KOMİSYON KONUŞMASI

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Sayın vekillerim, hepinizi saygıyla selamlarım.

Tabii, menfur, üzücü, olumsuz olaylar üzerine bu Komisyon kuruldu, kurulmak zorunda kaldı, bir daha böyle olaylar görülmesin diye alınması gereken önlemlerle ilgili. Tabii, ilaveten bir de dijital ortamlardaki risklerden çocuklarımızı korumak adına da önlemler, öneriler, mevzuatsal düzenlemeler konusunda da çalışmalarımız oldu.

Ben, tabii, konuyu, işin doğrusu hepsini toparlayıp bir rapor hâline getiremedim, çalışıyorum, bitiremedim. Bu nedenle şimdi konuşacağım şeyler yüzeysel olacak, detaylı raporumu yazılı olarak vermek istiyorum Başkanım, bilginiz olsun.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Tabii ki.

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Şimdi, burada, benim sıraladığım konuda okullarda alınması gereken, Millî Eğitim Bakanlığının alması gereken önlemler, tedbirler, eksiklikler var. Paydaş kurumlar tarafından alınması gereken önlemler, düzenlemeler söz konusu ki bu paydaş kurumları Millî Eğitim Bakanlığı, Aile Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, kolluk kuvvetleri olarak özetledim.

Yine, üçüncü bölüm olarak da -sonuç raporumda yer alacak olan- dijital risklerin saptanması, risklerin azaltılması, çocuklarımızın bu dijital risklerden korunması açısından daha neler yapılabilirin çalışmasının sonuçları olacak. Tabii, okullarda alınması gereken önlemlerde ya da eksikliklerde -PDR uzmanlığından arkadaşlarımız da bahsetti- gerçekten PDR uzman sayımızın eksik olduğunu görüyoruz ama daha önemlisi, PDR uzmanlarının ya da rehberlik birimlerinin fonksiyonel çalışmalarının sağlanması gerektiğini gördüm ben burada, mevcut PDR uzmanları da fonksiyonel çalışamıyor. Kurumlar arası irtibat, düzen, kurumlar arası iletişimle alakalı düzenlemeleri de içerecek şekilde diğer paydaşlarla beraber yapılacak düzenlemeler olacak, bu raporumuzda bu da olacak yani Sağlık Bakanlığı verisini PDR uzmanı alamıyorsa o hastayı, o hasta çocuğu, rahatsız çocuğu, psikiyatrik olarak rahatsız çocuğu takip edemeyecektir, önlem alamayacaktır, müdür bunu bilemeyecektir, bilmeyince takip edemeyecektir. Bunların kesinlikle sağlanması gerekiyor. Ya da dışarıda riskli bir çocuk varsa, sıkıntılı bir çocuk varsa, dışarıda bazı olaylara karışıyorsa İçişleri Bakanlığının bu çocuğun okuduğu okula bu çocuğun problemlerini bildirmesi gerekiyor yani istemeyiz, çocuklarımız hepimiz için değerli ama hırsızlığa karışan bir çocuksa ya da ne bileyim, çetelerle beraber olan bir çocuksa bu istihbari bilgilerin kolluk güçleri, İçişleri Bakanlığı tarafından okullara bildirilmesi gerekiyor, tabii ki o gizli kalmak kaydıyla. Bu gizliliği diğer çocukları korumak açısından kullanabilecek bir düzenleme gerekiyor. Bu da yazışmalarla değil, dijital platformlar oluşturulmalı bu kurumlar arasında.

Şimdi, okullarda alması gereken tedbirlerde standartların, psikolojik standartların da sağlanması gerekiyor. Kahramanmaraş'ta okula girdiğimiz zaman Suat Bey dikkatimizi çekmişti, camların yukarıya kadar kapalı olması önemli gerçekten. Az çok psikiyatrik sıkıntısı olan bir çocukta bu tavan yapabilir, sıkıntı çıkarabilir; normal çocukta belki etkilemez ama sıkıntılı çocuklarda, psikiyatrik problemleri olan, psikolojik sorunları olan, ailesel sıkıntıları olan çocuklarda bu kaygıların artmasına, paranoit durumlara sebep olabilir. Bu standartların da Millî Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenmesi lazım "Bu böyle olmaz." denilmesi lazım; en az standartların. Tabii ki yepyeni sıralar, yepyeni binalar yapamayabiliriz, sağlayamayabiliriz ama psikolojik şartlarını koruyacak dezavantajlı çocukların... Dezavantaj derken hastalık sinyali olan çocukların ya da gözetim altında olan çocukların buralardan etkilenmemesini sağlamak için o sınıfların ya da kullandığı malzemelerin, okulun, şartlarının kesinlikle ve kesinlikle hem PDR uzmanınca hem idarece incelenmesi, irdelenmesi, düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Yine, okullarda düzenli ölçüm... Tabii, Şule Alan hocamız bundan bahsetti, diğer hocalarımız da benzer şeylerden bahsetti. Düzenli ölçüm, merkezî analiz, sahaya geri bildirim, hedef odaklı müdahale, sonuçların takibi, etki analizlerinin yapılması ve alınması gereken önlemlerin bu etki analizlerine göre sağlanması gerekiyor; bütüncül bir yapının bir sistem olarak kurulması, okullarda kurulması gerekiyor; tabii, idarenin bunu sahiplenmesi gerekiyor. Ben okullarda, maalesef, Ali Vekilimizin de bahsettiği CİMER'den dolayı da bu bir... en büyük etkeni belki CİMER'dir ama öğretmen arkadaşlarımızın okullara aidiyet duygusunun ciddi anlamda gerilediğini görüyor ve düşünüyorum. Bunun bir şekilde düzeltilmesi gerekiyor. Öğretmen kendisini okula ait hissetmeli, okuldaki öğrencileri korumak, kollamak, onları eğitmek, kendi primer, birincil görevi olduğunu düşünmeli, ona göre çalışmalı, hedeflerini ona göre bildirmeli. Ama en küçük bir CİMER şikâyetiyle, dediğiniz gibi basit, yerli ya da yersiz yani yerli olabilir, basit olabilir, idarenin önleyebileceği şey olabilir, çalışanların olumsuz algılarının oluşmaması gerekiyor okula karşı. Burada CİMER'de bir süzgeç mekanizmasının kesinlikle işletilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu, sadece aslında Millî Eğitim Bakanlığında, okullarda önemli değil, tüm Türkiye'de, tüm kurumlarda önemli, sağlıkta da bu böyle, diğer kurumlarda da böyle. Süzgeç mekanizması olmadan oraya yazılan her şikâyetin memura, öğretmene ya da memura sorulması "Gel bakalım, senin hakkında böyle bir şikâyet var. Buna ne diyorsun?" denilmesi işini düzgün yapanları ciddi anlamda kırıyor. Bu, benim de şahsen başıma geldi. O yüzden, bu konuda CİMER'in yapılandırmasına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Okul aidiyetinin kazandırılması açısından, öğretmenler açısından da, Millî Eğitim Bakanlığı açısından çok kıymetli olduğunu değerlendiriyorum.

Yine, tabii, okullarda riskli okulların güncel şartlara göre belirlenmesi gerekiyor. Risk analiz formları var Jandarmanın ve Emniyetin. Sanki benim gördüğüm kadarıyla birbirinden farklıydı, benzer içerikleri içeriyor ama maalesef bu bizim yaşadığımız menfur olaylarla alakalı içerikteki soruların, o tablodaki dolduracak sorulardaki katkısı çok düşüktü, yüzde 3'ler civarındaydı. ama bunun ehemmiyetinin artırılarak bunun güncellenmesi gerekiyor, günümüz şartlarına uyarlanması, dijital platformları daha yoğun şekilde içerecek şekilde olması gerektiğini düşünüyorum. Yine, okullardaki saldırıların yüzde 94'ünde saldırıyı planlayan bir başka kişiye ya da ortamın saldırıyı önceden söyledikleri, saldırganların söylediklerini dikkate aldığımız zaman bunların erken uyarı sistemleriyle hem okulda saptanan ölçümler, analizler sonrası erken uyarı sisteminin oluşturulması hem de dijital mecralardaki erken uyarı sistemlerinin bir şekilde kurulması gerekiyor. Kurumlar arası ilişkide de bunun önemli olacağını düşünüyorum. Yine, paydaş kurumlar koordinasyonunda Aile Bakanlığının riskli ailelerin ya da çocuğuna bakmayan, iyi yetiştirmediği düşünülen ya da riskli olduğu düşünülen çocukların ailelerini iyi takip edilmesi gerekiyor. Bunu saldırganlık anlamında kastetmiyorum, yanlış anlaşılmasın, çocuğun ihtiyacının giderilmesi anlamında kastediyorum. Eğer psikolojik zemininde, psikiyatrik zemininde bir şey varsa, bir "GAP" varsa, eğer aile üzerine düşmüyorsa çocuğun, kendisini yalnız hissediyor, yalnız hissedince başka şeylere kaplıyor, paranoit yapılar gelişiyor. Bu çocuklarla biraz daha fazla ilgilenilmesi gerektiği için bu çocukların okullarla, PDR uzmanlarıyla, Aile Bakanlığı tarafından bildirilmesi gerekiyor. Bu, tabii, aslında mahalle muhtarına kadar da, belediyeye kadar da ulaşıyor yani ailelerin teması açısından, ailelerinin bildirilmesi korelasyonu açısından bu böyle. Sağlık Bakanlığının bazı önlemler alması gerekiyor. Biraz önce vekillerimizin de bahsettiği, aileler çocuk fişlenir algısıyla reçete aldığı zaman psikiyatrik rahatsızlığından dolayı, kayıt aldığı zaman asker olamaz, polis olamaz, askerî sağlık yeteneği yönetmeliğinde ya da polislerle alakalı sağlık yeteneği yönetmeliğindeki maddelerden dolayı aileler bunu artık günümüzde istemiyor. Ben o toplantıda yoktum, çıkmak zorunda kalmıştım, Sağlık Bakanlığı temmuz ayında bir yönetmelik yayınladı. O yönetmelikte çocuğun ya da kişinin güncel sağlık durumu eskiden aldığı teşhisten farklılaştıysa yani hastalığın iyileşme ihtimali ya da o zaman aldığı teşhisin şimdi olmadığı düşünülüyorsa başvuruyor, eğer buna tek hekim karar vermişse zamanında daha önce, en az 3 hekim karar verecek şekilde yeniden hastalık olup olmadığı değerlendiriliyor. Eğer 3 hekimli bir raporla bu daha önce saptandıysa tam teşekküllü kurul tarafından karar verilebiliyor ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'ndaki, korunmasıyla alakalı yönetmelikte bir madde var. Oraya işlenebiliyor, bu yönetmelik oradaki yönetmeliği değiştirdi, maddeyi değiştirdi. Bu artık sağlanabiliyor, yeni çıktı bu.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Onu bence... İki yıl, üç yıl iyileşebilecek maksimum süreyi devlet kendisi takip ederse, aile olarak bana bırakmasa sağlık toplum açısından daha doğru olmaz mı?

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Hekim olarak söyleyeyim Mahmut abi; hastalıklar kişiye göre değişir, bazı hastalıklar iyileşmeyebilir, uzun sürebilir. Bazı hastalıklar belki teşhis edildiği zamanda hatalı teşhis edilmiş de olabilir tek hekim karar verdiyse.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Yani devlet kendi... Önleyici suç mekanizması açısından var ya o açıdan söylüyorum.

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Şöyle bu, suçla ilgisi aslında yok. Bu ailelerin çocuğu doktora götürüp götürmemesindeki...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Anladım ama ileride o çocuk iyileşemezse işte bu tür olaylarla karşı karşıya kalabiliriz.

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Ama şöyle, buradaki kastettiğimiz tarama değil.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Yani çocuğun dışına çıktı artık olay, onu söylüyor yani artık başka bir...

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Aşıyor artık.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Aşıyor artık.

MAHMUT TANAL (Şanlıurfa) - Toplumu ilgilendiriyor.

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Bu aslında tarama değil, kişisel kaydında eğer bir psikiyatrik rahatsızlık olduğu var ve bu nedenle götüremiyordu ya o kaygı artık ortadan kalkacak, insanlar rahatlıkla tedaviye çocuklarını götürebilecekler demek istiyorum. Bu yönetmelik onu getiriyor. Yine, Askerî Sağlık Yönetmeliği ve Emniyetin Sağlık Yeteneği Yönetmeliği de değiştiriliyor. Bu maddelerle ilgili sıkıntı olmasın diye değiştiriliyor. Onu da bilgilendirmek isterim.

Başka söyleyeceğim, diğer paydaş kurumlardan İçişleri Bakanlığı, biraz önce söylediğim gibi kolluk güçleri, Jandarma ve polisin riskleri iyi analiz etmesi, iyi saptaması ve sürekli bir dijital platformla PDR uzmanlarıyla sıkıntılı çocuklar, saptanan çocuklarla alakalı temasta olunması gerekiyor, gelişmelerin bilinmesi gerekiyor. Burada KVKK'yla alakalı, KVKK Kanunu'nda 6ncı maddede özel nitelikli kişisel verilerle alakalı bir madde var aslında fakat orada daha çok sağlık verilerinin Sağlık Bakanlığı tarafından işlenmesi, takip edilmesiyle alakalı bir madde o. Ben öyle düşünüyorum ki başkan yardımcımızdı galiba, KVKK Başkan Yardımcımız, kurum başkan yardımcımız geldiğinde "Hukuki olarak işlenmesi gerektiği zaman işlenebilir." gibi cümle kurdu ama ben onun sahada rahatlıkla karşılık göreceğini düşünmüyorum. Kesinlikle ve kesinlikle bu olayların önlenmesi ya da okullarda sıkıntılı çocukların takip edilmesi açısından KVKK'ya, kanuna bir madde eklenmesinin zaruri olduğunu düşünüyorum irtibatın sağlanması açısından. Onu da bizim yazmamız gerekiyor. Ben de madde olarak yazabilirim Sayın Başkanım.

Şimdi, dijital risklerin saptanması ve risklerden korunması amaçla alınması gereken önlemlere geldiğimiz zaman tabii, toplum artık dejenere oluyor. Toplum, gençlerimiz, çocuklarımız eskiden örf ve âdetlerimize daha çok bağlı kalıyordu çünkü etraftan büyüklerinden gördüğünü uyguluyordu, mahallesinden gördüğünü uyguluyordu. Bölgesel farklılıklar belki olabilirdi ama dijital dünyada bu artık evrenselleşti. Yani Amerika'yı izliyorsa çocuk, Amerika dizilerini izliyorsa Amerika'nın kültürünü almaya çalışıyor, özenmeye başlıyor. Yani Avrupa'da bir ülkeyi izliyorsa oranın kültürünü almaya, onu normalleştirmeye çalışıyor. Bu bizim toplumumuzun geleneklerinin, göreneklerinin, törelerinin maalesef bozulması anlamına geliyor, giderek bozulacağı anlamına geliyor. Fatma Hanım'dı dün ombudsmanlıktan gelen eski vekilimiz. O gerçekten "Dip dalga geliyor." dedi ya, bu gerçekten güzel bir tanım. Aslında ben ona inanıyorum, katılıyorum. Bizim kesinlikle ve kesinlikle bir şeyler yapmamız gerekiyor çünkü kanunlarla biz çocuklarımızı koruyamayız, Emniyetle, kollukla biz çocuklarımızı koruyamayız. Bizim çocuklara bazı şeyleri öğretebilmemiz gerekiyor, gösterebilmemiz gerekiyor örflerimizle, âdetlerimizle. Bunları böyle koruyabilmemiz gerekiyor. Maalesef şu anki dijital ortamda bunu sağlamamız çok zor, hatta mümkün değil. Dijital ortamı bir okyanusa benzetiyorum ben. Çocuklarımızı da 18 yaş altı çocuklarımızı da hatta 15 yaş altı çocuklarımız çok daha kötü, yüzme bilmeyen çocuklarımızı okyanusta yüzmeye benzetiyorum. Bizim kesinlikle bu çocuklara kolluk takmamız lazım ya da ne bileyim, yüzdürmememiz lazım, önlem almamız lazım. Biz o çocukların velileriyiz, bu önlemleri de bizlerin sağlaması lazım. Dijital ortamlarda 15 yaş altı sosyal medya yasağı uygulamamız yerinde ve toplumdan çok karşılık alıyoruz; olumlu bulunuyor, anketlerde yüzde 80'den fazla olumlu geri dönüşler var. İnşallah, 1 Kasımda resmî, yasal olarak başlayacak altı aylık süre verildiği için ama burada, bizim, sosyal medyadaki önlemlerde, ebeveyn kontrolünde, 15 yaşın üzerindeki çocuklardaki ebeveyn kontrollerinin standartlarını belirlememiz, platformlara bunu bildirmemiz gerektiğini, gecikmeden bildirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bazı dijital medya platformlarının ebeveyn kontrol mekanizmalarını gösterdiklerini de yerinde buldum, uygun buldum. Belki geliştirilebilir ama birçok dijital medyada, sosyal medya platformlarında bu ebeveyn kontrolleri kendi istedikleri şekilde planlanmış. Bizim devlet olarak çocuklarımızı korumaksa maksat; dijital ortamlardan, olumsuz ortamlardan korumaksa ebeveyn kontrol mekanizmalarını, olması gereken standartları da biz bir an önce bence, geç kalmadan vermeliyiz ve bunları istemeliyiz, isterlerimiz olmalı diye düşünüyorum. 1 Kasımdan önce hatta bunun oluşması gerekiyor, belki önce çalışılabilir ilgili kurumlarla, bilmiyorum.

Diziler... "Kültür" demiştik ya; sabah programları, diziler, oyunlar... Ali Bey de bahsetti, hâlâ "öğretmeni nasıl öldürürüm" oyununa şu anda internetten girebiliyorsunuz ve açabiliyorsunuz ve oynayabiliyorsunuz. Bu kesinlikle DNS'yle mi önlenecek, VPN'le mi önlenecek; bunun teknik yolunu bilirler ama bizim çocukları korumak için bunları kesinlikle ve kesinlikle Türkiye'den ulaşılamaz hâle getirebilmemiz lazım. Devrim yapmamız lazım, devrim yapmazsak biz "mış" gibi yaparız; bu doğru değil. Hazırladığımız raporlar arşivlerde kalır, birçok vekilimiz aynı şeyden bahsetti. Böyle olmasını istemiyorsak devrim niteliğinde değişiklikler yapmak zorundayız, bazı katı kuralları sağlamak zorundayız çünkü çocuklarımız bizim derdimiz, amacımız.

Israrla şeyi düşünüyorum: Bu dijital oyunlarda insan öldüren dijital oyunların kesinlikle Türkiye'de gösterilmemesi... Dünyada da gösterilmemesi lazım ama insan öldüren dijital oyun belli bir yaşın altında kesinlikle oynanamamalı, hatta böyle bir şey kurgulanmamalı. Hedef göstersin, hedefe atış yapsın, ayrı konu ama karşısında insan var, onu öldürüyorsa ve bundan dopamin deşarjı sağlanıyor, mutlu oluyor çocuk "Başardım." diyor, skora gidiyor; bu maalesef, yapımızı bozuyor giderek. Bunları engellemek de bizlerin, mevzuatla engellemek bizlerin elinde, teknik olarak engellemek için tabii, teknik kısmına göre mevzuat hazırlamak lazım.

Yine, Maraş'taki ailelerin istediği tabii, şehitlik verilmesi, okullara isimlerinin verilmesi... Bir de şunu hatırlatmak isterim, onu da söylemişlerdi: O haftanın anma haftası olarak kullanılmasını söylemişlerdi, istemişlerdi. O hafta kullanılabilir ama Millî Eğitim Bakanının söylediği şeyi bende söyleyecektim aslında. uzmanlarına sormuşlar pedagoglar aracılığıyla. Uzmanlara sorarak okullara isim vermeyi tartışmamız lazım çünkü ben bir yere, bir kuruma gittiğim zaman o kurumun özel bir ismi varsa internete giriyorum "Bu kurum neden bu isimle, bu kimdir?" diye bakıyorum, sizler de bakıyorsunuzdur diye tahmin ediyorum. Eğer orada vahşetle öldürülen bir çocuksa olumsuz algı oluşur. Başka kuruma verilebilir dediğiniz gibi, öğretmenevi olabilir, başka bir yere... İsimler yaşatılabilir ama o okullara verilmesi konusunda benim de tereddüdüm var. En azından uzmanlara danışarak, uzmanların önerisi doğrultusunda hareket etmek yerindedir diye düşünüyorum. Anma haftası yine sağlanabilir.

Tabii, bu gördüğümüz İçişleri Bakanlığının önlemlerinde -onu da hatırlatmak isterim- Urfa'daki olayda İçişleri Bakanlığının maalesef subjektif hareket etmesi, objektif kriterler ya da objektif uygulama metotlarının, metodolojisinin belirlenmemiş olması maalesef üzücü, böyle bir olaya sebep oldu. Eğer bir ihbar geldiyse, ihbar birisini ya da birilerini öldürmekten bahsediyorsa, kendisi bundan bahsettiyse kesinlikle ve kesinlikle onun üst kurumlarına direkt yansıması gerekiyor, süzgeçlerin öyle gitmesi gerekiyor ve o eylemin bir şekilde kolluk güçlerince önlenmeye çalışılması gerekiyor. Burada o açıklığı görmüş olduk hep beraber. Bu, sadece okul olaylarında değil, diğer olaylarda da olabilir, diğer adi olaylarda da olabilir yani cinayet ihbarı olan şeylerde de olabilir, sadece okullar için değil; bunun emniyet güçlerince de bir sistematiğe bağlanması gerektiğini düşünüyorum. Kayda geçsin diye söyledim.

Dediğim gibi, raporumu sonra yazılı olarak vereceğim, bu kadar toparlayabildim.

Saygılar sunarım.