KOMİSYON KONUŞMASI

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, basın emekçileri ve sendikamızın temsilcileri; hepiniz hoş geldiniz.

Yine benzer bir yasa tekniğiyle karşı karşıyayız, birçok kanunda değişiklik teklifi yapılmak isteniyor. Birçok kez ifade ettik ve dile getirdik, demokratik bir hukuk devletinde usul içerikten bağımsız değildir, usul esastan önce gelir. Hukukçu arkadaşlarımız bilir ki zaten teklif sahibi başkanımız, teklif sahibi vekilimiz kendisi bir hukukçu. Dolayısıyla, farklı ihtisas komisyonlarının uzmanlık alanlarına giren siber güvenlik, eğitim, kültür politikaları gibi hayati konuları Plan ve Bütçe Komisyonuna yığarak bir şeyi gizlemeye çalışıyor intibası yaratmak dışında hiçbir şey ifade etmiyor, bir anlam ifade etmiyor. Bu yöntem Parlamento denetimini etkisizleştiriyor ve milletvekillerinin denetimini devre dışı bırakmakta.

Diğer bir husus da bu torba yasanın önüne koyulan ve âdeta diğer tüm hak gasplarını gizlemek için bir kalkan olarak kullanılan en düşük emekli maaşının 20 bin TL'den 23.552 TL'ye yükseltilmesidir. Emeklilerin temel talebi aslında sembolik bir artış değil temel maliyetleri dikkate alan asgari bir gelir güvencesidir. Emeklilerin durumu bu. Soruyorum size: 2026 Haziran ayında bu ülkede açlık sınırı 35.759 lira iken, yoksulluk sınırı 116 bin lira iken milyonlarca emekçiye 23 bin TL öngörülmüş olması bir lütuf olarak sunulabilir mi? Yine, TÜİK'in tartışmalı bir kurum olması hepimizin malumu. TÜİK'in masa başında talimatlarla hazırladığı bu şaibeli rakamlar emeklileri mağdur etmektedir, sadece emeklileri değil memurları, işçileri, her kesimi mağdur etmektedir. Bakınız, emeklilik artık dinlenme, güvence ve özerklik dönemi olmaktan çıkmıştır bu ülkede. Bu nedenle, sorun yalnız düşük aylık değil toplumsal alanın aşılmasıdır, emekliyi toplumsal alandan çekmesidir.

Türkiye emekliler açısından dünyada sonucu gelir açısından, yaşam kalitesi bakımından sadece Hindistan'ı geçmiş, 2'nci durumdayız. Bu durum da Türkiye'deki emeklilere verilen değeri açıkça göz önüne sermektedir. Emekliler ciddi bir şekilde hayat standartlarının düştüğünü, artık geçinmenin ötesinde yaşam mücadelesi verdiklerini her defasında ifade etmektedir. Emekliyi bir sosyal sınıf hâline getirdi bu iktidar aslında, yine iktidar "Emeklinin yaptığı bir hizmet yok, bu emekli yaşamasa da iyi olur." gibi bir pozisyona getirmiş durumda. Bu politika yürütülmemelidir, yürütülecek bir politika değildir. Çalışan emekli sayısı endişe verici derecede arttı. Son altı yılda yüzde 185 oranında arttı. Emekliler için dün kötüydü, bugün daha kötü, böyle devam ederse yarın felaket olacaktır.

AKP iktidara geldiğinde asgari ücretin çok üzerinde olan en düşük emekli maaşı bugün asgari ücretin yarısına kadar geriledi. Sorunun kaynağı yıllar içinde sistemi piyasa mantığıyla çökerten yapısal değişiklikler aslında. Emeklilik bütçeye yük değil yurttaşlık hakkıdır. Gelin, bir defa olsun emeklilerden yana tavrımızı ortaya koyalım, bir defa olsun emekliden yana olun, sermayeden yana olmayın çünkü bu kanun teklifinde İşsizlik Fonu'ndan alıp sermaye vermek var ama işçiye, emekliye karşı da ne yazık ki adaletsiz bir durum söz konusu.

Yine, teklifin 9'uncu ve 10'uncu maddelerine baktığımızda iktidarın emek karşıtı yüzünü bir kez daha net bir şekilde görebiliyoruz. İşçilerin, işsiz kaldıklarında bir güvence olsun diye alın teriyle biriken İşsizlik Fonu bir kez daha amacından saptırılarak turizm ve imalat sektöründe büyük patronların, dev holdinglerin, zincirlerin yağmasına açılmakta. Son on yılda fon kaynaklarının asıl sahibi olan işçilere ayrılan pay sistematik olarak geriletilmiştir. Fon âdeta bir patrona destek fonu olarak algılanmakta ve ona dönüşmüştür. 2026 yılı Mayıs ve Aralık döneminde turizm patronlarına İşsizlik Fonu'ndan günlük 116 TL, aylık ise 3.500 TL prim desteği veriyorsunuz zaten. Peki, otellerde asgari ücretle çalışan, sezon bitiminde kapının önüne konulan turizm emekçilerine, güvencesiz mevsimlik işçilere ne veriyorsunuz? Tabii ki hiçbir şey.

Benzer bir güvencesizlik pratiği de PTT emekçilerine karşı yürütülüyor. Getirilen düzenlemeyle 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 657 sayılı Kanun ile güvencesinde yer alan PTT personeli idari hizmet sözleşmesi adı altında esnek, güvencesiz ve kölece bir çalışma rejimine âdeta zorlanıyor. Bu dayatmayı kabul etmeyen ve buna biat etmeyen ya da iktidarın belirlediği yüzde 50'lik keyfî kontenjana girmeyen binlerce liyakatli kamu emekçisi ise istihdam fazlası ilan edilerek âdeta sürgün edilecektir. Bu hamle kamusal bir hizmet yürüten PTT'yi tamamen şirketleştirme ve ardından yandaş sermayeye peşkeş çekerek özelleştirme sürecinin açık bir ön hazırlığı olarak görülmektedir.

Bakın, bu konuyla ilgili emekçilerin talepleri var. Özellikle 22'nci ve 23'üncü maddeyle ilgili. Nakledilen personel için 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanun'un 22'nci maddesinin uygulanacağı belirtilmektedir bu yasa teklifiyle. Bu durum personelden daha yüksek maaş alan ya da gittiği kurumda aynı pozisyonda olan kişiden daha yüksek maaş alan PTT emekçisinin maaşı sabitlenecek, aradaki fark tazminat olarak ödenecek, daha düşük alanın maaş eşitlenene kadar zam almayacak anlamına gelecektir. Bu nedenle kanun teklifinde "Kurumda almış oldukları aylık, ek gösterge, varsa ikramiye ve her türlü zam ve tazminat haklarının hepsini almaya devam eder." düzenlemesi getirilmesi ve eklenmesi gerekmektedir. PTT'de daha önce istihdam edilenleri statülerindeki geçirdikleri hizmet süreleri ek 4 madde kapsamında yine İHS'li olarak geçmiş kabul edilmelidir. Daha önce 399 sayılı KHK'li olup İHS'ye geçen personelin Emekli Sandığı ile ilişkisi devam ediyordu, emekli olduklarında emekli ikramiyesi ödeniyordu, ayrıca yeşil pasaport alma imkânları da vardı. Bu düzenleme ile Emekli Sandığı ile ilişkileri kesilecek, yeşil pasaport alma hakları ortadan kaldırılacaktır. İHS'ye geçen personelin 399 KHK ile elde ettiği hakların devam ettirilmesi yönünde bir madde eklenmesi gerekiyor bu teklife.

Teklifte "İdari hizmetler, idari hizmet sözleşmeli olarak istihdam edilenlere emeklilik ikramiyesi veya iş sonu tazminatı ödenmeyecek. Bu personelin önceden emeklilik ikramiyesi ve iş sonu tazminatı ödenmiş süreleri hariç emeklilik ikramiyesi ve iş sonu tazminatına esas olan toplam hizmet süreleri idari hizmet sözleşmesi personel hükmüne göre ödenecek, iş sonu tazminatının hesabında dikkate alınacak." denilmektedir. Emekli ikramiyesi hesaplama yöntemi ile iş sonu tazminatı hesaplama yöntemleri farklı olup hak kaybı yaşanma olasılığı yüksektir. Dolayısıyla yıllarca Emekli Sandığı Kanunu kapsamında çalışan bir personelin kısa bir süre İHS'li olarak çalışsa bile emekli ikramiyesi değil, iş sonu tazminatı alma zorunluluğu olacaktır. Kazanılmış hakkı koruyacak şekilde yeniden bir düzenleme yapılması gerekmektedir.

Yine, siyasi iradesi kayyum darbesiyle gasbedilen yerel yönetimler şimdi de mali bir vesayet altına alınmak isteniyor ve bu yapılırken âdeta felç ediliyor yerel yönetimler. Teklifin 21'inci maddesiyle belediyelere ve il özel idarelerinin genel bütçe vergi gelirleri paylarından yapılan genel aydınlatma giderlerinin kesintilerini fahiş oranda arttırıyorsunuz. Büyükşehirlerde ve diğer belediyelerde bu kesintiler yüzde 30'lara fırlarken Cumhurbaşkanına bunu 2 katına artırma yetkisi veriyorsunuz. Halkın oylarıyla seçilmiş, halka doğrudan hizmet götürmekle yükümlü olan yerel yönetim gelirlerine merkezî idare eliyle el koymak yerel demokrasiyi tasfiye etmek dışında bir şey ifade etmiyor. Özellikle de bölgede halkçı, katılımcı ve demokratik belediyecilik pratiğimizi ekonomik olarak boğmayı hedefleyen bu merkeziyetçi kuşatma doğrudan doğruya o kentte yaşayan halkın cezalandırılması değil midir? Yapılması gereken yerel yönetimi geliştirmek, yerel yönetimi daha çok açmak ve buna alan açmak; yapılması gereken Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı'ndaki şerhleri kaldırmak.

Bu torba yasanın en tehlikeli ve en karanlık bölümlerinin biri de Siber Güvenlik Başkanlığının yetkilerinin genişletilmesini içeren 19, 24 ve 25'inci maddeleridir. Ben bir milletvekiliyim, olduğum dönemde Mersin'deki bir mahkeme kararıyla X hesabım erişime kapatıldı. İtiraz ettim; hiç okumamış, hiç okumadan o da reddetti. Daha sonra Anayasa Mahkemesine başvurdum. Benim bile bir güvencem yoksa, bir milletvekilinin siber güvenlik güvencesi yoksa siz halkın neyle karşılaşabileceğini öngörüyor musunuz? Gerçekten bu alanlar demokrasinin gelişmesi ve ifade özgürlüğünün, eleştiri hakkının gelişmesi gereken alanlardır. Bakın, en son bir tiyatrocuyu, bir sinemacıyı gözaltına alıp tutukladı bu iktidar. Aslında ülkede bir bağımsız yargı söz konusu değil, bağımlı yargı kararı bile gerektirmeyen, işte, gecikmesinde sakınca bulunan hâl gerekçesiyle, soyut ibarelerle bir kuruma, bir kişiye, bir genel müdüre ya da bir bürokrata bu yetkiyi veriyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Buyurun, toparlayın.

KAMURAN TANHAN (Mardin) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Dolayısıyla bu yapılmak istenen aslında tehlikeli; ifade özgürlüğünü ortadan kaldırın, eleştiri hürriyetini ortadan kaldıran; Anayasa'ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne açıkça aykırı ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına açıkça aykırı bir düzenlemedir. Siber güvenlik elbette ki önemli ama bu kadar ucu açık takdir yetkisi verilmesinin ileride daha büyük problemlere sebebiyet vereceği açıktır. Bu nedenle bu teklifin de geri çekilmesini talep ediyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.