KOMİSYON KONUŞMASI

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Sayın Başkan, Adalet Komisyonumuzun değerli üyeleri, değerli bürokratlar ve basın mensupları; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz Çocuk Koruma Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi çocukların suçla temasını sadece ceza hukuku çerçevesinde ele almakla yetinen bir düzenleme değildir. Teklif, koruyucu ve önleyici hizmetler, sosyal inceleme, aile sorumluluğu, bağımlılıkla mücadele, dijital riskler, infaz ve rehabilitasyon ile kurumlar arası koordinasyon başlıklarını birlikte değerlendiren çok yönlü bir yaklaşım benimsemektedir. Teklifin genel gerekçesinde de çocukların suçla temasında aile, okul, akran çevresi, ekonomik ve sosyal koşullar, dijital ortamlar ve kamu kurumlarının müdahale kapasitesi gibi birbiriyle ilişkili çok sayıda unsur bulunduğu kabul edilmektedir. Bu yaklaşım, çocukların suça sürüklenmesine yol açan nedenleri araştırma Komisyonumuzun ulaştığı temel sonuçlarla da büyük ölçüde örtüşmektedir. Araştırma Komisyonu kapsamında 20 toplantı ve 8 çalışma ziyareti gerçekleştirilmiş, farklı disiplinlerden uzmanların, yargı mensuplarının, kamu kurumlarının, yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, ailelerin ve uygulayıcıların görüşleri alınmıştır. Bunun yanında, Adalet Bakanlığına bağlı Çocuk Ceza İnfaz Kurumları ve Çocuk Eğitimevlerinde bulunan çocuklar arasından tabakalı rastgele örnekleme yöntemiyle seçilen -bu yüzde 99 güven aralığına tekabül ediyor- 610 çocukla birebir görüşme esasına dayanan saha araştırması yapılmıştır.

Yine, Komisyon çalışmalarımız dahilinde 765 çocuk hâkimi ve cumhuriyet savcısını kapsayan bir saha araştırması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca, 1.306 meslek elemanının katıldığı saha araştırması yürütülmüş, ailelerle odak grup görüşmeleri, öğrenciler, rehber öğretmen ve okul yöneticileriyle birebir görüşmeler de gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmalardan elde ettiğimiz veriler hem Komisyon raporumuzda yer verdiğimiz politika ve uygulama önerilerinde hem de bugün görüştüğümüz kanun teklifinde bilimsel dayanak oluşturmuştur. Bu veriler bize cezai düzenlemelerin yanında erken tespit, aile desteği, eğitim, psikososyal müdahale, bağımlılık tedavisi ve sürekli izleme mekanizmalarının da gerekli olduğunu göstermektedir. Bu teklif, çocuğu suçtan korumayı, suçla temas etmiş çocuğu yeniden topluma kazandırmayı, mağdurun hakkını gözetmeyi ve toplum güvenliğini sağlamayı birlikte hedefleyen kapsamlı bir çocuk adaleti düzenlemesidir. Son yıllarda şahit olduğumuz çocukların dâhil olduğu ağır şiddet olayları, bıçaklı ve silahlı saldırılar, suç örgütlerinin çocukları araç olarak kullanması, akran zorbalığının ağır yaralama ve ölümle sonuçlanan boyutlara ulaşması hepimizin dikkatle değerlendirmesi gereken bir tablo ortaya koymaktadır. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de çocuk suçlu profili ve suçun mahiyeti değişmektedir. Teklifimizin değerlendirilmesinde 2 temel ilkenin birlikte gözetilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Birincisi, çocuğun üstün yararı, gelişim özellikleri ve yeniden topluma kazandırılmasıdır. İkincisi ise, mağdurların haklarının, kamu güvenliğinin ve adalet sistemine duyulan güvenin korunmasıdır. Bu 2 ilke birbirine karşıt değildir. Çocuk adalet sisteminin amacı, çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarını dikkate alırken suçun tekrarını önleyecek etkili, ölçülü ve bireyselleştirilmiş müdahaleler geliştirmektir. Bir tarafta korunması, eğitilmesi ve rehabilite edilmesi gereken çocuk vardır, diğer tarafta ise yaşam hakkı ihlal edilmiş mağdurlar, evladını kaybetmiş aileler ve devletten etkili bir koruma bekleyen toplum vardır.

Değerli milletvekilleri, teklifimizin ilk önemli başlığı, çocukların ağır suçlarda ve örgütlü yapılarda kullanılmasına karşı etkili bir ceza adaleti mekanizması kurulmasıdır. Türk Ceza Kanunu'nun 31'inci maddesinde yapılmasını önerdiğimiz değişikliklerle çocuklar hakkında uygulanan yaş küçüklüğü indirimlerini tamamen ortadan kaldırmıyoruz, çocuklara özgü ceza sorumluluğu sistemini muhafaza ediyoruz. Ancak, özellikle kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama gibi ağır sonuçlar doğuran suçlarda hâkimin önündeki somut olayın özelliklerini daha geniş biçimde değerlendirmesine imkân tanıyoruz. Çünkü her olayın kusur ağırlığı, işleniş şekli, amacı ve saiki aynı değildir. Önceden planlanmış, yoğun bir kasıtla, son derece ağır bir yöntemle veya örgütsel yönlendirmeyle işlenen bir fiille ani gelişen, farklı sosyal ve psikolojik şartlar altında gerçekleşen bir fiilin aynı değerlendirme kalıbına tabi tutulması ceza adaletinin bireyselleştirilmesi ilkesiyle bağdaşmaz. Bu nedenle düzenleme otomatik bir ağırlaştırma getirmemektedir. Hâkime kasta dayalı kusurun ağırlığını, failin amaç ve saikini, suçun işleniş şeklini, daha önce kasıtlı bir suçtan hapis cezasına mahkûm edilip edilmediğini değerlendirme görevi vermektedir. Dolayısıyla, burada söz konusu olan çocukların yetişkinlerle kategorik olarak aynı rejime tabi tutulması değil, ağır suçlarda somut olay adaletinin daha sağlıklı kurulmasıdır.

Araştırma Komisyonumuzun kapsamında 765 çocuk savcısı ve çocuk hâkiminin görüşüne başvurularak gerçekleştirilen saha araştırması katılımcılarının yalnızca yüzde 4,8'inin mevcut mevzuatın çocukları suçtan koruma ve yeniden suç işlemelerini önlemesi bakımından yeterli olduğunu değerlendirdiğini gördük. Katılımcıların önemli bir kısmı özellikle ağır suçlar ve tekrar eden suç davranışları bakımından yaşa bağlı indirimlerin daha kademeli biçimde düzenlenmesini, belirli hallerde hâkime daha geniş bir değerlendirme alanı tanınmasını ve infaz sisteminin daha etkili hâle gelmesini önermiştir.

Sayın komisyon üyelerimiz, burada bahsettiğim 765 çocuk savcı ve hâkiminden gelen bu talep çok büyük bir yüzdeyle kaydedilmiş bir taleptir. Ben size kamuoyuna mal olmuş bir önemli bir dosyayı hatırlatarak, mahkeme heyetinin yüce Meclisimize ve Adalet Bakanlığımıza yazdığı bir yazıyı da okumak istiyorum, tam da bu 765 savcı ve hâkimin düşünceleriyle bire bir örtüşen bir vaka üzerinden gitmek istiyorum: Balıkesir Birinci Ağır Ceza Mahkemesinin Ata Emre Akman'ın 11/5/2024 tarihinde canavarca hisle katledilmesinden sonra 2024 /370 esas, 2024/357 karar sayılı dosyasında yaptığı yargılama sonucunda 12/7/2024 tarihinde vermiş olduğu kararın gerekçesinde şu hususlara değinilmiştir. Gerekçeli karardan bire bir alınan vakanın özetin okuyacağım öncelikle size ama bu arada Ata Emre bir üniversite talebesi. Hatırlar mısınız, bilmiyorum, henüz üniversitenin 1'inci sınıfında. Okula giderken bir taraftan kuryelik yapıyor. Aslında sosyoekonomik açıdan o kadar dezavantajlı bir ailenin çocuğu değil ama sorumluluklarının o kadar bilincindeki bir taraftan kuryelik yapıyor, bir taraftan da üniversite 1'inci sınıfta talebeliğine devam ediyor. Buradan aynen aktarıyorum: "Ata Emre yukarıda suç kayıtları sıralanan ve suç dehlizinde birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışan bir kitlenin kendi iç çekişmeleri içinde yetiştirdikleri çocukları tarafından sebepsiz şekilde hunharca katledilmiştir. Bu eylemde Ata Emre'nin en önemli hak olan yaşam hakkı elinden alınmış, aile ise bir ömür yaşayacağı evlat acısıyla baş başa kalmıştır. Tabiri caizse, kötülük iyiliğe büyük bir darbe vurmuş, onların mutlu ve huzurlu yaşamını elinden almıştır. Asıl fail ise -bu arada asıl failin çok uzun ve yüksek bir suç kariyeri var- çocuk sıfatından dolayı yirmi dört yıl hapis cezasıyla cezalandırılmıştır. Aile farkındalığı yüksek bir aile olduğundan genç yaşta çocuğunun hayatını elinden alan bu kişinin cezaevinde geçen sürelerinin 1'e 2 sayılması, verilen cezanın belli bir sürenin şartlı tahliyesinden dolayı düşecek olması, bir kısmının açık ceza infaz kurumunda, bir kısmının da denetimde geçecek olması sebebiyle asli failin cezaevinde kalacağı süreyi de bilmekte ve bu durumu kendi iç dünyasında kabullenememektedir." Bu örnekte birçok aile var, bu bir örnek. Fakat burada bence bir manifesto gibi mahkeme heyetinin yazdığı asıl bölüm okumak istiyorum size, gerekçeli karardan bire bir alınan, mahkeme heyetinin konu hakkındaki yazısı: "Bilindiği üzere güncel mevzuata göre verilen hukuki kararlar bazen adaleti temin ve tesis noktasında yeterli olurken bazen bu kararların bir kısmı tam olarak adaleti tesis edemediği gibi toplumsal vicdanı da tatmin edememektedir. Hukuki kararların hepsi adil sonuç verememekle beraber, adil kararların ise hepsinin hukuki olmak gibi bir zorunluluğu bulunmaktadır. Adalet ulaşılması gereken yegâne değerdir. Bu sebeple de adil bir kararın ilk basamağını hukukilik oluşturmaktadır. Hukuki kararların olabildiğince adalet duygusunu tatmin etmesi ve toplum vicdanında karşılık bulması ise hâkimin elindeki yasal enstrümanla sağlanabilmektedir. Bu yönden bakıldığında, hayata karşı içlerine işlenen suçlarda -tıpkı bizim teklifimizde olduğu gibi- sadece hayata karşı işlenen suçlarda cezanın infaz sürecinin "SSÇ" sıfatını haiz kişiler yönünden kısa bir sürece tekabül etmesi, yine suç bataklığındaki kişilerin aldıkları 1'den fazla mahkûmiyet hükmüne rağmen -bu da tekerrür maddemize tekabül ediyor- çok kısa sürede toplum içine karışarak yasa koruyucunun kendilerine tanıdığı hakları kötüye kullanmak suretiyle tekrardan vatandaşlık görevini yerine getiren ve güvenli bir ortamda yaşamayı hedefleyen saf ve temiz insanların yaşamını altüst etmeleri gibi ağır neticeler dikkate alındığında en azından hayata karşı işlenen suçlar yönünden Ceza İnfaz Yasası ile Türk Ceza Kanunu'nda yeniden bir değerlendirilme yapılmasında fayda olduğu değerlendirilmektedir. Şu an itibarıyla ülkemiz genelinde ceza mahkemelerinde yargılanan kişilerin ekseriyeti itiyadi suçlu kişiler, suç işlemeyi meslek edinen kişilerdir. Suçluların kendi dünyasındaki cezasızlık algısı çok ciddi şekilde toplum refahını, huzur ve sükununu hedef almaktadır. Diğer yönüyle de eylemi sabit görülmeyerek hakkında beraat kararı verilen kriminal bir kişinin bu karardan sonra tekrar suç işlemesi durumunda gerek kamu otoritesi gerekse mahkemeler ciddi şekilde zan altında kalmaktadır. Toplumda yasalarla verilen kararlarla, bu kararın infazıyla adaletin tesis edildiği inancının tam olarak oturması durumunda kimse sosyal medyadan ya da başkaca mecralardan da adalet noktasında medet ummayacaktır. Bu eksiklikler özellikle taraflarla ve delillerle doğrudan temas eden ilk derece mahkemeleri tarafından daha fazla hissedilmektedir. Bu sebeple, hukuk devleti ilkesinin gereği olarak yegâne yasa yapıcısı olan Meclisimizin uygulayıcılara toplumdaki adalet duygusunu tatmin edecek yeterli argümanları sağlaması, infazda ortaya çıkan aksaklıkların düzenlenmesi ya da yasa yapım aşamalarında nazara alınması ve bu hususta gerekli hassasiyetin gösterilmesi bakımından gerekçeli kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonuna, toplumsal ihtiyaç ve taleplere göre yapılacak yasal düzenlemelerin altyapısını hazırlamakla görevli Adalet Bakanlığı Mevzuat Genel Müdürlüğüne gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesisi tesis etmek gerekmiştir." Mahkemenin yazdığı ve hem Türkiye Büyük Millet Meclisine hem de Mevzuat Genel Müdürlüğümüze gönderdiği bu yazı aslında verdiği karardan... Yani çok vahşice işlenmiş bir cinayetten bahsediyoruz, çok vahşice işlenmiş bir cinayete kurban edilmiş, gencecik bir hayat sönmüş, bir ailenin hayatı kararmış ve verdiği karardan, elindeki mevcut enstrümanlardan mutmain olmayan bir mahkeme heyetinin bence çok sorumlu bir davranışı. Nitekim Meclisimize ve Adalet Bakanlığımıza bu düşüncelerini göndermiş Hepinizin de muhtemelen hatırladığı bu mesele 2024 yılında gerçekleşti. Biliyorsunuz, şu and2026'ya kadar da başka elim olaylarla ne yazık ki kamuoyu vicdanı çok fazla kanadı ve çok meşgul oldu.

15 yaşını doldurmuş çocukların işlediği suçların tekerrüre esas alınmasına ilişkin değişiklik de benzer bir ihtiyacın sonucudur. Tekrar tekrar suç işleyen, suç örgütleri tarafından özellikle seçilen veya suç işlemeyi süreklilik gösteren bir davranış hâline getiren çocukların durumu ile ilk kez adli sürece temas eden çocuğun durumu aynı değildir. Tekerrür çocuğun daha ağır biçimde cezalandırılması için kullanılan otomatik bir mekanizma olarak görülmemelidir. Esas amaç, tekrar suç işleme riskinin değerlendirilmesi, infaz ve denetim programlarının çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre planlanması ve suç çevrelerinin çocukları araç olarak kullanmasının önlenmesidir.

Ben bu araştırma komisyonunun başkanı olduktan sonra onlarca mektup aldım. Bunlardan bir tanesinin fotokopisini getirdim, bundan çok kısa bir pasaj size aktarmak isterim: "O zaman saldıklarında çok mutlu oluyordum, keşke salmasalarmış. 150 veya 160'ncı suçumda, 16 yaşında cezaevine girdim, hafta sonu yakalanıp nöbetçi savcıya çıktım ve tutuklandım. İlk kez cezaevine girdim." diye anlatıyor ve "Bu cezasızlık algısı, bizim yapıp da nasıl olsa yanımıza kâr kalıyor duygusunu bizde o kadar pekiştirdi ki sonuçta daha ağır cezalarla karşılaştık ve bu şekilde gençliğimiz yandı. Keşke bizim yaşımıza işte ya da işlediğimiz suça uygun insani, vicdani bir yaptırım olsaydı da biz bu hâle gelmeseydik." diyen onlarca mektup aldığımı söylemek isterim sizlere.

Teklifin önemli başlıklarından biri de çocuk hükümlülere ilişkin infaz sisteminin yeniden yapılandırılmasıdır. Çocuğun özgürlüğünden yoksun bırakılması çocuk adaleti sisteminde elbette son çare niteliğinde olmalıdır. Ancak bir hapis cezasına hükmedilmişse infaz sürecinin yalnızca zaman geçirilmesine dayalı olmaması gerekir. İnfaz döneminde eğitim, ruh sağlığı desteği, bağımlılık tedavisi, aileyle çalışma, davranış değişikliği programları, mesleki beceri kazandırmak, topluma yeniden uyum başlıklarının bireysel bir müdahale planı içinde yürütülmesi gerekir. Teklif çocuk hükümlünün kapalı kurumdan eğitimevine ayrılmasında psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı, çocuk gelişimcisi, rehberlik uzmanı veya öğretmen gibi uzmanların değerlendirmeye katılmasını öngörmektedir.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Hepsinden biri ama, hepsi değil.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Aynı zamanda daha kısa süreli hapis cezalarında ve taksirli suçlarda doğrudan çocuk eğitimevine alımı imkânı korunmaktadır. Bu aslında direkt kapalı cezaevine gidecek diye bir hüküm içermiyor. Ne yazık ki çok korkunç bir dezenformasyon fırtınası her zamanki gibi esiyor ve estiriliyor; ya okumadıklarından kaynaklanıyor ya da kasti yapılıyor bu dezenformasyon. Aslında çocuk eğitim evinde de başlayabilecek belli suçlar için bir süreç öngörüyoruz. Dolayısıyla, teklif bütün çocukların kapalı ceza infaz kurumunda tutulmasını öngören tek tip bir sistem kurmamaktadır. Suçun ve cezanın niteliğine, çocuğun ihtiyaçlarına, kurum içindeki tutum ve davranışlarına göre kademeli bir model önermektedir. Burada önemli olan, iyi hâl değerlendirilmesinin yalnızca disiplin cezası bulunup bulunmadığına indirgenmemesi, bilimsel, çok disiplinli ve denetlenebilir ölçütlere bağlanmasıdır.

Teklifimizin bir başka önemli yaklaşımı, suç işlenmeden önce alınacak koruyucu tedbirlerdir. Çocukların karıştığı, ağır yaralama ve öldürme olaylarında mutfak bıçağı, satır, şiş, tornavida veya bereleyici, delici aletler gibi 6136 sayılı Kanun kapsamı dışında kalan araçların kullanıldığı bilinmektedir. Son olayların hepsine bakın, âdeta bir salgına dönmüş; hepsinde 6136 dışında kalan, o kapsam dışında kalan bereleyici, delici bıçaklar ve aletlerin kullanıldığını görüyoruz. Teklifimiz bu boşluğu gidermektedir. Bu aletlerin çocuklara satılması, çocuklar tarafından satın alınması veya amaç dışı taşınması yasaklanmaktadır. İnternet ve mesafeli satışlar da düzenleme kapsamındadır. Ancak mesleğinin ve sanatının icrası için bu araçlara ihtiyaç duyan kişiler istisna tutulmaktadır. Dolayısıyla düzenlemede gündelik hayatı ve meşru mesleki kullanımı cezalandırmamakta, çocukların tehlikeli aletlere kontrolsüz biçimde erişimini önlemektedir. 15 yaşından küçük bir çocuğun bu yasaya aykırı davranması hâlinde ise çocuğa idari para cezası uygulanmasını değil, çocuk hâkimine başvurularak koruyucu ve destekleyici tedbirlerin değerlendirilmesini öngörüyoruz. Ben bu kanunun bu maddesini özellikle çok çok önemsiyorum gerçekten. Yani ben bir halk sağlıkçısıyım, olayın önlenmesi benim için çok daha kıymetli bir şey. Son olayları incelediğimde hep bu aletlerin kullanıldığını görüyorum ki cinayetle sonuçlanmadan önce bakıyorsunuz işte bazı failler, mesela Ahmet Minguzzi'nin katillerinden biri bu aletlerden satırla yakalanmış fakat bununla ilgili işte "Babama götürüyorum, bu işle iştigal ediyor, buna ihtiyacı var." diyor. Bu böyle bile olsa, gerçekten suça bulaşmasa bile o çocuk, gerçekten de babası kullansa bile bir çocuğun, belli yaşın altındaki bir çocuğun satırla ya da delici aletlerle dolaşması, taşıması kendi sağlığı açısından da, kendi güvenliği açısından da kabul edilemez. Dolayısıyla bu konudaki açığı bu teklif kapatıyor.

Ateşli silahların özensiz biçimde muhafaza edilerek çocukların eline geçmesine sebep olan kişiler hakkında müstakil bir suç oluşturulması da aynı koruyucu yaklaşımın sonucudur. Silah sahibi olmak beraberinde ağır bir muhafaza sorumluluğu getirir. Bir yetişkinin silahını çocuğunun ya da çocuğun kolaylıkla ulaşabileceği bir yerde bırakmasının sonuçlarını talihsiz bir kaza olarak değerlendiremeyiz. Önlenebilir bir tehlikenin gerçekleşmesi hâlinde gerekli dikkat ve özeni göstermeyen kişinin hukuki sorumluluğu bulunmalıdır.

Sayın milletvekilleri, aile hukukundan kaynaklanan bakım, eğitim ve gözetim yükümlülüklerini sistematik biçimde ihlal eden yetişkinlerin sorumluluğunu da açıkça ortaya koymamız gerekir. Çocuğun okula gönderilmemesi, bakım ve gözetiminin ihmal edilmesi, temel ihtiyaçlarının karşılanmaması, bağımlılık veya suç çevrelerine terk edilmesi çocuğun ağır suçlara yönelmesinin zeminini oluşturabilmektedir. Bu nedenle Türk Ceza Kanunu'nun 233'üncü maddesindeki cezaların arttırılmasını, yükümlülüğün ihlali sonucunda çocuğun kasten öldürme veya ağırlaşmış yaralama suçunu işlemesi hâlinde cezada artırım yapılmasını öneriyoruz. Burada cezalandırılan aile olmak değil, çocuğa karşı hukuki yükümlülüğün ağır biçimde ihlal edilmesidir.

Teklifimizin en önemli bölümlerinden biri de yönlendirme tedbirleridir. Ceza sorumluluğu bulunmayan çocuklara yönelik mevcut sistemin daha somut, izlenebilir ve çocuğun ihtiyacına uygun araçlarla desteklenmesi gerekmektedir. Bu nedenle sosyal ve toplumsal hizmetlere katılım, dijital risklerden korunma, kitap ve kütüphane faaliyetleri, çevreye saygı ve çevre temizliği çalışmaları, tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve davranışsal bağımlılıklara yönelik tedavi ve rehabilitasyon başlıklarında yönlendirme tedbirlerini getiriyoruz. Bu tedbirler bir cezalandırma yöntemi değil, çocuğa sorumluluk kazandıran, sosyal bağlarını güçlendiren ve yeniden suç işlemesini önlemeyi amaçlayan müdahale araçlarıdır. Mesela kitap ve kütüphane tedbiri çocuğun belirli bir saati formalite gereği bir yerlde geçirmesinden ibaret olmayacaktır. Çocuğun eğitim düzeyine ve ihtiyacına göre belirlenen kitaplar, eserler, rehberlik mekanizmaları ve sosyal gelişimini destekleyecek faaliyetler söz konusu olacaktır. Bağımlılık tedbiri de bir cezalandırma aracı değil, çocuğun sağlık hakkının korunmasıdır. Dijital risklerden korunma tedbiri konusunda temel haklara ilişkin hassasiyetlerin dile getirileceğini tahmin edebiliyoruz. Bu tedbir sınırsız ve süresiz bir gözetim yetkisi değildir; hâkim kararıyla, belirli süreyle çocuğun riskli platformlar ve suç çevreleriyle bağının kesilmesine yönelik uygulanacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifimiz sosyal inceleme mekanizmasını da güçlendirmektedir. 15 yaşından küçük çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunlu hâle getirilmektedir. Bu inceleme olmadan düzenlenen iddianamenin iadesi mümkün olacaktır. Bu düzenleme, çocuğu cezalandırmaya odaklanan bir teklif hazırladığımız yönündeki iddiaların aksini açıkça ortaya koymaktadır. Biz hâkimin önüne yalnızca bir suç dosyası değil, bir çocuk gerçeğinin gelmesini istiyoruz. "Çocuğun aile yapısını nasıldır, eğitim durumu nedir, bağımlılık şiddet ve istismar geçmişi var mıdır, suç örgütlerinin etkisi altında mıdır, davranışlarını yönlendirme yeteneği ne durumdadır, hangi koruyucu ve destekleyici tedbire ihtiyaç duymaktadır?" Bu sorular cevaplanmadan sağlıklı bir çocuk adaletini tesis etmek elbette ki mümkün olamaz. Çocuk hakkında kamu davası açıldığında Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Millî Eğitim Bakanlığının ilgili birimlerine bildirim yapılması da adli süreç ile sosyal hizmet mekanizması arasındaki kopukluğu gidermeyi amaçlamaktadır. Bugün en büyük sorunlarımızdan biri kurumların aynı çocuk hakkında birbirinden habersiz işlem yürütebiliyor olmalarıdır; savcılık ayrı, okul ayrı, sosyal hizmetler ayrı, sağlık kuruluşu ayrı bir dosya tutabilmektedir ancak çocuğun bütüncül ihtiyaçları zamanında değerlendirilemeyebilmektedir bu durumdan dolayı. Teklifimiz, Merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına, il ve ilçelerde vali ve kaymakamlara koordinasyon görevi vermektedir. Ana, baba, vasi veya bakım gözetiminden sorumlu kişinin mahkemece verilen tedbir kararının uygulanmasını engellemesi hâlinde öngörülen tazyik hapsi de çocuğun korunmasına ilişkin yargı kararlarının etkisiz bırakılmasını önlemeye yöneliktir. Elbette bu yaptırım, otomatik bir yaptırım değildir, çocuk hâkimi tarafından ihlalin niteliği ve ağırlığı değerlendirilerek uygulanacaktır ve itiraz yolu açıktır.

Teklifimizde sağlık ve bağımlılık alanında da önemli bir boşluk giderilmektedir. Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, uyuşturucu veya alkol bağımlılığı, davranışsal bağımlılık ya da ağır tehlike arz eden bir hastalık nedeniyle kendisi veya başkaları açısından ciddi tehlike oluşturan bir çocuğa ihtiyaç duyduğu müdahalenin zamanında yapılamaması kabul edilemez. Bu nedenle, uzman hekim raporu, 3 uzman hekimden oluşan sağlık kurulu değerlendirmesi ve çocuk hâkimi kararıyla işleyen, süreleri açıkça belirlenmiş bir acil korunma sistemi oluşturuyoruz. Burada keyfî bir özgürlük kısıtlaması değil; tıbbi gereklilik, uzman değerlendirmesi, hâkim kararı, belirli süreler, yargısal denetim üzerine kurulu bir koruma mekanizması bulunmaktadır. Çocuğun üstün yararı, bazen çocuğu yalnız bırakmamak, tedaviyi reddeden veya tedaviye erişemeyen çocuğa zamanında müdahale etmek demektir.

Değerli üyeler teklifle "suça sürüklenen çocuk" ibaresi yerine "adli süreçteki çocuk" kavramının kullanılmasını öneriyoruz. "Suça sürüklenen çocuk" kavramının çocuk koruma hukukunda belirli bir geçmişi ve amacı bulunduğunun farkındayız ancak soruşturma aşamasındaki bir çocuk hakkında henüz kesinleşmiş bir hüküm yokken kullanılan kavramın fiilin işlendiği veya çocuğu mutlaka edilgen biçimde suça itildiği yönünde peşin bir kabul üretmemesi gerektiğini düşünüyoruz. "Adli süreçteki çocuk" ifadesi çocuğun hukuk uyuş statüsüdür daha tarafsız bir biçimde tanımlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, bu teklif hakkında doğal olarak farklı hukuki ve bilimsel değerlendirmeler yapılacaktır. Özellikle cezaların artırılmasının caydırıcılığa etkisi, infaz süreleri, dijital denetimin sınırları, çocukların özgürlüğünden yoksun bırakılmasının son çare olması ve çocukların gelişimsel özellikleri üzerinde dikkatle elbette ki duracağız. Burada savunduğumuz yaklaşım, cezaların tek başına çocuk suçluluğunu çözeceği yönünde değildir, Araştırma Komisyonunun bulguları da böyle bir sonuç ortaya koymamıştır. Verilerin işaret ettiği husus şudur: Çocukların suça temasını azaltmak; erken çocukluk döneminden başlayan aile destekleri, okula devamın güçlendirilmesi, ruh sağlığı ve bağımlılık hizmetlerine erişim, güvenli mekânlar, mahalleler, sağlıklı akran ilişkileri, dijital risklerin azaltılması, etkili sosyal inceleme, bireyselleştirilmiş rehabilitasyon ve ölçülü bir adalet sistemiyle mümkündür. Teklifin ceza hukukuna ilişkin hükümleri de bu bütünün yalnızca bir bölümüdür. Asıl hedef, çocukların suçla ilk temasından önce riskleri tespit etmek, temas gerçekleşmişse tekrarını önlemek, mağdurların haklarını korumak ve çocuğun sağlıklı bir biçimde topluma dönmesini sağlamaktır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; bu teklifin temel yaklaşımı, çocuk adalet sistemini yalnızca ceza miktarları üzerinden değil, koruma, önleme, sorumluluk, tedavi, eğitim, rehabilitasyon ve koordinasyon başlıkları üzerinden birlikte değerlendirmektir. Araştırma Komisyonumuzun saha çalışmaları da çocuk suçluluğunun çok nedenli ve çok katmanlı bir olgu olduğunu, tek başına ceza hukuku veya tek başına sosyal politika araçlarıyla çözülemeyeceğini ortaya koymuştur. Bu çerçevede, teklifin bilimsel veriler, çocuğun üstün yararı, ölçülülük ilkesi, mağdur hakları, uygulama kapasitesi, düzenli izleme ve etki değerlendirmesi temelinde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz. Kanun yürürlüğe girdikten sonra da uygulamanın sonuçlarının düzenli olarak izlenmesi, tekrar suç işleme, okula dönüş, tedaviye devam, eğitimevine geçiş, tedbirlerin uygulanma oranı ve çocukların topluma uyumu gibi göstergeler üzerinden değerlendirilmesi önem taşımaktadır.

Bu düşüncelerle, teklifimizi Komisyonumuzun takdirlerine arz ediyor, katkı sunacak bütün üyelerimize şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum.