| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 02 .11.2026 |
İSMAİL FARUK AKSU (İstanbul) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, Sayın Bakanım, Komisyonumuzun saygıdeğer üyeleri, değerli Bakan Yardımcıları, bürokratlar, basın mensupları; sizleri saygıyla selamlıyorum.
Sayın Bakanım, kapsamlı sunumunuz için teşekkür ediyorum.
On İkinci Kalkınma Planı'nda da ifade edildiği gibi, Türkiye'nin dünyanın 10 büyük ekonomisi arasında yer alması hedefine ulaşmasında imalat sanayisi başta olmak üzere, Bakanlığınızın politikaları kilit role sahiptir. Ekonomik bağımsızlığın temeli üretim, üretimin dinamosu da sanayidir. Ülkemizin sanayi ve teknolojide aldığı mesafe, bilimin ve bilimsel düşüncenin çıktılarının sanayiyle entegrasyonu sonucunda elde edilen yerli ve millî katkı Türkiye'nin stratejik hedeflerine ulaşmasını mümkün kılacak bir etkinliğe sahiptir. Nitekim, Türkiye ekonomisinin üst üste 24 çeyrektir yakaladığı yüksek büyüme başarısının arkasındaki asıl itici güç sahip olduğumuz güçlü sanayi altyapımızdır. 2025 yılında küresel koşulların baskısına rağmen imalat sanayisindeki toparlanmanın etkisiyle sanayi sektörü, yüzde 3,5 oranında büyüyerek iktisadi faaliyete destek vermiştir, 2026 yılının ilk çeyreğindeki sınırlı daralmanın ardından ikinci çeyrekte yüzde 2,4 oranında artarak yeniden ivme kazanmıştır.
TÜİK Sanayi Ve Hizmet İstatistikleri'ne göre, 2025 yılında faal olan girişimlerin yüzde 12,4'ü, toplam istihdamın yüzde 26,1'i sanayi sektöründe yer alırken sektörün ciro payı yüzde 28,5 olmuştur. Sanayi sektörü istihdamı 2025 yılında bir önceki yıla göre yüzde 2,5 oranında azalış gösterirken 2026 yılının ikinci çeyreğinde önceki yılın aynı dönemine göre 0,9 oranında artarak toparlanma sinyali vermiştir. Türkiye, birçok ülkeye göre sanayinin gelişiminde önemli bir ivme yakalamışsa da gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşmak için AR-GE çalışmaları arttırılmalı, ileri teknoloji üretme kapasitesi daha da güçlendirilmelidir.
Değerli milletvekilleri, üretim sistemini şekillendiren kurumların nasıl bir mimari içinde teşkilatlandığı ve birbirleriyle nasıl bir etkileşimde bulundukları ekonomik rekabetin gücünü de belirleyen unsurlardandır. Tarihsel deneyim göstermektedir ki ülkeler üretim kapasitesi, finansal sistem, beceri üretimi, inovasyon altyapısı ve sanayi organizasyonu arasında güçlü entegrasyonla kalıcı rekabet avantajı elde edebilmektedir. Kalkınma süreci, sanayileşmeyle birlikte iktisadi ve sosyal alanların bütününde sağlanacak nitelikli dönüşümle mümkün hâle gelse de kalkınmanın itici unsurunu rekabet gücü yüksek bir sanayileşme oluşturmaktadır.
Bu çerçevede, sanayi politikalarının stratejik öncelikler ve kamusal hedefler doğrultusunda ekonomik faaliyetlerin yapısını sanayi lehine dönüştürmeyi amaçlayan, istihdam oluşturan, yenilikçi, dinamik ve rekabetçi, ekonomik faaliyetleri harekete geçirebilecek bütünlükte olması gerekmektedir. İhracat kapasitesi yüksek olan sektörlerde katma değeri yüksek ürünlerin üretimine ağırlık verilmeli, ithalat bağımlılığını azaltacak ve yerli imkânları harekete geçirecek sanayi yatırımları desteklenmelidir. Sanayi sektörü için de gerek üretim değeri gerekse istihdam hacmi bakımından en büyük paya sahip önemli ve dinamik alt sektörlerden birisi imalat sanayisidir. 2025 yılında gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 15,6 olan imalat sanayisi toplam istihdamın da yaklaşık dörtte 1'ini tek başına karşılamaktadır. Türkiye'nin ihracat başta olmak üzere dış ticaretinin de büyük bir bölümü imalat sanayisinde gerçekleşmektedir. Eylül ayında toplam ihracatın yüzde 93'ü, toplam ithalatın ise yüzde 81,9'u imalat sanayisinde gerçekleşmiştir. Ocak-Eylül döneminde imalat sanayisi ihracatı yüzde 4,4 artmış, aynı dönemde orta yüksek ve yüksek teknolojili ürünlerin ihracatı yüzde 7 artarken imalat sanayisi ihracatındaki artışın yaklaşık üçte 2'si bu ürün grubundan kaynaklanmıştır. Dünya Bankasının 2025 yılı Dünya Kalkınma Göstergeleri dikkate alındığında yüksek teknolojili ürünlerinin imalat sanayi ihracatındaki payı ABD'de yüzde 29, Güney Kore'de yüzde 35 ve Avrupa Birliği'nde yüzde 21,4 olurken ülkemizde henüz yüzde 3,6'dır. Bu kapsamda Türkiye savunma sanayisi gibi belli alanlarda yakaladığı ileri teknoloji yeteneğini diğer alanlara da yayma başarısını göstermelidir. Kalkınma hedeflerimize ulaşabilmek için AR-GE ve inovasyon destekleriyle katma değerli yüksek bir sanayi yapısı tesis edilmelidir. Türkiye ekonomisinin sektörel yapısında, sanayi lehine bir dönüşümün sürdürülmesinde KOBİ niteliğindeki işletmelerin önemi de büyüktür. KOBİ'ler ekonomide istihdam başta olmak üzere üretim ve ihracata katkısı, girişimciliğin ve yenilikçiliğin artırılması bakımından sanayi politikalarının her zaman öncelikli alanını oluşturmaktadır. Bununla birlikte KOBİ'lerin katma değer üretimindeki payının bu ölçüde yüksek olmadığı görülmektedir. Bu durum ölçek büyüklüğü ve verimlilik ilişkisini gündeme getirmekte, KOBİ'lerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması, üretim ve pazarlama faaliyetlerinin ve ölçek büyütmelerinin desteklenmesi gerektiğini de ortaya koymaktadır. İmalat sanayisinde sektörün ihtiyacı olan eleman sıkıntısını giderecek, özellikle usta talebini karşılayacak mekanizmalarının etkinleştirilmesi sektörün sağlıklı işlemesi bakımından hayati önemdedir. Mesleki eğitime yönelik uzun vadeli tedbirlerle birlikte yakın geleceğe dönük hedefler doğrultusunda uygun insan gücü yetiştirilmesi yahut temin edilmesi sağlanmalıdır. Bu ve benzeri desteklerle yerli üreticilerimizin rekabet gücünün artırılması, ana ve yan sanayi entegrasyonunun güçlendirilmesi, tasarım ve üretimde yerli katkı payının yükseltilmesi ve marka geliştirilmesi mümkün ve sürdürülebilir hâle gelebilecektir. Yeni sanayi sürecinde bu anlayışla sanayicinin stratejik öncelikler doğrultusunda yönlendirilmesi yanında her bakımdan öngörülebilir bir yatırım ortamının oluşturulması da gereklidir. Sanayimizin ortaya koyduğu üretim başarısı ve sahip olduğu güçlü altyapı ülkemizin kalkınma hedeflerine ulaşmasında en önemli unsurlardandır. Bu gelişmenin en somut ve stratejik örneklerinden birisi ise savunma sanayimizdi. Savunma sanayimiz ulaştığı üretim kapasitesi, geliştirdiği ileri teknoloji çözümleri ve giderek genişleyen ürün yelpazesiyle ülkemizin güvenlik ihtiyaçlarını karşılayan bir sektör olmanın ötesine geçmiş, ihracat yapan, uluslararası alanda takdirle takip edilen ve gıptayla izlenen bir başarı alanı hâline gelmiştir. Savunma Sanayisi nitelikli beşerî sermaye gelişimine katkısının yanı sıra ileri malzemeler, ana metal, lastik, plastik, kimya, makine, imalat, elektronik, otomotiv gibi birçok temel sektörden girdi alan, aynı zamanda dijital riskler barındıran yatay bir sanayi koludur. Bu kapsamda hem savunma ve güvenlik hem de sivil alanda siber güvenlik ihtiyaçlarının azami ölçüde yerli ve yetkin çözümlerle karşılanması da önem arz etmektedir. Yürütülen faaliyet ve projelerle 2025 yılı itibarıyla savunma ve havacılık sektörü cirosu 25 milyar dolara, yerlilik oranı yüzde 83'e, sektörün ihracatı ise 10,1 milyar dolar seviyesine yükselmiştir.
Değerli milletvekilleri, baş döndürücü teknolojik ilerlemeyle birlikte ekonomik, toplumsal ve kurumsal yapıların köklü biçimde yeniden şekillendiği bir dönüşüm sürecinden de geçilmektedir. Yaşanan teknoloji dönüşümü öncekilerden farklı olarak yalnızca üretim süreçlerini değil, ekonomik değerin oluşum mantığını da değiştirmektedir. Bilgi, veri ve algoritmik sistemlere dayalı üretim yapısı öne çıkarken kalkınmanın niceliksel büyümeyle birlikte niteliksel dönüşüm üzerinden de tanımlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu durum, sanayi üretiminin geleceğini teknolojiyle kurduğu ilişkinin niteliğine bağlı kılmaktadır. Dışsal bir araç olmaktan çıkarak ekonomik sistemin kurucu unsuru hâline gelen teknoloji yeni sektörler yaratmakla kalmamakta, mevcut sektörlerin işleyişini de yeniden tanımlamaktadır. O sebeple, artık teknoloji geliştirmek tercihten öte stratejik bir zorunluluk olmuştur. Nitekim, katma değer, üretim ile bilginin buluştuğu noktada ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede, ülke olarak bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi de ekonomik değere dönüştürmek zorundayız.
Türkiye'nin küresel bir güç hâline gelmesinin yolu, millî yenilik sistemini kurmuş, bilim ve teknoloji üretmekte yetkinleşmiş, bunları ekonomik ve toplumsal faydaya dönüştürme becerisini kazanmış, dünya bilimine ve teknolojisine katkıda bulunan ülkeler arasında yer alan bir devlet konumuna gelmesinden geçmektedir. Bu doğrultuda, bilim ve teknoloji politikamızın esasını bilime, bilim insanına, bilimsel düşünceye, yenilikçiliğe, teknoloji üretimine ve teknolojinin üretimde kullanılmasına önem verilmesi ve bilgi toplumuna geçişin sağlanması oluşturmaktadır. Teknoloji üretme kapasitesine ve kurumsal koordinasyona öncelik veren bir stratejik yönetişim anlayışıyla teknoloji temelli sürdürülebilir bir kalkınma modelinin mümkün olabileceğine inanıyoruz.
Bu anlayışla ülkemizde güçlü teknoloji altyapıları da kurulmuştur. 2026 yılı Ekim ayı itibarıyla Teknoparkların sayısı 115'e, Teknoparklarda faaliyet gösteren firma sayısı 13.673'e, AR-GE personel sayısı 118.148'e yükselmiştir. Son on yıldır AR-GE harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payı kısmen artsa da yaklaşık 1,5 civarında olup plan dönemi sonunda yüzde 2 olarak öngörülen bu oran henüz gelişmiş ülke ortalamalarının oldukça gerisindedir.
Türkiye'nin teknoloji temelli kalkınma modeline geçiş sürecinde karşı karşıya olduğu diğer temel sorunlardan biri de beşerî sermaye potansiyelinin tam olarak değerlendirilememesidir. Bu durum, eğitim sisteminin çıktıları yanında insan kaynağının üretim süreçlerine entegrasyon biçimiyle de yakından ilişkilidir. Bu kapsamda üniversite-sanayi iş birliği sistematik ve zorunlu hâle getirilmeli ve proje temelli eğitim modelleri geliştirilmeli, üniversitelerimizin AR-GE ve yenilik kapasitelerini güçlendirecek araştırma altyapı yatırımları arttırılmalıdır.
Sizin de sunumunuzda ifade ettiğiniz gibi, güçlü AR-GE ve inovasyon altyapımızla millî teknoloji hamlemizin yükselmesi, Türk sanayisinde önemli başarıların elde edilmesi ülkemiz ve milletimiz adına gurur vericidir. Türkiye 2025 yılı itibarıyla imalat sanayi katma değeri büyüklüğü bakımından Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde 5'inci büyük sanayi ülkesidir. Ham çelik üretiminde dünyanın 7'nci, Avrupa'nın 1'inci ülkesidir. Beyaz eşya üretiminde dünyada Çin'den sonra 2'nci, Avrupa'da 1'inci ülkedir. Tekstil ve giyim ihracatında dünyada 7'nci, Avrupa'da Almanya ve İtalya'dan sonra 3'üncü ülke konumundadır. Yerli patent ve marka tescillerinde önemli artışlar sağlanmış, yüksek teknolojili yerli Togg elektrikli otomobil üretimini hayata geçirmiş, savunma sanayisinde yerlilik oranını yüzde 80'in üzerine çıkarmıştır.
Sayın Bakanım, Bakanlığınızın önemli görevlerinden biri de bölgesel gelişmeye ilişkin politikalardır. Çağdaş dünya nimetlerinden bütün vatandaşlarımızın hakça yararlanması, kamu hizmetlerinin ülkemizin her yerinde tüm vatandaşlarımız bakımından erişilebilir olması ve refah düzeyinin yükseltilmesi bölgesel kalkınma politikalarımızın esasını oluşturmaktadır.
GAP, DAP, DOKAP, KOP gibi kalkınma projelerine hız kazandırılarak tamamlanmasını, üretim ve istihdam artışıyla elde edilen çıktının tüm vatandaşlarımızın istifadesine sunulmasını bölgesel kalkınma için önemli bir unsur olarak değerlendiriyoruz. Zira, gıdayla birlikte endüstriyel tasarım ürünlerinin üretimini de etkileyen su meselesinin çözülmesi için bu projeler hayati önemdedir. Ülkemizin her yerinde yapılan sanayi, teknoloji, ulaştırma, enerji ve benzeri altyapı yatırımlarıyla bölgeler arası gelişme farkını azaltma yolunda tarihî adımlar atılmıştır. Terörsüz Türkiye'yle birlikte ülkemizin her yerinde ekonomik ve sosyal hayatı canlandıran yatırımların önü daha da açılacaktır. Türkiye kamu ve özel sektör eliyle yaptığı hamlelerle, bilimle ve bilimsel düşünceyle desteklenen bir kavrayışla rekabet gücünü artırmaya, küresel önemli bir aktör olarak öne çıkmaya devam edecektir. Başta da ifade ettiğim gibi, sanayi Türkiye'nin uzun vadeli hedeflerine ulaşmak için sektörel başarının belirleyici olduğu birçok alt sektörü de içinde barındırmaktadır. Bu nedenle bilimi, teknoloji üretimini, teknolojiyi de ekonomik değere dönüştürmeyi, bu amaçla kalkınma hedeflerine uygun kapasite oluşturmak maksadıyla yeni nitelikli teknoloji ve endüstri bölgeleri ile bilimsel merkezler oluşturmayı gerekli görüyoruz. Sanayinin kapasitesi korunarak, eksik alanları geliştirilerek, ileri teknoloji üretmeyi etkinliği artırılarak Türkiye'nin kalkınmasında öncü rol oynamaya devam etmesi sağlanmalıdır. Tüm bu süreçlerin başarısı, üretim ve bilgiyi sürdürülebilir kalkınmaya dönüştürebilecek kurumsal uyumla yakından ilişkilidir. Bu kapsamda genel bir sanayi politikası söylemi yerine seçici, ölçülebilir ve sonuç odaklı bir dönüşüm mimarisi ortaya konulmalı, uyum yerine değişimi önceden okuyup yön vermeye odaklanılmalıdır. Stratejik sektörlerde derinleşme, sanayi, teknoloji, insan kaynağı entegrasyonu, yeni nesil sanayi politikası araçları, dijitalleşme ve yapay zekâ temelli üretim bu kapsamda sürdürülebilir kalkınmanın ana akım başlıkları arasında yer almalıdır.
Diğer taraftan, uygulanan ekonomi politikalarının sonucu olarak reel sektörün faaliyetlerini sürdürmekte zorlandığı serzenişleri de dikkate alınarak reel sektörün istihdam kaybına da yol açabilecek üretim kapasitesinin zaafa uğramasına fırsat verilmemelidir. Bu kapsamda reel sektörün finansmana erişimin kısıtları giderilmeli, kredi destek sistemi etkinleştirilmeli, bu amaçla bütçeden reel sektör destekleri için ayrılan kaynağa özellikle KOBİ'lerin erişebilmesine imkân sağlanmalıdır. Zor durumda olan tekstil, deri ve mobilya gibi geleneksel sektörler yapılan desteklere ilave tedbirlerle güçlendirilmelidir. Bu kapsamda, TOBB ve KGF ve bankaların iş birliğiyle hayata geçirilen toplam 50 milyarlık nefes kredisini KOBİ'lerin finansmana erişiminin kolaylaştırılması, nitelikli ve nakit akışlarının desteklenmesi bakımından önemli görüyoruz. Teşvikler dağıttığımız etki değerlendirme raporu çıktılarına göre gerektikçe güncellenmeli, zorda olan yahut stratejik önceliği bulunan sektörlere yeni destekler sağlanabilmelidir. Ayrıca, bu önemli çalışma için de zatıalinize teşekkür ediyoruz Sayın Bakanım.
Sayın Bakanım, bu noktada İstanbul İl Başkanlığımızın İstanbul'daki organize sanayi bölgelerine, endüstri bölgelerine ve mobilya sektörüne yönelik yaptıkları çalışmalardan kısaca söz etmek, istiyorum. İstanbul, sanayi birikimi, girişimcilik, güçlü ve yetişmiş insan kaynağıyla Türkiye ekonomisinin en önemli üretim merkezlerinden birisidir. Artan sanayi kapasitesiyle birlikte üreticilerimiz yatırım için uygun ve yeterli yeni alan oluşturulamaması, eski sanayi sitelerinin depreme karşı kırılganlığı, altyapı eksikliği, trafik yoğunluğu ve ulaşımda bağlantı noksanlığı, finansmana erişim güçlüğü, ödeme zorluğu, kamulaştırma süreçlerinde süre uzunluğu ve uyuşmazlıklar, enerji ve ham madde maliyetlerinin yüksekliği, mobilya sektörünün pazar sıkıntıları gibi çeşitli sorunlarla karşılaşmaktadır. Bu sorunları ve çözümüne yönelik önerileri içeren bu çalışmayı size sunarken İstanbul sanayimizin sorunlarının çözümü için desteklerinizi de bekliyoruz.
Bu yöndeki çalışmalarla birlikte, ülkemize hizmet yolunda atacağınız tüm adımlara katkı sağlayacağımızı ifade ederek bütçenizin hayırlı olmasını diliyor, sizleri saygıyla selamlıyorum.