| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 03 .11.2026 |
SEMA SİLKİN ÜN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Başkanım.
Noksanıyla fazlasıyla bütçemiz hayırlı olsun diyerek başlamak istiyorum ben de.
İsmi hayli iddialı bir Bakanlığı konuşuyoruz; içinde çalışma var, sosyal güvenlik var yani insan hayatının neredeyse tamamı bu 2 kelimenin içinde. Gençken çalışacak, çalışırken güvende olacak, yaşlandığında ise kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecek; devletle vatandaş arasındaki anlaşmanın özü burada aslında. Ama bizim memlekette bu anlaşmanın vatandaşın üzerine düşen kısmı gayet titizlikle takip edilirken sıra devletin üzerine düşenlere gelince işler biraz karışıyor. Görünen manzarada çalışmak isteyen iş bulamıyor, çalışan geçinemiyor, emekli olan da olduğuna sevinemiyor. Bütçe rakamlarına her sene yeni yıldızlar ekleniyor. Bir sene öncesinin yıldızı milyarken bir sene sonra trilyon oluyor, milyar milyonun, trilyon milyarın pabucunu dama attırıyor ama bütçenin büyüklüğü, milletin refahı arasındaki mesafe, makas her geçen gün açılıyor. Nedeni, sarsılmaz payı alan faiz. Faize ayrılan kaynak 3 trilyon 975 milyar lira, Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılacak transfer 3 trilyon 450 milyar lira; arada 525 milyar var yani faiz için ayırdığınız para emeklilik ve sağlık sisteminin finansmanı, prim destekleri ve diğer yükümlülükler için SGK'ye aktaracağınız toplam kaynaktan yüzde 15 daha fazla. Bu sene 525 liralık farkla 2026 bütçesini esas alırsak Çevre Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı bu bütçenin içine sığıyor yani öyle bir yüzde 15'lik farktan bahsediyoruz. Anladığımız kadarıyla zaten bütçe oluşturulurken evvela faiz kalemi ayrılıyor, aslan payı ona veriliyor ve kalan diğer bakanlıklara, memlekete yetiştirilmeye çalışılıyor. Keşke bu kayırmayı yıllarca prim ödemiş emeklilerimizin geçim hesabında da görebilseydik. Ne zaman emeklinin aylığını konuşsak karşımıza bütçe disiplini çıkıyor. Ne zaman işçinin ücretini konuşsak ekonomik gerekçeler hatırlatılıyor ama faize gelince sorgusuz cebir, teslimiyet var. Bakanlığın bütçesi 2 trilyon 396 milyar liraya yükselmiş, artış yüzde 434. İnsanın ilk bakışta çalışma hayatında büyük bir seferberlik başladığını düşünesi geliyor ama cetvelin ayrıntılarına bakıldığında yaklaşık yüzde 98'inin sosyal güvenlik programından kaynaklandığı görülüyor. Bütçe büyümüş ama peki çalışma hayatımızın meseleleri büyümüş mü, küçülmüş mü? Maalesef ters. Yapısal problemlerimizin en başında işsizlik var. Bütçede bu soruna esaslı bir dokunuş asla yok. Atıl iş gücü problemi artarak devam ediyor. Şimdi, resmî tanım da 7,8'lik bir işsizlikten bahsediyor ama yüzde 31'lik atıl iş gücü piyasası her üç kişiden 1'inin ya işsiz ya yetersiz çalışan ya da iş bulma umudunu yitirmiş olduğunu gösteriyor. İstihdam verileri alarm veriyor. Bütçe iş gücü piyasasının genel olarak dayanıklı görüntüde olduğunu söylüyor ama istihdam 54 bin kişiyle sınırlı kalmış, iş gücü 200 bin kişi gerilemiş. Tarımda 260 bin, sanayide 168 bin kişi işini kaybetmiş. Sanayicinin işten işçi çıkardığı, istihdamın daraldığı hatta korunamadığı bir tabloda "dayanıklılık" ifadesi istatistikleri, gerçeği örtmek için kullanmaktan ibarettir. İşsizlik hâlâ yapısal sorun ama İŞKUR'a yapılan hazine yardımı yüzde 27 azalmış. Aktif iş gücü programlarına katılan sayı dört yılda yarı yarıya düşmüş. Mesleki eğitim programlarında yüzde 85 düşüş var. Atıl iş gücüyle mücadelede çalışmanın faziletinden bahseden bir müfredat yaklaşımı var. Bu işsizlik konusunda sorumluluğu kendi ekonomik politikalarından alıp gençlerin ahlakına yüklemekten başka bir şey değildir. Eğer bir fazilet dersi verilecekse iktidar önce kendinden başlamalıdır.
İstihdam destekleri başka bir meseleye dönüştü artık. Bir önceki yıl 12,1 milyon işçi için işverene teşvik primi ödediniz ama bu teşvike rağmen 54 binlik bir azalma var istihdamda. Bu bütçede de 11,8 milyon çalışana işveren teşvik primi ödeyeceğinizi söylüyorsunuz. Yani anlaşılıyor ki İstihdam Teşvik Sistemi istihdam yaratma aracı olmaktan çıkmış, kalıcı bir işveren sübvansiyonuna dönüşmüş. Şimdi diyorsunuz ki: "2,1 milyon kişilik istihdam artışı varsayımında bulunuyoruz." Son iki yılda istihdam fiilen azalmışken, üç yılda 2 milyonu aşan istihdamı hangi sektörle, hangi yatırımla gerçekleştireceksiniz? Bu da OVP'nin tutmayan hedefleri gibi bir temenniden ibaret gözüküyor. Çalışma hayatının bir de parayla telafi edilemeyen kayıpları var maalesef. Aynı ihmallerin, aynı tedbirsizliklerin yıllardır tekrarlandığı bir yerde ölümü beklenmedik bir kaza olarak açıklamak kader kavramına ihanet etmek demektir. İSİG Meclisi verileri bu yılın ilk dokuz ayında 1.736 işçimizin iş cinayetleri sonucu öldüğünü gösteriyor. Her ay orta ölçekli bir fabrikanın işçilerini kaybediyoruz. 2027 bütçesinde İSG'ye ayrılan bütçeye bakıyorsunuz, önce diyorsunuz ki: "Allah bereket versin." Sonra bütçenin yüzde 99'dan fazlasının sosyal güvenlikler için ayrılan cari transferlerden oluştuğunu görüyorsunuz ve "Eyvah." diyorsunuz. Bu yıl genel müdürlük iş kazalarıyla mücadelede saha çalışmasına, AR-GE'ye, eğitime ne kadar ayırdı biliyor musunuz arkadaşlar? Sadece 2 milyon lira, bir TOGG parası. Bakanlığın iş kazalarını önlemekle görevli biriminin bütçesinin tam 50 katı Bakanlığın tanıtım ve görünürlük bütçesine ayrılıyor. İSG etkinlik ve projeler hedefini 150'den 75'e düşürdünüz. Kaza önleme çalışma koşullarını, iyileştirme faaliyetlerini yüzde 21 azalttınız. Eğer geride bıraktığımız bir yıl içerisinde metafizik yöntemlerle toplumumuzda iş güvenliğine dair bir aydınlanma yaşanmadıysa bu rakamlar bize tek bir gerçeği haykırıyor: Bakanlık artık işçilerimizin can güvenliği konusunu bir mesele olarak görmüyor. Bu verileri İSİG Meclisinden de almak zorunda kalıyoruz, bu da ayrı bir garabet. Cumhurbaşkanlığının sayfasında 2025 için yüz binde 7 olarak iş kazaları ifade edilmiş ama bizim bütçede karşımıza ne ibaresi çıkıyor? Henüz yayınlanmamıştır. Aynı devletin resmî kurumları arasındaki bu kadar bağlantısızlık, özensizlik asla kabul edilemez. Raporlarınızda teftiş edilen iş yeri sayısının, İSG hizmeti alan iş yeri sayısının yüzde 1,5 olduğunu söylüyorsunuz. Dilovası, Soma, Çayırhan, Gelik işletmeleri kaza öncesinde teftiş edilmişler miydi? Bu yüzde 1,5'a girmişler miydi mesela? Son bir yılda 95 çocuğumuzu kaybettik. Dile kolay, çocuk işçiliği çok ağır yükleri olan bir mesele. Yetişkinin çalışması, evet, hayatın olağan akışı, çocuğun çalışmak zorunda kalması o akışta bir şeylerin bozulduğunu gösteriyor. Bize yetiyor mu bu bozukluk? Hayır, başkaları takip ediyor. Ne geliyor? Bakanlığın çocukların korunması ve gelişim sağlanması programına bakıyoruz, 2027 ödeneği sıfır lira arkadaşlar, ödeneğiniz sıfır lira. Bu, işin bütçe tekniği değil ancak siyasi sorumsuzluğudur, çocuk işçiliğinin olduğu, çocukların öldüğü bir ülkede bütçenin sıfır satırı utancın satırı demektir. "Mücadelede geçen yıl 45 bin çocuğa ulaşıldı, bu yıl 32 bin çocuğa ulaşılacak." diyorsunuz yani hedefiniz kendinizi gerçekleştirmenizin gerisinde kalmış. Bir çocuk ailesinin geçimine katkıda bulunmak için okulundan uzaklaşınca yalnızca eğitim hakkından da mahrum kalmış olmuyor, biz o çocuğun geleceğinden bugüne borç alıyoruz demek oluyor, üstelik geri ödenmesi de mümkün olmayan bir borç bu.
Dikkat ederseniz bütün meseleler aslında birbirine bağlı. Bugün iş bulamayan genç sosyal güvenlik sistemine prim ödeyemiyor. Bugün düşük ücretle çalışan işçi aylıkla geçinmeye çalışan emekli oluyor. Bugün yoksulluk içinde büyüyen çocuk yarın nitelikli istihdama ulaşmakta zorlanıyoruz. Sonra, biz dönüp sosyal güvenlik sisteminin açıklarını kapatmak için bütçeden ne kadar kaynak aktaracağımızı tartışıyoruz burada. Yalnızca daha fazla para aktararak bu düzenin sürdürülebilir kılamayacağınızı sizin de biliyor olmanız gerekir. Sosyal güvenlik nedir arkadaşlar? İnsanı yoksulluk karşısında yalnız bırakmama taahhüdüdür. O taahhüdü yerine getirmek için önce insanın emeğine hak ettiği değeri vermek gerekir. Konuşmamın başında devletle vatandaş arasındaki sorumluluk ilişkisine, anlaşmaya dem vurmuştum. Vatandaş çalışacak, üretecek, vergisini, primini ödeyecek, devlet de ona çalışabileceği bir ortam, çalışırken güvenlik, işsiz kaldığında koruma, yaşlandığında da insanca bir hayat sağlayacak. Biz bu antlaşmada vatandaşın üzerine düşen kısmını yerine getirdiği konusunda son derece ısrarcıyız. Peki, devletin üzerine düşenler? Vatandaşın da devletten alacakları var Sayın Bakanım; güvenlik alacağı var, adalet alacağı var, emeğinin karşılığını alma alacağı var, yıllarca çalıştıktan sonra kimseye muhtaç olmadan yaşama hakkı var. Devlet, vatandaşından alacağını tahsil etmekte gösterdiği mahareti vatandaşına borcunu ödemekte de göstermek zorunda ve devletin itibarını vatandaştan istediğiniz fedakârlıkta değil, lütfen, vatandaşın fedakârlığına ne kadar karşılık verebildiğinizde arayın.
Bu bütçeyi biz bu şekilde, bu ölçekte değerlendiriyoruz ve bu ölçüye göre de değişmesi gerekenin milletimizin beklentileri değil, iktidarın öncelikleri olduğunu, değişmesi gerekenin bu olduğunu söylemek istiyorum.
Teşekkür ediyorum.