KOMİSYON KONUŞMASI

LÜTFİYE SELVA ÇAM (Ankara) - Başkanım, teşekkür ediyorum ben de.

Çok kısa kısa... Zaten soracağım pek çok soruyu arkadaşlarımız sordu.

Öncelikle sunumlarınız için ve önerileriniz için çok çok teşekkür ediyorum.

Sondan başlayayım, az önce bitirdiğiniz yerden. Erdal Hocama: Psikolojik danışma rehberleri yani PDR uzmanlarımız dışarıda da hizmet veriyorlar mı? Mesela, özel psikoloğa giden öğrenciler var yönlendirme sonrasında ama PDR'cilere de böyle bir imkân var mı, gidiyor mu öğrenciler? Özelde görev yapanlar... Tabii, tahminimce derneğe hem resmî çalışanlar hem de mezunlar, özel çalışanlar üyedir. Hani burada bu alanla ilgili, özele de gelen, sizden danışmanlık alan öğrenci sayısıyla ilgili bir verimiz var mı ve orada bir fayda görüyor musunuz diye bunu sormak istiyorum.

İkincisi -son günlerde benim de gündemime gelen, bana gelen tanıdık birisinin aracılığıyla- PDR uzmanları ile okullarda görev yapan öğretmenlerin uyumu hakkında ne düşünüyorsunuz? Yani öğrenciyi "problemli öğrenci" diye yönlendiriyorlar rehberlik hizmetlerine fakat öğretmen aslında problemli, öğretmenin bir mantalite değişikliğine ihtiyacı var. O noktada, PDR uzmanlarının tavsiyesi olabiliyor mu? Çünkü bana gelen konuda "Ya, okuldan öğrencinizi alsanız iyi olur çünkü öğretmen sonuçta böyle bir bakış açısında." diye ilkokul öğrencisine böyle bir yönlendirme yapabiliyor devlet okulunda; bunu söyleyebilirim.

Bir de özel ve devlet ayrımını gözetleyebiliyor musunuz kendi derneğiniz olarak yani problemler benzer problemler mi? Çünkü herkesin öğrencisi, çocuğu kıymetli. Biraz daha devletin içerisindekiler daha uyumlu, işte özel sektördekilerin... TED'den gelen hocalarımızın da belki... Siz, sonuçta araştırmaları yapıyorsunuz, hani böyle bir veriniz var mı; hani, öğretmen, PDR uzmanları ile veliler arasındaki uyum açısından?

Bir diğer sorum TEPAV'a olacak. Ekrem Hocam, ben de çok yakın takip ediyorum TEPAV'ın araştırmalarını. Dünyadaki eğilimler de dâhil olmak üzere pandeminin etkisini nasıl görüyoruz? Yani pandemide hızlı bir şekilde dijitale girmek ve bu belki sindire sindire olmadı, ekran süresi kısıtlanan çocuklar elinde telefonlarla, iPad'lerle birden eğitime dâhil oldular ve sonrasında da bir sene sonrasında da aileler artık çocuklarının elinden iPad'i alamaz oldu. Burada sizin verdiğiniz verileri sonrasında da daha detaylı inceleyeceğim ben. Burada bir etki olduğunu düşünüyor musunuz hem dünya olarak hem de Türkiye olarak?

Bir de mesela, depremin etkisi oldu mu? Siz, her olağanüstü durum sonrasında bir araştırma yapıyorsunuz. Bunların okullardaki eğilimlere de işte şiddet eğilimlerine de bir etkisi oldu mu?

Son bir soru: "İçerik algoritma filtreleme" dediniz, ben hemen notlarımı aldım, öneri gerçekten çok önemli bir öneri. Az önce Nilgün Hocam şunu söyledi: "Şiddetle ilgili bir veri yok, dijitalin şiddete desteği noktasında." Peki, yalnızlık duygusu, aidiyet duygusu konusunda bir etkisi var mı acaba? Böyle bir verimiz var mı bizim elimizde; çok fazla sosyal medya kullanan, çok fazla dijitalle uğraşan çocuklarımızda, oyun oynayan çocuklarımızda aidiyet duygusunu kaybetme, değerlerden uzaklaşma gibi bir veri elimizde mevcut mu?

Son olarak; 2000 yılında benim büyük oğlum İsviçre'de -bizim mecburen orada bir hizmetimiz vardı çalışma alanımız orada olduğu için- 1'inci sınıfa başlamıştı; anaokulu ve 1'inci sınıf. Evet, tabii, buraya da döneceğimiz için sürekli kuzeniyle karşılaştırıyoruz, o da ilkokul 1'de, bizimki de ilkokul 1'de. İşte, matematikte çok gerideler, 20'ye kadar sayıyorlar, topluyorlar, çıkarıyorlar; o kadar. Burada çarpmayı da öğrenmiş durumdalar. İşte, problemler çözüyor kuzeni. Hocaya gittim, dedim ki: "Ya, biz sonuçta Türkiye'ye döneceğiz, böyle bir uygulama olmayacak mı?" Bir orta kadar falan bir yazı yazmadılar, el yazısı yazıyorlar, Fransızca eğitim. Bana dedi ki: "Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? İlk üç sene eğitimdir, ondan sonra öğretim olur." Yani şu anda baktığımızda, işte, ilkokul 1'inci sınıftan itibaren -torunum 3'üncü sınıfta- bir rekabet, inanılmaz bir rekabet yani ilk okumaya başladıktan sonra kelime sayısıyla rekabet yapılmaya başlandı. Bu konuda öğrencilerin beklentisi ne, bunu dikkate alıyor muyuz -belki PDR'ciler bunu bilebilir diye düşünüyorum- ya da öğrenci beklentisi analiziniz var mı TEPAV olarak?

Hepinize çok çok teşekkür ediyorum.

Uzattığım için kusura bakmayın Başkanım.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Estağfurullah.

Erdal Hocam...

TÜRK PDR-DER GENEL BAŞKAN VEKİLİ PROF. DR. ERDAL HAMARTA - Aslında yani bu oturumun başından beri hep söylenen bir şey var ki veri izlemeyle ilgili ciddi bir problemimiz var ama okullarda psikolojik danışma servisine başvuran öğrenci sayısı, özel okullarda ve Millî Eğitime bağlı okullarda psikolojik danışma servisinden yararlanan öğrenci sayısı her zaman takip edilen bir şey, hem RAM'lar tarafından hem Millî Eğitim tarafından bunun verileri takip ediliyor, bununla ilgili bir şey yok ama özellerdeki... Yani özel psikolojik danışma ve rehberlik araştırma merkezlerinin açılması yeni gerçekleşen bir süreç, Türkiye'de şu anda sayıları oldukça az, evet, özelde de çalışılıyor. Bir de sorunlu ya da bu tür psikolojik problemleri yaşayan öğrenciler sadece psikolojik danışmanlara da gitmiyorlar; psikologlara, psikiyatrlara, aile danışmanlarına, çocuk gelişimcilerine... Yani bu noktada bu mesleğin savunuculuğunu yapan bir örgütüz, bugün bunun için yer almıyoruz ama ruh sağlığı yasası gerçekten bizim için kanayan bir yaradır. Aynı alanda çalışan psikologlar, psikolojik danışmanlar, psikiyatrlar, aile danışmanlarının mesleki sınırları tam olarak netleşmemiş, "O benim alanım, şu senin alanın..." vesaire tartışmaları ciddi anlamda bir problem. Bu da bu alanın ciddi anlamda istismara açık bir alan hâline gelmesine neden oluyor. Bu alanla hiç alakası olmayan insanların, insanların ruh sağlığıyla yakından ilgilendiğini görüyoruz.

Hep bir ötekileştirme... Bu, buranın tartışma konusu değil ama ne yazık ki buraya da yansıyan bir tarafı da oluşturuyor aynı zamanda. Bu ülkenin insanlarının sağlıklı bir şekilde ruh sağlığı hizmetinden yararlanması, bu meslek sınırlarının da biraz daha belirginleştirilmesine ihtiyaç duyuyor.

"Özellerden veri var mı?" Ne yazık ki özellerde bu veriyi takip edebilecek bir sistemin olduğunu düşünmüyorum açıkçası yani özel bir psikoloğa, psikolojik danışmana gidildiğinde onun rapor verdiği... Belki vergi sistemi üzerinden ki onlar da eğer gerçekçi bir şekilde gerçekleştiriliyorsa belki onun üzerinden olabilir. Öyle de bir durum ne yazık ki yok.

Okuldaki psikolojik danışmanlar, rehber öğretmenlerin öğretmenlerle uyum sürecinde... Psikolojik danışmanlık rehberlik mesleğinin en önemli şeylerinden bir tanesi müşavirlik hizmeti yani okuldaki yönetime, okuldaki öğretmenlere psikolojik danışmanlık ve rehberlik mesleğiyle ilgili danışmanlık hizmeti de sunar. Yani bazen dediğiniz gibi öğretmenin kendisi de problemli olur ama siz de takdir edersiniz ki yanınızdaki arkadaşınız problemliyse yani bunu direkt problemli değil de... "Okul, sınıf yönetiminde bireyi merkeze alan da bir yaklaşım varmış..." Biz de öğrencilerimize nasıl yaklaşacakları konusunda dersler veririz, bunu nasıl anlatacakları. "Ya, şöyle bir gelişme varmış, şunlar da takip ediliyormuş." gibi farklı farklı. Kimisine doğrudan söylersiniz "Hocam, böyle böyle bir durumla karşılaşıldı." diye. Elbette ki müşavirlik hizmetinin kalitesi de okul psikolojik danışmanının yeterliliği, yetkinliğiyle ilgili bir durum. Otuz yıllık bir öğretmene yeni mezun bir psikolojik danışman sınıf yönetim becerisiyle ilgili bir şey söylediğinde yani çok da kabul görür mü? Yani bu noktada, işte, okul rehber öğretmenin nasıl yaklaşacağını bilmesiyle ilgili.

Bizler akademisyenler olarak teorik olarak bunları anlatıyoruz ama okuldaki psikolojik danışmanlar bunu nasıl sağlıyor noktasında tam bir geri bildirim aldığımızı söyleyemiyorum. Bazen kabul edilmiyor. Evet, okul psikolojik danışmanları bazı okullarda dediğiniz gibi kabul görmüyor, öğrencinin savunucusu, öğrencinin avukatı vesaire gibi. Yani biz de hep konuşurken öğrencinin yüksek menfaati doğrultusunda konuşmaya çalışıyoruz ama biz de bu sistemin bir parçasıyız nihayetinde.

"Özel ve devlet ayrımı; onların sorunları farklı mı?" Her okulun sorunu farklı, hemen yan taraftaki okul ile öbür taraftaki yani kuzeydeki okul ile güneydeki okulun çünkü onu meydana getiren öğrencilerin özellikleri farklı. Özel ve devlet okullarında aynı gelişim çağındaki çocukların benzer sorunları olabildiği gibi, farklı yerleşim yerinden, farklı gelişimsel özelliklerinden, farklı sosyokültürel özelliklerinden kaynaklanan farklılıkları var. O yüzden, rehberlik programlarında standart bir program yapmak imkânsız bir şeydir, doğru da değildir. Yani, rehberlik araştırma merkezleri okullara yıllık çerçeve program gönderir ama okul o çerçeve program doğrultusunda kendi problemlerine yönelik yeni programı oluşturmak zorundadır. Bu olayın doğası böyledir. Yok, ondan bağımsız bir şey yaptığımız zaman yukarıdan sorunları belirleyip aşağıda problemleri çözmeye çalışırız, sahadaki problemleri anlamadan biz peşin çözümler üretmeye çalışırız ki yanlış bir durum olur. Devlet ve özel yani devlet ve özel okuldaki öğrencilerin bu noktada sorunlarının da farklı olma ihtimali yüksek yani beklenen de bir şeydir, doğal bir şeydir diye düşünüyorum.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Teşekkür ediyorum.

TÜRK PDR-DER GENEL BAŞKAN VEKİLİ PROF. DR. ERDAL HAMARTA - Ben teşekkür ediyorum.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Buyurun.

TEPAV KALKINMA PROGRAMI DİREKTÖRÜ HÜSEYİN EKREM CUNEDİOĞLU - Birincisi, bu aidiyet duygusuyla dijital kullanıma yönelik, evet, bir sürü akademik araştırma var bunu bulan ama bahsettiğimiz, bu üçümüzün de değindiği o PISA verisinden de çıkıyor. İşte, benim önümüzdeki hafta yayınlanacak bir notum var, orada sosyal medya kullanımını, bahsettiğim o pasif/aktif ve süre detaylarını da kırabiliyoruz, aidiyeti de mesela okula aidiyet açısından ölçebiliyoruz. Sosyal medyaya özellikle daha fazla pasif olarak maruz kalan çocuklardaki aidiyet hissinin daha düşük olduğu görülüyor. Yani direkt Türkiye verisinden destekleniyor bu, küreselde de aynı çıkıyor yani Türkiye ile küresel arasında bir fark yok.

Dijital ekosistemin çocuklar üzerindeki etkisi pandemi sonrası arttı; aslında, çocuklar için değil sadece, hepimiz için arttı. Burada birkaç kanala ayrıştırmak lazım. Sosyal medyayı sağlayan o teknolojik araçların, ona erişmeyi sağlayan araçların topluma penetrasyonu çok hızlandı şey sonunda yani normalde dijital araçları olmayan haneler bile buraya erişebilir hâle geldi. Hatta şöyle göstereyim: Toplum öyle bir hâle geldi ki mesela PISA'daki yaşam memnuniyeti skorlarına baktığımızda yaşam memnuniyetinin en düşük olduğu grup hiç dijital aracı olmayanlar çünkü burada bir yoksunluk oluyor artık, herkesin dijital aracı olduğu bir yerde sizde olmadığında direkt mutsuz hissediyorsunuz ama bu grubu tecrit edip kalanlara baktığımızda yani var olanlar içinde de sosyal medyaya maruziyetin süre yoğunluğu arttıkça yaşam memnuniyetinde "U" şeklinde bir ilişki görüyoruz tuhaf bir şekilde yani orta seviyelere kadar azalıyor aslında, şeyi yok ama sonrasında giderek artmaya başlıyor. Dolayısıyla bunun bir hedef, ideal bir noktası var. O yüzden çocukları ne bu cihazlardan tam izole etmek ne de çok maruz kalmalarını sağlamak gerekiyor, bunun bir denge noktası var; biz buna "ekran süresi" diyoruz. İşte, hep literatürde bütün öğretmenler bu yönde tavsiyelerde bulunuyor ama "ekran süresi" dediğimiz işin görünen yüzü. Eğer bir hanedeki... Devletin hanenin içini kontrol etme gibi bir görevi yok ama toplumsal değişim vurgusunu o yüzden yaptım Sayın Vekilim. Artık annenin elinde telefon, babanın elinde tablet, televizyon açık, kimse televizyona bakmıyor hanelerine döndük biz. Şimdi, siz böyle bir ortamda çocuğunuza "Aman oğlum, senin ekran süren bir saat." dediğinizde bunun pek bir manası olmuyor, eğitsel bir karşılığı da olmuyor hani bizim açımızdan. Rol model kim burada? Çocuk kendi kendine sosyal medyada rol modeller buluyor ve onlara benzemeye çalışıyor. O yüzden ben "Orada ahlaki boşluğu kimin doldurduğu ya da anlam krizinde çocuğun orayı neyle doldurduğu hanenin sorumluluğundadır." dedim ve raporumda da işte, Şenol Vekilimizin bahsettiği o aile faktörüne niye değindim bir kurum olarak, bu yüzden yani ilk dolduracak yer aile. Belki Aile Bakanlığına bu sorular sorulabilir "Siz bu minvalde bir şeyler alıyor musunuz?" diye.

Pandemide spesifik bir şey yok, 6 Şubat spesifik ama 6 Şubatla ilgili bizim, işte, Türk Psikiyatri Derneğinin üyelerinin yaptığı araştırmalara baktığımızda özellikle "Twitter" gibi enformasyon paylaşım kanallarında, işte afet sonrası Hatay, Maraş, Malatya bölgesinde "Twitter"i kullananlarda böyle hani poststres travmalarının yoğunlaştığı, onu sürekli daha fazla işte hatırlamaları, tekrar yoğunluğunun artmasına sebep olduğuna yönelik bazı akademik bulgular var ama onun dışında çocuklar üzerinde etkisine yönelik bir çalışma görmedim.

Teşekkür ederim.