| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 06 .08.2026 |
ZUHAL KARAKOÇ (Kahramanmaraş) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli Komisyon üyeleri; bugün burada yalnızca bir araştırma komisyonunun çalışmalarını tamamlamıyoruz, aynı zamanda, evlatlarımızın güvenliği, huzuru ve geleceği adına önemli bir muhasebeyi de gerçekleştiriyoruz. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan hadiseler okulun yalnızca bilgi verilen bir mekân olmadığını, çocuklarımızın canlarının, umutlarının ve hayallerinin emanet edildiği bir hayat alanı olduğunu bizlere bir kez daha gösterdi. Bir çocuğun kendisini güvende hissetmediği yerde eğitimden, başarıdan ve sağlıklı gelişimden da maalesef söz etmek mümkün değil. Komisyonumuzun çalışmaları boyunca akademisyenleri, eğitimcileri, psikologları, güvenlik uzmanlarını, kamu kurumlarını, sivil toplum kuruluşlarını ve sektör temsilcilerini dinledik. Görülen odur ki mesele yalnızca okul kapısındaki güvenlik tedbirleriyle açıklanamayacak kadar çok boyutludur. Aileden dijital ortama, akran ilişkilerinden ruh sağlığı hizmetlerine kadar uzanan geniş bir alanda bütüncül bir yaklaşım gerekiyor. Bu kapsamda, bazı somut politika önerilerini özellikle vurgulamak istiyorum. Öncelikle, en başında, şehit yavrularımızın ve öğretmenimizin ailelerinin bizlerden defaatle istediği üzere, şehitlik konusunun acilen kabul edilerek bu çocuklarımıza verilmesi. Bizler için, evet, onlar şehit, Allah katında, biliyoruz, onlar şehit fakat bunun resmî olarak verilmesi hepimizin de takipçisi olduğu bizlere verilmiş birer emanet olarak görüyorum ben bunu.
Ayrıca, her okulun fiziki güvenlik ve risk değerlendirmesinin düzenli olarak yapılması gerektiğini her toplantıda dile getirdik ve risk düzeyi yüksek okullar için standartlaştırılmış güvenlik protokolleri oluşturulmalı ve okul yöneticilerinin inisiyatifine bırakılan uygulama farklılıkları da en aza indirgenmeli, hatta ortadan kaldırılmalıdır ki okullarımızda gördük, Urfa'daki okul yüksek riskli okul olarak görülmesine rağmen, maalesef, bazı tedbirlerin uygulanması sadece idarecilerin inisiyatifine bırakıldığından dolayı uygulamalarda bizim eksiklik olarak nitelendireceğimiz fakat mevzuat olarak bir bağlayıcılığı olmayan durumlar ortaya çıkabiliyor.
Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin güçlendirilmesi, evet, hepimizin arzusu. Özellikle hiçbir okulda rehberlik öğretmeninin bulunmamasını ya da az sayıda bulunmasını kabul edemeyiz ki özellikle bu kadar fazla atama bekleyen öğretmenimiz de bu alanda mevcutken. Hepimiz biliyoruz ki birçok olayın öncesinde öğrencilerin çeşitli davranışsal ve psikolojik sinyaller verdiği bütün çalışmamız boyunca bizlere sunuldu, anlatıldı, hem akademik olarak hem de bizzat okullarda rehberlik servisinin edindiği notlar ve belgeler üzerinden. Bu nedenle, okullarımızda yeterli sayıda psikolojik danışmanın görevlendirilmesinin yanı sıra erken uyarı ve yönlendirme mekanizmalarının kurulması da şu açıdan önemli: Özellikle Kahramanmaraş'taki okulda hepimiz şahit olduk, 32 kez rehberlik servisinin aldığı notlar, tuttuğu tutanaklar, görüşmeler mevcut fakat rehberlik servisinin yönlendirmesinin bir bağlayıcılığının olmadığını da ve burada da mevzuatta bir açık olduğunu gördük. Rehberlik servisinin yönlendirilmesinin aile açısından bağlayıcı olması gerektiği ve Millî Eğitim Bakanlığının bu anlamda toplum huzuru, sağlığı açısından da konuya yaklaşması gerektiğini ve psikiyatriste gitmesi gereken çocukların gidip gitmediğinin takibinin yapılması ve nasıl aşı takibi yapılıyorsa belki aile hekimliği üzerinden -bilemeyiz- sıkı bir takip mekanizması oluşturularak bu sağlık hizmetinden yoksun kalan çocuklara aileler üzerinden, ailelere bir yaptırım uygulanabilmeli. Devlet bizzat takibini yapmalı çünkü 18 yaş altı sağlığa erişim hakkı olarak değerlendirilmeli diye düşünüyorum ben bunun, ailenin inisiyatifinde olmamalı tek başına böyle bir ihtiyaç hasıl olmuşsa.
Ayrıca, az önce Ali Bey'in de söylediği gibi, özellikle ailelerin kaygılarını daha önce de hepimiz konuştuk, ileride polis, asker gibi mesleklere sahip olması yönünde çocukların önünde engel oluşturabileceğinden tereddütle aileler tercih etmiyorlar. Bu açıdan şöyle bir tedbir alınabilir: 18 yaş altında alınmış olan sağlık hizmetlerinin sistemde gözükmemesi mesleki konularda ya da kişisel mahremiyet içermesi gerektiğinden dolayı ya da bunların takibinde eğer sıkıntılar hâlâ devam ediyorsa tabii ki ilgili kurumlarla paylaşılmalı fakat sıkıntılar devam etmiyorsa, gerekli sağlık hizmeti alınmışsa ve çocuk "ruhsal açıdan artık toplum için bir tehdit oluşturmuyor" şeklinde bir veri alınmışsa, belki hekimlerin oy birliğiyle alınacak olan bir rapor sonucunda buradaki, daha önceki psikiyatriste görünmüş olan, ilaç kullanmış olan çocukların da bu geçmişlerinin silinmesi, bu sicilin silinmesi aileler açısından da daha rahat hareket etmelerini sağlayacak bir tedbir olabilir diye düşünüyorum.
Ayrıca, dijital ortam kaynaklı risklere karşı yeni bir koruma modelinin geliştirilmesi gerektiği de açıkça ortada. Şiddeti özendiren içerikler, zorbalık, çevrimiçi radikalleşme ve çocukların maruz kaldığı zararlı dijital etkiler konusunda aileleri ve öğretmenleri kapsayan sürekli eğitim programları hayata geçirilmeli. Evet, biz "Şu oyunlar yasaklanmalı, böyle kontrol edilmeli." diyoruz fakat hepimiz burada aldığımız sunumlarda gördük ki veliler için de aslında çok güzel çocuğun takibini yapabileceği programlar var fakat veliler olarak bizler de bilmiyorduk mesela bunların pek çoğunu. Dolayısıyla, sadece okulun, öğretmenin, öğrencinin değil, ailenin de bilgilendirilmesi düzenli olarak ve takibinin yapılması gerekiyor. Aile-okul iş birliği kurumsal bir zemine bu anlamda kavuşturulmalı ve çocuklarımızın davranış değişimlerin ilk fark edecek olanlar çoğu zaman aileler ve öğretmenler. Bu iki unsur arasında güçlü ve sürekli iletişim kanalları oluşturulmalı fakat bu iletişim kanalları -az önce arkadaşlarımızın da dile getirdiği gibi, ben de katılıyorum- CİMER üzerinden sulandırılmadan da yürütülmeli. Biliyorsunuz hepiniz CİMER'in çalışma şeklini; konuya bakılıyor, başlığa bakılıyor, muhatap kim? Oradaki yönlendirme uzman arkadaşlarımız tarafından... Ha, "Millî Eğitimin konusu." deniliyor ve ilgili millî eğitim müdürlüğüne gönderiliyor; ayıklamadan, süzgeçten ve pek çok şeyden geçmiyor aslında pek çoğu, millî eğitim müdürü de Cumhurbaşkanlığı üzerinden gelen bir talep gibi hemen yorumlayarak her türlü şikâyete hızlı bir şekilde teftiş mekanizmasını çalıştırarak müdahalede bulunuyor; evet, sonuçsuz kaldığı da oluyor fakat tabii ki bunu tamamen ortadan kaldırmak daha doğru olur mu, onu da bilmiyorum. Ben şöyle bir öneride bulunuyorum bunun için: Az önce Sayın vekilimizin de dediği gibi bir yaptırım uygulanmalı haksız, mesnetsiz şikâyetler için de. Mesela, sadece Millî Eğitimde de değil, CİMER'e yapılan bütün başvurular da bana sorarsanız bu olmalı. Kamu gücünü istismar etmekten dolayı olabilir bu veya kötü niyetle kamu görevlisini hedef almaktan olabilir; eğer sonuç çıkmadıysa. Bu eminim, süzgeci, elemeyi hızlı bir şekilde devreye sokarak bu şikâyet mekanizmasının daha düzgün bir şekilde işlemesine yardımcı olacaktır.
Okul güvenliği yalnızca Millî Eğitim Bakanlığının bir sorumluluğu olarak da görülmemeli. İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, yerel yönetimler ve ilgili tüm kurumların içinde yer aldığı kalıcı bir koordinasyon merkezi kurulmalıdır. Ayrıca, olay meydana geldikten sonra değil, meydana gelmeden önce harekete geçen, önleyici bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini de hepimiz mutabıkız zaten çünkü başarı yaşanan olayların sayısıyla değil, önlenebilen risklerin miktarıyla ölçülebilen bir durumdur. Dolayısıyla, bizim önce bu anlayışı güzel bir zemine oturtmamız gerekiyor.
Silahlanma konusunda da son olarak şunu söylemek istiyorum: Elbette ruhsatlı silah edinme hakkı vardır vatandaşlarımızın fakat 18 yaş altında silaha erişim söz konusu olduğunda aileye yani ruhsat sahibine çok ciddi bir yaptırım da gelmeli. Yani 18 yaş altında illa bir olayın fail olması gerekmiyor bu çocuğun, illa bu silahla bir yaralama ya da bir cinayet işlemesi de gerekmiyor. Silahla paylaşılan bir fotoğraf bile, aile veya arkadaş ortamında bu silahı nasıl kullandığını gösteren eylemler gerçekleştirdiğinde bu çocuklar ruhsatı tamamen iptal etmek yeterli bir yaptırım diye de düşünmüyorum; maddi, manevi, çok ciddi bir şekilde bunun acilen yaptırımı gelmeli diye düşünüyorum ruhsat sahibine.
Bir deprem şehri olan Kahramanmaraş'ın milletvekili olarak şunu da özellikle ifade etmek istiyorum: Çocuklarımız yalnızca bugünün değil yarının da emaneti. Büyük afetler, toplumsal travmalar ve hızlı dijital dönüşüm süreçleri çocuklarımız üzerinde derin etkiler bırakabilmekte. Bu nedenle, güvenli okul iklimi oluşturmak artık bir tercih değil millî bir sorumluluktur. Dolayısıyla bu olayın çıktılarını araştırırken de aynı hassasiyetle bakmamız gerekiyor. Evlatlarımızın adının yaşatılması gerektiği konusunda yürekten inanıyorum ve bunun için de elimizden gelen her türlü çabayı sarf edeceğiz fakat dediğimiz gibi, diğer çocuklarımız üzerinde bir travma oluşturmadan, işin pedagojik tarafının çok iyi irdelenerek, diğer çocuklarımızın eğitim süreçlerine olumsuz etki etmeden bu süreci yürütebileceğimiz bir çözüm yolu geliştirmeliyiz diye düşünüyorum. Ve Komisyonumuzun hazırlayacağı raporun raflarda kalan bir belge değil uygulanabilir kamu politikalarına dönüşmesi, bu politikalara yön veren güçlü bir yol haritası olması gerektiğini düşünüyorum ve temenni ediyorum.
Bu çalışma süresince katkı sunan tüm kurumlarımıza, uzmanlarımıza ve siz değerli Komisyon üyelerimize çok teşekkür ediyorum.
Evlatlarımızın daha güvenli, daha huzurlu ve daha umut dolu bir geleceğe kavuşması dileğiyle sözlerimi tamamlıyorum.
Tekrar teşekkürler.