| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 21 .07.2026 |
NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Sayın Başkanım, ben de bugün burada katkı sağlayan bütün kamu kurumlarımızın kıymetli temsilcilerine teşekkür ediyorum.
Müsaadenizle hem birkaç soru sormak hem de katkı sağlamak için söz aldım.
Şimdi, Gençlik ve Spor Bakanlığımızın ilgili temsilcisi gençlik merkezleriyle ilgili yeni bir formattan bahsetti; bu önemli, kıymetli. İkinci bir şey daha söyledi: "Okul çıkış saatleri çocuklarımız için mutlaka gözetilmesi, değerlendirilmesi gereken bir zaman." dedi. Burada aslında bütün kurumlarımızda gördüğümüz bir eksiklik var. Bu eksikliğin giderilmesi bu projede önemli; o da eş güdüm yani okulla, Millî Eğitimle bir eşgüdüm olması lazım ve bu eş güdümün gerektirdiği gerekli lojistiğin de sağlanması lazım. Yani okuldan çıkan çocuğun okul çıkış saatini Gençlik ve Spor Bakanlığımızın imkânlarıyla değerlendirmesi anlamında bu eş güdüme ihtiyaç var, okulla bağa ihtiyaç var.
Şimdi, yeni modelde e-devlet üzerinden bütün gençler gençlik merkezlerinin doğal üyesi hâline geliyor. Bunun sonucu olarak bir risk etkenleri açısından genel bir tarama yapılacağından bahsetti. Tabii, bu taramanın neye göre yapılacağı ve bu tarama yapıldıktan sonra da ne yapılacağının en azından bizim açımızdan bilgilendirilmesinde fayda olduğunu düşünüyorum. Burada bulunan kurumlarımız içerisinde gerek imkân gerek mekân bağlamında okulun ve öğrencinin ihtiyaçlarına karşılık gelebilecek en önemli kurum Gençlik ve Spor Bakanlığı. Dolayısıyla bu 2 kurum arasında sistemin bir bağ kurması, sistemin okulla bağının kurulması lazım.
Bir diğer söyleyeceğim husus şu: Şimdi, biz hep klasik anlayışla, gelenekle gençle ilişkimizi mekânlar üzerinden kurmaya çalışıyoruz. Yani Diyanet gençlik merkezleri yapıyor, Gençlik ve Spor gençlik merkezleri yapıyor, kamplar yapıyor, başka başka mekânlar üzerinden gençlerle ilişki ve iletişim kurmaya çalışıyor. Hâlbuki yeni dönemin temel hususiyetlerinden biri mekânsızlık yani mekâna bağımlılık istemiyor gençler; bir mekânda olmak, bir mekâna gelmek, bir saat dilimi içerisinde bir mekânın içerisinde bulunmak, orada bir şey almak istemiyor. Dolayısıyla bu mekânsızlık meselesini, gerçeğini, hakikatini görerek bizim mekânlara bağımlı hizmet felsefesinden biraz farklı bir açılıma doğru kaymamız gerekiyor çünkü artık bizim bildiğimiz fiziki mekânlardan öte dijital mekânlar var. Biz bu dijital mekânlarda nasıl olacağız? Koca koca binalara öğrencileri çekmeye ve orada etkinliklere katılmaya çağırıyoruz ama çocuklar mekânsız ortamlarda iletişim ve ağlara katılmayı tercih ediyorlar. Bu meseleye bu açıdan bakmamız lazım. Yani bu mekânsızlık meselesi bizim hizmet felsefemizde de bir değişikliğe bizi yöneltmesi lazım.
Şimdi, gençlik merkezleri benim de çok önemsediğim mekânlar, çok da güzel işler yapıyor, bunun için ayrıca tebrik ediyoruz. Ancak gerek gençlik merkezlerinde gerek Kredi Yurtlar Kurumunun yurtlarında gerekse başka mekânlarımızda etkinlik analizleri yapıyor muyuz? Yani gençlik merkezlerimize, oradaki etkinliklere öğrencilerimiz, gençlerimiz gönüllü bir katılımla mı geliyorlar yoksa işte, Gençlik ve Spor Bakanlığının yurdunda kalan, Gençlik ve Spor Bakanlığının spor salonundan yararlanan çocuklar bir biçimde kendilerini buraya gelmeye mecbur mu hissediyorlar? Bu etkinlik analizini yapalım, kendi kendimize en azından samimi bir gerçeği deşifre etmiş oluruz diye düşünüyorum.
Şimdi, bunun dışında, İsa Mesih Başkanımız gerçekten bence Türkiye'de Diyanet açısından dikkate alınması gereken önemli hususlara temas etti. Komisyon Başkanımızın "et-tekrârü ahsen velev kâne yüz seksen" tekerlemesine sığınarak tekrara kaçacağımı bilsem de teyiden -her tekrar bir teyit içeriyor- ben de bir iki hususu söylemek istiyorum.
Şimdi, değerli arkadaşlar, "din dili" dediğimiz mesele... Yani haddim olmayarak Diyanetteki arkadaşlara en azından bir kaygılı vatandaş olarak bunları söylediğimi kabul edin. Din dili meselesi önemli bir mesele, karşımızda yepyeni bir sosyoloji var. Bakın, biz bu Komisyonu kurduğumuzdan bugüne kadar bu Komisyonun en çok duyduğu kelimelerden bir tanesi, kavramlardan bir tanesi nihilizm kavramı. Yani bu okul saldırısı yapan çocuklar ya da suça sürüklenen çocuklarla ilgili gerek Emniyet gerekse diğer kurumların yaptığı tanımlama nihilist aşırılıkçılık. Nihilizm ne demek? Anlamsızlık demek; aslında çok doğru bir tanımlama yapılmış. Yani bir anlam kaybı var, hem gençlerimizde anlam kaybı var hem dünyada anlam kaybı var hem toplumda anlam kaybı var. Şimdi, tam da buradan baktığımızda eğer karşımızda bir anlam kaybı problemi, anlamsızlık problemi varsa bu problemin birincil muhatabı din ve dinle ilgili kurumlar hâline geliyor. Çünkü anlam üreten iki tane mekanizma olabilir: Ya din anlam üretir ya ideoloji anlam üretir insanlar için. İdeolojiler gerçekliğini kaybettiğine göre, din hâlâ hayatta olduğuna göre, din hâlâ toplumlar için canlı olduğuna göre bu anlamsızlık probleminin en önemli cevabını, en önemli karşılığını verecek olan kurum Diyanet ve dinle ilgili kurumlar olacak. O nedenle bu anlamsızlığın karşısında bizim kendimizi yeniden sorgulamamız lazım. Bu sorgulamayı nasıl yapacağız? Yine haddimi aştığımı bilerek söylüyorum: Bakın, şimdi, klasik dinî yöntemler, klasik dinî tebliğ yöntemleri bellidir; birisi birisiyle yüz yüze iletişim kurar, ona bir şey anlatır ya da bir mekânda, bir hiyerarşik yapı içerisinde birisi birisine, bir topluluğa bir şeyler anlatır ama şimdi böyle bir mecra, böyle bir mekân, böyle bir yöntem böyle bir dönemde etkinliğini, işlevselliğini kaybetmiş durumda. Yani biz sırf geleneği sürdürmek bağlamında böyle bir yöntemle dinin yaygınlaşmasını ya da dinî değerlerin toplumsallaşmasını hâlâ sağlayabileceğimizi düşünüyorsak burayı sorgulamamız gerektiğini düşünüyorum. Çünkü dijitalleşme dediğimiz gerçeklik dinsel formları ya da klasik geleneksel dinsel formları da değiştirme zorunluluğunu bizim karşımıza çıkartıyoruz.
İkinci bir mesele... Şimdi, bu anlamsızlık çağında hiyerarşi dediğimiz mesele de -özellikle gençler için söylüyorum bunu- gençlerin -tırnak içerisinde kullanıyorum kelimeyi- neredeyse nefret ettiği bir mesele hâline geldi; hiçbir hiyerarşiyi, hiçbir otoriteyi kabul etmek istemiyorlar. Oysaki klasik din anlayışı baştan aşağı bir hiyerarşi içeriyor yani Allah ile insan arasında hiyerarşik bir ilişki var, peygamber ile insan arasında hiyerarşik bir ilişki var, kutsal kitap ile insan arasında hiyerarşik bir ilişki var, âlim ile insan arasında hiyerarşik bir ilişki var. Dolayısıyla din bir hiyerarşi içeriyor. O hâlde, hiyerarşiye karşı kendisini düşmanca konumlandırmış, hiçbir hiyerarşi kabul etmeyen bir yeni sosyoloji karşısında biz aslında bir hiyerarşiler sistemi olan dinle o ilişkiyi nasıl kuracağız; dikey ilişki mi, yatay ilişki mi? Bunu bizim tartışmamız gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi, buradan İsa Mesih kardeşimizin söylediği noktaya geleceğim. Karşımızda yepyeni bir sosyoloji var. Bu sosyoloji bizim bugüne kadar karşı karşıya kaldığımız sosyolojiden farklı. Şimdi, bu sosyolojinin muhatap olacağı din dilini yeniden inşa etmeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Yani orta yaş ve üstü insanların geldiği camilerde kullandığımız vaaz ve hutbe diliyle eğer biz gençlerimize karşı gençlerimizin karşı karşıya kaldığı tehdit ve tehlikeleri bertaraf edebileceğimizi düşünüyorsak yanılıyoruz demektir. O nedenle burada bir yenilenmeye, yeniden inşaya hatta benim kendi tabirimle -mazur görünüz- "yeni bir kelam inşası"na ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.
İkincisi, dinî temsil meselesi; üzerinde Sayın Tanal da durdu, Sayın İsa Mesih Şahin de durdu. Dinî temsil meselesinde, burada Diyanetin güçlenmesi lazım; sahih bir temsil ihtiyacı çok açık. Bugün sosyal mecralarda karşı karşıya kaldığımız dini temsil ettiği düşünülen figürlerin ürettiği tahribatı hiçbirimiz tamir etme imkânına sahip değiliz; o nedenle buraya yoğunlaşmamız lazım.
Üçüncüsü, sözün kıymeti kadar sözün söylendiği mecranın kıymeti de önemli, sözü söyleyen kişi de önemli. O nedenle, söz söyleyen insanlarımızın saygınlığını kurmak, o saygınlığı korumak, o saygınlığı üretmek gerekiyor çünkü söz, sözü söyleyenin saygınlığıyla da kıymet kazanıyor. Bu bağlamda Diyanetin, hepimizin üzerine düşen bir vazife olarak, dini temsil pozisyonundaki insanların saygınlığını da güçlendirmeye yoğun bir şekilde zihin yorması gerektiğini düşünüyorum.
Yani sorulardan öte Sayın Başkanım, kusura bakmayın, sanki bir iç dökmesi gibi oldu ama arkadaşlarımız hazır buradayken bunu ihtiyaç gördüm.
Ben tekrar bütün katılımcılara teşekkür ediyorum.