KOMİSYON KONUŞMASI

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın vekiller, değerli bürokratlar; hoş geldiniz.

Evet, yine bir torba teklifle karşı karşıyayız. Sinemacılardan ehliyet iptallerine, havacılık sektöründen Öğretmenlik Meslek Kanunu'na, siber savunma mekanizmasından PTT'nin temel istihdam rejimine kadar pek çok konu yer alıyor bu torbada.

Şimdi, her sene yaz aylarında belli bir şeyi yaşıyoruz, bu kez de aynı durum. Aslında bu torba teklifin getirilmesinin temel amacı en düşük emekli aylığının 20 bin liradan 23 bin liraya yükseltilmesi meselesi. Her sene ne oluyor yaz aylarında? İşte, temmuz geldiği zaman bütün kurumlardan talepler toplanıyor. "Kanuni anlamda acilen çıkarılması gereken düzenleme var mı?" diye ve bu şekilde bir torba geliyor karşımıza ve biz, Plan ve Bütçe Komisyonu olarak diğer komisyonların görüşmesi gereken meseleleri de bu şekilde görüşüyoruz. Yani sürpriz değil bu torbanın temmuz ayında bu şekilde gelmiş olması. Hani ilk defa olmuyor bu, onu söylemiş olayım ama bu, artık bir alışkanlık hâline geldi.

Yine, alışkanlık hâline gelen bir diğer konu var. Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği hususlarla ilgili. Yani bakın, geçen sene 200'ün üzerinde Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği madde vardı. Bunlara ilişkin burada epey bir çalışma yaptık, üst üste 3-4 tane torba geldi. Yine, burada da Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği sanıyorum 4 maddeyle ilgili düzenleme var. Bu da bir alışkanlık hâline geldi. Yani, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle çeşitli şeylerin kararını almak, uygulamak, Anayasa Mahkemesine gittiği zaman ve Anayasa Mahkemesi bozduğu zaman bu uygulamayı yapmış olmak zaten ondan sonra da Mecliste torbaların içine bu maddeleri yerleştirerek Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının arkasından dolanmak meselesi. Bu da bir alışkanlık hâline geldi ve yani "Yürütme, Parlamentonun asli görev alanını fiilen daraltıyor." dedik her seferinde. Bir kez daha söylemiş olalım bunu ve iptal kararları sonrası ortaya çıkan hukuki boşlukların da alelacele bu tür torba tekliflerle doldurulmaya çalışılması hem hukuki süreç açısından hem de yasama süreci açısından oldukça ağır bir yük bindiriyor ama iktidar partisi belli ki bu konuyla çok ilgilenmiyor. Yani hukuk, hukukun üstünlüğü, Anayasa Mahkemesi vesaire gibi konular ilgi alanının maalesef dışında kalıyor iktidarın.

Şimdi, bu temel eleştirileri dile getirdikten sonra bu torba teklifteki 2-3 konuya değinmek istiyorum, maddelerde diğer konulara da elbette ki gireceğiz. Bunlardan bir tanesi esas diye gördüğümüz emekliler meselesi. Şimdi, ilk bakışta emeklilerin alım gücünü desteklemeye dönük bir adım gibi değerlendirilse de 20.000 liradan 23.552 liraya çıkarılması tabii ki milyonlarca emeklinin maruz bırakıldığı, yoksullaşma sürecini ortadan kaldıran bir adım değil, 3.552 liralık bir artış. Bu mevcut sefalet koşullarının devam ettiğini gösteren bir adım oluyor, maalesef durum böyle. Bu emeklilerin sorunlarını her Plan ve Bütçe Komisyonu toplantısında bir kere daha konuşuyoruz, tartışıyoruz ama bu konuda herhangi bir gerçekçi adım hakikaten emeklilerin ihtiyacına cevap verecek gerçekçi adım atılmıyor. Bunu da bir kez daha konuşuyor olacağız. TÜİK tarafından açıklanan altı aylık Tüketici Enflasyonu yüzde 17,76 esas alınıyor. Yani bunun gerçek bir oran olmadığını çok açık biçimde biliyor herkes aslında. Yani TÜİK Başkanı yok burada ama epey bir zaman bizimle birlikte burada Plan ve Bütçe Komisyonunda çalışmış olan bir bürokrattı, çok değerli bir bürokrat elbette, şimdi yeni Başkanı oldu, başarılar değiliz kendisini ama TÜİK'in bu tarzını devam ettirmesi aslında emekliler açısından, emekçiler açısından da elbette ki son derece ağır bir yük yaratıyor, onu bir kez daha belirtmiş olalım. Ağır vebal altındadır TÜİK yöneticileri bu yaptıkları enflasyon oranı açıklamalarıyla. Özellikle aralık ve haziran aylarında yaptıkları açıklamalar için bu söylediğim geçerlidir.

Emeklilerin harcama kalemlerini ne oluşturuyor? Yani aramızda emekliler olsaydı, onlar da bunu teyit ederdi. Gıda, kira, enerji ve sağlık giderleri oluşturuyor. Baktığımız zaman, bu kalemlerdeki enflasyon oranlarının artışına ortalama enflasyon artışının çok üstünde olduğunu görüyoruz. Yani emekliler zaten resmî enflasyon oranının çok üzerinde bir enflasyonu fiilen yaşıyorlar. Bu gıda, kira, enerji ve sağlık giderlerindeki fazla artışlar nedeniyle. Dolayısıyla emeklilerin yaşadığı yoksullaşmanın sadece enflasyon oranıyla açıklanmayacak bir yoksullaşma olduğunun görülmesi gerekiyor ama bu da görülmüyor. Yani esas itibarıyla, emekliler artan millî gelir artışından, ekonomik büyümeden hak ettikleri payı alamıyorlar; esas mesele buradan kaynaklanıyor, yoksa 3 bin mi arttı, 5 bin mi arttı, mesele bu değil, çok daha ciddi, yapısal bir sorun var ortada ve bu yapısal sorunun çözümü doğrultusunda herhangi bir adım atılmıyor. AK PARTİ sıralarından itiraz yükseliyor ama maalesef, böyle, yirmi yıl önce asgari ücretin yüzde 36'sı üzerinde olan ortalama emekli aylığı bugün net asgari ücretin çok altına düşmüş vaziyette. Nasıl hesaplarsanız hesaplayın, matematiğin bir tane yolu var, bölüyorsunuz, çarpıyorsunuz, topluyorsunuz, çıkarıyorsunuz, bu oran ortaya çıkıyor yani bunu siz niyetle değiştiremezsiniz nihayetinde.

Şimdi, bakın, TÜRK-İŞ'in Haziran 2026 verilerine göre açlık sınırı 35 bin liranın üzerine çıkmış, neredeyse 36 bin liraya yaklaşmış; yoksulluk sınırı 116 bin liraya ulaşmış. Buna karşın 5 milyon emekli 20 bin lira gibi açlık sınırının ancak yarısına denk gelen bir aylıkla yaşamını sürdürmeye zorlanıyor. Bu veri ortada, yani, bunu eğip bükerek değiştiremezsiniz; emeklilerin yaklaşık yüzde 60'ı açlık sınırının altında maaş alıyorlar bugün Türkiye'de, bunu eğip bükemezsiniz. Bu da bir veri, sonuç olarak.

Emeklilerin en sevmedikleri iki tane kelime çıktı son dönemde ortaya: Bunlardan bir tanesi sabır. Yani "sabır" kelimesini duydukları zaman tüyleri diken diken oluyor. Öbürü de fedakârlık. Yani, bunu da duydukları zaman tüyleri diken diken oluyor. Neden? Çünkü emeklilerden hep sabır ve fedakârlık isteniyor ama baktığımızda, politik tercihler açısından baktığımızda kamusal kaynaklar garanti ödemelerine gidiyor. Kimse garanti ödemeleri alan şirketlere, holdinglere "Az biraz sabredin, biraz daha fedakârlık yapın, şimdi emeklilere bir şeyler vermemiz gerekiyor." diyor mu? Demiyor. Vergi aflarından faydalananlara "Biraz sabredin hele, bu sefer vergi affı olmayacak size." deniliyor mu? Denilmiyor. Yani, büyük sermaye gruplarına vergi muafiyetleri, afları, garanti ödemeleri vesaire gibi her türlü şey tıkır tıkır işlerken emeklilere sabretmek ve fedakârlık düşüyor. Gerçekten, bunun nedeni de bütçe disiplini ve kaynak eksikliği olarak gösteriliyor; bunun gerçek olmadığını biliyoruz. Kamusal kaynaklar var, önemli olan bu kamusal kaynakların hangi politik tercihler doğrultusunda, nereye doğru yönlendirildiğidir ve bunu her seferinde görüyoruz ki emeklilere yönlendirilmiyor, emekçilere yönlendirilmiyor ama sermaye gruplarına yönlendiriliyor.

Şimdi, bu emeklilerin sorunları anlatmakla bitmez ama bir kez daha burada ifade edelim ki burada yapılan düzenlemeyle emeklilerin ihtiyaçlarına cevap olunmuş olmuyor ve bu konuda bizim çok köklü, ciddi bir itirazımız var. Üstelik de emekliler arasında sürdürülen bu sistem emekliler arasındaki eşitsizlikleri de büyütüyor yani uzun yıllar prim ödeyen, yüksek prim ödeyen emekliler ile düşük prim ödeyenler arasındaki fark da giderek azalıyor ve primli sistemin adalet duygusu da zedeleniyor aynı zamanda, bunu da ifade etmiş olayım; birinci konuşmak istediğim konu bu.

İkinci konu İşsizlik Fonu'yla ilgili. Her seferinde bunu tekrar tekrar konuşuyoruz, biz bunu söylemekten bıkmayacağız, siz de bu işi bu şekilde sürdürmekten bıkmayacaksınız belli ki ama olsun, kayıtlara girsin. İşsizlik Fonu bir kez daha sermaye gruplarına, onların lehine kullanılan bir fon olarak varlığını sürdürüyor.

Şimdi, bakın, bu teklifte yapılan düzenlemeyle ilgili olarak bir gerekçe var, diyor ki gerekçede: Turizm sektörünün emek yoğun yapısı, bölgesel çatışmaların turizm gelirlerine olumsuz etkisi ve artan maliyet baskısı gerekçe olarak gösteriliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Teşekkür ederim.

Şimdi, doğru, savaş var ve hâlâ İran-ABD-İsrail savaşının nereye doğru evrileceği belli değil, savaş sürüyor yani en son Trump'ın dün yaptığı açıklama da bunu gösteriyor, son saldırılar da bunu gösteriyor, ne kadar süreceği belli değil. Şimdi, biz bugüne kadar olanı bir değerlendirmeye aldığımızda neyi görüyoruz? Savaş başladığı zaman, yine, bu, Plan ve Bütçede de, aşağıda, Genel Kurulda da bu tartışmaları sürdürdük yani "Savaşın ekonomiye ne etkisi olur?" diye tartışırken birkaç konu öne çıkmıştı. Bunlardan bir tanesi cari açık meselesiydi. Cari açığın çok ciddi olarak yükselme ihtimali vardı ve bundan dolayı da dikkat edilmesi gerektiğine dair eleştiriler yapmıştık, öneriler yapmıştık. Bir diğer konu turizm idi elbette ki. Çünkü bölgesel çatışmanın turizm açısından ciddi sonuçları, etkileri olacağını düşünüyorduk.

Şimdi, cari açığın bu son aylardaki seyrine baktığımızda şöyle bir tablo ortaya çıkıyor: Ocakta 6,7 milyar, şubatta 7,3 milyar, martta 9,6 milyar -en yüksek düzeye çıkmış- nisanda 5,6 milyar gerilemiş, mayısta 1,5 milyar dolara kadar düşmüş. Yani cari açıktaki yükseliş, savaş nedeniyle yükselme ihtimalinin büyüklüğü tam olarak gerçekleşmemiş. Dolayısıyla, burada olumlu bir tablo ortaya çıkmış. Savaş dönemi cari açığı, karşılaştırdığımız zaman, 2023'ün aynı dönemindeki cari açığın altında kalmış üstelik yani çok büyük bir yükseliş söz konusu değil. Bu iyi bir şey yani bunu kötü diye anlatmıyorum, bu iyi bir şey.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM -

Lütfen tamamlayalım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Biraz, birkaç konu daha var.

OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Sözcülere daha esnek davranıyoruz ama lütfen...

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Tamam, peki.

Diğer konu, cari açık dışında, turizme baktığımızda, peki, ne olmuş turizm? Yani aşağı yukarı ilk beş aydaki net turizm geliri geçen yılla hemen hemen aynı düzeyde gerçekleşmiş vaziyette turizm açısından. Son bir yılda ise net gelirde yaklaşık 2 milyar dolarlık artış var. Bunlar resmî verilerden çıkan sonuçlar ve geçen yılın mayıs ayında 57,6 milyar dolarmış gelir, bu yıl 60 milyar doları aşmış. Önemli veriler bunlar. Demek ki turizmde, aslında beklenen gerçekleşmemiş çatışma ve savaş nedeniyle. Peki, o zaman neden turizm konusunda böyle bir desteğe ihtiyaç duyuluyor? Yani bu seneki veriler... Şu anda, gelmişiz temmuz ayına yani haziran ayı verileri bile turizmde böyle bir felaket senaryosu olduğunu göstermiyor. Dolayısıyla, neden bu desteğin verildiğine dair bir gerekçe yok, gerekçe tutmuyor. Belli ki turizm sektörüne ve Turizm Bakanına bir pozitif katkı yapmak istemiş arkadaşlar ve bu böyle bir durum olmuş. Yani turizm sektöründe çanlar filan çalmıyor, alarm zilleri çalmıyor, öyle bir durum yok ortada. Gelen turist sayısından da gelirlerden de giderlerden de gördüğümüz tablo bunu gösteriyor. Dolayısıyla, bu düzenlemenin de biz doğru olmadığını düşünüyoruz, bunu söylemiş olayım.

Peki, bu düzenlemenin İşsizlik Sigortası Fonundan yapılıyor olması... Yani işte her seferinde tartıştığımız konu bu. Şimdi, bakın, İşsizlik Sigortası Fonunun maalesef işçilere ayrılan payı son on yılda sürekli azalma göstermiş, işverenlere aktarılan kaynaklar ise rekor düzeylerde kalmış, yükselmiş gittikçe.

OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Lütfen, son kez açıyorum.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Antalya) - Toparlıyorum.

Oranlara baktığımızda bunu görüyoruz. Haziran 2026 itibarıyla her 100 işsizden yalnızca 15'i işsizlik ödeneği alabilmiş. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Resmî işsizlerin yüzde 84'ü işsizlik ödeneğinden yoksun vaziyette. DİSK'in yaptığı bir araştırma var. Bu araştırmadaki rakamlar gerçekten son derece vahim bir tabloyu ortaya koyuyor. 2016-2025 arasındaki on yıllık dönemde işsizlik ödemelerinin payı yüzde 37,4'ten yüzde 31,7'ye gerilemiş, doğrudan ve dolaylı sermaye teşviklerinin payı yüzde 20,3'ten yüzde 49,2'ye yükselmiş. Rakamlar ortada. Bu, felaket bir tablo baktığımızda. Yani son on yıl böyle, 2016-2025. Son üç yıla bakarsak, 2023-2025'e bakarsak tablo bunu daha çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor. Yani sermaye fon giderlerinden yüzde 54,4 pay almış, işyerinin payı yalnızca yüzde 27,6 olmuş; böyle bir durumla karşı karşıyayız. Bir kez daha, İşsizlik Fonu, esas olarak asli işlevlerinden uzaklaştırılıyor. Bunu her seferinde söylüyoruz, eleştirmeye devam ediyoruz ve yanlış olduğunu düşünüyoruz. Bunun yapılmaması gerekir ama dediğim gibi, bunu da bir alışkanlık hâline getirdi bu iktidar; işçilerin, emekçilerin haklarına el uzatma konusunda bir tutumu var.

Zamanı çok fazla kullandığım için teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu siber güvenlik konusunda da maddeler geldiğinde görüşlerimizi açıklayacağım.

Teşekkür ediyorum.