KOMİSYON KONUŞMASI

ALİ KARAOBA (Uşak) - Öncelikle bu toplantıyı yaptığınız için teşekkür ediyorum. Hem bu kadar hassas ve insanlık dramının yaşandığı bir yer için aslında sağlığın üzerinden bile gitmeye gerek yok. Bugün siyonizmin geldiği nokta ortada ama Kayıhan Hocanın dediği noktayı da kaçırmamak lazım. İsrail bu gücü, bu küstahlığı nereden buluyor diye tespit etmezsek, bununla ilgili politikalar üretmezsek sadece buralarda konuşur ve gideriz.

Tabii, sayın vekilim söyledi, Hüsam Ebu Safiye'nin durumu içler acısı yani bir hekim mücadelesi takdire şayan bizler de sonuna kadar destekliyoruz. Burada konuşup gitmeyle kalmamalı, Meclisin gündemine bunu taşımalıyız, gerekirse Kayıhan Hocamın dediği gibi belki de izinleri alıp yerinde incelemek için fırsatımız varsa mutlaka bunu değerlendirmemiz gerekiyor. "Orada bir savaş var." deniyor ama ben savaş olarak görmüyorum, orada bir soykırım var artı savaş dediğiniz şey eşit güçler arasında olur, iki ülke arasında olur. Bunlar dünyanın hiçbir gücünü tanımıyor İsrail. Ben hep Amerika'nın -tabiri caizse sizlerden özür diliyorum- köpekliğini yapan bir ülke hâlinde ve yaptıklarının tamamı bunun üzerine kurulu, tek yaptıkları kendilerinin varlığı. Sayılar çok tartışmalı ama on binlerce insanın öldüğü gerçeği de ortadadır.

Başka bir konu. Sağlık Komisyonunun aslında çok aktif çalışmadığını düşünenlerden biriyim, sizin ve bizlerin iyi niyetine rağmen. En azından Sağlık Bakanı buraya geldi, telefon numarasını verdi, üç haftadır randevu almaya çalışıyoruz, telefon ediyoruz, geri dönüş yapan yok. Buradan da hani eğer bir uyarıda bulunmak isterseniz insan üzülüyor, burada farklı konuşup telefonlarda açmamak bile hoş deği, hatta sizinle birlikte bu sezaryen oranlarıyla ilgili Türkiye'de bir görüşme yapalım diye Türk jinekoloji dernekleri, perinatoloji dernekleriyle birlikte bir randevu alalım dedik, iki buçuk hafta oldu, geri dönüş de yok bir öngörü de yok, bunu söylemek istiyorum.

Şimdi, sezaryeni yüksek olan arkadaşları eğitime alıyorlar Sayın Bakanım yani şöyle: Sezaryen oranınız yüksekse size bir ceza veriyorlar, meslekten men alıyorsunuz, altı ay kursa gönderiyorlar ve bu altı ay kurs içerisinde de size maaş ödemiyorlar. Bu hangi insanlığa sığar ya da hangi akıl tutulmasıdır, gerçekten bunu çözümlemiş değilim. "Neden sezaryen oranları bu kadar yüksek?" diye analiz etmeden sezaryeni yapan hekimi suçlamak... Bakın, 2000 yılında kadın doğuma dereceyle giren insanlardınız bizler, Etnik Doğumevi hocaları da bilir, sağlıkçılar da bilir, yüksek puanlarla girilen yerlerdi, şu an 50 puanlarla buraları insanlar tercih bile etmiyor, kadın doğum ve çocuk kadroları boş kalıyor. Siz, bunlar ortadayken, malpraktis yasaları ortadayken, devlette defansif tıpa sebep olacak, gelen kişiyi normal doğurtacağım diye baskı yaptırırsanız sonuçlarını da kötü yaşarsınız ve artık çok uzun sürmez, beş, on sene içerisinde inanın doğum yaptırtacak kadın doğumcu da bulamazsınız. Bizim tazminat davalarımız çok yüksek, malpraktis davalarında en yüksek tazminatları ödeyenler kadın doğumcular. Yaklaşık 100 kadın doğumcuyu altı ay maaş vermeden eğitime göndermek ne demek ya? Ben bunu anlamış değilim. Yani bugün Sayın Hocam, yılların profösörü, fazla endoskopi yapanları ne yapacağız yani? Fazla biyopsi alanları ne yapacağız? Kulak burun boğazcı yani fazla tonsillektomi yapanları eğitime mi göndereceğiz? Hepsini boş verdik, bugün Zafer Havalimanı var Uşak'ın dibinde, yüzde 97 hatayla uçuyor, buna imza atan bakanları eğitime gönderecek misiniz, mühendisleri eğitime gönderecek misiniz? Bu akıl tutulmasından vazgeçilmesi gerekir. Bakın, dünyaya da rezil oluyoruz. Tabii ki normal doğumu teşvik edelim, normal doğum dünyanın en iyi yöntemi belki ama hekimlerin yakasından da birazcık elimizi çekmemiz gerekir. Zorlu bir meslek grubu, az önce de saydınız, eğitim kalitesi gittikçe düşüyor. Yani siz bu cezaları artırdıkça bu ülkenin gençleri de bavullarını havaya kaldırıyor, yurt dışına gitmek için çaba sarf etmeye başlıyor. Çocuk kadroları ile kadın doğum kadrolarına bakıyorum boşta. Sayın Hocam şanslı, fizik tedavi tercihleri tavan yapmış durumda. Neden? İnsanlar artık davalarla uğraşmak istemiyor, daha az riski olan, para getirisi belki yani rölatif olarak daha iyi olan branşlara yönelmeye başlıyor. Bugün, bir kulak burun boğaz ile baş boyun cerrahisi yapan hekimler neredeyse kalmadı, herkes işin kolayına kaçıyor. Siz, bu kadar botoksu, bu kadar dolgu malzemesini fütursuzca kullanan insanlara bir şey yapmayacaksınız, Türkiye'de dereceyle kadın doğum uzman olan insanlara devlette sezaryen yapılmıyor diye refere edilip gelip, para verip, sezaryen olan kişilerin sonuçlarının tamamını doktora altı ay ceza vererek çözmeyi düşünüyorsanız zaten bu ülkenin bu hâle geliş sebebi bu mantelitedir diyorum. Lütfen, bu konuyla ilgili Sayın Bakandan bize randevu alın efendim çünkü biz mesaj da attık kendilerine, telefon da ettik, açmadı. Sayın Bakana da buradan söylüyorum: Yani bizim telefonumuzu açmayacaksanız lütfen telefon numarası vermeyin, işin şovuna da gerek yok. Tabii, herkes yoğun, bizler de sonuçta bir meslek grubunun sorunlarını aktarabilmek için sizden randevu istiyoruz, kendi çocuğumuzun, eşimizin ya da şunun bunun tayinini yaptırmak için sizinle görüşmeye gelmiyorum. Yani bugün hepimiz şehirlerimizin seçilerek gelen insanları ve dertlerini anlatmaya çalışan insanlarıyız, ben şehrimin derdini Mecliste konuşuyorum, sezaryen oranını anlatıyorum ama çözüm noktası Sayın Bakanın bununla ilgili bir değerlendirme yapması gerekir, konunun taraflarıyla bir araya gelmesi gerekir. Tamam, oranlar yüksek ama bu ceza yöntemini asla kabul etmiyoruz.Sayın Bakanım. Verecekseniz de ceza olarak gördüğünüz şeyi maaş vereceksiniz, insanlar nasıl geçinecekler yani? Altı ay hiç para vermeden kursa gönderiyorlar, "kurs" dediği de gidecek o arkadaş yine gidip sezaryen yapacak. Niye sezaryen yapıyor? Bakın, 4 kilo ağırlığında bir bebek devlete gittiğinde sezaryen tartışmalıdır, rölatif bir şeydir, parametreleri vardır ama devletteki bir kadın doğumcu diyor ki "Ben sana sezaryen yapamam, biraz daha zorlayalım." Peki, komplikasyon olduğunda kim ödüyor tazminatı? Bunun sonucunu kim ödüyor? Ya bir klavikula kırıldığında, kolda sıkıntı yaşadığında bunun tazminatını, bedelini Sağlık Bakanı mı ödüyor? Ben buradan o zaman Bakana diyorum ki: Sezaryen oranı yüksek hastanelere birer kadın doğumcu düşük arkadaşları gönderin, desin ki: "Bunu normal doğurtun, bunu sezaryen yapın." Kendi aramızda bir tabir vardır, -hepinizden özür diliyorum- tazminatı sen öde, babamı bile doğurturum diye bir laf vardır yani. Bakın, lütfen gerçekçi olalım, kadın doğumcuların elinden lütfen elinizi çekin, yakalarını serbest bırakın. O açıdan ben bu konuyu özellikle dile getirmek istiyorum.

Bir de Sayın Bakanım, Sağlık Komisyonuna girmek için biz partimizin içinde yarışmıştık bizi komisyona alın diye, ben gelmeden önce vekil olduğumda hep böyle düşünmüştüm ama bu kadar sağlıkla ilgili az proje üreten... Yani bunu da hepimiz için söylüyorum, yanlış anlamayın, buradaki herkesin kendi dalında çok başarılı olduğunu da biliyorum, güzel işler çıkarabileceğine de inanıyorum ama Sayın Hocamın da dediği gibi tabipler odasının disiplin süreçleriyle ilgili kanun teklifi çıksın dedik, bir şey değişmedi. Özel hastanelerle ilgili yüzde 200'le ilgili bir şeyler çıksın dedik, değişmedi. Bir yerlerde hazırlanıyor ve geliyor, bu seçilmişlerin, bu komisyonların bu kadar baypas edilmesi aslında üzücü bir şey.

Ben tekrar bu toplantıyı yaptığınız için, bu hassas konuda duyarlı davrandığınız için hepinize çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.