| Komisyon Adı | : | SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 29 .07.2026 |
ÜMMÜGÜLŞEN ÖZTÜRK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sayın Başkanımıza bu toplantıyı organize ettiği için de teşekkür ediyorum.
Gazze'de insanları hayata bağlayan bütün imkânların sistemli bir biçimde tükendiği ağır bir insanlık dramından söz ediyoruz. Dünya Sağlık Örgütünün güncel izleme çalışmaları Gazze'de sağlık hizmetlerinin çok ciddi kapasite ve erişim sorunlarıyla karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Faaliyet gösterdiği belirtilen sağlık kuruluşlarının önemli bir bölümü dâhil personel, ilaç, tıbbi malzeme, enerji ve güvenlik sorunlarıyla ancak kısmi kapasite hizmeti verebilmektedir. Ancak sağlık sistemini oluşturan yalnızca binalar ve cihazlar değildir. Bu sistemin merkezinde doktorlar, hemşireler, teknisyenler ve ambulans çalışanları vardır. Gazze'de sağlık çalışanları bir taraftan binlerce yaralı ve hastaya müdahale etmek için çalışırken diğer taraftan açlıkla, susuzlukla, uykusuzlukla, yerinden edilmekle ve kendi yakınlarını kaybetmenin acısıyla mücadele etmektedir. Bir doktor düşünün, önünde çok sayıda yaralı var ancak yeterli kanı yok, ameliyat yapması gerekiyor fakat elektrik her an kesilebilir, kanser hastasını tedavi etmek istiyor fakat ilaç ve kemoterapi imkânı yok. Bu şartlarda hekimler yalnızca hastalıklarla mücadele etmiyor. Hangi hastaya öncelik vereceklerine, ellerindeki son ilacı kimin için kullanacaklarına karar vermek zorunda kalıyorlar. Gazze Sağlık Bakanlığı son açıklamasında çok ciddi bir tehlikeye de dikkat çekmiştir. Yakıt, motor yağı, lastik ve yedek parça sıkıntısı nedeniyle sağlık personelini ve hastaları taşıyan otobüslerin birkaç gün içinde tamamen hizmet dışı kalacağını bildirmiştir. Doktorun hastaneye ulaşamaması ameliyathanenin çalışamaması demektir. Üstelik Gazze'de ambulans ve hasta nakil araçlarının yaklaşık yüzde 70'i saldırılar nedeniyle hizmet dışı kaldığı açıklanmıştır. Bu durumda yalnızca hastaneler değil, yaralıları ve hastaları hastaneye taşıyan son sağlık hattının da kopma tehlikesiyle karşı karşıyayız. Değerli milletvekilleri, ilacın ulaşamaması, ambulansın hareket edememesi, jeneratörün çalışmaması, doktorun hastaneye gidememesi ve hastanın tedaviye erişememesi insanları da öldürüyor; sadece savaş nedeniyle ateş altında ölmüyor, sağlık yetersizliği nedeniyle de hastaları kaybediyoruz.
Sağlık krizini daha da ağırlaştıran bir başka sorun ise temiz su ve sağlıklı yaşam koşullarına erişimin ortadan kalkması. Hastanelerin, ambulansların, sağlık çalışanlarının ve hastaların korunması uluslararası insancıl hukukun açık bir göstergesidir. Bu nedenle, uluslararası toplumdan yalnızca kaygı bildiren açıklamalar değil, sahada sonuç doğuracak somut adımlar bekliyoruz.
Sözlerimi bitirirken ifade etmek isterim ki Gazze'de artık yalnızca hastaneler değil, insanları hayata bağlayan son imkânlar da birer birer tükenmektedir. Doktoru hastanesinden, hastayı tedavisinden, çocuğu ilacından mahrum bırakmak insanlığın ortak vicdanında kapanmayacak yaralar açmaktadır. Gazze'nin doktorlarını yalnız bırakırsak hastaları da ölüme terk etmiş oluruz. Gazze'nin hastaneleri susarsa insanlığın vicdanı da susar.
Benim önerim, Parlamenterler Birliğinin Sağlık Komisyonunun gerçekten bir Gazze sağlık oturumuyla toplantıya çağrılmasıdır. Meclisimizin Dış İlişkiler Komisyonundan da destek alarak Birleşmiş Milletler ve Dünya Sağlık Örgütünde Türkiye öncülüğünde bir Gazze sağlık oturumu çağrısı yapabiliriz Sayın Başkanım. Bu çok ses getirir. Özellikle sağlıkçı parlamenterlerin katıldığı bir Gazze'ye sağlık vizyonunun çok büyük ses getireceğine ve faydalı olacağına, hatta bu vizyonla bu toplantı, sonrasında Gazze'ye ziyaret şeklinde bile sonlandırılabilir. Çok yapıcı olacağına inanıyorum.
En son da Kayhan hocanın belirttiği ve sizin de üzerinde durduğunuz, vakıf üniversitelerinde hem fiilî hastane olayı hem de asistan eğitiminde gerçekten çok problemler var. Biz Sağlık Komisyon olarak tekrar toplanıp bu konuyu gözden geçirelim Sayın Bakanım, önerilerimizi iletelim çünkü bu sadece Sağlık Bakanlığının değil, YÖK'ün de bir sorunu. Doktor eğitiminde, tıp eğitiminde gelir getirmesi için her yerde tıp fakülteleri açıldı ama bunların çoğunun yeterli eğitim hastaneleri yok ve tam tersi de asistan eğitimine hiçbir katkıları yok. Devlette 28 bin asistan eğitimi varken binin altında özel üniversitelerde asistan eğitimi var; hâlbuki doktorlarımızın, doçent ve profesörlerimizin yüzde 50'sinden fazlası yani en iyi hocalarımız özelde ama hiçbiri eğitim vermiyor "Hastalarımız kabul etmiyor." diyorlar. O zaman bunlar özel hastane statüsüne geri dönsünler, vakıf üniversitesi ve eğitim üniversitesi konumundan çıksınlar. Bu, bu kadar kesin. Üniversitelerde hastalar asistanı kabul ediyor, öğrenciyi kabul ediyor da özel vakıf üniversiteleri nasıl kabul etmiyor? Hastalar da bilerek ona göre gidecekler. Özel hastane statüsünde kalsınlar, o zaman vakıf üniversitesi olmasınlar efendim. Yazık, devletime yazık benim. Binlerce tıp fakültesi öğrencisi yetiştiriyoruz, asistan eğitimine gelince -ki olmazsa olmazıdır tıp fakültelerinin asistan eğitimi, ülkemizin ihtiyacı var- bunda özel sektör elini taşın altına koymuyor, hocaların yüzde 50'sinden fazlası da -en iyi hocalarımız- orada ve biz bu eğitimden mahrumuz. Niye? Çünkü özel hastaneler asistanların maaşını vermek zorunda ama öğrencilerin parasını alırken varlar, asistan eğitiminde yoklar; en iyi hocaları alırken varlar, asistan eğitiminde yoklar. Bunu masaya yatırıp gerçekten önerilerimizi hem hükûmetimize hem YÖK'e ve Bakanlığımıza bildirmemiz lazım.
Yine, sezaryenin azaltılmasıyla ilgili de bir toplantıyı gerekli görüyorum, çok önemli. Gerçekten sezaryen oranları çok yüksek. Bunu hepimiz kabul ediyoruz. Bu bir gerçeklik, bunun azaltılması lazım, bu da bir gerçeklik ama bunu nasıl yapılması, daha nasıl bilimsel bir ayağı oturtulması gerektiği yönünde de bir toplantı talebiyle ben de destekliyorum.
Teşekkür ediyorum.