KOMİSYON KONUŞMASI

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Teşekkürler Başkan.

Zaten çok uzatma gibi bir meylimiz Başkan.

Teşekkür ederim tekrardan, bugün sabah artık saat yediye doğru bu kadar ağır ve artık tahammülü zorlayan bir aşamaya geldik. Ancak ifade etmek gerekir ki bugün yüz yılı aşkın Kürt meselesini, kırk yılı aşan çatışmalı dönemi şiddet zemininden hukuk ve siyaset zeminine taşıyacak tarihsel dönemeçlerin birindeyiz. Türkiye'nin 2'nci yüzyılında Kürtlerin hukuk yoluyla cumhuriyete katılımının önünü açması bakımından tarihsel. Bu tarihselliğin anlamı yalnızca silahların susmasıyla sınırlı değil. Asıl anlamı negatif barış aşamasından pozitif inşa aşamasına geçiş hukukunu kurabilme gücünü taşımasındadır çünkü Kürt meselesi en başından beri kimliğin özgür ifadesi, özgürlük meselesi, demokratik örgütlenme, demokratik siyaset kanallarının açıklığı ve cumhuriyetin demokratikleşme meselesiydi, hâlen de bu meseledir. Bu yüzden tarihî, kök veya diğer adıyla çerçeve yasayı çatışma üreten nedenleri ortadan kaldıracak bütüncül bir hukuk ve demokratikleşme reformları izlemelidir. Bu nedenle önümüzdeki teklif tamamlanmış bir barış ve çözüm hukuku değildir. Nitekim Meclis Komisyon raporunda da teklifi kendi genel gerekçesinde de bu düzenlemeyi sürecin hukuki düzenlemelerin ilk adımını teşkil eden temel bir çerçeve olarak tanımlamakta, yeni kanuni düzenlemelerin gerektiğini kabul etmektedir. Madde değerlendirmesine geçmeden önce Sayın Feti Yıldız'ın bir kısmını okuduğu sürecin kronolojisinde birçok vekil tarafından dile getirilen tarihî çağrının dayandığı perspektifi ortaya koymak adına Sayın Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025'te kamuoyuyla paylaşılan barış ve demokratik toplum çağrısını hatırlatmak isterim: "PKK tarihin en yoğun şiddet yüzyılı olan 20'nci asrı, iki dünya savaşı, reel sosyalizm ve dünya genelinde yaşanan soğuk savaş ortamları Kürt realitesinin inkârı başta ifade olmak üzere özgürlükler konusunda yasaklardan kaynaklı oluşan bir zeminde doğmuştur. Teori, program, strateji ve taktik olarak yüzyılın reel sosyalist sistem gerçeğinin ağır etkisinde kalmıştır. 1990'larda reel sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü ve ülkede kimlik inkârının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler, PKK'nin anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrara yol açmıştır. Dolayısıyla, ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Uysal Aslan, 6'ncı maddeyi konuşuruz değil mi?

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Evet Başkanım, geleceğim ona.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Lütfen, biraz hızlı gelelim.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Tabii ki geleceğim doğru ama hiçbir maddede değil, tek bir maddede söz alacağım. O nedenle diğerlerine gösterilen müsamahanın bize de gösterilmesini bekliyoruz.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Tamam ama 6'ncı maddeyi konuşuyoruz.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Kürt-Türk ilişkileri bin yılı aşan tarihler boyunca Türkler ve Kürtler varlıklarını sürdürmek ve hegemonik güçlere karşı ayakta kalmak için gönüllülük yönü ağır basan hep bir ittifak içinde kalmayı zorunlu görmüşlerdir. Kapitalist modernitenin son iki yüz yılı bu ittifak parçalamak esas gaye edinmiştir. Etkilenen güçler sınıf temelleriyle birlikte buna hizmeti esas belirlemişlerdir. Cumhuriyetin tek tipçi yorumlarıyla birlikte bu süreç hızlanmıştır. Günümüzde çok kırılgan hâl alan bu tarihsel ilişkiyi kardeşlik ruhu içinde inançları da göz ardı etmeden yeniden düzenlemek esas görevdir. Demokratik toplum ihtiyacı kaçınılmazdır. Cumhuriyet tarihinin en uzun ve kapsamlı isyan ve şiddet hareketi olan PKK'nin güç ve taban bulması, demokratik siyaset kanallarının kapalı olmasından kaynaklanmıştır. Aşırı milliyetçi savruluşun zorunlu sonucu olan ayrı ulus devlet, federasyon, idari özerklik ve kültürelist çözümler, tarihsel toplum sosyolojisine cevap olamamaktadır. Kimliklere saygı, kendilerini özgürce ifade edip demokratik anlamda örgütlenmeleri, her kesimin kendilerine esas aldıkları sosyoekonomik ve siyasal yapılanmaları ancak demokratik toplum ve siyasal alanın mevcudiyetiyle mümkündür. Cumhuriyetin 2'nci yüzyılı ancak demokrasiyle taçlandırıldığında kalıcı ve kardeşçe bir sürekliliğe sahip olabilecektir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeleri için demokrasi dışı bir yol yoktur, olamaz, demokratik uzlaşma temel yöntemdir.

Barış ve demokratik toplum döneminin dili de gerçekliğe uygun geliştirmek durumundadır. Sayın Devlet Bahçeli'nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanının ortaya koyduğu iradeyle, diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum. Varlığı zorla sonra erdirilmemiş her çağdaş cemiyet ve partinin gönüllü olarak yapacağı gibi devlet ve toplumla bütünleşme için kongrenizi toplayın ve karar alın. Tüm gruplar silah bırakmalı, PKK kendini feshetmelidir. Ortak yaşama inanan ve çağrıma kulak veren tüm kesimlere selamlarımı iletirim." Bu perspektifi ortaya koyarken şüphesiz ki pratikte silahların bırakılması ne PKK'nin kendini fesi demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir. İşte, bu çağrıda gönüllü feshi ve silahların bırakılması ile demokratik siyasetlerini hukuki güvencelerinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceği açıkça vurgulanmıştır. Silahlı mücadeleden demokratik siyaset ve hukuk aşamasına geçişin ilk hukuki çerçevesi bu Meclis çatısı altındaki bu kök yasadır. Dolayısıyla, teklifin her bir maddesi bütünlükle ele aldığımız bu sürecin ruhuna, amacına ne ölçüde hizmet ettiği üzerinden değerlendirmeyi fazlasıyla hak ediyor.

Teklifin 3'üncü ve 6'ncı maddelerinde beş-on yıllık uzun erteleme süreleri öngörülmüş, 7'nci maddede ise mahkûmiyetten kaynaklanan hak yoksunluklarının kaldırılması iki ve üç yıllık bekleme sürelerine bağlanmış. Silahların bırakılması, demokratik siyasetin esas alınması üzerine kurgulanan bu teklifin siyasi katılımı geciktiren sonuçlar üretmesi kendi amacıyla açıkça bir çelişkidir. Bu nedenle, söz konusu sürelerin kaldırılması, aksi hâlde olabilecek en dar sürelerle sınırlandırılması beklenmektedir. Bu temel çelişkinin 6'ncı maddede vicdan, adalet ve hakkaniyete uymayan bir yönü de birbirinden farklı hukuki ve fiili durumda bulunan kişilerin aynı uzun erteleme sürelerine tabi tutulmasıdır.

6'ncı madde mahkûmiyette infazına başlanmamış -ceza almış ama infazla başlanmamış- kişilerle yıllardır hapishanede bulunan, hatta otuz yıllık infaz süresini tamamladığı hâlde idari gözlem kurulu kararlarıyla, iyi hâlli olmadığı yönünde kararlarla tahliyesi engellenen kişileri aynı erteleme sürelerine tabi tutulmaktadır. Oysa infazını tamamlamış ancak idari gözlem kurulu kararlarının kaç kez tekrarlanacağı, ne zaman özgürlüklerine kavuşacaklarını öngörmeyen mahpusların yasadan yararlanmak için başvurduklarında bu sefer hak yoksunluklarını içeren erteleme süresiyle var olan hukuksuz durum daha da ağırlaştırılan yeni ve ciddi adaletsizlikler yaratacaktır. Bizler koşullu salıverilmesine bir yıldan az kalan mahpuslar bakımından erteleme süresinin kalan koşullu salıverme süresiyle sınırlandırılmasını, en azından iki ay, üç ay ya da bir yıla kadar giden mahpuslar açısından bunun değerlendirilmesini, koşullu salıverme tarihi gelmiş ve gerekli infaz süresi tamamlanmış olanların ise erteleme kapsamına alınmaksızın tahliye edilmelerinin yolunun açılmasını söylüyoruz. Özellikle hasta mahpuslar açısından, otuz yıllık mahpuslar açısından çok hayati bir değişiklik öngören bu madde.

Madde kapsamında değişiklik yapılması gerektiğini düşündüğümüz bir mesele de biraz önce Onur Vekilimizin ifade etmiş olduğu "terör suçlarından birinin işlenmesi" ifadesinin belirsizliği. Bu maddede söz konusu etkilenecek olan dosyaların çok büyük bir bölümü ifade, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü...

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Aslan, toparlayalım.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - ...kapsamında kaldığı gözetildiğinde bu ibare son derece geniş, demokratik siyaseti, basın özgürlüğünü, örgütlenme özgürlüğünü cezalandırma riski taşıyacaktır. Silahların bırakılacağı söylendiği bu süreçte sözün, düşüncenin, örgütlenmenin alanı genişletilmeli, siyaset konuşabilmelidir. Bu nedenle söz konusu ibarenin önüne ya cebir, şiddet yöntemleriyle ilgili bir ibarenin eklenmesi ve sınırlarının net şekilde, net biçimde belirlenmesini ifade ediyoruz. Yasanın dilini, kullandığı kavramları, 6'ncı maddeyi ve yasadaki diğer eksiklikleri söylerken bu yasanın tarihsel anlamını tabii ki göz ardı etmiyoruz. Tam da tarihsel anlamını ve bu yasadan kaynaklı çıkacak diğer yasaları önemsediğimiz için bunları dile getiriyoruz. Başlangıç yasası, pozitif barışa giden bir yolun önünü açık tutmalı, hukukunu güçlendirmelidir. Eskiye, ezberlere, tekrarlara mahal vermemelidir.

Pozitif barışın bir başka vazgeçilmez boyutu da kadınların sürecin öznesi olması meselesidir. Bu yüzden, kurulacak tüm kurul ve komisyonlarda yani takip ve karar mekanizmalarında kadın temsiliyeti sağlanmalı, dönüş ve entegrasyon süreçlerinde yer alan kadınların siyasal katılımı hukuki güvenceye bağlanmalı, kadınların doğrudan söz sahibi olacağı mekanizmaları, kadın örgütlerini sürecin asli bileşeni hâline getirilmelidir. Çünkü kadın özgürlük mücadelesinin "..."(*) felsefesinin yarattığı birikim ve kazanımlar demokratik çözümün, toplumsal barışın en güçlü güvencelerinden biridir. Tam da bu noktada dünyadaki barış süreçlerinin önemli kazanımlarından biri olan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 1325 sayılı Kararı bizim açımızdan ön açıcıdır. Kadınların çatışmaların önlenmesi ve çözümünden barışın inşasına kadar tüm mekanizmalarda etkin temsilini esas alan bu yaklaşım Türkiye'nin her ne kadar kendine özgü bir model olarak ifade etse de bu modelde de hayata geçirilmeli "Kadınların olmadığı süreç toplumsallaşamaz." gerçeği unutulmamalıdır. Pozitif barış da pozitif hukuk normları da gelecek tasavvuru kadar geçmiş hakikatin izlerini belirleyici bir etkisi vardır. Burada kurduğumuz her cümle, kurduğumuz her kavram ve önerinin aslında yüzyıllık ağır bir hafızası olduğunun farkındayız. Mezarı dahi olmayan kayıpların, 17 bini dahi aşan faili meçhullerin, yakınlarını yitiren binlerce ailenin, zorla boşaltılan köylerin, dönmemenin hasretiyle tüketen hafızası vardır. Cezaevlerinde hukuksuzlukla özgürlüğünden mahrum bırakılanların, tahliyesi beklenirken yaşamını yitiren hasta mahpusların, anadilinde söylediği bir ".."(*), bir şarkı için, bir söz nedeniyle soruşturulan, gözaltına alınanların HEP'ten DEP'e, DTP'den HDP'ye ve şu an DEM'e kadar var olan siyasetin hafızası vardır. Barışın hukuku biraz da hafızaya karşı taşıdığımız sorumluluğun bir gereğidir. Geçmişi unutmak için değil yaşananların bir daha yaşanmamasını güvence altına almak için bunları dile getiriyorum. O nedenle başlangıcın taşıdığı sorumluluğun farkındayız. Bunca acıya rağmen, metaneti, iradesi, sabrı ve onuruyla barışta ısrar eden halkımızın yaşadığı acıların bir daha hiçbir halka, hiçbir inanca, hiçbir topluluğa yaşatılmayacağının, bir geleceğin hukukunu kurma umuduyla bu sürece katkı sunacağız. Eksiklikleri tamamlamak için mücadele edeceğiz ve atılması gereken tüm demokratikleşme adımlarının da takipçisi olacağız.

Teşekkürler.