KOMİSYON KONUŞMASI

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Öncelikle teşekkür ediyorum; hem de acı olayın yaşandığı günlerde şehrimize gelip acımızı paylaşıp destek olan herkese, her milletvekiline, bakanlarımıza.

Ben burada en büyük teşekkürü ailelerimize etmek istiyorum, sürekli bir aradayız; onların o ferasetli duruşu... İlk günden beri hani çok farklı bir şekilde tepki verebilecekken -çünkü bu işten nemalanmak isteyenler de oldu ama- o vakur duruşlarını hiç bozmadılar. Aslında onlar bize bir yerde destek oldular bizim onlara destek olmamız gerekirken. Ben, bir kez daha o ailelerimize teşekkür etmek istiyorum. Kimse bu duruşu sergileyemezdi ama Allah demek ki dağına göre karını veriyor, bu ailelerimiz bunu ilk günden beri korudular.

Pek çok konuya değinildi. Hani milletvekillerimiz, sizler zaten haftalardan beri bu konuyla ilgili konunun uzmanlarıyla gerekli fikir alışverişini yapmışsınızdır ama ben burada hem iletişimci olarak -bir milletvekilinden ziyade- hem de dijital sosyolojiyi çalışan birisi olarak bazı konulara değinmek istiyorum. Ben, gerektiği zamanlarda, hani gerek Siber Daire Başkanlığı gerek İletişim Başkanlığı, işte, pek çok alanda bunlara önerilerde bulunmuştum ama alan çok büyük olup işin etki elemanlarının çok fazla olması nedeniyle bunda bir türlü koordinasyon gerçekleştirilemiyor. Biz biraz da dijitalliği, bir yerde hani suya atıyorsun, yüzmeyi suda öğreniyor ya; yıllardan beri yaşadığımız aslında bu, yaklaşık yirmi otuz seneden beri biz bunu yaşıyoruz. Belki de işin doğası bu, hani belirli kurallar çerçevesinde değerlendirilemiyor.

Kimler sorumlu? Hepimiz sorumluyuz. Eğer bu çağda yaşıyorsak, böyle bir olaya denk geldiysek, belirli yetkililerimiz de varsa, belirli şeyleri duyurmak için elimizde imkânlar varsa hepimiz sorumluyuz. Bunun sorumluluğunu da çok net bir şekilde sanırım hepimiz hissediyoruz üzüntüsüyle birlikte.

Ben şuna değinmek istiyorum biraz da; hani eksik olanları biraz böyle seçmeye çalıştım kendimce: Mesela, şimdi, ben silahlanmaya karşıyım hani sivil olarak zaten hani halkın... Bir asker kızı olarak bunu söylüyorum. Neden karşıyım? Ben ailemde yani babamın silahlarını çok nadiren görmüşümdür otuz kırk sene içerisinde çünkü bir sorumluluk vardır. Yani eğer devlet sana bu imkânı verdiyse sen onun birinci sorumlususundur ve ben yanlışlıkla bir yerde gördüğümde, şekli bile bozulduğunda babam bana kızar diye onun şeklini düzeltirdim. Yani herhangi bir şekilde ona dokunmamız yasaktı. Hâl böyle iken nasıl oluyor da devlet görevlilerinin -sınırsız bir silahlanmaya- ellerinde böyle bir imkân oluyor ve bunlar şaka gibi, bir de ifadesinde de öyle söylemişti, ben bunu da lanetliyorum, ne diyeyim hani buna bir cevap olarak. "Maraş sandığı içerisinde saklıyorum." Ya, bir zorunluluk olmalı. Eğer bir silah bir evde yahut da herkesin ulaşabileceği bir yerde ise baştan bunun yasaklanması lazım; bir. Öncelikle, silahtan önce, onu tutacağı bir kasa yani bunun bir zorunluluk olması lazım, madem biz çözüm arıyoruz pek çok şeye.

Bir diğeri, neden bu kadar sayısı sınırsız olabiliyor? Yani Kahramanmaraş gibi bir yerde, gayet güvenli bir şehirde, maalesef, işte, bu silahlanarak bizim şehrimizin de farklı bir şekilde anılmasına sebep oldu. Bu da ayrı bir suç bence. Neden buna müsaade ediliyor ve bundan sonra da müsaade edilecek mi?

Bir diğeri, bence buradan çıkarmamız gereken, işte, her türlü şikâyeti ediyoruz, kurumlara ediyoruz, işte, okullardan şikâyetçiyiz, öğretmenlerden şikâyetçiyiz. Bu arada ben şunu söyleyeyim: Hani hep böyle söylenir ya, "Sizin çocuklarınız özel okullarda okuyor." Ben 4 çocuk annesiyim, benim çocuklarım devlet okullarında okuyor, 1'i hariç, onda da hata yaptığımı düşünüyorum, diğer çocuklarımın hepsi devlet okullarında okuyorlar, devlet üniversitesine gidiyor vesaire.

Şimdi, hâl böyleyken, biz işin içerisindeyken pek çok eksikliği görüyoruz ama anne-baba olarak biz buna ne kadar katkı sunabiliyoruz? Yani eğitim camiası anne-babaların gördüğü bu eksikliği... Bilemiyorum, mesela, bir mahalle okulunda belki daha etkin anne-babalar kullanılabiliyor o okulun şekillenmesi, o öğrencilere yönelik işte yapılması gereken faaliyetlerde ama daha kozmopolit, daha büyük mekânlarda anne-babalar bir yerde soyutlanıyor, çocuklarını takip edemez hâle geliyor ve anne-baba sorumluluğunun -hukuken artık bu olayda belki de mihenk taşı oldu bu yönde- verilmesi gerekiyor. Bu da ayrı, bizim çıkarmamız gereken kanunlardan bir tanesi diye düşünüyorum. Anne-baba sorumluluğunun... İşte, belirli bir yaşa kadar olan çocuklarda, bire bir, hani yaptığı her işten kendisini de sorumlu tutması gerekiyor ama diğer bir taraftan da bizim, velileri yani bu okul ortamına katabilecek, o sorumluluğu da birlikte paylaşacak bir hâle gelmemiz lazım çünkü şehirler büyüyor, okulların ortamları kalabalıklaşıyor yani bir yerde bir ilçe nüfusu kadar bile belki öğrencisi olan okullarımız oluyor. Öyle değil mi? Ama biz burada ne kadar haberdarız o çocuğun o okulda yaşadıklarından, olan bitenden? Bunun getirilmesi lazım.

Dijital alana geçecek olursak, mesela, birisi yüzme öğreniyor denizde ama bir yere ip çekiliyor, deniliyor ki: "O ipin gidersen burası senin için tehlikeli." Yani oraya geçmesini kimse müsaade etmiyor, iyi yüzme bilsen bile "Hayır, oraya gidemezsin." deniliyor, uyarı geliyor. Ama biz, hâl böyleyken... Diyoruz ya "Küçük yaştan itibaren eline telefon veriliyor, sonra bilgisayar başında vesaire." ya da ister istemez dijital ortama maruz kalıyor. Peki, biz bunu güvenli hâle getirebildik mi, ne yaptık bugüne kadar? Yani, hadi diyelim, on yirmi sene öncesinde bu imkânlar çok fazla değildi ama artık yazılımın bu kadar üst düzeyde olduğu, algoritmalarla pek çok şeyi yönetebildiğin bir dönemde biz çocuklarımıza neden bunu fazla görüyoruz, neden dijital ortamda bu kadar savunmasız bırakıyoruz?

Bir diğer konu, öneri; ben bunu çok önemli buluyorum, hem dijital çalıştığım için hem de 4 çocuğun da böyle bire bir uzun yıllardan beri işte o bilgisayar başında, o cep telefonlarıyla neler yapabildiklerini bildiğim ya da onlar şahit olduklarını bana aktardıkları için söylemek istiyorum: Çocukları işin içine katmamız gerekiyor yani masabaşında 20'lerinde, 30'larında kişilerin -işte "siber daire" diyelim ya da başka bir şey diyelim- burada bunları denetlemesi elbette ki kıymetli, önemli emniyet açısından ancak biz çocukları bu işin içerisine katabildiğimiz ölçüde başarılı olabiliriz. Yani bir ilkokul öğrencisi, bir ortaokulu öğrencisi neden bu çalışmaların içerisinde değil? Biraz önce bahsettiler işte, o suç odağı olan sitelerle ilgili; benim kızım beni yıllardan beri uyarıyor "Anne, siz niye hiçbir şey yapmıyorsunuz, neden bunları kapatmıyorsunuz? Bak, burada şunlar şunlar oluyor." diye sürekli önüme getirip; benim de şikâyet ettiğim ama bir sonuç alamadığım, sonrasında işte böyle kötü bir olayla karşılaştığımız bir durum. Yani o yüzden, bu işi en iyi bilen çocuklar ve biz bu çocukları işin içerisine katmak zorundayız, eğer katmazsak biz bu işte başarılı olamayız.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Onun formülü nedir, katmak için ne yapmak gerekir?

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Nasıl mesela, biz spor için çocukları küçük yaştan itibaren eğitiyoruz değil mi; "Jimnastik için 5 yaşında geç kalmışsındır." diyoruz. Bunu aynı şekilde yapılandırıp... Yani bir ara medya okuryazarlığı diye bir ders konuldu ama hiçbir işlevi olmadı, o derslerde de başka şeyler yapıldı, akademik şeye daha çok önem verilip orada belki matematik dersi verildi ama biz savunmasız kaldık yani o medya okuryazarlığı belki farklı boyutlarda güncellenip içeriği değiştirilebilseydi, dönüşebilseydi çocukların bu savunma mekanizması... Mesela -bildiğim için söylüyorum- oyun oynarken yasaklı bir kelime söylediğin zaman oyun seni oyundan atabiliyor, ceza veriyor, işte iki hafta giremiyorsun. Yani soru: "Manifesto" adı altında lanet bir şey yayınlamış bu cani. Ben "çocuk" denilmesine de karşıyım, bir ara "cani çocuk" diyordum ama "cani" kavramı ile "çocuk" kavramı da yan yana kullanılmaz. Bu caninin yayınladığı "manifesto" dijital ortamda algoritmalarla görülebilir bir şey. Neden görülememiş? Çünkü biz o yöne odaklanmamışız. Bunlar saatlerce, sadece bu değil yani bir oyun...

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Yok, Tuba Hanım, çok güzel bir şey söylüyorsunuz da yani çocukları işin içerisine katmanın formülü?

TUBA KÖKSAL (Kahramanmaraş) - Anlatıyorum.

Şimdi, mesela bir dijital oyunda yanında yazışma üzerinden iletişim kurabildiği siteler oluyor yani sözlü de konuşabiliyorsun -işte "Discord" deniliyor, başka başka isimleri olan siteler var- eğer sen burada yanlış bir şey konuştuğun zaman -bir küfür, bir hakaret- direkt seni atabiliyor, bir daha giremiyorsun ya da işte, belirli bir süre seni yasaklayabiliyor. Çocuklar bunu biliyor, bildikleri için de farklı şeyler geliştiriyorlar. Şimdi, biz bunlarla mücadele edemeyiz ama o akıl o çocuklarda olduğu için biz bunları okul ortamında olsun, bir uyarı mekanizması olsun... Çünkü onlar da karşılaşıyor. Şimdi, sen yolda bir hırsızlık gördüğün zaman bunu kalkıp bir polis, emniyet gücüne yer, konum bildirerek verebiliyorsun ama bir çocuğun bunu yapabileceği bir mekanizma yok. Biz bırakmışız. İşte, bir yerde de o oyunları yasakladığın zaman bu sefer çocuklardan da tepki alıyorsun. Mesela, en basiti Roblox; "Burada birçok iyi yapması gerekeni yaptığı hâlde bu platform, siz bunu açmıyorsunuz ama şu platform daha beter işleri yapıyor ama hâlâ açık, ona müsaade ediyorsunuz." diyor. Yani bir denetimsizlik var.

Önerilerden bir tanesi; mesela, RTÜK, Radyo Televizyon Üst Kurulu diye şekillenmiş. Kaç sene oldu internet ortamı yaygınlaşalı, her yere girdi, elimizde gezdiriyoruz; öyle değil mi? Neden internet ortamı da bu RTÜK gibi bir mekanizmayla katılıp denetime tabi tutulmadı? Yani bu en büyük handikaplarımızdan bir tanesi, "Şikâyetçi oluruz." Yani dizilere ceza yazarsın vesaire, bu tür yaptırımlar olur ki onların da etkileri yok çünkü bir ara, hatırlayın, Kurtlar Vadisi'nden beri gelen bütün dizilerde -en çok da mesela bu dönemin çocuklarını etkileyen ben "Çukur" adlı dizinin olduğunu düşünüyorum- en fazla katliamın yapıldığı bölümde daha çok rating oluyor vesaire. Biz bunları gördük ama herhangi bir yaptırım yahut da bununla ilgili bir adım atamadık.

Okul ortamlarında çok güzel bu çocuklarla gelişmeler yapılabilir. Bizim pek çok irtibatlı olduğu yerlerde bu çocukların da... Mesela, belediyelerde belediye çocuk meclisleri kuruldu zamanında, pek çok belediyemizde de var yahut da BTK'de zamanında kurslar düzenleniyordu vesaire ama bu çocukların gene bunları bildirebileceği, birlikte çalışıp, nasıl DENEYAP atölyelerinde çocuklar belirli teknoloji imkânlarını geliştirebiliyorlarsa aynen bu şekilde kulüpler olur, başka şeyler olur vesaire; biz bunları yapabiliriz yani yeter ki bunu isteyelim.

Benim kırıldığım şeylerden bir tanesi -burada isim zikretmek istemiyorum ama- bu çocuklarla ilgili, çocukların isimlerinin okullara verilmesi vesaire. Çünkü ailelerimizin en büyük taleplerinden bir tanesi bu, biz bunu yapmak zorundayız, eğer kanunsa kanun olarak da çıkarmak zorundayız Meclisten. Şehitlik isteniliyor. Şimdi, şöyle bir şey var: Amerika'da yahut da bir başka yerde de bununla ilgili yaşanan olaylara özel, belirli kanunlar yahut da onunla ilgili yönetmelikler -adı neyse işte ilgili ülkelerde- çıkarılmışken bizim de bu olayla ilgili, 9 evladımız ve öğretmenimizle ilgili özel bir kanun çalışması yapmamız ve bunlara özel bir hak vermemiz gerekiyor. Adına ne konulur bilmiyorum ama hani siz "cennetmekân" dediniz ama şehit olarak düşünüyoruz bu çocuklarımızı.

Bir de -adını vermek istemiyorum dediğim şey- "Pedagojik olarak doğru değil." denilmiş bir yerde, bunu duydum. Bir okulda 9 evladımız şehit olmuşken, 3 evladımız da hâlen ağırken -daha çocuğun yanında da konuşulamıyor onun sıkıntılarının ne boyutta olduğu, ağır yaralı olan çocuklarımızdan birinin- yani bunları yaşarken bunları görmezden gelmeyelim Meclis olarak çünkü bunun devamı gelir mi, gelmez mi? İnşallah gelmesin; gelmesin diye de bundan sonra uğraşacağız ama böyle bir olay dünyanın çok az yerinde yaşandı, biz maalesef buna denk geldik. Bununla ilgili bir çalışma yapılması ve bunun örnek olay olarak pek çok şeye de pozitif anlamda çıkarımlarda bulunulması gerekiyor.

Ben teşekkür ediyorum tekrar; hem şehrimize gelip bizlerin de acılarını paylaştığınız için hem de kafa yorup da buradan bir daha böyle olaylar olmasın diye neler yapılır diye çalıştığınız için. Sağ olun.