| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | Doçent Doktor Nilüfer Koçtürk ve Profesör Doktor Betül Ulukol'un yaptıkları sunumlara ilişkin görüşme |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 13 .05.2026 |
MESUT DOĞAN (Ankara) - Biraz önce de ifade ettiğim gibi, aslında söz almayı düşünmüyordum ama yapacağım yorumlarımızı da tespitlerimizi de tekliflerimizi de herkesin daha dinç olduğu bir zaman diliminde ifade etmek istiyorum fakat Betül Hocam bir pas attı, öyle hissettim ben, güçlü bir pas; günün en önemli sözünü söylediğine inandığım için sadece ona bir ufak katkıda bulunmak isterim.
Şimdi, sorunları konuşurken belki de ilk bilmemiz gereken veya hatırlamamız gereken hususun şu olduğuna inanıyorum: Bu ülkede var olan tüm sorunlar birbiriyle akrabadır ve bütün sorunlar birbirlerini etkilerler, tetikler ki 4 hocamızın yaptığı sunumun da merkezinde bir okulu konuşuyoruz, okulda yaşanmış bir hadiseyi konuşuyoruz ama aileye etkisini yani aile üzerinden etkisini, sokak üzerinden etkisini ya da psikolojik açıdan etkisini, hepsini konuştuk ama bunun daha ileri boyutta konuşulması gerektiğine inandığım için söylüyorum, birazdan ifade edeceğim.
Eğitimi de konuşuyor isek ben de bir eğitimci olarak söylüyorum yani "eğitim" denilen şey okulda başlayıp okulda biten bir süreç değildir, hayatta yaşadığımız her şey eğitimdir ve yaşadığımız her şey bizi de etkiler. Kestirmeden bizimle ilgili kısmı söyleyeyim: Bir toplumu en keskin ve en hızlı eğitmenin yolu çıkarılan kanunlardır çünkü herkes uymak zorunda, o da bir eğitimdir. Buraya neden girdim? Çünkü Betül Hocamdan sayın vekilimiz somut bir çözüm önerisi isteyince direkt Cumhurbaşkanına bir atıfta bulundu. Biz biliyoruz ki ünlü bir sporcu, ünlü bir sanatçı veya ünlü bir siyasetçinin attığı her adım, söylediği her söz de aslında herkesi etkiler, herkesi tetikler. Ne demeye çalışıyorum? Ülkeyi yöneten bir iktidar veya en uç noktadaki bir isim kazanmak için her yolu mübah görüyorsa gençlik de kazanmak için her yolu mübah görmeye başlar, o kadar etkilidir. Siz aşı örneğini verdiniz, ben başka bir örnek vererek söylüyorum. Bu anlamda da siyasetçiler sorun olduğu zaman topu taca atmasını çok severler. Ondan dolayı da böyle bir durum yaşıyoruz ama ileriki boyutta aslında bizim günahımızı konuşmamız gerektiğine inanıyorum. Hatta, geçen hafta buluştuğumuzda şunu söylemiştim: Evet, 10 insan hayatını kaybetti, katil bir çocuk; tamam, bu basit zaten, bulundu. Peki, o katil çocuğun katili kim? Onu konuşmak lazım ki gerçek sorunlara ulaşmış olalım. Bu anlamda, mesela aileyle ilgili konuşulurken de ben çok ciddi, büyük bir eksiklik hissediyorum çünkü her bireyin hayatında 2 tane aile vardır olmazsa olmaz, en az 2 tane; 3, 4, 5 olabilir. 1'inci aile nedir? İşte, anne, baba ve kardeşten oluşan bir aile ve bunun sorumluluklarını konuştuk, görevlerini konuştuk. Peki, en büyük aile olan... 87 milyon olarak da aileyiz biz, dünyadaki en büyük aile devlettir yani ülke olarak birbirimize karşı sorumluluğumuz var.
Şimdi, küçük aile ile büyük aile arasındaki görev paylaşımını netleştirmezsek -ki Meclisin görevi odur bence- bunu oturtmadığımız takdirde... Bunu övgü anlamında söylüyorum Hocam, sakın yanlış anlamayın; mesela siz, kurulmuş bütün araştırma komisyonlarında en kıdemli dinlenen kişisiniz herhalde yani 5 komisyonda da. Peki, ilk, 2019 yılında bu Komisyonda bulunduğunuz öneriler vardı değil mi? Bu önerilerin değerlendirildiğine inanıyor musunuz? Hiçbir şey değişmedi, yedi yıldır hiçbir şey değişmedi. Niye? Siyasetçiler taşın altına elini koymadılar çünkü. Sadece her sorun olduğunda konuşup dağılacaksak bunun bir anlamı yok. Devletin zaten asli vazifesi, sorunları konuşmak değil, sorunu engelleyecek tedbirler almaktır. Bu anlamda da ben aile meselesini bile konuşurken yine o çekirdek aileye bütün suçu atmayı, sorumluluğu yüklemeyi çok hakkaniyetli bulmuyorum işin gerçeği; o büyük ailenin görevini yapmadığından kaynaklı olduğuna inanıyorum. Bu boyutta yine aileyle ilgili kısma dikkat çekmek istedim.
Genel fikrimi ifade edeceğim ama son söz olarak da katılır mısınız bilmiyorum, tebessümde bulunmak için, bunu sakın siyasi bir atışma olarak görmeyin Başkanım. Alperen Hocama soracaktım ama aceleleri vardı, önemli bir tabir kullandı, dedi ki: "Yani bir kelime ve içerdiği anlam doğru ve anlamlı olsa bile yanına bağımlılık geliyorsa o artık tehlike arz eder." Yani nedir? Madde, madde bağımlılığı; teknoloji, teknoloji bağımlılığı. Peki, iktidar bağımlılığını da aynı kategoride değerlendirebilir miyiz? Bana direkt sorsanız bu yaşadığımız bütün sorunun ana nedenini, iktidar bağımlılığından kaynaklanan psikolojide atılan adımlar olduğunu da söyleyebiliriz.
O anlamda, ben bunu bir tebessüm olsun diye tabii ki ortaya koydum ama en başta söylediğim tespitle birleştirerek sözümü bitirmek isterim: Hangi olayı konuşursak konuşalım, hangi sorunu konuşursak konuşalım, bütün sorunların birbiriyle...
MEHMET EMİN ÖZ (Erzurum) - Biz tebessüm etmedik ama.
ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Ettiniz, ettiniz, siz de ettiniz.
MESUT DOĞAN (Ankara) - Şimdi, birbiriyle ilintili iki tane cümle kullandım yani şimdi Sayın Cumhurbaşkanımız bir cümle söylediği zaman bütün vekillerimiz önemsediği için yerine getiriyor, değil mi yani bütün AK PARTİ'li arkadaşlar yerine getiriyor, onun önemine vurgu yaptım zaten.
LATİF SELVİ (Konya) - Bütün liderler için geçerli Mesut Bey.
MESUT DOĞAN (Ankara) - Ben de oradan çıkarak diyorum ki iyi olduğu zaman nasıl olumlu etkisi varsa kötü bir şey olduğu zaman da olumsuz etkisi var anlamında söylüyorum; o nedenle de bir cümleyi bilerek söyledim. Eğer bir otorite diyelim ki seçimi kazanmak için her yolu mübah görürse bir genç de para kazanmak için her yolu mübah görmeye başlar ya da makam atlamak için her yolu mübah görmeye başlar. Niye? Birbiriyle ilgisi yok diyebileceğimiz bir pozisyon değil ki. İktidar bağımlılığını da ben kesinlikle -tebessüm olsun diye söylemiştim ama- tebessüm olsun diye söylemedim aslında. Bir genç madde bağımlısı ise, maddeye ulaşmak için her yolu mübah görüyorsa, birisi de iktidarda kalma bağımlılığına sahipse iktidarda kalmak için her yolu mübah görmeye başlıyor; bu, hayatın bir parçası. Bunu aslında şunun için söylüyorum: Biz bir sorunu konuşurken -ilk baştaki cümleme bağlayarak bitirmek istiyorum- bileceğiz ki bütün sorunlar mutlaka ve mutlaka çok basit veya çok güçlü bir şekilde birbiriyle irtibatlıdır.
O nedenle, biz sorunu eğer bu Komisyon çalışması sonrasında sadece bir çocuğun dijital bağımlılığına bağlayacak isek veya sadece o ailenin davranışına ve çocukla ilişkisine bağlayacak isek ve o kısımlarına yoğunlaşacak isek bu sorunu çözmemiz mümkün değil.
Hocam, sizi muhtemelen yirmi sene sonra yine davet ederiz.
ANKARA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÇOCUK SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ANA BİLİM DALI ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. BETÜL ULUKOL - Hayatta oluruz inşallah.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sayın Doğan, müsaade eder misiniz.
MESUT DOĞAN (Ankara) - Evet.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Şimdi bir cevap hakkı doğdu diye düşünüyorum, şu nedenle: Keşke Komisyonumuzun ilk toplantısında olmuş olsaydınız; orada aldığımız, bütün partilerin ilke noktasındaki bir değerlendirmesi vardı.
MESUT DOĞAN (Ankara) - İlk toplantıda yoktum Başkanım.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Evet, yoktunuz.
Dolayısıyla biz burada çok ciddi bir meseleyi değerlendiriyoruz. Bu mesele, sadece Kahramanmaraş'ta, Urfa'da olan hadiseler değildir. Burada demin bir başka komisyonla ilgili atıf yaparken de aynı cümleyi söyledim; burada olan olayı, hadiseyi genel bir küre vaziyetinde görerek, bütün etmenlerin, bütün problemlerin kök sebeplerine inerek, sonuçlarına değil de sebeplerine inerek bir çözüm noktasındayız. Bu Komisyon, bütün partilerin ortak kararlılığıyla kurulmuş bir komisyon; bu anlamda da bunu çok fazla önemsiyorum.
Yani buradan -siyasi falan demeyeceğim- polemik oluşturabilecek değerlendirmelere, bu tür olaylara, işin hassasiyetine binaen, işin ciddiyetine binaen meydan vermemenizi özellikle istirham ediyorum çünkü efendim, bağımlılık ile devlet başkanının seçim kazanma hadisesini aynı kategoride değerlendirerek, arkasına da başka başka ilintiler getirerek yapmanın pek mantıklı olmadığını düşünüyorum çünkü burada sadece...
MESUT DOĞAN (Ankara) - Başkanım, onun mantıklı olup olmadığına siz karar veremezsiniz, ona öyle yaklaşmanızı hiç hoş karşılamam, herkes fikrini söyler ama benim biraz önce söylemiş olduğum...
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Müsaade eder misiniz...
MESUT DOĞAN (Ankara) - Bir dakika Başkanım ama siz...
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Ben konuşayım, siz cevap verin.
MESUT DOĞAN (Ankara) - Başkanım, ben burada konuşurken sizin şahsınıza veya Komisyona yönelik böyle rencide edici veya nasıl söyleyeyim, yaptığı görevi aşağı çeken bir cümle kullanmadım.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Tamam.
MESUT DOĞAN (Ankara) - Sadece 4 akademisyenimizi dinlerken onların vurgularını ağırlıklı olarak yaptıkları noktaya dikkat çektim yoksa bu Komisyon çalışmalarından benim umudumun çok olduğunu zaten ifade edebilirim.
BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Teşekkür ediyorum, ben de aynen bunu söylemeye çalıştım.
MESUT DOĞAN (Ankara) - Ya, bir de bu bir polemik değil; en sonda, bu yorgunluk üzerine ben esprivari bir şey söyledim.