları kapatıyorum. Buğday ve ayçiçeği satışını, ham yağ satışını engelliyorum, yasaklıyorum." O dönemde o marketlere akın eden insanları hiç hatırlamıyor musunuz, unuttunuz mu? Evet, kendi çiftçinizi desteklemezseniz eğer geleceğimiz tablo bu.
Şimdi geldiğimiz asıl tablo yine aynı. Ya, İspanya, Romanya bizden daha mı akıllı, bizden daha mı iyi düşünüyorlar? Alakası yok. Bizim de değerli insanlarımız var ama burada tercihi ortaya koymak gerekiyor. İspanya ve Romanya Hükûmeti diyor ki: "Benim gıda güvenliğimi sağlayan çiftçiler, onlara benim acil destek sağlamam gerekiyor." Ne desteği? Şu anda sonbaharda ekilmiş olan ürünler var; buğdaydır, arpadır ve diğerleri... Şimdi de ekim yapılacak dönem. Bahar döneminde yazlık ekimler yapılacak; ayçiçeği, mısır, aklınıza ne geliyorsa, sebzeler. Bunların ekimi ve devamı için, o ülkenin gıda güvenliğini sağlayan, alın teriyle toprakla buluşturan çiftçilere destek sağlamayı yaparlarken biz neleri konuşuyoruz? Ağzımızda tüy bitti. İlk günden beri Genel Kurulda birçok arkadaşımız ve ben de dâhil olmak üzere diyoruz ki: Arkadaşlar, acil olarak çiftçilere destek olmamız lazım. Hürmüz Boğazı kapandı. Geçmişte de ifade ettik, gübre fabrikalarını yok pahasına özelleştirdiniz. Birileri gitti, İran'da "Razi" diye bir gübre fabrikası kurdu, amaç neydi? Türkiye'ye ihracat yapacaktı. Ya, bir kuruşluk ihracat yapamadılar, İran'dan Türkiye'ye getiremediler, fabrika gitti, çiftçilerin yatırımı olan o güzel kurum mahvoldu gitti. Şimdi geldiğimiz yerde çiftçimiz bas bas bağırıyor "Ben gübre bulamıyorum, üre bulamıyorum, nitrat bulamıyorum, bulsam da fahiş fiyatlarla buluyorum."
Yine, petrol... Ya, merak ediyorum, hasat döneminde ve ekim dönemlerinde mazota müthiş bir zam oluyor. Dönün geriye bakın, eğer yanılıyorsam da sizden özür dileyeceğim, hasat döneminde ve ekim dönemlerinde mazotta müthiş bir fahiş artış var. Ha, şimdi diyeceksiniz ki... Her zaman olduğu gibi, zirai donda da... Geçen yılki işte enflasyonu, gıdadaki yükselmeyi zirai dona yıktınız. Şimdi diyeceksiniz "Savaş var."
Arkadaşlar, tedbiri neden almadık? Neden tedbir almadık? Bakınız, ürenin ham maddesi doğal gaz. Hatta bir toplantıda, Plan ve Bütçede Ankara Vekilimiz Orhan arkadaşım ürenin ham maddesinin doğal gaz olduğunu bilmiyordu, orada öğrendi sayemde. Doğal gazla ilgili sıkıntı var diyoruz, petrolle ilgili sıkıntı var ve çiftçinin, gıda güvenliğini sağlayan üreticinin şu anda girdi maliyetleri almış başını gitmiş, hatta ve hatta 2025'te üretim yapmış, hâlâ daha desteğini alamamış, desteğini. Diyoruz ki acil olarak bu desteği verelim. Yetmez, bugün -eğer şeyse- hep beraber kanun ihdas edelim. Gelin arkadaşlar, çiftçiye hem mazot hem gübre desteği verelim. Yetmez, yine Tarım Krediden ve Ziraat Bankasından borçlarıyla ilgili bir ileri öteleme yapalım. Niçin? Şu anda bak, hepinizin önüne geliyor, simitler geldi. Tarladaki insanlara, o simidin üretilmesini sağlayan, ham maddesini sağlayan üreticilere destek olalım.
Biz ne yapıyoruz? Bir çorba kanun getirmişiz gene, torba kanunun içinde ne varsa var içinde. Ha, anlıyorum, mayınlı bir arazi dizmişsin Sayın Adem Korkmaz, akşam da Genel Kurulda ifade ettim. O kadar mayın dizmişsin ki kanun çok masum görünüyor bakarsanız ama altını -çapanoğlu gibi- karıştırdığınız zaman altından neler çıktığını hep beraber daha sonra gördük.
Yani kısacası, gelinen noktada, maalesef yine kaynak yaratıyorsunuz. Kime? Evet, hazine tamtakır, tamtakır. Şimdi Hazine ve Maliye Bakanı diyor ki: "Biz çağ atladık." Hatırlıyorsunuz, gayrisafi millî hasılada çağ atlamışız, Süper Lig'e çıkmışız ama Abdullah Güler de AK PARTİ'nin Grup Başkanı da çıkıyor diyor ki: "Paramız yok, bütçe tamtakır." Kime inanacağız, merak ediyorum ben. Birisi "Aya gittik." diyor, birisi diyor ki "Ayağımızda ayakkabı yok." Biri diyor "Karnımız tok." biri diyor ki "Karnımız aç, yemeğe ekmek bulamıyoruz."
Ve geldiğimiz noktada, teklifin gerekçelerine baktım arkadaşlar. Bir atasözü var, hatırlarsınız: Deveye sormuşlar "Boynun neden eğri?" "Ya, nerem doğru ki?" Aynı öyle bir teklif yapmışsınız sayın imzacılar. İklim değişikliği ve yaşanan teknolojik gelişmeler sebebiyle ormanların korunması için yeni yöntemlere ihtiyaç olduğunu söylüyorsunuz teklifte. Oysa içerik, tam aksine, ormanların talanına cevaz veriyor.
İşte geçenlerde Genel Kurulda millî parkları da artık açtık; Tarım Bakanlığının uhdesinden de aldık, Millî Parklar Genel Müdürlüğü diye yeni bir genel müdürlük kurduk, oraya verdik; diğer bakanlıkların kontrollerinden çıkardık, bütün her şeyi artık Genel Müdürlük yapacak. Yani imzaları kaçırıyorsunuz ama insanlar da bunları görüyorlar, not ediyorlar. Sandık geldiğinde de bunların hesabını size soracaklar.
Yine, bakınız, ormanların içindeki kaçak yapıları 2/B kapsamına alıp legal hâle getiriyorsunuz. Ormanı korumak bir yana, orman vasfını kaybetmiş alanları da genişletiyorsunuz ve en büyük kaygı da burada şu: Bu 2/B'yle beraber acaba yeni orman alanları talana açılacak mı, edilecek mi? Kuşku bu çünkü geçmişteki karneniz zayıf arkadaşlar, karneniz. Bir iş yapmaya kalkıyorsunuz ama arka tarafta neyin ne olacağı belli değil. Apar topar acaba yine ormanlar talan edilir mi bilmiyoruz. Gelinen noktada 2/B arazilerini genişletip yeni bir rantı... Yine buradan kendinize kaynak sağlıyorsunuz.
"Alkol yasağı" adı altında bireysel tercihleri sınırlandırmaya gidiyorsunuz. Âdeta her şeye yasak getirip idari yaptırımları artırarak bu konuda vali ve kaymakamların inisiyatifine bırakıyorsunuz işi. Yani onların zaten yetkileri azdı; bütün işi alıp vali, kaymakamlara orada bırakıyorsunuz.
Bu maddenin geniş yazılması, bir yaşam tarzını dayatması olduğu kadar, en önemlisi de sporun ve yerel yönetimlerin, konser organizasyonlarının, eğlence kültürünün maddi kaynaklarını tamamen kurutmak içindir. Maddede muğlaklık vardır arkadaşlar, bu maddeyi doğru yazmamız lazım eğer iş yapmak istiyorsanız, doğru iş yapmak istiyorsanız. Ama biliyorsunuz, Efes Pilsen gibi şirketlerin spor kulüpleri var. Ben merak ediyorum, Hidayet Türkoğlu hangi kulüpte basket oynadı? Şu anda Basketbol Federasyonu Başkanı.
BEKİR BAŞEVİRGEN (Manisa) - Efeste.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Hah, Efes, Anadolu Efes Spor Kulübünde bir zamanlar basketçiydi. Şimdi, ben buradan soruyorum kendisine: Bu teklif yasalaşırsa Anadolu Efes Basketbol Takımı'nın gelirlerinin kaybolacağından haberi var mı, bilgisi var mı acaba, merak ediyorum. Anadolu Efese bakıyoruz, 28 tane fabrikası, 70 ülkeye ihracat yapan büyük bir fabrikası var. Bu değerleri şeytanlaştırmaya çalışmak niye diye merak ediyorum. Bunun sponsorluk ve tanıtım faaliyetlerini niye kısıtlıyorsunuz? Bu şirketler, biliyorsunuz, borsada ve bağımsız denetime tabiler; yaptıkları her kuruş sponsor desteğini SPK'ye bildirmek zorundalar. O zaman nasıl yürüyecekler, merak ediyorum.
Ayrıca, maddede öyle muğlak bir ibare var ki... Her türlü alamet ve çağrışım nedir ki ya, merak ediyorum. Akşam da sordum 1'inci imzacı arkadaşımıza, sayın vekilimize. Diyorum ki alamet ve çağrışım nedir, kime göre, neye göre? Ben anlamadım. Buradan yetkiyi bir kişiye vereceksiniz. Ben buradan diyorum ki İlhami Özcan Aygun'a gıcığım; buradan istediğim gibi yola çıkabilirim, orayı kapatırım da cezayı da kesebilirim. Böyle bir sistem olmaz. İşletmeye, reklam yasağını delme cezası yine maalesef var yani böyle tabela veya reklamlardan dolayı ceza yazacaksınız. Muğlak olmaz, kanun nettir. Ne diyor? "Alamet ve çağrışıma göre..." Neye göre alamet ve çağrışım? Böyle bir kanun maddesi yazılır mı? Ben merak ediyorum, akşam kendisine sordum Genel Kurulda. Alamet ve çağrışım neye göre arkadaşlar, bana açıklasın birisi. Alamet ne, çağrışım ne?
AYHAN BARUT (Adana) - Her şey girer içine demek.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - Şimdi, baktığınız zaman, alkollü içki üretenlerin, ticaret ünvanı ile logo ve işaretlerini kullanılması, resim ve harf kullanması, içkili yerlerde dahi amblemini kullanması yasaklanıyor. Bu teklifle... Yüz binlerce tabela var şu anda. Ya, arkadaşlar, birçok tasarım yapılmış. Hatırlarsınız, Tarım Kredi Kooperatifleri bir amblem değiştirdi; kuruma oldukça yüklü bir masraf, maliyet çıktı. Yani durup dururken bu kadar maliyete ne gerek var? Şimdi, logoyu değiştireceğiz, reklamı değiştireceğiz; birilerine buradan pay mı çıkaracağız arkadaşlar, merak ediyorum.
Yine, bakınız, en önemli şey, Atatürk Orman Çiftliği; Ayhan Bey de bahsetti. Atatürk Orman Çiftliği içerisinde birçok tesis var. Hatırlarsınız, önceki Sağlık Bakanı da şu anda hastane yapıyor oraya, artı restoranlar var. Bir de başka bir şey daha var -yine ben burada şeytanın avukatlığını yapayım- sonbaharda burada NATO toplantısı yapılacak, orada bir sürü işletme ve tesis yapılacak. Bunlar da acaba bunun içerisinde mi? Yani Atatürk Orman Çiftliği'ni talan etmekten bıkmadınız, hâlâ daha değişik yollarla talan yöntemini mi arıyoruz? Kime rant sağlayacağız burada, kime burada kolaylık sağlayacağız, merak ediyorum.
Yine, bakınız, DSİ'den yetkililer burada, teşekkür ediyorum ama Trakyalı, Tekirdağlı olarak teşekkür edemiyorum. Neden mi? Plan ve Bütçe Komisyonunda geldi Sayın Bakan, sunum yaptı, dedi ki: "Eski Türkiye 2002 öncesi, bir de 2002 sonrası yeni Türkiye var." Böyle söylediniz, milat olarak koydunuz. "Biz gelmeden önce eski Türkiye'de yüzde 6,5'ta olan baraj ve sulama sistemleri şimdi 38'lere geldi." dedi. Ya, DSİ yetkililerine buradan bir daha söylüyorum: Arkadaşlar, Tekirdağ'da yüzde kaç biliyor musunuz? 6,3'lerdeyiz daha; baraj yok baraj, insanlar susuz ve çiftçimiz orada sulama suyu bulamıyor tarımsal alanlarda. Ağzımızı açtığımız zaman da bize diyor ki "Eleştirmeyin." Ya, neyi eleştirmeyeceğim? Vergiyi alacaksın ama yatırıma geldiği zaman yoksun.
Şimdi, geliyorum, burada da yine tuzak var. Ne tuzağı var? Diyor ki DSİ: "Ben barajı, göleti yaptım; bundan sonra yolları molları, ne varsa hepsini kurumlar yapacak, belediyeler, il genel meclisleri yapacak ama mülkiyet benim. Ağa benim ama sen orada onun hamallığını yapacaksın. Yine, o kanalların tedbirini sen alacaksın ama mülkiyet bende. O kanallarda boğulan kim varsa artık sorumlusu ben değilim, ya yerel belediyeler olacak ya da il özel idaresi." Arkadaşlar, ne güzel iş ya bu; ne suya ne sabuna. Mal benim, benim malımın üzerinde size her şeyi yaptıracağım ama herhangi bir şey olursa sorumluluk bende değil. Ya, belediyelerde ne kaynak kaldı, ben merak ediyorum. İl özel idarelerinde ne kaynak kaldı, merak ediyorum. DSİ hem güvenliğinin hem altyapısının düzenlenmesini atıyor da mülkiyeti neden vermiyor o zaman? Mülkiyetini de verin, mülkiyetini de verin o zaman, onu neden vermiyorsunuz? Neden Tekirdağ'a baraj yapmıyorsunuz? Çok güzel soruyorum bak buradan, Tekirdağ Vekilimiz karşımda oturuyor, o da muzdarip benim gibi susuzluktan. Tarımsal sulamada su yok, göletler...
MESTAN ÖZCAN (Tekirdağ) - Açılışını beraber yapacağız.
İLHAMİ ÖZCAN AYGUN (Tekirdağ) - İnşallah yapacağız, inşallah. Ağzımda tüy bitti Sayın Vekilim, ben geçen dönem de buradaydım, planlama aşamasında planlanıyor, proje aşamasında, 2029 hiç merak etme... Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi katkı da sağladı biliyorsun, onu da söylemiş olayım, bakınız katkı da sağladı. Ha, burada polemik yapmak değil, burada doğruları söylemek gerekiyor. Doğrular neyse onu da burada haykırmamız gerekiyor.
Şimdi, geldiğimiz yer burası bizim. İşte, ben burada Tekirdağlı seçmenlerimin hakkının hesabını soracağım. Kimden? Yürütmeden soracağım. Yürütmenin de burada temsilcileri var. Neden yapmadınız diyorum, neden yapmadınız? Elinizi neden tuttunuz 2002'den bu tarafa? Bir yerde yapılmış, vergiyi benim insanım verecek, amenna ama kardeşim, biraz da bize de verin ya, bize de verin bir şeyler. O insanlar orada, tarımsal sulamada çiftçimiz her türlü sıkıntıyı yaşayıp çeltik üretecek, buğday üretecek, ayçiçeği üretecek, mısır üretecek, aklına ne gelirse üretecek, kanola üretecek vergisini verecek, ama ondan sonra da diyeceksin ki: "Ne hâlin varsa gör." Kusura kalmayın arkadaşlar, DSİ burada bana göre yanlış yapıyor. Yani o zaman mülkiyetini de verin o il özel idaresine ve belediyeye ya da bu maddeyi değiştirin.
Yine, bakınız, geldiğimiz noktada madde 13'e geliyoruz. Ormanlara idam fermanı anlamına gelen bir madde bu. Âdeta ormanları, çevreyi kirleten şirketlere para karşılığında peşkeş çekiyorsunuz.
"İklim krizi kapıda." dedik, artık kapıyı da bıraktı, içimizde. Geçen yıl zirai don vardı, iklim krizi, kuraklık var; ya, hiç ders almamışız aslında. Orman Genel Müdürlüğü diyor ki: "Karbon yutak ormanları kurma, bedel karşılığı kurdurma ve tahsis etme yetkisi veriyoruz." Arkadaşlar, bir yerden yetki veriyorsunuz da bir yerden de talan ediyoruz, nasıl olacak bu iş? Yani Mekke'de dileniyorsunuz, Medine'de de ağalık yapıyorsunuz, aynı sistem bu. Orman Genel Müdürlüğü istediği şirketlere parayla orman arazisi tahsis edecek. Bu yolla Millî Parklardan... Sonra da mevcut ormanların ekosistemini koruma anlayışı devre dışı kalacak. Aksine bu maddeyle bu alanları, ormanları madencilik, enerji ve yapılaşma projeleriyle talan etme imkânı sağlıyoruz. Karbon yutak ormanı olarak tanımlanan alanlar, karbon sertifikası karşılığında ticarete konu edilecek alanları kasteden bu sınıflandırmadan ibaret olup bir etiketleme çalışmasıdır. Esas itibarıyla baktığımızda, Orman Genel Müdürlüğü piyasada sertifika dağıtıcısı hâline getiriliyor, ormanı fiyatlandırabilir, devredilebilir bir ticari metaya dönüştürüyorsunuz. Ya, ormanı artık her türlü şeye dönüştürmüşsünüz yani yeter ki para gelsin diyorsunuz. Karbon yutmayan bir orman yoktur, bu bir yeşil badana çalışmasıdır arkadaşlar.
Emisyon ticareti ve "offset" mekanizmaları, teoride karbon salımını dengeleme aracı olarak tasarlanmış olsa da uygulamada kirletenlere "Ben burayı tahrip ettim ama şuraya ağaç diktim, hesap kapandı." mantığıyla sorumluluktan sıyrılma payı verilmez arkadaşlar. "Ben buraya ağaç diktim, benim sorumluluğum yok." Ben doğayı yok edeceğim, çevreyi kirleteceğim, madeni çıkaracağım, ondan sonra da buraya... Hatta kapatmıyorlar da yapmıyorlar da. Ha, şimdi sıkışanlar işte "Ben buraya ağaç diktim, ben burada cezadan kurtulayım." Öyle bir şey yok arkadaşlar.
Maden ruhsatları ve enerji üretim tesisine verilen üretim lisansları süreçlerinde yaşanan bu çantacılık benzeri spekülatif devir işlemlerini ve kayıt dışılığı açarız arkadaşlar buradan. Bu sebepten, Anayasa’nın 169'uncu maddesinde yer alan devlet ormanlarının mülkiyet devri yasağı, karbon sertifikası mekanizmaları bahane edilerek fiilen etkisiz hâle getirilebilir. Bu usulle kurulacak ormanların korunmasına, amaç dışı kullanımının yasak olduğuna, devir yasağına dair sürecin düzenlemesi yoktur burada; sınırlayıcı bir düzenleme yok. Burada düzenleme de yok, sınırlamıyorsunuz, önü açık, ucu açık yani kanun bu şekilde ucu açık yapılmaz arkadaşlar. Bürokrat arkadaşlarımızı tenzih ediyorum, onlara bu kadar açık bir şey bırakamayız; kanun nettir, onun sınırları bellidir, o sınırlar çerçevesinde çizersiniz ama bunu kalkıp böyle muğlak kelimelerle ortaya koyduğunuz zaman her türlü suistimale açıktır.
Yine, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kamu malı niteliğindeki mevcut ormanların karbon piyasası rayici üzerinden üçüncü kişilere tahsis ederek ticari bir işletme mantığına kurban edilmesi, Anayasa'mızın 169'uncu maddesine istinaden devletin ormanları koruma ödevinin açık bir ihlalidir sayın imzacı arkadaşlarım. Evet, Anayasa 169 diyor ki: Devletin ormanları koruma yetkisi vardır, böyle bir hükmü vardır. Buna da karşı yapılan bir madde bu.
Yine, madde 14'e bakıyoruz, yürürlük tarihi öncesinde kesinleşmiş kadastroda kısmen ya da tamamen orman sınırında kalmasına rağmen hazineye geçmemiş, hâlâ gerçek ya da tüzel kişiler adına tapulu olan yerlerin geri kazanımı için imkân sağlanıyor sözde. Eğer tapu sahibi Orman Genel Müdürlüğüne başvurup onay alırsa ya da Orman Genel Müdürlüğü resen inceleyip bu tapu kaydını doğru bulursa kişiden hiçbir bedel almadan bunu verecek. Tapu kütüğündeki "orman" şerhleri tamamen silinecek. Tapusu mahkemece iptal edildiği hâlde henüz hazineye devrilmemiş yerler, devletten hiç bedel alınmamış olması veya alınan bedelin güncel rayiç değerinden hazineye iade edilmesi şartıyla, bu haktan yararlanarak şahıslarda kalabilecek. Tapusu mahkeme kararıyla iptal edilip hazine adına tescil edilmiş olan taşınmazlar için eski maliklere geri alma hakkı getirilmektedir. Eski sahiplerinin veya mirasçılarının iki yıl içinde başvurması ve geçmişte devletten bedel aldılarsa bunu güncel rayiç üzerinden de geri ödemeleri gerekiyor. Geri alma hakkı kapsamında idareye başvurulmayan veya mahkeme kararları gereği hazineye ödemesi yapılmayan 3 hektardan küçük taşınmazlara baktığımızda da araziler arasındaki yollar ve boşluklar Millî Emlak Genel Müdürlüğünce 6292 sayılı Kanun'un 2/B arazileriyle ilgili kapsamında değerlendirilebilecek ve orman kadastrosu buna göre güncellenecek deniyor. Bu maddeyle, şahıslara veya Millî Emlaka geçen orman alanlarının telafisi için, kaybedilen bu orman alanlarından az olmamak üzere, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki hazineye ait taşınmazlar, yeni orman kurulmak üzere ve orman olarak kurulup Orman Genel Müdürlüğüne teslim edilecek deniyor. İlgili işlem sonuçlanana kadar Orman idaresi ve hazine tarafından yeni dava açılmayacak, davalar duracak deniyor. Baktığınız zaman çok masumane gözüken bir madde ama arkadaşlar, acaba bu arada ilave yapılanlar ne olacak? Tamam, daha önceden orman kadastrosuna geçmiş, şehir kadastrosuna geçmiş, bunlarda hemfikiriz ama orman kadastrosundan sonra açılan, talan edilen yerler ne olacak? Onu nasıl çözeceğiz? Ben merak ediyorum. O zaman demek ki genel talana yol açıyoruz.
Yine, istisnalara bakıyoruz. Üzerinde orman koruma, istihsal ve imarıyla ilgili tesis, bina bulunan yerler şahıslara geri verilmeyecek deniyor. Vallahi, ben bunu hiç düşünemiyorum. Neden düşünemiyorum? Bir önceki kanuna bakıyorum, çıkardığımız Millî Parklar Kanunu'na bakıyorum; millî parklardaki, alanlardaki şeyler için bundan sonraki süreçte kime yetkiyi verdik? Millî Parklar Genel Müdürlüğüne yetkiyi verdik. Artık mahkeme de kalmadı, hiçbir şey kalmadı, Millî Parklar Genel Müdürlüğü istediği gibi o binaları kullanabilecek; ister yıkacak isterse kullanacak isterse bırakacak. Yani bu da bana göre sıkıntılı, haberiniz olsun. Burada yanlıştan vazgeçmemiz lazım. Burada da eğer bu kanun geçecekse bir milat konulması lazım, o yargıda olanlar ve süreçleri sürenlerle ilgili çözüm bulunması gerekiyor. O süreçten sonra, orman kadastrosu geçtikten sonra tekrar açılan yerler varsa onlara burada cevaz verilmemesi gerekiyor. Ona çok dikkat etmemiz lazım.
Yine, bakınız, benim gördüğüm bu maddede en büyük şey uyanıklık. Sayın Korkmaz, bu çok güzel bir seçim yatırımı. Evet, güzel bir seçim yatırımı ve hazineye de iyi bir kaynak, iyi bir konu yakalamışsınız. Bu gelen süreç de sıkıntılı bir süreçti ama bunu sağlarken de seçim yatırımını sağlarken de kaynağını sağlarken de doğru işler yapalım. Burada o yeşil alanlarımızı, çocuklarımıza bırakacağımız doğal alanları, tarım orman alanlarını, tarım topraklarımızı talan ettirmeyelim ama maalesef, meralarımızın, ormanlarımızın talan edildiğini hep beraber görüyoruz, yaşıyoruz da. Sizlerin de elinizi vicdanınıza koyacağınızı düşünüyorum, bu konuda arkadaşlarımın da benim gibi düşündüğünü düşünüyorum, farz ediyorum. Buradaki madde, sıkıntılı bir madde. Burada bizim sınırı çizmemiz gerekiyor. Ha, bana kalırsa, komple geri alıp bu kanunu, şu anda o çiftçilere desteklerin sağlanmasıyla ilgili Komisyon olarak kanun çıkarmamız daha doğru olacak ama maalesef, gelinen noktada tablo farklı yere geldi.
Turizm bölgeleri ve Boğaziçi gibi hassas alanlar istisna tutulmuş. Neden istisna tuttunuz, merak ediyorum, anlamış da değilim. Burada da zafiyetler barındırıyor demek ki, Boğaz'da da bir sürü alanlar var. İşte, korktuğumuz konu bu. Bunlara da uydurmayalım bir kılıf sonunda. Gülüyoruz ama maalesef yaşayacağımız tablolardan bir tanesi bu. Yani kaçak yapılaşma ve talanın önüne nasıl geçeceğiz, merak ediyorum.
Yine, bakınız, geldiğimiz noktada veteriner hekimlerle ilgili, evet, Anayasa Mahkemesi iptal etti maddeyi, 41'inci maddeyi ve bu mağduriyet sağlıyor, bunun düzenlenmesi gerekiyor. Bununla ilgili, önceki dönem Türk Veteriner Hekimleri Birliği Başkan ve yönetimi çok mücadele koydu ortaya, hatta ve hatta benim de 2025'te bir konuşmam oldu Mecliste ve Genel Kurulda dile getirdim. Burada bir piliç firması tarafından veteriner hekimlerin bu haklarıyla ilgili Anayasa Mahkemesine taşınıp oradaki bu madde açığa düşürüldü ama ben, eğitim alan tüm veteriner hekimler benim baş tacım diyorum ve bütün ziraat mühendisleri, orman mühendisleri ve eğitim alan tüm arkadaşlarımızın haklarının kazanılması konusunda ve korunması konusunda, eğitime ve bilime verilen saygı doğrultusunda özlük haklarının sağlanması gerekiyor. Çok düşük maaşlarla onları ırgat gibi çalıştıranları ben buradan kınıyorum. Onların çünkü belli bir eğitime ihtiyacı var. Yine, Covid döneminde Almanya'da, hatırlarsınız, aşının başında veteriner hekim vardı. Aslında Covid'de aşıyı bulan yine veteriner hekimlerdi. Veteriner hekimlerin haklarını bir an evvel vermemiz lazım. Onları hekim olarak sayıyoruz, vergileri de ona göre alıyoruz ama özlük haklarına geldiği zaman veteriner hekimlerin özlük haklarını maalesef vermedik; onun bana göre sağlanması gerekiyor, veteriner hekimlerin sağlık sınıfında yer alması gerekiyor, BAĞ-KUR'dan emekli olanlara düzenleme yapılması gerekiyor. Onlardan her türlü vergiyi, harcı sağlık sınıfındakiler gibi alıyoruz ama sağlık sınıfında veteriner hekimleri saymıyoruz. Bana göre bu yanlışın da buraya eklenerek düzeltilmesi lazım.
Yine, her gün artan, mesleki dejenerasyona sebep olan, kalifiye hekim eğitemeyen veteriner fakültelerinin kapatılması, yeni açılacaklarla ilgili de kriterlerin getirilmesi gerekiyor. AK PARTİ "Şu kadar üniversite açtık." diyor ama işsiz ordu yarattıklarının da farkında değil ve niteliksiz üniversitelerde, profesör olmayan üniversitelerde çocuklarımız eğitim görüyor. Bir an evvel bunun da önüne geçilmesi lazım.
Yine, şap hastalığından, hatırlıyorsunuz, hepimiz mağduruz ve bu konuda da maalesef, bana göre ders almadık gibi duruyor. Neden derseniz, geçen dönem de ilacı ithal eden firmayı da biliyoruz, sizler de biliyorsunuz ve yine aynı firma herhâlde devam ediyor, bence yanlış yoldan gidiyorsunuz.
Kısacası, uzattım biliyorum ama daha konuşulacak çok şey var, her maddede de dile getireceğiz. Bu 30 madde, ben merak ediyorum... Arkadaşlar, Meclis yetkisini neden devrediyor, anlamış değilim. Soruyorum: Ya, en büyük yasama yapan yer biziz, değil mi? Ama yetkimizi bir kişiye, saraya teslim ediyoruz. Burada da yine kalkıyoruz, yetkilerimizi belli bir alanla ilgili -Samsun'la ilgili olması lazım yanlış hatırlamıyorsam- orada birkaç yerdeki arazilerle ilgili karar vermeyi Cumhurbaşkanına bırakıyoruz. Arkadaşlar, neden elinizdeki yetkiyi veriyorsunuz? Sayın imzacı arkadaşlar, merak ediyorum; neden, niçin, merak ediyorum dedim, soruyorum da. Kanun yapan biziz, bizim yaptığımız kanunlarla yürütme işlem yapacak. Diyoruz ki: "Biz beceriksiziz, biz bunu bilmiyoruz." Aynısı tütünde de oldu, geçen dönem yine burada tartıştık, hatırlıyorsunuz, dedik ki: "Yanlış yapıyorsunuz, yerli tütünümüzü kullanmayacaklar." Burada üstüne bastık, bas bas bağırdık ama bizi dinlemediniz. Ne oldu şimdi? Bizim dediğimiz noktaya geldiniz; şimdi, tütünle ilgili tekrar düzenleme yapıyorsunuz arkadaşlar. Yani muhalefet dile getiriyor, kusura kalmayın, anlattık, o gün de eleştirdiniz bizi, üstümüze yürüyen arkadaşlar vardı, hiç onu unutmuyorum, anlattık, hepimiz anlattık ama demek ki muhalefet söylüyorsa arkadaşlar, bir düşünün, ya bir düşünün, sizi yönlendiriyoruz aslında, doğru yapmak için müdahale ediyoruz. Şimdi geldiniz, yerli tütünü korumayla ilgili maddede düzenleme yapıyorsunuz. O kanun çıkalı daha ne kadar süre oldu Sayın Başkan? Ne kadar süre oldu, merak ediyorum, daha geçen süre yok ortada, şimdi yine tekrar bir düzenleme var. Onunla beraber bir de gidiyorsunuz, maddeyle beraber Cumhurbaşkanına yetki veriyorsunuz. Arkadaşlar, eğer biz vereceksek Komisyon yetkiyi verir; Komisyon burada işini bitirecek, bununla ilgili maddeyi hep beraber vereceğiz, oraya özerklik verilecekse onun özerkliğinin kararını biz vereceğiz. Bir sıkıntı varsa çözüm mercisi burası arkadaşlar, milletvekilleri, Parlamento. Parlamentoyu bu kadar zayıf düşürmeyin, haysiyetimizi aşağı çekmeyin lütfen. Bu maddeyi de düzenlemeniz gerekiyor Sayın Başkan, sayın imzacı arkadaşım.
Zirai Don Komisyonunda da anlattık hatırlarsanız bazı şeyleri, orada da bizi ilk başta birçok arkadaşımız eleştirmişti ama sonunda baktık ki -sonuna doğru yaklaştığımızda- bizim söylemlerimizin hepsinin sizler tarafından dillendirilmesi bizi mutlu etti. Şimdi geldiğimiz noktada da bizim bu eleştirilerimizi lütfen doğru anlayın, bir an evvel düzenlemenizi buna göre yapın ve onunla beraber sözümün başında da ifade ettiğim çiftçilerimizle ilgili -çiftçilerimizle ilgili diyorum- hem mazot hem gübre desteğini bir an evvel sağlayalım. Yine, mazottaki KDV'yi çiftçilerimiz için sıfırlayalım. İspanya'nın, Romanya'nın çiftçilerine yaptığını... Benim Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetimin daha da güçlü olduğunu ben düşünüyorum. Biz büyük bir ülkeyiz, kaynaklarımız büyük, imkânlarımız büyük ve milletin efendisi olan köylüye de sahip çıkacağının ben buradan güvencesini veriyorum. İnşallah, iktidar da bunun arkasında durur, kanun teklifini getirir, hem Ziraat Bankasına, Tarım Krediye olan borçlarını faizsiz öteleriz hem de gayrisafi millî hasıladan yani sizin daha önce de söylediğiniz yeni Türkiye'de, 2006'da getirmiş olduğunuz Tarım Kanunu'nun 21'inci maddesinde "En az yüzde 1'i çiftçiye destek verilir." diyor arkadaşlar, maddeyi kayda geçirelim. Binde 2 veriyorsunuz, daha orada pay var. Bir an evvel onu da getirip çiftçimize ilave destekler verelim, mazotta vergileri düşürelim ve gıda güvenliğimizin önündeki en büyük engel olan çiftçilerimizin kaynağa ulaşmayla ilgili sıkıntısını ortadan kaldıralım.
Sayın Başkan, herhâlde bu eleştirilerimizi not etmişsinizdir, maddelerde de yine konuşacağız. İnşallah, bize gerek kalmadan maddelerde o değişiklikleri yapmış olursunuz diyor, teşekkür ediyorum.