KOMİSYON KONUŞMASI

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Tekrar teşekkür ederim.

Ben bütünsel olarak devam ettireceğim. Şöyle ki adalet bekleyerek bizlere talebini ulaştıran mahpusların, ailelerin, mağdurların olduğu bir yerde insan odaklı bir yasa yapımından söz edemeyeceğimiz açık. Genel gerekçede yargıya ilişkin güven ve memnuniyetin yükseltilmesine yer verilmesi aslında sizlerin de toplumdaki yargıya güven ya da memnuniyet konusundaki rahatsızlığın, haklı gerekçelerin yargıya yansımasının farkında olduğunuzu gösteriyor. Ancak yargıya güvenin ya da memnuniyetin yükseltilmesinin sadece yargının hızıyla ilgili, makul sürede yargılanmayla ilgili olmadığının, tam aksine, bunu da içerisinde kapsayacak şekilde insanların eşitlik, adalet, demokratik hak ve özgürlüklerini koruyabilecek, tarafsız ve bağımsız bir yargıyla sağlanabileceğinin altını çizmek istiyorum çünkü sormak gerekir: Bilhassa, hapishanelerde sağlığına erişemediği için yaşamını yitirenler, yerde dönüşümlü yatanlar, ağız içi arama, çıplak arama nedeniyle hastaneye gitmeyi reddedip sağlığından olanlar; bir daha dışarı çıkma umudu olmadan ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla 4 bini aşkın mahpusun hapishanelerden cenazesi çıkar diye beklediğiniz bir anlayışta insan odaklı bir yasa yapımından söz edilebilir mi? Hayır.

Şimdi, bizlerin dile getirdiği halkın talepleri, acil yapılması gereken infaz düzenlemeleri, bizlerin bu Komisyona vermiş olduğu ve bekletilen kanun teklifleri, barış ve demokratik toplum süreci için gerekli olan yasalar bekletilirken önümüzdeki paketin, anlatıldığı gibi adaletin yüzyılı değil maalesef ki niteliksiz yasal düzenlemelerin, ertelenmiş hukuk devletinin ve bir anayasal ve hukuki boşluk sarmalında anayasal sınırları aşındıran bir yönetim anlayışının belgesi olduğunu düşünüyoruz.

Bunu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Araştırma Hizmetleri Başkanlığından aldığım Anayasa Mahkemesi norm denetim verileriyle biraz açıklamak istiyorum. Biliyorsunuz, Anayasa Mahkemesi 1961 Anayasası'yla kuruldu. O günden bugüne, AKP'nin iktidara geldiği 3 Kasım 2022'ye kadar Anayasa Mahkemesi kırk bir yıl içinde sadece 2.673 karar almış norm denetimi kapsamında; bunların 529'u esas yönünden iptal kararıyla sonuçlanmış, geri kalan kısımların çoğu usulü anlamdan. Ama 3 Kasım 2022 sonrasında yani yaklaşık yirmi üç yıllık bir sürede -son altı ayı saymıyorum çünkü araştırma 26 Kasım 2025 yani aralık itibarıyla sonlanmış- toplam karar sayısı 2.752, esas yönünden iptal kararlarının rakamı ise 869 yani AKP kendisinden önceki yaklaşık kırk bir yılın tamamından 340 daha fazla esas anlamda iptal kararı almış. Anayasa Mahkemesinin kuruluşundan bugüne kadar vermiş olduğu bütün esas iptal kararlarının yaklaşık yüzde 62'si 2002 sonrası döneme ait, özellikle son yıllarda bu rakam gittikçe artmış. 2002 öncesindeki dönemin tamamında esas iptal kararlarının toplam kararlara oranı yüzde 19,79 iken 3 Kasım 2002 sonrasında bu oran 31,58'e yükselmiş. Elbette, dönemlerin süresi, başvuru sayıları, anayasal sistemle ilgili birbirinden farklı gerekçeler sunacaksınız, amenna ama bu rakamlar AYM iptal, istisna olmaktan çıktığını, AKP için bir yönetim ve yasa yapma tekniğine dönüştüğünü bizlere gösteriyor. Ancak hiçbir yöntemsel ihtiyat önümüzdeki bu devasa tabloyu gerekçelendiremez, görünür kılamaz.

Bugün, Anayasa'ya aykırı düzenleme yapmanın istisna olmaktan çıkıp bir yasama yöntemine dönüştüğünü gösteren maddeler hakeza burada da var. Adli Tıp Kurumundaki atama koşulları kanun yerine Cumhurbaşkanı kararnamesiyle düzenlenip Anayasa Mahkemesi iptali sonrası kanuna alıyoruz, evet ama Adli Tıp Kurumu tarafından bu süre içerisinde yapılan usulsüzlüklerle ilgili hiçbir denetim yok. Bu süreç içerisinde verilen hasta mahpuslarla ilgili kararla ilgili hiçbir telafi, denetim yok. Hâkim ve savcı yardımcılarının eğitim ve sınavlarının temel esasları yönetmeliğe bırakılan bir süreçte. Şimdi "Kanunla yazılır." denilmiş ancak bu arada geçen süreyle ilgili ortaya çıkan hukuka aykırılıklarla ilgili, boşlukla ilgili bir düzenleme yok.

Yine, kanuni faizin yurttaşın alacağını enflasyon karşısında korumadığı için Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini görüyoruz. Şimdiyse değiştiriyorsunuz, amenna fakat faiz gerçek değer kaybını karşılamadığında yurttaşın kalan zararının nasıl olacağına ilişkin bir düzenleme yine yok.

Moleküler genetik veriler bakımından Anayasa Mahkemesi, saklama süresi, kullanım biçimi, imhası, bilgilendirilmesi ve etkili başvuruyla ilgili temel güvencelerin kanunda bulunması gerektiğini söylemiş, düzenlemeyi iptal etmiş. Teklifte 14'üncü maddede kayıt, saklama, imha ve yararlanmayla ilgili esas ve usulleri tırnak içerisinde yine yasaya almışsınız ama ayrıntıları yine yönetmeliğe bırakmışsınız; aslında, yine Anayasa’nın söylediği şekilde bir düzenleme getirmemişsiniz.

Kişisel verilerin korunması, özel hayatı ilgilendiren bilgisayar ve kütüklere el koyma, saklama ve silinmesi meselesinde Anayasa’nın, iptalin yerine yine yeni boşluklar getirildiği gibi, bu konudaki açıklarla ilgili bir değerlendirme ya da denetim süreci söz konusu değil. Yani Anayasa Mahkemesi kararı üzerine yeniden düzenleme getirmişsiniz ama yeniden düzenleme içerisinde aynı şeyi, aynı yöntemi farklı şekilde tekrarlıyorsunuz.

Dijital materyallerden elde edilen kişisel verilere ilişkin silinmeyen verilerin işlenmesinin nasıl sınırlandırılacağı yani Anayasa Mahkemesinin asıl ihlal verdiği meseleyle ilgili, güvenlik silme yöntemiyle ilgili hâlen bütünlüklü bir meseleye yasada yer verilmemiş.

Yine, çarpıcı olarak, 16'ncı maddede Anayasa Mahkemesi, 10 Temmuz 2025 tarihinde 1 Haziran 2023 tarihli önceki kararında tespit etmiş olduğunun, kanun koyucu tarafından dikkate alınmadığını yazmış yani demiş ki: "Sen bunu daha önce değiştirdin, getirdin, ben bunu inceledim ama siz, 2023 tarihi öncesindeki kararda size söylemiş olduğum yasal değişiklikleri yine yapmadınız, 2'nci kere getirdiniz." ve bunun böyle yani yasa koyucu tarafından kendi değerlendirmesinin dikkate alınmadığını açıkça Anayasa Mahkemesi kararında yazmış. Yani sadece "Bu hüküm Anayasa'ya aykırıdır." dememiş; yasamaya, kanun koyucuya, bize dönüp demiş ki: "Daha önce söylediklerimi dikkate almayarak aynı yasayı farklı şekilde önüme getirdiniz." Şu an 3'üncü kere getiriyorsunuz bu düzenlemeyi. Anayasa Mahkemesi 2 kere bu konuda iptal vermiş. Yine, ikinci kararda, bize "Yasa koyucu olarak neden dikkate almıyorsunuz?" dediği kısımları yine dikkate almamışız, hakeza yine usulü bir yöntemle getirmişiz.

İşte bu tablo, sadece hukuk üretmek, yasa yapmak meselesi olmadığını, ismine her ne kadar "reform" deseniz de öyle olmadığını bize çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Anayasa'ya aykırı kural çıkarmak, yıllarca uygulamak, uygulandıktan sonra değişiklik üzerine aradaki hukuka aykırılıklarla ilgili hiçbir sorumluluk almamak, denetime koymamak, yurttaşın hakkını ihlal etmek, Anayasa Mahkemesi iptal edince olabildiğince en dar, en sınırlı, el şeklî biçimde düzenlemeye çalışmak yöntemi maalesef bir hukuki hile ve kanunu dolanmak meselesidir.

Bu nedenle, bu meselenin, getirilen bu yasa teklifinin bir reform meselesi değil, toplumun adalet beklentisi değil, bir bütün olarak bugüne kadar kendini tekrarlayan yasa biçiminin bir tekrarı olduğunu ve bundan da artık vazgeçilerek gerçek anlamda Anayasa kararlarına uygun, halkın eşitlik, adalet beklentisine uygun yasaların yapılması gerektiğini yöntemsel olarak da esas olarak da hatırlatarak bitirmek istiyorum.

Teşekkürler.