KOMİSYON KONUŞMASI

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Sayın Başkan, Değerli Komisyon üyeleri; ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum öncelikle.

Teklifin 2'nci maddesinin özellikle Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'ye uygunluğu konusunda bazı tartışmalar yaşadık. Öncelikle belirtmek isterim ki Türkiye Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'ye taraftır. Anayasa'mızın 90'ıncı maddesi uyarınca temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası sözleşmeler iç hukuk bakımından özel bir öneme sahiptir. Bu nedenle biz de teklif hazırlanırken çocuğun üstün yararını, özgürlüğünden yoksun bırakmanın son çare olması ve çocuğun yeniden topluma kazandırılması ilkelerini dikkate alarak çalıştık. Sözleşmenin 37'nci maddesi 18 yaşından küçük kişilere salıverilme imkânı bulunmayan ömür boyu hapis cezası verilmesini yasaklamaktadır. Salıverilme imkânı bulunmayana ömür boyu yani müebbet hapis cezası verilmesini yasaklamaktadır. Buradaki belirleyeceği ifade salıverilme imkânı bulunmayan ömür boyu hapis cezası teklifidir. Teklifte çocuklar bakımından koşullu salıverilme ihtimalini tamamen ortadan kaldıran, kişinin hayatı boyunca hiçbir şekilde topluma dönmesine imkân vermeyen bir ceza modeli kesinlikle öngörülmemiştir. Türk infaz hukukunda müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları bakımından belirli koşullar altında koşullu salıverilme imkânı bulunmaktadır. Dolayısıyla teklifin amacı çocuğun yeniden özgürlüğüne kavuşmayı ümidini ortadan kaldırmak değildir. Düzenleme yalnızca çok ağır suçlarda, ilk günde de konuştuğumuz üzere bazı suçlarda kanunda belirtilen şartların gerçekleşmesi hâlinde yaş küçüklüğüne bağlı indirimin hâkim tarafından uygulanmama imkânını sağlamaktadır. Burada da otomatik bir sonuç öngörülmemektedir. Her çocuk hakkında doğrudan yetişkin cezası uygulanması söz konusu değildir.

Bir de TCK 58'inci madde yani bu tekerrür hükmüyle ilgili tartışmalara cevap vermek isterim. Öncelikle teklifin 3'üncü maddesinde 15 yaşını doldurmuş ancak 18 yaşını doldurmamış kişiler hakkında belirli şartlarda tekerrür hükümlerinin uygulanmasını öngörüyoruz. Tekerrür, kişinin geçmişte herhangi bir fiili işlemiş olması anlamına gelmez. Tekerrürden söz edebilmemiz için kişi hakkında önceki suç nedeniyle kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmünün bulunması ve bundan sonra yeniden suç işlemesi gerekir. Dolayısıyla ilk defa suç işleyen bir çocuk hakkında doğrudan tekerrür hükümleri uygulanmayacaktır.

Bir de şunu özellikle konuşmalıyız, tartışmalıyız ve incelemeliyiz; rivayetlere göre değil de mevcut Çocuk Koruma Kanunu'muza ve bizim teklife dercettiğimiz uygulamalara baktığımız zaman zaten şunları göreceğiz. Mesela ne diyoruz? Mesela bizde bir uzlaşma müessesesi var, doğru mu? Hükmün açıklanmasının geriye bırakılması var, kamu davasının açılmasının ertelenmesi var, cezanın ertelenmesi var, ön ödeme gibi alternatif kurumların uygulama alanı yetişkinlere kıyasla çocuklarda zaten fazlasıyla var, bu alanda daraltılmıyor, buna dikkatinizi çekerim. Mesela, bir hadise oldu, önce mevcut hukuk sistemimiz uzlaşma yoluna gidecek, ikinci kez olursa yani çocuk yine suç işlerse uzlaşma hâlâ açık, üçüncü kez işlerse hükmün açıklanması geriye bırakılacak, daha sonra hapis veya erteleme söz konusu olacak. Bu arada hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasını da yönlendirme tedbirleriyle çocuğa önleyici, rehabilite edici bir sürü imkân tanındığını da hatırlatmak isterim. Daha sonra dördüncü karşılaşmasında ancak tekerrürden bahsedebiliyoruz. Dolayısıyla zaten diversiyon uygulamalarının son derece geniş olduğu mevcut sistemimizde bir işte daraltma, çocuğa zarar verme, çocuğu işte cezaevine tıkmak gibi kimsenin bir niyeti yok.

Bu arada, işte sanırım Barolar Birliğini temsilen gelen sayın katılımcı dedi ki: "Yani bunlar nesnel değil, işte hiçbir veriye dayanmıyor." Aksine, biz bu araştırma komisyonumuzda sadece dünya literatürünü baz almakla iktifa etmedik, uluslararası literatürde katkıda bulunacak ölçüde kendimizle, bilimsel kurul üniversitelerle işte etik onayları alınmış bilimsel araştırmalar yaparak aslında uluslararası literatüre de katkıda bulunduk ve mesela 765 çocuk hâkimi ve savcısının cevaplarına baktığımız zaman yani bu tekerrür meselesinin çocuklarda aslında cezasızlık algısını ne kadar pekiştirdiğini gördük. Kaldı ki çocukların kendilerini ifade ettikleri yani sonuçlarımız da bu arada raporumuzda var, lütfen okumanızı tavsiye ederim. Aslında hatta bırakın araştırmayı, bana gelen mektuplardan bahsettim. Yani her seferinde işlediği cürmün yanına kar kaldığını zannediyor çocuk, sonra birike birike çok daha büyük bir yaptırımla karşı karşıya kalabiliyor. Bizim amacımız, işte, çocuğu aslında artık bu kronikleşen suç davranışından ayırmaya çalışmak. Kaldı ki zaten uygulanan birçok indirimden dolayı yani mesela beş yıl ceza almış 1/3 yaş indirimi alıyor, doğru mu? Üç yıl dört aya tekabül ediyor. Üç yıl dört ay 1/6 iyi hâl indirimiyle iki yıl dokuz ay on güne düşüyor. İki yıl dokuz ay 1/2 koşulluyla bir yıl dört ay yirmi güne düşüyor. Yani bazen o kadar ağır suçlar olabiliyor ki mesela bir kız çocuğuna işkence yaptığını farz edelim, somut örnek üzerinden gidelim. Yani bu davranışında kronikleşme varsa ne kadar?

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Bir yıl denetimli serbestlik var, dört ay yirmi gün.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Dört ay yirmi gün ama bu tekerrüre esas alınırsa bir yıl yatacak. Yani şu algı, hani "Biz çocukları seviyoruz, kanun teklifini veren çocukları sevmiyor veya hapishanelere tıkmaya çalışıyor." algısı gerçekten hakikatle kesinlikle örtüşmüyor, bunu mutlaka belirtmek isterim.

Bir de şunu söylemek isterim: Burada Betül Ulukol Hoca çok kıymetlidir, sanırım Sevda Hanım siz örnek verdiniz Betül Ulukol Hoca'dan. Zaten raporumuzun da baş raportörlerinden birisidir, çok kıymetli bir bilim insanıdır. Siz orada değildiniz, rivayetlere göre işte şeyler anlattınız. Orada biyopsikososyal modelden bahsederek hatta yanlış anlaşılmamak için defaten kendini tekrar tekrar izah etme ihtiyacı duydu, dedi ki: "Bu çocuklara baktığımızda biyopsikososyal yaklaşımla açıklayabiliriz. Yani üçte 1'i genetik, biyo yani biyo nedenler, genetik faktörler yani biyolojik nedenlerden mütevellit suça yönelme." İşte, tamamen üçe bölüp "Diğer üçte 1'i psiko yani psikolojik etmenler, bir de sosyal faktörlerle açıklanabilir." Bu ama şu demek değildir: Biyolojik faktörler varsa 'Bu çocuğun suç kaderidir.' diye biz asla demiyoruz. Rehabilitasyona ve önlemeye azami önem vermemiz lazım ki teklifimiz de bu da var; rehabilitasyonunun ve tedavinin önü çok açılıyor, hatta bazen çocuğa zorunlu tedaviyi de öngörüyoruz. Fakat buna rağmen psikopatolojiden dolayı suç işlemekten veya engelleyemediğimiz bir çocuk profilinden de bahsetti. Hatta, bir başka hocamız da yine -hepimiz çocukları savunuyoruz- bunu söylemekten imtina ederek dedi ki: "Ya, bazılarıyla aynı odada bulunmaya bile kendiniz korkar ve katlanamayabilirsiniz." Böyle bir realite varken bizim amacımız bu çocukları böyle etiketlemek ya da işte genetik faktörleri varsa onlara işte "Bunlar suç işlemeye mahkûm." yaklaşımını kesinlikle benimsemiyoruz fakat realiteyi de değişen dijital riskleri de göz önünde bulundurarak başka bir yaklaşım benimsiyoruz. Ama zannettiğiniz gibi, zaten infaz sistemiyle de tekabül ettiği şeyler böyle müebbet hapisler falan değil, onları da ilerleyen zamanlarda, belki örnekleriyle konuşarak sizi aydınlatmak isteriz.

Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.