KOMİSYON KONUŞMASI

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, çok değerli milletvekilleri, çok değerli basın mensupları; ben de hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Bakanım 2026 yılı bütçemizin hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum. Tabii, bugün gerçekten çok önemli bir Bakanlığı konuşuyoruz. Çalışma hayatında olan, insanlarımızın hayatını, emeklilerimizi ilgilendiren önemli bir Bakanlık. Tabii, şöyle baktığımızda, Sayın Bakanım, benim özellikle sunumunuzda beğendiğim, aldığım bir kısım var. Bu, özellikle gençlere yönelik, Gençliğin Üretim Çağı Güç Programı. Oranın böyle bir aslında altını bir kez daha çizmek istiyorum. Bu güç programına toplamda 472,3 milyar TL kaynak ayrılmış durumda. Bu çok önemli. Bu şunu gösteriyor: Gençlerin iş hayatına katılmasıyla ilgili, kadınların, vesaire nerede bir sorun varsa orada sorunu tespit edip bunun üzerinde Bakanlığın ne kadar titizlikle durduğunun göstergesi. Bununla ilgili de 5 tane program belirlenmiş ve her program için bütçeler, yapılanlar, kaç gencimize ulaştığımız burada detaylı bir şekilde verilmiş. Ben bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hani "Hiçbir şey yapmıyorsunuz, toplumu görmüyorsunuz." diyenler... Mesela, dün burada Sanayi Bakanlığımız vardı. Biliyorsunuz, sorunlu sektörler var; demir çelik, istihdam yoğun, işte, çalışan yoğun sektörler, tekstil gibi sektörlerde ve Sayın Bakanımız dedi ki: "İstihdamı koruduk." Onunla ilgili eleştiriler oldu ama bazen bir şeyi korumak, sorunlu gördüğün bir yerde onunla ilgili tedbirler alarak orada istihdamı korumanın da çok önemli olduğunu düşünüyorum ve Bakanlığımız da İstihdamı Koruma Destek Programı kapsamında da bugüne kadar 15,5 milyar liralık destek sağlamış durumda.

Tabii, şimdi, bugün bazı konuşmacılarca Uluslararası Sendikal Federasyonunun bir değerlendirmesine göre dünyada sosyal güvenlik sisteminde en kötü on ülkeden 1'i olduğumuz söylendi ama bir ülkenin çalışan haklarını değerlendirirken performansı sadece sendikal haklar üzerinden ölçülemez. Bu sendikal haklar üzerinden olay... Burada çalışanların ücrete ulaşımı, ücretlerini alabilmesi, sosyal güvenliğe ulaşması, sağlık hizmetlerine erişimi, emeklilik güvencesi altında olması, İşsizlik Sigortası'ndan yararlanabiliyor olmuş olması, iş sağlığı güvenliğiyle ilgili alanlarda haklarının olması ki bunlarla ilgili birçok kanunu da AK PARTİ iktidarlarında biz hayata geçirdik dolayısıyla bunun doğru bir söylem olduğunu düşünmüyorum.

(Uğultular)

OTURUM BAŞKANI ORHAN ERDEM - Nilgün Hanım, bir dakika...

Arkadaşlar, bir uğultu var, lütfen daha sessiz olalım.

NİLGÜN ÖK (Denizli) - Şimdi "Hiçbir şey yapmadınız." dediğinizde... Bakın, genel sağlık sigortasını biz hayata geçirdik. Sosyal güvenlik sistemini tek çatı altında topladık. O kadar önemli ki Denizli'den örnek vereceğim. Önceden baktığınızda Denizli'de böyle kan tahlili yapılırdı; devlet hastanesinde kan tahlili yaptırdığınızda Denizli'de olurdu ama SGK hastanesinde kan tahlili yaptırdığınızda İzmir'e giderdi, sonuçları biz bir hafta beklerdik. Bunları tek çatı altında toplayabilmek o kadar önemli ki. Bugün, AK PARTİ iktidara geldiğinde belki de bu salonda bulunanlar da dâhil insanların yüzde 46'sı sosyal güvenlik sisteminden yararlanırken bugün bu oran yüzde 99'a çıkmıştır; bu, bir başarıdır. "Hiçbir şey yapmadınız." diyenlere. E, "Yüzde 1 niye?" diyeceksiniz. O yüzde 1 de sosyal güvenlik sisteminde özel şirketleri tercih edenler.

İşsizlik Sigortası Fonu uygulanmaya başladı. 1997 yılında Devlet Planlamada staj yaptım ben, Ramazan Güven'in yanında. O zaman da işsizlik sigortasıyla ilgili Ramazan Bey kitap yazıyordu. Bana da dedi ki: "Staj yapıyorsun, öğren." Bu işsizlik sigortasıyla ilgili Dünya Bankasının, ondan sonra IMF'nin raporlarını böyle okuyup hani Türkiye modeli nasıl olur diye kitabını böyle değerlendiriyorduk. Ben böyle kitabı değerlendirdiğimde sadece işsizlik sigortasıyla değil, Türkiye'nin emeklilik ve sistemin sürdürülebilir olması... Bakın, sistemin sürdürülebilmesi de çok önemli. Birçok raporları okuma ve bunları özetleme fırsatım oldu ve o günün Türkiye'sinde şunu gördüm 1997'de: Bu sistem için ortalama şunu söylüyorlardı: "Kadınlarda emeklilik yaşı en az 60, erkeklerde 65 ve 70; raporlara göre değişiyor. İşsizlik Sigortası Fonu; evet, önemlidir ama bugünkü Türkiye bu mali yapısında bunu karşılayabilecek altyapıya sahip değildir vesaire." Sonrasında gittim, yazları babamın yanında çalıştım. Babam bir gün dedi ki bana: "Ya, şu bizim BAĞ-KUR ve çalışanların -o zaman böyle banka şeyleri çok değil- primlerini yatır, gel." Ben dedim ki: Baba boşuna yatırıyoruz. Sistem otuz sene sonra batacak zaten, boşu boşuna yatırıyoruz derken bugün geldiğimiz noktada İşsizlik Sigortası Fonu'nda 900 milyar liradan bahsediyoruz ki soruluyor "900 milyar lirayla ne yapılıyor? Bu fon, büyük bir fon." E, burada işsizlik sigortası kapsamına alınan çalışanlarımız var. Aynı zamanda İşsizlik Sigortası Fonu'nda eleştiriler var, işte "Sadece işveren prim desteği de veriyorsunuz." Evet, İşsizlik Sigortası Fonu ödemek bir sosyal devletin günümüzde gereğidir ama aynı zamanda çalışanlarının, vatandaşlarının işsiz kalmaması, istihdamını sağlamak da sosyal devletin gereğidir dolayısıyla bu fonun burada kullanılması çok önemli.

"Emeği küçülttünüz." denildi, "Lokmayı küçülttünüz." denildi, "Aslında refahı artırmadınız." denildi ama reel anlamda alım güçlerine baktığımızda, hani enflasyondan arındırılmış bir vaziyette asgari ücrette net yüzde 330'lara varan bir artış. En düşük memur maaşında yine, enflasyondan arındırılmış bir vaziyette yüzde 315'lik bir artış, ortalama memur maaşında yüzde 215'lik artış. Şimdi, baktığımızda, en düşük SSK emekli aylığında yüzde 115'lik bir artış. O hani en düşük BAĞKUR tarım emeklisi maaşında yüzde 600'lere varan bir artış sağlandığında aslında bu hiçbir şey yapmamamız demek anlamına gelmiyor.

Bugün geldiğimizde sağlıkta özellikle kanser gibi birçok hastalığın ilaçlarının sosyal güvenlik kapsamında olması çok büyük bir şey. Hep örnek veriyorum, hep söylerim. Diş sağlığını sosyal güvenlik kapsamına alan dünyada nadir ülkelerden biriyiz, çok önemli. Bugün baktığımızda biz pandemi geçirdik. Amerika'da pandemi tedavisi 7 bin dolardı, 7 bin dolar. Bugün ülkemizde pandemiyi yaşadığımızda bedavaya insanlar o hastalıkta tedavisini gördüler, peşlerinden koştuk "Aşı oldunuz mu?" diye, evlerine kadar hizmet götürüldü. Bu da aslında bizim ne kadar büyük Türkiye olduğumuzun göstergesi.

Doğum izinleriyle de ilgili bir şey söylemek istiyorum. On altı haftadan yirmi dört haftaya çıktı, babalık iznini on güne çıkardık, çok önemliydi gerçekten ama Sayın Bakanım, bu çalışan kadınlarla ilgili, oradaki kreş sayılarıyla ilgili bir şeyler yapmak gerekiyor. Kadının iş gücüne katılım oranı yeterli mi? Yeterli değil ama ben burada şunu da görüyorum: Bu ülkede yıllarca kadınlar tam anlamıyla çalışma hayatında olamadı kıyafetlerinden dolayı. Bence sosyolojik olarak onu da açıklamak gerekiyor. Her ne kadar kamuda olduysa da özel sektör de bundan etkilendi. Ben de çalışma hayatında o yıllarda olan bir insan olarak çevremizde görüyordum. Başörtülü birisi özel sektöre işe geldiğinde, satış elemanı olarak geldiğinde bile işe alınmadı dolayısıyla bunun da önemli bir etken olduğunu düşünüyorum ama bununla da ilgili çok ciddi pozitif ayrımcılık yönünde Bakanlığımızın yaptığı İş Pozitif'e 2,7 milyar TL'lik bir bütçe ayrıldı, çok önemli bir pozisyondu, çok önemli bir proje olduğunu düşünüyorum.

Sayın Bakanım, ben Bakanlık bütçemizin hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum. Bütçemizin çalışanlara, emeklilerimize hayırlı ve uğurlu olması... Ama bir de şunu da söylemek istiyorum: Bazen muhalefet olmak çok kolay. Dersiniz işte, "Emekli maaşlarını artırın, maaşları artırın vesaire." ama bunun bir sürdürülebilirliği de var. Bugün, bakın, normal dünya standartlarında 4 çalışan 1 kişiyi emekli yaparken Türkiye'de bu oran 1,7'lere düşmüştür. Bunu da düşünmek lazım. Ha, biz popülist davranabilir miydik? Davranabilirdik. Yerel seçimlere giderken popülist olarak artırabilirdik ama bunu asla yapmadık, yapmayacağız. Çok büyük bir deprem geçirdik ve deprem sonucunda, bakın, yıllara sari 104 milyar dolarlık bir ödeme, bu yıl bütçeden yaklaşık 400 milyar kadar ayırıyoruz. Bunun da fazlasını bundan sonraki süreçte emeklimize, çalışanımıza, 86 milyona, herkesin refahını artırmak için kullanacağız diyorum.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.