| Komisyon Adı | : | MİLLİ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 14 .07.2026 |
NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Öncelikle, bugün görüştüğümüz, müzakere ettiğimiz, teklifi hazırlayan ilk imza sahibi değerli hocamız Saadettin Hülagü Bey'e ve onunla birlikte teklifi Komisyonumuzda tartışmaya hazırlayan değerli milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. YÖK Başkanımıza ve kıymetli çalışma arkadaşlarımıza Komisyon çalışmalarımıza hoş geldiniz, safhalar getirdiniz diyorum.
Tabii YÖK'le ilgili bugüne kadar birçok çalışma yürütüldü. Bugün de burada yükseköğretim kurumlarımız ve üniversitelerimizin çalışmalarının iyileştirilmesi anlamında bir kanun teklifini görüşüyoruz. Elbette ki her kanun teklifinde tartışılacak, eleştirilecek, müzakere edilecek, daha iyisinin olmasını isteyeceğimiz birçok şey olabilir ancak geneli itibarıyla en başta genel hatları açısından önümüze gelen kanun teklifinin üniversitelerimizin çalışmaları ve üniversitelerimizin kalitesinin artırılması açısından pozitif maddeler içerdiğini, pozitif bir içeriğe sahip olduğunu ifade etmek istiyorum. Reform beklentilerimiz her zaman olacaktır. YÖK de üniversitelerde reform beklentilerimizin kapsamı içerisinde olan ya da "reform" sözcüğü geçtiğinde aklımıza gelen kurumlardan bir tanesi ama her teklif her zaman bir reform olmaz, teklifler aynı zamanda iyileştirme önerileridir. Dolayısıyla buradaki teklifi de şu ana kadar yürütülen çalışmaların iyileştirilmesi açısından önemli görüyorum.
Teklifimizin içerisinde teklifi sunan milletvekili arkadaşımızın bahsettiği gibi bundan sonraki süreçlerde üniversitelerimizdeki bilgi üretimine pozitif katkı sağlayacak birçok husus var. Bunlardan bir tanesi 67 yaş emeklilik sınırı nedeniyle akademiyle ilişkisi kesilmek zorunda olan öğretim üyelerimizin üniversitelerimizin ihtiyaç duyması durumunda bir sözleşme süreciyle iki yıllık sözleşmeler marifetiyle akademiyle ilişkilerinin devam etmesini sağlayan, böylelikle bilgi, birikim, tecrübe ve akademik katkısı açısından üniversitelerimize fayda sağlayacağı mülahaza edilen öğretim üyelerimizin öğrencilerle, bilgi üretimiyle, akademiyle ilişkisinin devam etmesine imkân sağlayan bir düzenleme var. Bunu oldukça kıymetli buluyoruz. Tabii, burada, önceki döneme oranla birtakım yeni kısıtlar getirilmek suretiyle istismar, keyfilik ya da başka ilişki ağları nedeniyle sözleşme sürelerinin oluşturulmasını engelleyen maddeler de konulmuş. Bu bir iyileştirme önerisi olarak takdir edilmesi gereken bir husus.
Öbür taraftan, teknoloji transfer ofisleriyle üniversitelerimiz arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi meselesi de kıymetli. Diğer yandan, Sağlık Bakanlığıyla kurulan ilişkilerde üniversitelerimizin yüzde 2,5 oranında araştırma payı alması da üniversitelerimizin araştırma kapasitesini artırmak bakımından fayda sağlayacağını düşündüğümüz bir husus. Öte yandan, gerek yurt dışında gerek yurt içinde çeşitli iş birliklerine alan açan, çeşitli iş birliklerine imkân tanıyan düzenlemeler de yine üniversitelerimizin akademik gücünü artırmaya dönük önemli bir katkı sunacaktır diye düşünüyorum.
İntihal meselesi, son yıllarda, son dönemlerde ne yazık ki başka teknolojik gelişmelerle de birleşince bilgi üretimi ve sahtekarlık, hırsızlık, akademik hırsızlık gibi istemediğimiz cümleleri yan yana getirme zorunluluğu doğuran bir süreçti. Bu konuda cezai müeyyidelerin güçlendirilmesi, sadece akademik intihal yapan ya da tezini, araştırmasını, makalesini başkaları üzerinden oluşturanlara değil, aynı zamanda bu konuda iş birliği yapanlara da cezai müeyyideler getiriyor olması da önemli bir husus.
Tabii, vakıf üniversiteleri Türkiye'de önemli kurumlar, çok güzel örnekler de var, zaman zaman vakıf üniversiteleriyle ilgili olumsuz örnekler, kötü örnekler karşımıza çıksa da Türkiye'nin yüz akı üniversitelerimiz içerisinde vakıf üniversitelerimiz de var. Dolayısıyla, bu alanı regüle etmek, bu alanda hem üniversite eğitimini hem öğrencilerimizi korumak hem de akademik camiayı güçlendirmek bakımından getirilen ilave teklifler de olumlu diye düşünüyorum.
Diğer yandan, yurt dışında bilimsel çalışma yapmaya dönük iş birliklerinin iyi niyetli bir şekilde buraya konulmuş olması da önemli. Tabii, bir niyet okuma yöntemiyle yurt dışında açılacak birtakım birimlerin istismar edileceğine dair kaygı burada YÖK tarafından somut birtakım kriterlerle mutlaka engellenecektir.
Öbür taraftan hocalarımızın, akademisyenlerimizin çalışmalarının araştırmalarının, buluşlarının patentlerinin korunmasına dönük de önemli destek içeren bir maddeyle burada karşı karşıyayız. Şimdi, kanunda, tabii, bizim de burada hem teklif sahibi arkadaşlarımız hem de ihtiyaç duyulması durumunda YÖK Başkanımız ya da ilgili arkadaşlarımız cevaplandırabilirler. Yabancı uyruklu öğrencilerin, araştırma görevlilerinin döner sermayeden pay almalarıyla ilgili bizim kanundan anladığımız kadarıyla Anayasa Mahkemesinin engelleyici bir kararı yok. Bunu kanunla düzenlemek suretiyle bu öğrencilerimizin, bu araştırma görevlilerimizin döner sermayeden pay almalarıyla ilgili engelleyici bir husus burada söz konusu, buna bir açıklık getirilmesi gerektiğini ben de düşünüyorum çünkü nihayetinde döner sermayeden pay almak, bir kamu görevlisi ya da bir devlet memuru gibi bir pay almak anlamı taşımıyor. Bunu değerlendirmekte fayda var.
Öncelikle, afla ilgili çok sayıda öğrencimizin, okullarıyla ilişiği kesilmiş çok sayıda gencimizin taleplerini karşılayan bir af düzenlemesi önümüze geldi. Bunun için yine teklif sahibi değerli Sadettin Hülagü hocamız ve imza sahibi diğer milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Ancak bir önceki aftan yararlanmış olanlarla ilgili de belki tekrar bir değerlendirme ihtiyacı doğabilir. Bunu da şahsi kanaatim olarak takdirlerinize, Komisyonun takdirlerine sunuyorum.
Öbür yandan, bildiğim kadarıyla güvenlik soruşturması zaten Anayasa Mahkemesinin "Bu yönetmelikle değil, kanunla düzenlenmesi gereken bir husus. Dolayısıyla bununla ilgili yasal düzenlemeyi yapın, yönetmelikle disiplin soruşturması ya da güvenlik soruşturmasını düzenleyemezsiniz." talebi üzerine önümüze gelen bir husus. Bu açıdan kanunun bütününe baktığımızda genel olarak pozitif karşıladığımız bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. Emeği geçenlere bir kere daha teşekkür ediyorum.
Tabii hem üniversitelerimiz hem de YÖK geçtiğimiz yıllar içerisinde Türkiye'de çok önemli iyileştirme ve yeniliklere imza attı. Ben önemsediğim bazı hususları sizlerle burada paylaşmak istiyorum. Öncelikle, 208 üniversitemizin içerisinde bazı üniversitelerimizin bölgesinin kalkınmasına sağlayacağı katkı da hesaba katılarak bölgesinin stratejik pozisyonu da dikkate alınarak ihtisas üniversitesi olarak konumlandırılmış olmasını çok doğru, yerinde ve güçlendirilmesi gereken bir adım olarak görüyorum. Öte yandan, bazı üniversitelerimizin "araştırma üniversitesi" olarak tanımlanması ve araştırma üniversitesi olması nedeniyle desteklenmesini de kıymetli, önemli ve akademik dünyamız açısından katkı sağlayıcı bir husus olarak görüyorum ancak bendeki bilgilere göre şu ana kadar 25 ihtisas üniversitemiz, 23 araştırma üniversitemiz var, yanlış bilgi aktarıyorsam ilgili arkadaşlar düzeltebilirler. İmkânlar çerçevesinde bu rakamların artmasından üniversitelerimizin ihtisaslarına göre ya da ihtisas üniversitesi olması bağlamında misyonlarının farklılaştırılmasında fayda olduğunu düşünüyorum. Öbür taraftan, ülkemizin bilimsel bilgi üretimine katkı sağlamak, özellikle temel bilimler ve Türkiye'mizin ihtiyacı olan stratejik alanlarda bilim adamı yetiştirmek için 100 stratejik alanda 2 bin öğrencimize doktora imkânı sağlanması, yurt dışında doktora imkânı sağlanması da önemli bir husus. Bu stratejik alanlar Türkiye'mizin öncelikleri, ülkemizin öncelikleri güçlü, büyük Türkiye inşa etme sürecimizdeki ihtiyaçlarımız dikkate alınarak mutlaka belirleniyor ancak bu rakamların da 2 bin öğrenciyle sınırlı kalmayıp daha da yukarı çekilmesi akademik dünyamıza ve Türkiye Yüzyılı inşamıza önemli katkılar sağlayacaktır diye düşünüyorum.
YÖK'ün yapması gereken önemli işlerden biri son dönemde bu konuda da ciddi adımlar atıldı. Temel bilimlere destek olması. Gerçekten ülkemizin ihtiyacı olan bilim adamları özellikle temel bilimlere yönelme konusunda desteklenmeli, teşvik edilmeli, yönlendirilmelidir. Birkaç gün önce yine YÖK Başkanımızın açıklamasıyla Mikro Yeterlilikler Çerçeve Kararı alındı. Bu kararı da ben çok önemli buluyorum. Özellikle öğrencilerimizin AKTS yükünün yüzde 10'una kadarını üniversite dışı birtakım iş birliği yapılmış kurumlardan, kuruluşlardan tamamlamasına imkân veren bu düzenleme aslında bugüne kadarki üniversite paradigmamızda da bir esnemenin işaretlerinden biri. Üniversitelerde bilgi üretiminin, bilgiye erişimin tekeli bugüne kadar vardı. Bu tekelin bu anlamda esnetilmesi, yeni gelişmeler, yeni teknolojik gelişmeler, yapay zekâ ve benzeri ürünlerdeki yeni oluşumlar açısından düşünüldüğünde bilginin sadece kampüslerde ve üniversitelerde değil, üniversite dışında da üretilebildiğini, akredite edilmiş kuruluşlarla yapılan iş birliği çerçevesinde öğrencilerimize böyle bir imkânın sağlanmış olduğunu görmek de sevindirici.
Bir başka husus da üniversitelerimizde epey süre önce başlamış olan norm kadro uygulaması. Bu norm kadro uygulaması da keyfiliği engelleyen, keyfiliğe engel olan önemli adımlardan bir tanesi. Akademisyen sayımızda çok ciddi bir artış oldu, 190 binlere ulaşan bir akademisyen kadromuz var. Üniversitelerimizde kadın okullaşma oranında ciddi bir artış oldu. Neredeyse birbirini dengeleyen cinsiyet dağılımı açısından dengeli bir tablo oluştu. Ayrıca, gerek YÖK'ün içerisinde gerek de bağımsız bir kalite kurulu olarak, Yükseköğretim Kalite Kurulu olarak kalite kurullarının kuruluş olması, kalite kurullarımızın üniversitelerimizi akredite etmesi, üniversitelerimizin kalitesinin yükselmesine katkı sağlaması da son dönemde karşımıza çıkan önemli iyileştirme adımları olarak dikkat çekiyor. Ben de bu adımların atılmasında katkı sağlayan herkese çok teşekkür ediyorum.
Tabii, bundan sonra önümüzdeki temel hedefin şu olması lazım: Biz Türkiye'de eğitime erişim olanaklarını olabildiğince geliştirdik, 208 tane üniversitemiz var. Türkiye'nin her tarafında eğitime erişim imkânı çocuklarımızın önüne açıldı. Şimdi, bu fiziki koşulların iyileştirilmiş olmasının, eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılmış olmasının artık niteliğe odaklanma konusunda bizi daha da kuvvetli bir yaklaşıma sevk etmesi lazım.
Öte yandan, özellikle ihtiyaç odaklı kontenjan yaklaşımının bizim politikalarımızın merkezinde olması gerekiyor. Aslında, zaman zaman gündeme gelen atanamayan öğretmenler meselesinin arkasında da böyle bir neden olduğunu düşünüyorum yani Millî Eğitim Bakanlığının ihtiyaçları ile eğitim fakültelerimizin kontenjanları arasında bir korelasyon sağlanamadığı takdirde karşımıza başka semptomlar, başka sorun alanları çıkıyor. Bu açıdan, YÖK'ün kontenjanlarla ilgili daraltmaya gitmesini olumlu karşılıyorum. Her ne kadar Danıştay geçen sene bu konuda olumsuz bir karar almış olsa da YÖK'ün bu yıl zamanında, öğrencilerin mağdur olmayacağı bir zaman planlaması içerisinde kontenjanlarla ilgili daraltma politikasını bu anlamda doğru buluyorum ve mutlaka bundan vazgeçilmemesi gereken bir konu olarak değerlendiriyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlar, birkaç hususa da burada müsaadenizle dikkat çekmek istiyorum. Kendisi aramızdan ayrıldı ama ilgili arkadaşlarımız buradalar, biraz önce konuşan Sayın Koca konuşmasının içerisinde af talebinde bulunan öğrencileri sıralarken "Kürt oldukları için okullarından atılan öğrenciler" ifadesini kullandı; bunu hiçbir biçimde kabul etmemiz söz konusu değildir. Bu ülkede hiçbir öğrenci Kürt olduğu için okullarından atılmaz, atılamaz; AK PARTİ olarak bugüne kadar bunun karşısında, Kürt zulmüne karşı, Kürtlere karşı işlendiği iddia edilen zulümler karşısında nasıl bir tutum sergilediysek sırf etnik kimliği nedeniyle okullarıyla ilişiği kesilen bir öğrenci varsa onun karşısında da sizden çok biz dururuz, bunu ifade etmek istiyorum çünkü 2002 yılında iktidara geldiğimiz günden bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanımızın bu ülkede Kürt sorunuyla ilgili aldığı inisiyatifi, aldığı riski ve bugün de Milliyetçi Hareket Partisiyle birlikte, Sayın Devlet Bahçeli'yle birlikte üstlendiği riski hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, hiçbir öğrenci Kürt olduğu için, dindar olduğu için, şu etnik kimliğe sahip, şu dinî kimliğe sahip, şu mezhepsel kimliğe sahip olduğu için okulundan atılamaz Elbette ki bu konuda yaptıklarımızı tek tek sayarak burada huzurlarınızı meşgul edecek, işgal edecek değilim.
Bir diğer husus... Sayın Özçağdaş da buradan ayrıldı, biraz önce konuşurken araya girmek suretiyle ifade ettik ama tekrar ifade etmekte fayda görüyorum. Ben, Komisyonumuzun çalışmalarının muhabbet içerisinde değil mehabet içerisinde yürümesini önemsediğimi söyledim, bu cümleyi daha önceki Komisyon toplantılarımızda da zaman zaman kullandım. Burada mehabetten kastettiğimiz şey sözlüklere bakıldığında sözlüğe bakan herkesin çok rahatlıkla göreceği ve bileceği gibi ya da Türkçe ile eski Türkçe arasında bağ kurmayı başarabilen herkesin çok rahatlıkla anlayabileceği gibi saygınlıktır. Komisyonumuzun saygınlığına halel getirmeyecek bir çalışma düzenimizin olması gerektiğini söyledim, "Ben o dili bilmiyorum." dedi Sayın Özçağdaş. Bizim konuştuğumuz dil milletin dili, siz bilmiyorsanız o sizin sorununuz.
Ayrıca, Sayın Özçağdaş yine konuşmaları içerisinde "çoğunluktan gelen tahakküm" "dikta rejimi" gibi ifadeler kullandı. Kusura bakmayın, Millî Eğitim Komisyonunda gündemin dışında ifadeler kullanmak istemezdim ancak buradaki arkadaşlarımız gündemin dışında da genel olarak AK PARTİ'yi, Hükûmetimizi, Cumhur İttifakı'nı ilzam edecek ifadeler kullandığı için bunları söylemekte ben de bir beis görmüyorum. Eğer bir dikta rejimi arayanlar varsa lütfen dönüp kendi tarihlerine baksınlar, muhalefetsiz demokrasi arayışlarına baksınlar, darbeler karşısındaki tutumlarına baksınlar, 1960 darbesinde bu ülkenin Başbakanı darağacında sallandırılırken nerede durduklarını araştırsınlar, 71 muhtırası yapılırken Cumhuriyet Halk Partisinden istifa edip Başbakanlığı kabul eden kendi parti mensuplarına baksınlar, 28 Şubatta partilerinin nerede durduğuna baksınlar.
Şimdi, bazı milletvekili arkadaşlarımızın milletvekilliği görevi bittikten sonra rektör oluşlarını eleştiren arkadaşlar, ona da bir şey söylemek istiyorum, ben Meclis kürsüsünde de bunları söyledim: Hiç kimse kusura bakmasın, bu memlekette katsayı zulmü uygulanırken ODTÜ Rektörü cübbesini giyip AK PARTİ Grup Salonuna gelip orada katsayı zulmünü savunmadı, sizin Grup Salonunuzda cübbesini giyip, gelip katsayı zulmünün devam etmesini savundu ve o günkü Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri de elleri patlayıncaya kadar, elleri en şiddetli şekilde alkış tutana kadar ODTÜ Rektörünü alkışladılar. İnönü Üniversitesinin Rektörü "Yüzde 99 oy bile alsanız bu memlekette sizi iktidar yapmayız." derken alkışlayanlar yine ilgili partinin milletvekilleriydi. Bakın, rektör seçimlerinden bahsedildi. Kastamonu Üniversitesinin Rektörü 1 oy almış, dönemin Cumhurbaşkanı 3'üncü sıradaki rektörü rektör olarak atadı, rektörlük görevi bittikten sonra Cumhuriyet Halk Partisinden milletvekili aday adayı olmak için koşarak gitti. Nur Serter ikna odaları kurdu, siz ödüllendirir gibi getirip partinizden milletvekili yaptınız. Cumhuriyet mitinglerinde cübbesini giyip de sizin düzenlediğiniz, aktörlerinizin konuştuğu mitinglere koşarak gelen rektörlere alkış tuttunuz, "Ordu göreve!" pankartları açan rektörlere. 28 Şubat sürecinde Genelkurmay brifinglerine davet edilen ve topuk selamıyla darbeci askerlerin karşısında hizaya duran rektörleri sizler alkışladınız, biz alkışlamadık. Dolayısıyla, bu açıdan bakıldığında hesap vermek açısından son derece kabarık bir siciliniz var.
İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Sizin de var yani onu da kabul ediyorsunuz. Bizim de varmış, sizin de varmış.
YÜKSEL TAŞKIN (İzmir) - Şu anda siz tam da bunları yapıyorsunuz.
MÜHİP KANKO (Kocaeli) - Polemik yapmayacağız sizinle. Siz tartışmak istiyorsunuz, biz tartışmayacağız sizinle.
NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Şimdi, bence sizin probleminiz şu: İstiyorsunuz ki Cumhuriyet Halk Partisinin mitinglerine koşarak gelsin, darbe çığırtkanlığı yapsın, darbe şakşakçılığı yapsın, biz de o rektörleri alkışlayalım; böyle bir düzen yok, böyle bir dünya yok.
Çoğunlukçulukla bizi itham eden milletvekili arkadaşımıza şunu söylüyorum: Evet, demokrasi sadece çoğunluk yönetimi değildir ama çoğunluk demokrasinin olmazsa olmazıdır yani seçimlerde en çok oy alanın yönetmesi demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır. Biz, bu Komisyonda -bu Komisyonun eski üyesi olan milletvekili arkadaşlarımız çok iyi bilecekler ki- hiçbir zaman tahakkümcü, hiçbir zaman çoğunluğun gücüne dayanarak kanun çıkarmaya çalışan bir tutum içerisinde olmadık. Öğretmenlik Mesleği Kanunu'nun ilk imza sahibi benim burada ve Öğretmenlik Mesleği Kanunu da gerek sizden gelen gerek bizim de makul gördüğümüz en az 4-5 tane maddeyi daha sonraki müzakere süreçlerinde değiştirmek suretiyle bir uzlaşı ortaya koyduk; benim aslında "mehabet" derken kastettiğim şey de buydu. Bu Komisyonun temel özelliklerinden biri bugüne kadar yaptığı çalışmaların hepsinde uzlaşı, makuliyet, rasyonellik araması idi. Bu konuda biz her şeye açığız, her eleştiriye açığız, her katkıya açığız. Bakın, siz 1'inci maddeyle ilgili Anayasa'ya aykırılık teklifi verdiniz, ben de konuşmamın içerisinde 1'inci maddeyle ilgili kendi çekincelerimi ve bu konuda bilmediğimiz bir şey varsa, bilmediğimiz bir hassasiyet varsa bu hassasiyetin bize aktarılması gerektiğini burada ifade ettim.
Öğrenci affıyla ilgili en çok mücadele eden milletvekillerinden biriyim. Teklif sahibi Değerli Hocamız Sadettin Hülagü de bilir; Sayın Cumhurbaşkanımızla, Grup Başkanımızla hocamızın Başkanlığında yürütülen çalışmalarda bu konuyu gündeme getirdik, öncesinde belirlenen af düzenlemesinin alanının genişletilmesiyle ilgili başta Sayın Komisyon Başkanımız olmak üzere çok büyük mücadele verdik.
Ben, burada, hep beraber olduğumuz bu Komisyon ortamında bir önceki aftan yararlanma meselesini yine gündeme getiriyorum. Bu bir uzlaşı meselesidir. Bu bir rasyonalite meselesidir. Bu bir ortak noktadan bakma meselesidir. Yani bu konuda bizim bir çekincemiz, bir kaprisimiz, "biz yaptık oldu" gibi bir duygumuz yok ama kusura bakmayın, siz bize böyle tahakküm ederseniz, meseleyi siyasallaştırırsanız, meseleyi siyasal polemiğe dökerseniz biz de herhâlde kendi grubumuzun hakkını savunmak için bu siyasal polemiğin gerektirdiği cevabı size vermek durumunda kalırız.
Hepinize teşekkür ediyorum.