| Komisyon Adı | : | SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 29 .07.2026 |
KAYIHAN PALA (Bursa) - Teşekkürler Sayın Başkan.
Bilindiği gibi savaş bir halk sağlığı sorunudur. Bu sorunun ne kadar yakıcı bir özellik taşıdığını biz maalesef Gazze'de katledilen, içinde çocukların da olduğu... Resmî rakamlara göre 73 bin ama ben de size katılıyorum, bunun üzerinde ölümün gerçekleştiği; bunun 2 katından daha fazla yaralanmanın, bunların yarısına yakınının da sakatlanmalarla karşımıza çıktığı bir ortamdayız. Ayrıca, Dünya Sağlık Örgütünün saptamalarına bakacak olursak -veriler diyemiyorum, o koşullarda veriler elbette çok zor- toplumun üçte 2'sinden fazlasında depresyon ve benzeri ruh sağlığı sorunlarının görüldüğü, kronik hastaların hiçbir şekilde tedaviye ulaşamadığı, bunların yanı sıra sağlık çalışanlarının -ki sayısı bir veriye göre 600'ün üstünde- İsrail güçleri tarafından gözaltına alındığı, bir bölümünün hâlen -maalesef, az önceki örnekte olduğu gibi- hapishanelerde tutulduğu, sağlık kuruluşlarının işlerliğini kaybettiği bir ortamdayız. Sayın Başkan, bunun tek sorumlusu olarak İsrail'i görmek doğru değil. İsrail bunu tek başına yapmadı, İsrail bunu başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, onların desteğiyle yaptı. Dolayısıyla, NATO toplantısı sırasında ülkemize ve Ankara'ya gelen Trump bence hoş gelmedi, burada da hepimizin bu tutumda birleşmiş olması gerektiğini vurgulamak isterim.
Çok acı bir dönem, hepimizin içini yaralayan sağlık sorunları var. Meclis Komisyonu olarak hem bu sorunu gündemde tutmak hem de buna müdahale etmenin yollarını aramak açısından bu toplantıyı çok değerli buluyorum. Dolayısıyla, hem önerenlere hem size böyle bir toplantıyı düzenlediğiniz için teşekkür etmek isterim.
Biz -izin verilmediğinin farkında olarak söylüyorum- gereğinde yerinde gidip gözlem yaparak oraya birtakım malzemelerin ve gönüllülerin taşınması için bir köprü görevi üstlenerek de üstümüze düşeni yapmaya hazırız. Bu konuda sizin öncülüğünüzde birtakım diplomatik girişimlerle -çünkü artık dünya sanıyorum, daha da başka bir döneme giriyor- elimizden geleni yapmaya kararlı olduğumuzu vurgulayalım.
Sayın Başkan, ayrıca, bir kanun teklifi olmadan böyle bir toplantıyı düzenlemiş olmanız da çok değerli, bir kez daha teşekkür etmek isterim.
Burada da iki konuyu vurgulamak isterim. Bir tanesi, dün Mecliste görüşülmeye başlanan YÖK Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik öngören teklif konuşulurken -ki teklifin ilk imzacılarından birisi de değerli hocamız- orada da söylemiştim, o teklifte bu Komisyonda görüşülmesi gereken maddeler var. Dolayısıyla, sağlıkla ilgili bir kanun teklifinde bir madde olduğunda ya da çalışma alanıyla ilgili ya da aileyle ilgili bizim Komisyonumuzun görüşü alınmadan, burada tartışılmadan buraya çıkarılması doğru değil. Bunu hatırlarsanız, bu üç yıl içerisinde birçok kez dile getirdik ama maalesef, iktidar partisinin burada aynı tutumu devam ediyor, buradaki duyarsızlık devam ediyor. Bunu bir kez daha vurgulamak isterim çünkü on dört saat süren Millî Eğitim Komisyonu toplantısında sağlıkla ilgili maddelerde de açık olarak görüldüğü gibi, o Komisyonun bazı üyelerinin bu konularda herhangi bir şey söyleme olanağı yok. Oysa, burada görüşülse bazı kavramlar ve konular daha iyi ele alınabilirdi diye düşünüyorum.
Sayın Başkan, ayrıca, hatırlarsanız, bu üç yıllık sizin Komisyon Başkanlığı döneminizde hem önemli konuları konuştuk hem de o önemli konuların devamının gelmesine ilişkin bir çerçeve çizdik. Burada, yalnızca iki tanesini anımsatacağım, bir de öneride bulunacağım: Bir tanesi, hatırlarsanız, çalışma yaşamında bizzat Çalışma Bakanlığının kendisinin Anayasa'ya ve yasal düzenlemelere aykırı olarak bir istihdam modelini hayata geçirdiğini burada konuştuk, tartıştık ama öyle kaldı, basında yer aldı. Burada, sosyal devlet olmanın, Anayasa'ya uygun bir tutum almanın gereklerini yerine getirmek için lütfen Çalışma Bakanlığı nezdinde bir girişimde bulunun ve yetkililer gelsin, bu konuyu tartışalım ve bu yanlıştan bir an önce Türkiye kurtulsun.
İkincisi, geçen kanun görüşmesi sırasında YÖK Başkanına da söyledim, hatırlarsanız, Sayın YÖK Başkanı burada Komisyonumuza tıp eğitimiyle ilgili bir sunum yaptı. Biz de muhalefet vekilleri olarak söz aldıktan sonra dedik ki: "Biz de tıp eğitimiyle ilgili bir sunum yapsak, benzeri sorunları gündeme getirirdik." Sorunlarda büyük ölçüde ortaklaşıyoruz ama çözümlere geldiğimizde ortada o çözümleri tartışabileceğimiz bir platform yok. Bakın, bugün çok açık söyleyeyim -tıp fakülteleri özelinde konuşuyorum ama zaman olursa başka konuları da konuşuruz- maalesef, tıp fakültelerinin büyük bir çoğunluğunda, başta vakıf tıp fakültelerinin büyük bir çoğunluğu olmak üzere ne öğrenciler iyi yetiştirilebiliyor ne de asistanlar iyi yetiştirilebiliyor, çok olumsuz ve kötü örnekler var. Örneğin, TUS'u kazanıp, bir vakıf üniversitesi tıp fakültesinde "Ben kazandım." diye gidip kayıt yaptırıp kliniği olmadığı ve öğretim üyesi olmadığı için bir yıldır evde oturan meslektaşlarımız var. Bunlar bizim iddiamız değil Sayın Başkan, bunlar bizzat Sağlık Bakan Yardımcısının ve YÖK Başkanının da kabul ettiği gerçekler ve bu tekil örnek değil. Biz, göz göre göre tıp doktoru unvanı verirken bu yetmezliği, bu iyi yetişmemişliği bir kenara bırakamayız çünkü daha sonra bu genç meslektaşlarımızın kendileri açısından sıkıntılar yaşanabileceği gibi, hizmet sunacağı insanlar açısından da sıkıntı yaşanabilir. Devlet, eğer bir hastanın ve yakınının karşısına bir doktoru "Evet, ben bunu mezun ettim, buyur, bu sana bakar." diye çıkarıyorsa, onun bilgisinden, becerisinden, yetkinliğinden kimsenin kuşku duymaması gerekir ama burada böyle bir büyük sorunun varlığını bir kez daha dile getirmiş oluyorum.
Ayrıca, Sayın Başkanım, siz de hatırlayacaksınız, Sağlık Bakanlığının getirdiği kanun teklifleri görüşülürken, bazı konularda yeni kanun düzenlemelerine duyulan ihtiyacı da tanımlamıştık. Zamanı fazla geçirmemek için ayrıntılara girmiyorum ama Sağlık Bakanlığını da buraya davet ederek özellikle geçmişte yaşadığımız sorunların ve önümüze çıkması olası sorunların tekrar gündeme getirilmesi, karşılıklı görüş alışverişinde bulunulması ve bunun üzerine bir yasal düzenleme yapılması büyük önem taşıyor.
Sözlerimi şöyle bitireyim: Bakın, Türk Tabipleri Birliği Yasası'ndaki disiplin hükümleri iki yıl önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiği için şu anda tabip odaları tarafından hiçbir hekime ilişkin bir cezalandırma süreci yaşanamıyor. Sayıları en son bana verilen bilgiye göre 4 binin üzerinde. Bu hekimlerin kendilerini aklama sürecinin dışında tutulmalarının yanı sıra, eğer ortada bir sorun varsa, hasta ve hasta yakınlarının da bu süreçlerin sonuçlarını alamaması gibi bir durumu ortaya çıkarıyor. Dolayısıyla, böyle uzun süredir bunları bekletmek yerine, bir ortak akılla, bir eşgüdümle toplumun ihtiyaçlarına yanıt verecek çözümleri mutlaka üretmemiz gerekir diyorum.
Tekrar teşekkür ediyorum.