KOMİSYON KONUŞMASI

SERHAT EREN (Diyarbakır) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu ülke Kürt meselesi söz konusu olduğunda çok kanun yaptı, raporlar hazırladı, yasaklar koydu, cezalar verdi, olağanüstü yönetim usulleri kurdu, güvenlik politikaları geliştirdi, kimi zaman dili yasakladı, kimi zaman siyasetin alanını daralttı, kimi zaman meseleleri bütünüyle bir asayiş ve güvenlik başlığı altında ele aldı. On yıllar boyunca hukuk, meselenin demokratik çözümünün zemini olmaktan çok, güvenlik politikalarının aracı olarak kullanıldı. Çatışmayı yönetmek için bir hukuk oluşturuldu ama çatışmayı sona erdirecek bir hukuk düzeni kurulamadı. Bugün önümüzde duran teklifin tarihsel anlamı tam da burada ortaya çıkıyor. Bu kez Meclis çatışmayı yönetmenin hukukunu değil çatışmadan çıkışın hukukunu oluşturuyor. Silahların yerini demokratik siyasete bıraktığı, insanların ülkelerine ve ailelerine güvenle dönebildiği, Kürtlerin eşitlik ve özgürlük taleplerinin, demokratik siyasetin meşru zemininde konuşulabildiği ve hiç kimsenin bir daha çatışmanın acılarını yaşamak zorunda kalmadığı ortak bir geleceğin hukuki zeminini kurmaya çalışıyoruz. Bunu yaparken toplumun hiçbir acısına, hiçbir kaygısına sırtımızı dönemeyiz. Kimin acısının daha büyük, kimin yasının daha haklı olduğunu konuşmayacağız çünkü barış acıları yarıştırarak değil, her acıyı görerek ve geçmişle yüzleşilerek kurulabilir çünkü bir annenin mezar başındaki acısının kimliği olmaz. Barış geçmişin üzerini örtmeden herkesin kendi tarihine cesaretle bakabilmesidir. Kürtlerin eşitlik, özgürlük ve adalet talebini görmeden barış kurulamayacağı gibi, çatışmanın Türkiye toplumunda yarattığı acıyı, korkuyu ve güvensizliği anlamadan da toplumsal barış kurulamaz. Siyasetin görevi topluma "Kaygılanmayın." demek değildir. Kaygının karşısına güvenceyi, acının karşısına adaleti, çatışmanın karşısına demokratik siyaseti koymaktır. İşte, hukuk bunun için vardır. Yeni dönemin hukuku açık, öngörülebilir ve kapsayıcı olmalıdır. Hak tanınırken hak kaybı üretmemelidir.

9'uncu maddeye tam da buradan bakıyoruz. Madde kanundan yararlanmak isteyenlerin altı ay içerisinde başvurmasını öngörüyor ancak herkes aynı hukuki durumda değil. Hakkında soruşturma yürütüldüğünü bilmeyen biri olabilir, bu kişi soruşturmayı altı aylık süre geçtikten sonra öğrenirse varlığından haberdar olmadığı bir dosya nedeniyle kanunun tanıdığı hakkı kaybedecektir. Kovuşturmalarda sorun daha da açıktır. Bir kişi masum olduğunu ve yargılama sonunda beraat edeceğini düşünüyor olabilir, dosyası istinafta ve Yargıtayda olabilir. Bir insan neden masum olduğunu savunmak ile bu kanunun kendisine tanıdığı haktan yararlanmak arasında seçim yapmak zorunda bırakılsın? Masumiyet karinesiyle kanundan yararlanma hakkı birbirinin alternatifi hâline getirilemez. Bu nedenle, soruşturmalarda altı aylık süre kişinin soruşmayı öğrendiği tarihten itibaren başlanmalıdır. Kovuşturmalarda ise yargılama ve kanun yolu süreçlerinin tamamlanması beklenmelidir. Yine, haklı ve zorunlu nedenlerin bulunması hâlinde başvuru süresinin uzatılabilmesi olanaklı hâle getirilebilmelidir.

Değerli milletvekilleri, geçiş hukuku bir eleme mekanizması değil, hukuki güvenceler içinde yeni bir döneme geçişin aracı olmalıdır. On yıllardır süren çatışmanın bu toplumda açtığı yaranın bir günde kapanacağını elbette düşünmüyoruz. Çerçeve yasa bu anlamda ilk hukuki müdahaledir, ilk müdahale hayatidir. Yarayı açık bırakamazsınız, kanamayı durdurmadan tedaviye başlayamazsınız. Ancak ilk müdahale ne kadar kritik olursa olsun, tedavinin kendisi değildir, asıl tedavi bundan sonra başlayacak; hukukla, adaletle, demokratikleşmeyle, hakikatle, onarımla ve toplumsal barışın kalıcı güvencelerini kurarak. Gelin, ilk müdahaleyi doğru yapalım çünkü daha başlangıçta yaratacağımız bir hak kaybı yarın kurmak istediğimiz hukuka duyulan güveni zedeler.

Değerli milletvekilleri, önümüzde tarihsel bir imkân var. Bu imkânı daraltmak yerine büyütelim. İnsanları hakları arasında tercihe zorlayan değil, haklarını güvence altına alan bir geçiş hukuku kuralım çünkü bugün yalnızca geçmişin yaralarını sarmıyoruz, aynı yaraların bir daha açılmayacağı bir geleceğin hukukunu kuruyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.