KOMİSYON KONUŞMASI

İLYAS TOPSAKAL (Samsun) - Değerli Komisyon üyeleri, Millî Eğitim ve YÖK Kanunu deyince, herhâlde, milletimizin gelecek yüzyıllarını konuşuyor oluyoruz. O yüzden, hepiniz ve hepimiz önemli bir iş yapmış oluyoruz aslında.

Bir kanun teklifi geldi, geniş de bir kanun teklifi, bu YÖK'le ilgili. YÖK'ün elbette yapısal... Biz de kabul ediyoruz, muhalefetteki arkadaşlarımız da sorunları hakkında birçok malumat verdiler burada, doğrudur da. Yani bakış açısına bağlı ama genel itibarıyla merkezileşme konusunda, idare konusunda yılların getirdiği ve yıllarca biriken sorunların olması da gayet doğal ama bizim gibi, bizim işimiz de, milletvekilleri, kanun yapmak, bu haksızlıkları, aksaklıkları gidermek de bizim işimiz eğitimciler olarak. Dolayısıyla, hepimiz burada aslında kutsal bir vazifeyi yerine getiriyoruz.

Şimdi, genel olarak herkes bir millî eğitimin temel felsefesinden bahsettiler ve YÖK'ümüzün genel gidişatından bahsettiler. Milliyetçi Hareket Partisi adına da hem de kendisi bir eğitimci olan, fikirleri olan birisi olarak asıl temel mevzunun, millî eğitimimizin temel felsefesinin ne olacağına dair -bu YÖK de bunun içinde- görüşlerimi sizlerle paylaşmak isterim.

Benim için bilimin ve felsefenin temelli dildir. Dolayısıyla -bunu söylemem lazım- dili Türkçe olmayan hiçbir kurum ne bilim ne de makale ne de gelecek kurabilir. Dolayısıyla aslında milletvekilleri olarak bir kere bizim bilimsel dilimizi kurmamız lazım ve bunun güçlendirmemiz lazım. Cumhurbaşkanlığımız 2023 yılında kararname şeklinde aslında bu kararı da aldı Strateji Başkanlığında. Dolayısıyla hem Millî Eğitimimiz hem de YÖK'ümüz bu 2023'te alınan genel çerçeveye bundan sonra azami dikkat göstermek zorunda. Yani üniversitelerden gelen... Ben bir sözelciyim elbette, matematik, fenci olmadığım için belki tıpta, matematikte, fende çok önemli değil dilinizin üretim veya kullanım oranı ama sözelde yani kuracağınız felsefede çok önemli olduğu için Cumhurbaşkanlığımızın 2023'te serdettiği bu maddeye dikkatli bakmak lazım ve o çerçevede bir felsefe kurmak lazım. Bunu neden söylüyorum? Şunun için söylüyorum: Tıbba, fen ve matematik bilimlerine bakın, Türkiye'nin üretiminin tamamı İngilizce veya İngilizceye yakın diller. Dolayısıyla bu üretim kime sizce? Türkiye Cumhuriyeti devletine bu üretimde ne var sizce? Hiç düşündünüz mü bunu? Hepimiz profesörüz. Yani milletvekilleri olarak bence önce bu tarafa bakalım. Temel bir şeye bakmak istiyorsak, kavga etmek istiyorsak veya fikirlerimiz arasında çarpışma olmasını istiyorsanız önce buna bakacaksınız. Kalkınma modellerine baksanız da bunun doğruluğunu anlarsınız zaten. Yani dünyaya şöyle bir baktığınız zaman kimin bilimde ve felsefede ileri olduğunu, kimin dilini iyi kullandığını aslında bakarak bunu çok çabuk anlayabilirsiniz, buradan girmek istedim çünkü benim için aslında önemli konu buydu, gerisi hepimizin zaman zaman... İşte YÖK Kanunu'muzda -bugün 27 herhâlde çünkü kadrolar da var- YÖK kurumumuz eksik görmüş, bizlere bildirmiş, işte kanunda o eksik gördüğü yerleri milletvekilleri vasıtasıyla dolduruyorlar. Bunun eksiği vardır, fazlası vardır, bir sene sonra, altı ay sonra yine YÖK'ümüz bizi uyaracaktır, biz ilgili yerleri yine sizler vasıtasıyla hep beraber düzelteceğiz. Nitekim, bugün, 1'inci maddede, siz anlattınız burada, muhalefet geldi, anlattı ve biz de sizi dikkatlice dinledik ve bazı yerde haklı olduğunuzu da biz kendi içimizden ifade ettik bunu ama bunun yolunu biz biliyoruz, nasıl yapacağımızı hep beraber sonra konuşuruz. Yani eksikliği anlatma bakımından muhalefetin de böyle aslında katkıları oluyor, güzel tarafı da oluyor. Yani, çocuklarımız niye geldi? Bizde okumuşlar, intern olmuşlar veya doktor olmuşlar, neden para almasınlar, neden gidip başka yere gitsinler? Bunu düşünmek lazım. O yüzden, yani, milletvekilinin katkısını da anlatmak için bunu söyledim.

Şimdi, millî eğitimimizde... Bir şey daha söylemek zorundayım çünkü komisyonlarda ve hep konuşmada benden dinliyorsunuz. Bu özel okul öğretmenlerinin problemi ne biliyor musunuz? Şurada anlatılanların hiçbiri değil, özel okul problemi var Türkiye'de. Özel okullar ticarethaneye dönüşmüş dolayısıyla ticarethane böyle yapar yani insanlarını sömürür. Niye siz işte bunu temel felsefe olarak şunu... Aslında devletimiz veya milletvekillerimiz bunu öngörmüşler ve güzel de kanun çıkarmışlar, demişler ki okullara "Kardeşim, bakın, özel okul şöyle şöyle standartlarda olur; işte, bahçesi olur, çocuklar oynar, ne bileyim, sosyal mekânları olur, sınıflarda şu kadar metrekareleri olur, şu standartlarda kitapları okutun, kendiniz basmazsınız, devletin kitabını okutur." Bu sene Millî Eğitim Bakanlığının özel okullarda kestiği cezanın haddi hesabı yok, hiçbirisi kurala uymuyor. Yani normal, toplumda yaşanan, kurallara uymama, kanuna uymama, Anayasa'ya uymama özel okullarda da devam ediyor, bu kadar basit. Ha, bizim vazifemiz, demek ki burada bir eksikliğimiz var, özel okullar iyi okul olursa... Bakın vakıf özel okullarına, iyi özel okullarda öğretmen fiyatları devlet okullarından daha iyi, orada hiçbir problem olmuyor. Neden öbür tarafta oluyor? Çünkü o okullar normal okul değil. Bir apartman okul; bahçesi yok, hiçbir şeyi yok. Çocuklar oraya sadece gidip geliyor, belki var ya, aldıkları diploma, girdikleri sınavlar... Şimdi, burada her şeyi söylemeye gerek yok. Demek ki aslında biz burada şeyleri alıyoruz, Kanunda her şeyi yapıyoruz, uygulayacakları kuralları da söylüyoruz ama toplumun genelde bir tuhaf davranışı var; iş adamı da böyle aslında yani daha ileri gitmek istemiyorum ama her kesimde böyle bir uyumsuzluk var. Demek ki bizim dikkat edeceğimiz, aldığımız kararlara okulların veya işte bu üniversiteler de vakıf üniversiteleri de aynı şeyde, uymasını sağlamak yani milletvekili olarak da idare olarak da bunu yapmak zorundayız. Bunu bir öz eleştiri olarak kendime söylüyorum, gördüğüm eksiklikleri söylüyorum.

İkincisi, şimdi bir de işsiz öğretmenler meselesi konuşuluyor. İşsiz öğretmen diye bir şey... Öğretmen olmak için öğretmenlik sıfatlarını taşımanız lazım -işte, YÖK Başkanımız da burada- eğitim fakültesini bitiren herkes öğretmen olamaz. Bunu da açıkça söylemek zorundayız. Dünyada eğitim fakültelerinde ve öğretmen olanların standartlarına bir bakın, Türkiye'ye bakın. Türkiye'de şöyle bir yanlış anlayış var: Ben eğitimi tamamladım, işte atıyorum, hukuk fakültesini bitirdim, ben otomatik avukat olurum, şunu olurum, bunu olurum. Hayır, belli şartları taşırsanız olur. İşte bu şartları adaletli, eşit ve herkesin içinde olabileceği şekilde koymak da biz milletvekillerinin görevi. Yalnız siyaset yapıyoruz diye milyonlarca veya binlerce insanı ilgilendiren, aileleri ilgilendiren şeylerde çok heyecanlı ve atak olmamak lazım; yarın iktidara geldiğiniz zaman onun şeyini de hepimiz çekiyoruz; bunu da söylemek istedim.

İkincisi, denklik meselesi. Denklik meselesi, ben YÖK'ü tebrik etmek istiyorum, açıkça da ifade ediyorum denklik meselesinde. Türkiye'de ilk defa denklikle ilgili, 2020'den itibaren ama özellikle 2023'ten sonra YÖK'ümüz çok büyük kriterler getirdi ve bence de evrensel kriterler. Çok insan haksız olarak yurt dışına, oraya buraya, hiçbir sınava girmeden, hiçbir denetime tabi olmadan denklik kazandılar. YÖK'ümüz geldi...

Ben biliyorum, 2017 ama 2020, 2023'ten sonra kesin kriterler koydu ve objektif kriterlerdi, herkese göre kriter. Herkes gidip YÖK'ün şeyini açabilir, sayfasını açabilir, oradaki kriterlere bakabilir. Giderken de gelirken de hangi fakültenin hangi seviyede denk olup olmadığını şeffafça görebilir, ona göre okur. YÖK'ü bu konuda tebrik etmek lazım ve bunu yaparken de YÖK'ü desteklemek lazım. Siyaseten YÖK'ün yaptığı kanununa biz muhalefet ettiğimiz zaman, o zaman YÖK'ün yaptığı diğer işlerde de esneme ve siyasete göre esneme, siyasete göre, işte, gevşeme oluyor, ondan sonra da haksızlıklar aslında o standarttan sapmadan ileri geliyor yani bizim vazifelerimizden birini söylüyorum. Dolayısıyla bu konuda da dikkat etmek lazım.

Şimdi, kadrolar; atama, yükseltme kriterleri var YÖK'te, onunla ilgili bir şey gelmedi, düzeltme gelmedi ama büyük bir boşluk var YÖK'te, şu boşluk var: Aslında kurumlarda tabandan yukarıya doğru bir piramit olmalı kadrolarda, öyle değil mi Saadettin Hocam? Normalde geleceği düşünüyorsak on, yirmi, otuz, kırk, elli yıl... Türkiye'de tam tersi, yukarıdan aşağı doğru piramit; profesör çok, doçent çok, araştırma görevlisi yok. Gerçekten bir bakın şöyle üniversitelere, büyük üniversitelerde tamamen aynen hantal var. Şimdi yeni şeyde gördüm ben, YÖK bize bir teklif yapmış, araştırma görevlisi kadrosunu fazlalaştırmış yukarıya doğru bunu evirmeye çalışmışlar, ne kadar yapabilir? Kırk elli yıldır gelen bir hikâyeden yapabildikleri için bir çalışma yapmışlar. Ha, yeterli mi? Bugün değiştirmez. Bakın, bugün değiştirmez ama on yıl, yirmi yıl, otuz yıl buna çabalarsanız o piramidi değiştirebilirsiniz. Bu bugünkü idarenin işi değil veya bugünkü milletvekilinin işi değil. Herkes aşağıdan yukarıya doğru bir piramit üretmeye çalışmalı çünkü bozulmuş yani bunu görüyoruz, her yerde bozulmuş, üretim de olmuyor. Bakın, eğer araştırma... Şimdiki üretim, otuz yıl önceki üretim üniversitedeki. Şimdiki başarılar var ya, bugünün başarısı değil o.

SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Yirmi beş yıllık iktidar var burada yani.

İLYAS TOPSAKAL (Samsun) - Ya, şimdi, cevap vermeyeyim, verirsem var ya...

SEVİLAY ÇELENK (Diyarbakır) - Vermeyin zaten...

İLYAS TOPSAKAL (Samsun) - Hiç konuşmanın bir anlamı yok yani.

Bakın, bu zamana kadar gelen, o aşağıdan yukarıya gelen, gerçekten 90'lı yılların müthiş bir kadrosu vardı, belki 2000'li yılların, siyaseten konuşmuyorum bunu, o araştırma görevlileri şimdi hepsi profesör, ben de dâhil, çok eskiden çok üretiyorduk ama profesör olduktan sonra üretme kabiliyetiniz öğrenciye yönelir yani öğrenci yetiştirirsiniz, üretemezsiniz fazla bilim olarak. O üretim bugünkü teknolojiyi doğurdu. Peki, otuz yıl sonraki teknolojiyi hangi üretim doğuracak? Bugün herkes profesör, yok alttan gelen, onu düşünmek lazım. O yüzden buna hocam biz destek oluruz, devam edin lütfen. Özellikle araştırma görevlisi ve doktor öğretim üyesi gençleri üniversiteye yönlendirmekte fayda var çünkü doçentlik ve profesörlük dolmuş vaziyette. Kadro vermeyin hocam, dayanın yani. Neden kadro vermeyin? Bakın, bir bölümde 10 profesör var, 10 doçent var -hocam biliyordur, istatistikler onda, ona göre yapıyordur- 3 araştırma görevlisi yok, biliyor musunuz?

KAYIHAN PALA (Bursa) - Ama şimdi de aynı şey var, doçent...

İLYAS TOPSAKAL (Samsun) - Yok, yok şimdi gördüm, hocam...

KAYIHAN PALA (Bursa) - Hocam sayıları vereyim ben size.

İLYAS TOPSAKAL (Samsun) - Onu görüyorum hocam ben ama bakın, bu gelen şeylerde alttan yukarıya şey yapmışlar, onu anlattım. Ben savunmayacağım onu, YÖK Başkanımız kendisi o perspektifi anlatır. Buna destek olmak lazım, onun için söylüyorum. Yok yapmıyorlarsa destek olmayalım yani, o da problem değil.

İSMET GÜNEŞHAN (Çanakkale) - Bir değişim şart ama.

İLYAS TOPSAKAL (Samsun) - Şart, şart. Yapıyorlar zaten, başlamışlar çünkü hocamız geldiğinde ben biliyorum, üç sene önce ben şeyde de söyledim, büyük veri... Hayır, artık yapay zekâ var, istatistik var. Hangi üniversitede on yıl sonra, yirmi yıl sonra, otuz yıl sonra ne olacak zaten açık beyan. Eskiden böyle bir beyanımız yoktu.

Şimdi, devlet üniversitelerindeki problem bence güzel problemler. Devletin yine, devlet üniversitelerinin kendine has geleneği var. O gelenek devam ediyor. Burada güzel de bir şey yapmışlar. O gelenek bozuluyordu son dönemde. Sebebi şu: Sağlık Bakanlığı, tıpta, özellikle -Saadettin hocam o şeye çok da vurgu yapar- tıplarda biz eskisi gibi gelenekten hekim, doktor demiyorum, hekim yetiştiremedik. Sebebi şu: Son beş-on yılda Sağlık Bakanlığının üniversiteleri daha çok imkâna sahip ve insanlar oraya gitmek istiyor yani üniversiteden gitmek istiyor. Üniversite hastaneleri onlara göre daha dezavantajlı falan ve bizim de özellikle Cerrahpaşa, İstanbul Üniversitesi, Hacettepe gibi, işte Atatürk Üniversitesi veya Çukurova Üniversitesi -şimdi hepsini saymayayım ama- çok gelenekli, güzel ve köklü yani yüzyıllara dayanan bir geleneğimiz var. Bu geleneğin bozulması Türk millî eğitimi ve Türk üniversiteleri için iyi bir şey değil. Ne kadar çok farklı gelenek o kadar çok motivasyon demektir. Yani ne düşünürseniz düşünün, çok önemli değil ama her şeyin bir geleneği vardır. İstanbul Üniversitesinin Çapası farklı gelenektir, Cerrahpaşası farklı gelenektir, Marmara farklı gelenektir, uyum sağlarsınız sağlamazsınız. O ama o bilimi getirir yanında. Dolayısıyla bu zenginliğin kaybolmasını da engellemek üzere burada hafif değişiklikler yapmış. Teşekkür ediyoruz Hocam ama buna özellikle yani Sağlık Bakanıyla görüşüp bu işin devam etmesi lazım ve tarafların ve imkânların eşitlenmesi lazım. Bu önemli bir şey bizim için.

Sonra kadrolarda atama, yükselme kriterleri bölgeseldi bizde, üniversiteye göre üniversiteden üniversiteye değişir. Elbette bunun çok büyük... İşte, bizde 15 tane araştırma üniversitesi var. Son dönemde bununla ilgili büyük çalışma oldu, bu önemli ama şöyle bir dezavantajı var: Bizim devletimiz bir tarafa doğru, her zaman Batı'ya doğru bir şey yapar veya işte, hem entelektüel orada birikir, parası orada birikir ama bizim doğumuz var, güneyimiz var, kuzeyimiz var, eşit olacak şekilde davranmak lazım. Eşitliği sağlayacak devletin idaresidir aslında, buna da dikkat etmek lazım. Yani en iyiyi hocayı alıp hoca çok yayın yaptığı için tutuyor Hakkâri'de durmuyor, geliyor İstanbul Üniversitesine veya atıyorum Ege'ye geliyor. Batı'ya doğru bir kayış var. Bunu da telafi edecek şeyleri de düşünmek lazım, bunu söyleyebilirim.

Emeklilikle ilgili yeni gelen yasada sağ olsun Saadettin hocamız, özellikle tıptaki çalışan hocalarımızla ilgili ama bizler de şöyle düşündük hocalar olarak: Gerçekten artık insanın ömrü uzadı hocam yani artık 65 yaşı ortalama yaş olarak geçiyor. Dolayısıyla bir hocanın en verimli çağında yani 65 yaşında hocanın dimağı ve en verimli çağı olabilir. Geçmiş dönemde de öyledir, emekli edin, "Hadi, gidin evinizde oturun." demek gerçekten... Biz kendi hocalarımızdan da biliyoruz, oturamıyorlar evde. Gelip yine odayı boşaltmazlar, biz onlara hizmet ederdik yani yıllarca. Dolayısıyla bu açıdan da bence çok önemli bir çalışma oldu. Teşekkür ediyoruz. En azından hocalarımıza hürmeten. Tabii, ona da bir kriter getirmek lazım mı bilmiyorum Hocam. Yani hiç adam çalışmıyordur, artık emekli olmuştur yani gerçekten öğrenci derse de girmiyordur, zulümde yapıyordur, onu da düşünmek lazım Hocam, nasıl yaparız bilmiyorum ama hafif bir şeyler var ama bir kural da getirilebilir.

MEHMET EMİN ÖZ (Erzurum) - Profesörlerin sayısı artmış olacak yine buna göre.

İLYAS TOPSAKAL (Samsun) - İşte, düşüneceğiz, üreten profesörler için bu geçerli, onu söylemeye çalıştım.

AYLİN YAMAN (Ankara) - Ama şu anda bir kriter yok.

İLYAS TOPSAKAL (Samsun) - Oraya koyulacak gibi yani onu düşünüyoruz. Ben düşünüyorum şahsen yani şahsen düşünüyorum çünkü nihayetinde on-on beş yıldır -bizim YÖK Başkanımız da düşünüyordur onu- kimseye bir şey yapmıyor yani hiçbir faydası yok. Olmaz yani o, öyle bir şey olmaz.

Bir de şu akademik dergilerin Hocam, yayınların denetimiyle ilgili... Çünkü nihayetinde şöyle bir... İşte, belli kriterleri olan dergilerde yayını olmak şartı, bir denetime tabi tutulması lazım. YÖK'ün gözetiminde iyi bir denetimden geçmesi lazım. Uluslararası çünkü bu.

Benim söyleyeceklerim aslında... Olumlu şeyler çok var. Mesela, üniversitelerin AR-GE'yle ve sanayi ile iş birliği konusunda kolaylaştırmalar. Vakıf üniversitelerinin işte, temel problemleri vardı, yıllardır vakıf arazilerini kullanıyorlar ama hastanesi yok. Onunla ilgili bir imkânın yaratılması, otuz ay gibi bir süre verilmesi. Bunlar yeni yasanın getirdiği bence iyi şeyler desteklenmeli. Dolayısıyla benim fikrim genel olarak bu kadar.

Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum. Komisyon üyelerine de beni dinledikleri için teşekkür ederim.