KOMİSYON KONUŞMASI

TALAT DİNÇER (Mersin) - Sayın Başkan, Sayın Bakan, değerli milletvekili arkadaşlarım, değerli bürokratlarımız, basın mensuplarımız; ben de öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, Ticaret Bakanlığımızın sunumunu dinledik ama tabii, gerçek hayat ile Bakan Bey'in anlattıkları arasında uçurumlar var yani piyasa yangın yeri ama Sayın Bakanımız öyle bir tablo çizdi ki maşallah, Türkiye'de her şey yerinde ve yolunda gidiyor.

Şimdi, 2026 yılının sonuna geliyoruz, bugün Ticaret Bakanlığının bütçesini görüşüyoruz ancak ben bugün yalnızca bütçe rakamlarını, ihracat hedeflerini, ithalat tablolarını ve denetim sayılarını konuşmak istemiyorum; ben Türkiye'nin gerçek ticari hayatını bugün burada konuşmak istiyorum. Ürününü tarlada bırakmak zorunda kalan çiftçiyi, üretim maliyetleri altında ezilen sanayiciyi, borçlarını çeviremeyen KOBİ'yi, kepenk kapatan mahalle esnafını, ithalat karşısında rekabet edemeyen yerli üreticiyi ve markette, pazarda AVM'de her geçen gün alım gücü azalan vatandaşı burada konuşmak istiyorum çünkü bugün karşımızda çok ciddi bir tablo var. Üretici ürettiğinden kazanamıyor, esnaf sattığından geçinemiyor, tüketici satın aldığından dolayı yüksek maliyetler altında eziliyor, Ticaret Bakanlığı ise bize denetim sayılarını, kesilen cezaları, açılan işletmeleri, büyüyen ticaret hacmini anlatıyor. Peki, Sayın Bakan, bu ticaretin kazananı kim? Üreten mi satan mı tüketen mi yoksa bütün bu kesimlerin sırtından kazanan büyük aracılık ve dağıtım zincirleri mi?

Sayın Bakan, bölgem Çukurova, seçim bölgem Mersin ve geldiğim ilde iki senedir, hatta, üç seneye yaklaştı tarım ürünlerinin tamamı dalda kalıyor. Bu sene nektarinle başladı, sert çekirdeklilerle, 5 liraya alan olmadı. Onunla beraber mandalina dalında kaldı, üretici herhangi bir yere döktürmek için bile para bulup onları toplatamadı. Limon 1 lira dalında ve şu an işçi tutsak maliyeti bile değil yani yevmiye parasını kurtarmayacak durumda. Zeytine gelince, zeytin geçen sene 20 lira, 30 lira, 40 lira fiyatlarından satılırken bu sene 10 liradan rayiç açıldı, zeytinyağı üreticileri sıkıntıda, zeytinciler sıkıntıda, şu an zeytinlerin büyük bir bölümü hâlâ toplanmadı, dalında kaldı. Siz Ticaret Bakanısınız, şimdi, böyle bir durumun içerisine sizin burada en azından bu ticareti geliştirecek, ihracatı artıracak, çevre ülkelerle olan diyaloğu artırarak yeni pazarlar bularak bu üreticinin ürünlerini değerlendirmemiz gerekmiyor mu Sayın Bakanım? Yahu çiftçi kan ağlıyor, hepsi bankalardan kredi çekti Sayın Bakan, sadece Ziraat Bankası da değil özel bankalardan bile kredi çekti bu insanlar. Çiftçinin şu an elinde tarlası ipotekli, traktörü ipotekli, kımıldayacak hâli yok bu çiftçinin, üreticinin ama ne hikmetse iki senedir sadece gübre parasını, ilaç parasını kurtaramaz durumda. Böyle bir sıkıntının içerisinde Türk çiftçisi. Sayın Bakanım, şimdi, hâl böyleyken, bir taraftan da bakıyoruz, hâlâ gümrük kapılarından kapalı olan gümrüklerimiz var. Ya, biz Ermenistan Sınır Kapısı'nı niye açamıyoruz, biz Nusaybin Sınır Kapısı'nı niye açamıyoruz, biz Ceylânpınar Sınır Kapısı'nı niye açamıyoruz? Bizzat gittim, oralarda kendim de çalışmalar yaptım, Mardinli yatırımcının, oradaki ticaret erbabının, ihracatçının hepsinin ortak dileği biran önce Nusaybin Sınır Kapısı'nın açılıp oradan daha kısa bir mesafeyle ürünlerini diğer tarafa ulaştırılmasını talep ediyor. Ceylânpınar'a geldik, hayat durmuş, açmışsınız, bir sene sonra hemen yine karşı taraf mı kapatmış, bir sorun yaşanmış galiba, bunu açmak için yani üst düzey bir girişim yapılabilir, ne bileyim yani ülkeler arası anlaşmalar yapılabilir; Nusaybin'de hayat bitmiş. Yani burada bir sınır kapısının kapanması demek orada normal ticari hayatın bitmesi demek, otelcisinin, lokantacısının, kahvecisinin, oradaki esnafın, bütün bunların hayatının son bulması demek. O yüzden, bir an önce bu kapıları açarak oradan ticaretin geliştirilmesi bence çok daha mantıklı çünkü ülkemizdeki ürünlerin büyük bir bölümü hâlâ dalında duruyor, para etmiyor. Yani ticaret gelişecekse en stratejik ürünümüz bizim tarım ürünleri. Elbette yani teknolojik ürünlerimizin ihracatı yapılsın, otomotivlerde ihracatlar yapılsın, beyaz eşyada yapılsın ama bizim stratejik ürünümüz Türk çiftçisinin ürettiği ürünler. Şu an büyük bir bölümü dalda, insanlar ekmek, üretmek istemiyor artık çünkü üç senedir insanlar borçlu, hâlâ da borcu borçla kapatacağım diye uğraşıyor bu insanlar. Yani ekilen alanlar yavaş yavaş ekim alanının dışına çıktı, ekilen büyük tarlaların büyük bir bölümü de arsaya çevrilmek üzere, iş oraya doğru gidiyor.

Bir de Sayın Bakanım, burada benim anlamadığım bir şey var. Zaten bizim Türk üreticisinin ürettiği ürünler para etmiyor, dalında kalıyor ama öyle bir ticari politika geliştiriyorsunuz ki, öyle bir kararları alıyorsunuz ki şimdi geçen sene mısır hasadı başladı, mısır ithal ettiniz, buğday hasadı başladı, buğday ithal ettiniz, hurma hasadı başladı, Azerbaycan'dan hurma getirdiniz. Yani o zaman siz bunu niye yapıyorsunuz yani siz buradaki Türk üreticisine, Türk çiftçisine bu sıkıntıları niye yaşatıyorsunuz?

CAVİT ARI (Antalya) - Çiftçiyi batıracaklar!

ORHAN YEGİN (Ankara) - Nasıl buğday ithal etmişiz ya?

TALAT DİNÇER (Mersin) - Evet, ayçiçeğine varana kadar etmedik mi? Her şeyi yaptık.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Yani buğdayı niye ithal ediyoruz...

ORHAN YEGİN (Ankara) - Makarnalar, buğday...

TALAT DİNÇER (Mersin) - Müsaade edin, konuşmamı tamamlayayım, siz sonra cevap verirsiniz.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Saman da ithal ettik.

CAVİT ARI (Antalya) - Sıranız gelince cevap verin, sıranız gelince cevap verin.

Saman bile ithal ettiniz memlekette, saman bile ithal ettiniz siz, saman.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Evet, evet saman da ithal ettik.

CAVİT ARI (Antalya) - Zamanında Tarım Bakanı söyledi, bu ülkeyi saman ithal eder hâle getirdiniz be, yazıklar olsun. (Gürültüler)

TALAT DİNÇER (Mersin) - Beyler, konuşmamı tamamlayayım, siz konuşurken biz müdahale etmiyoruz.

ORHAN YEGİN (Ankara) - Yanlış bilgi veriyorsunuz.

TALAT DİNÇER (Mersin) - Yanlış bilgi vermiyorum.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Hâlâ samanda kalmış ya. (Gürültüler)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli arkadaşlar, Sayın Dinçer'in haricinde herkes konuşuyor, değerli milletvekilleri, sıranız gelince cevap verin.

CAVİT ARI (Antalya) - Tarım Bakanı söyledi, duymadın mı? Çiftçiyi batırmak için her şeyi ithal ediyorsunuz, hepsi bu.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Sayın Arı, Sayın Arpacı, arkadaşlar, konuşan bir milletvekili var.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Bazı iktidar milletvekillerine de söyleyin.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Onlara da söylüyorum, konuşmanız gelince anlatın ithalatı arkadaşlar.

Sayın Dinçer, devam edin.

TALAT DİNÇER (Mersin) - Sayın Bakanım, bir de anlamadığım bir şeyler var, bunu herkes de merak ediyor: Genelde bizim gümrük kapılarında inanılmaz bir şekilde operasyonlar yapılıyor, demin siz de rakamlar verdiniz, çok büyük oranlarda uyuşturucu madde, vesaire yakalanıyor. Türk gümrüklerine bunların eğilmesinin sebebi nedir? Yani Türk gümrüklerinden rahat mı geçireceklerini düşünüyorlar da bu kadar insanlar bu gümrüklerimize yükleniyor veya burada elde edilen veya yakalanamayan oradaki uyuşturucu paraları, şimdi günümüzdeki fon vurgunu gibi oralara aktarılıp insanlar kolay para kazanmanın hesabını mı yapıyor? Bunu da açıkçası merak ediyorum.

Sayın Bakanım, Bakanlığınız görev alanında en büyük sorunlardan bir tanesi, ülkedeki ticareti düzenlemek, en büyük görevlerinizden bir tanesi bu ama ülkemizde öyle bir ticari hayat var ki inanılmaz bir kuralsızlık yaşanıyor ülkede. Herkes her işi yapıyor, istediğine göre yapıyor, kafasına göre herkes her işi yapıyor; bu ticaretin bir kural olmalı. Şimdi, biz uzun yıllardan beri sizlerle çalışma içindeydik, geçmiş dönemlerde de. Bir perakende yasasını çıkartıp Türk milletinin, Türk girişimcisinin, Türk esnafının önüne sunamadık, bir yasa var, içi bomboş. Yani şimdi siz şöyle bir düşünün: Ülkemizde 2,5 milyon esnaf var, orta ölçekli ortalama 1 milyon esnaf olduğunu kabul edelim, 3,5 milyon küçük ve orta ölçekli işletme var. Bunların tamamını bir avuç sermaye grubuna yem ediyorsunuz. Özellikle bu AVM ve üç harfli dediğimiz ve bunun bir türlü önlenemeyen yükselişini durduramadık, bu da Türk esnafına inanılmaz şekilde bir zarar verdi. Yani binlerce esnafın kepenk kapatmasına, iş kaybetmesine neden oldu. Bu konuyla ilgili bir çalışmanız var mı, bu perakende yasasını çıkarabilecek misiniz? Bugüne kadar hiçbir bakan cesaret edip çıkaramadı ama bir yasa çıktı, içi bomboş, içinde doğru bir şey yok. "İsterse esnaf AVM'den yüzde 5'lik bir oranda iş yeri kiralayabilir." diyor, hiçbir küçük esnafın gidip dövizle kiraya verilen bir AVM'den bir iş yeri kiralaması mümkün değil. Yani bu perakende yasasının bir an önce çıkarılması gerekir Sayın Bakanım. Burada da bunun çalışma usül ve esaslarının belirlenmesi lazım. En azından Türk esnafını rahatlatacak, haftada bir gün de olsa bir kapanma söz konusu olmalı, bunların bir çalışma mesaisi olmalı, gecenin yarısına kadar 23.00-00.00'lara kadar bir AVM açık olmamalı. Burada çalışan işçileri de düşünecek olursak onların da aynı şekilde o AVM'lerde hakikaten büyük bir şekilde emekleri sömürülmekte, buna da bir çözüm bulunması gerekir diye düşünüyorum. Yani sizden ricam, Türk esnafını, bir ailenin veya birkaç ortaklı ulusal ve uluslararası küresel firmalara kurban etmeyelim diyorum.

Sayın Bakanım, bir de gündemimizde Hal Kanunu'muz var. Bu Hal Kanunu, gerçekten günün şartlarına göre yeniden revize edilmeli. Şu anki mevcut hâliyle halin ne üreticiye bir faydası var ne tüketiciye bir faydası var yani hiçbir şekilde Hal Kanunu hükümlerinin Türk vatandaşlarının herhangi birine bir faydası yok. Sayın Bakan, tarladan çıkan ürünün market rafından ulaşana kadar kaç el değiştirdiğini burada açıklayabiliyor muyuz? Üretici, ürününü düşük fiyata satıyor, vatandaş aynı ürünü pazarda ve markette yüksek fiyata alıyor. Aradaki fiyat farkı hangi aşamalardan oluşuyor; nakliye mi, komisyon mu, depolama mı, aracılık mı, perakende kârı mı? Hal sisteminde şeffaf fiyat oluşumunu sağlayacak, üreticinin pazarlık gücünü artıracak ve tüketicinin daha uygun fiyata alışveriş yapmasını sağlayacak yeni bir düzenlemeyi hayata geçirmek zorundayız Sayın Bakanım. Çiftçi ürününü satarken kazanamıyor, vatandaş alırken kazanamıyor; e, o zaman bu sistemde birileri köşeyi dönüyor. İşte, o köşe dönenlerin de önünün biran önce Bakanlığınız tarafından da kesilmesi gerekiyor. Çiftçi aylarca emek veriyor; tarlasını ekiyor, suluyor, gübreliyor ilaçlıyor, bütün maliyetleri üstleniyor; tam ürününü kaldıracağı, piyasaya sunacağı dönemde de maalesef ithal ürünler devreye giriyor, üreticinin yine belini büküyor.

Sayın Bakanım, bir de lisanslı depoculuk konusu var, yine Bakanlığınız bünyesinde, görev alanınızın içerisinde. Lisanslı depoculuk sistemi üreticinin ürününü güvenli biçimde muhafaza etmesi, finansmana erişmesi ve ürününü uygun zamanda satabilmesi için oluşturuldu zamanında ancak sistemin varlığı tek başına başarı değil; depoların fiziki koşulları, kapasite kullanımı, nem ölçümleri, kalite sınıflandırmaları ve ürün kayıpları ne kadar sağlıklı denetleniyor, bunu da buradan sizden duymak isteriz. Üreticinin ürününe verilen kalite sınıfına itiraz hakkı ne kadar etkin? Bunları da açıklarsanız seviniriz. 2026 yılında kaç lisanslı depo denetlendi, kaçında eksiklik tespit edildi, kaçına yaptırım uygulandı? Depoda ürün kaybı, kalite düşüşü veya teslimat anlaşmazlığı yaşayan çiftçinin hakkını koruyacak bir sistem var mıdır? Bunu da duymak isteriz.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Yüzde 95'ini TMO kullanıyor, çiftçi mi kaldı?

TALAT DİNÇER (Mersin) - Sayın Bakanım, bir de KOSGEB var, biliyorsunuz, gerçi sizin Bakanlığınız bünyesinde değil, bunu çok iyi biliyorum ama ticari hayatı düzenliyorsanız, ülkedeki 3,5-4 milyon işletmenin de sorumluluğu sizlerin omzundaysa ise KOSGEB de sizi ilgilendiriyor. Şimdi, kurulduğu 1990 yılından bu tarafa KOSGEB dönem dönem güzel çalışmalar yaptı ancak bu son yıllarda öyle anlar geldi ki KOSGEB tamamen küçük ve orta ölçekli işletmelerden uzaklaştı. Adı "Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı" ama ne hikmetse, bu KOSGEB'in bütün teşviklerini büyük işletmeler alır. Rakamlara baktığınızda, yararlananlara baktığınızda bunu rahatlıkla göreceksiniz ki en azından Sanayi Bakanlığıyla bir irtibat kurarak KOSGEB'in esnafa yönelmesini bir sağlayın ya da Sanayi Bakanlığından bu KOSGEB alınsın, Ticaret Bakanlığına verilsin. En azından üyeler sizin üyeleriniz, sizin bünyenizde o zaman buradaki destekleri de biraz daha doğru bir şekilde yönlendirebilirsiniz. Yani öyle şikâyetler geliyor ki bu KOSGEB'den Sayın Bakan, insanlar girişimcilik eğitimi alıyor, iş planını hazırlıyor, projelerini hazırlıyor, bir ton masraf yapıyor, kuruma teslim ediyor ama yüzde 80'i reddediliyor, yüzde 20'sine cevap bile verilmiyor. Kullananlara baktığınızda çok düşük bir kullanım var yani geçen gün Sanayi Bakanına da söyledim, 90 bin kişiyi eğitiyorsunuz bin kişiye destek veriyorsunuz yani burada bir yanlışlık var. Ülkede 3,5 milyon küçük ve orta ölçekli işletme var Sayın Bakan, buraya da bir el atmanız gerektiğini düşünüyorum.

Şimdi, Sayın Bakan, kaç şirket kurulduğunu, kaç yeni işletme açıldığını anlatabilirsiniz ancak bizim asıl öğrenmek istediğimiz, açılan işletmelerin kaçının ayakta kaldığıdır. Burada geçen seneki bütçede de sizlere ifade etmiştim Sayın Bakanım, şimdi, TESK verilerine göre baktığımızda, evet, yılda 120 ila 130 bin arasında değişen rakamlarda işini terk eden insanlar var yani bunun kimisi iflas etmiştir, çok nadir de olsa bazıları belki emekli olmuştur -ama şimdi emekliler de geçinemediğine göre zaten iş yapmaya devam ediyor bir şekilde- ve bununla beraber, belki farklı nedenler de olabilir ancak burada iş yerinin açılışıyla övünmeyelim Sayın Bakanım, iş yerini ayakta tutmayla övünelim. Yani yeni açılan bir iş yeri... Biz birlikteyken yaptığımız araştırmada açılan yeni iş yerlerinin yüzde 33'ü bir yılı görmeden kapanıyor, büyük bir kısmı da beş yılı hiç göremiyor zaten. Şimdi burada bir sorun var yani iş yeri açılışına da bir kural getirmek lazım, doğru işler yaptırmak lazım insanlara. Bugün en küçük bir iş yerinin açılışı 3-5 milyon para gerektirir. Bunların hepsi bizim millî servetimiz. Eğer bir yılda 125 bin esnaf kepenk kapatıyorsa burada ciddi bir sorun vardır. Yani kapatanı şöyle de yorumlamak lazım, "sönen ocak" olarak yorumlamak lazım. Bir iş yeri kapandığında sadece bir kişi işten ayrılmıyor, orada bir hayat bitiyor yani bir kişi ise bir ev batıyor, evin geçimi batıyor; yanında çalıştırdığı insanlar varsa onların aileleri de batıyor. Dolayısıyla bu iş yeri açılışına ve kapanışına bir düzen getirmek lazım. Burada sizlere naçizane önerim, en azından küçük esnafı, sanatkârı koruyacak bazı tedbirler alalım; buna mesafe şartı mı koyabiliriz, ustalık belgelerini daha ciddi devreye mi sokabilirsiniz, ne yapabilirsiniz, örneğin burada beraber de çalışılabilir. En azından, Türk esnafının yok olmaması için önleyici birtakım kararları almanız gerekiyor Sayın Bakan.

Şimdi, bir taraftan bakıyorsunuz, diyorsunuz ki: "Ticari hayat çok güzel." Bir taraftan bakıyorsunuz, konkordato ilan eden firmaların sayıları günden güne artıyor. Yani burada Türk ekonomisi ithalata dayalı bir ihracat mı geliştiriyor, nasıl oluyor? Kapanan her iş yeri, konkordato ilan eden her firma inanın ki bu ülke ekonomisinden kopan ciddi bir değerdir. 2026 yılının ilk on ayında konkordato kapsamında 4.936 mahkeme kararı verildi Sayın Bakan. Bu kararların 1.656'sı geçici mühlet, 1.256'sı kesin mühlet, 1.597'si ret ve 249'u iflas kararıdır. Ayrıca, 178 dosyada konkordato projesi tasdik edilmiştir.

Sayın Bakan, bütün bunlar ticari hayatın biraz zorlandığını ve kötüye gittiğini gösteriyor. 2018'den beri ciddi anlamda bu ülkede bir kriz yaşanıyor. Bu krizin etkileri de böyle ciddi anlamda hem küçük esnafa hem orta ölçeklilere hem büyük esnafa inanılmaz bir sıkıntı yaratıyor.

Şimdi zamanım daralıyor, birkaç konu var, hemen size birkaç konuda başlık vereyim. Şimdi, Türk esnafı, Türk işletmecileri sizden bir şey bekliyor yani 2018'den beri yaşadığı bu sıkıntılardan dolayı insanların kamuya olan borçları arttı ve dolayısıyla buradaki en büyük sıkıntı faiz yükü. Yani şöyle söyleyeyim size Sayın Bakan...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TALAT DİNÇER (Mersin) - Süre verin çünkü bana çok müdahale edildi Sayın Başkan.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Çok müdahale oldu, iki dakika verelim Sayın Başkan.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Değerli arkadaşlar, süre vermeyeceğim.

Sayın Dinçer, bu müdahale sizinle alakalı bir konu değil. Bu laf atma işinden, hastalığından herkesin kurtulması lazım.

YAŞAR KIRKPINAR (İzmir) - Bana niye bakıyorsunuz?

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Nereye bakayım Sayın Kırkpınar? Bu tarafa bakamıyor muyum?

TALAT DİNÇER (Mersin) - Bakın, yine benim süremden gidiyor Sayın Başkan.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Süreniz doldu zaten sizin, süreniz bitti.

ÖMER FETHİ GÜRER (Niğde) - Meclisin kuruluşundan beri bu var, yeni çıkmış bir şey değil.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Bu konuda şey yapabilirsiniz Sayın Başkanım.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Evet, dolayısıyla Sayın Bakırlıoğlu, bununla alakalı tutumumuz çok net. Şimdi bir oradan atıyor, bir buradan atıyor, bir hatip burada konuşuyor yani inanılmaz derecede bir görüntü ortaya çıkıyor, bu rahatsız edici bir şey.

AHMET VEHBİ BAKIRLIOĞLU (Manisa) - Ama Sayın Başkanım, siz de takdir edersiniz ki bu var yani bu Mecliste, bu Parlamento hayatında bu laf atmalar mutlaka vardır.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Yani şimdi, bu Mecliste... Şöyle Sayın Bakırlıoğlu, Genel Kurulda arkadaşlar bunu yapıyorlar, böyle bir alışkanlıkları var ama burada 5 metre aramızdaki mesafe. Dolayısıyla burada olduğu zaman Komisyonda böyle çok gereksiz yere gidiyor iş. Bunun önünü açtığımız zaman da maalesef önünü alamıyoruz bir daha.

Sayın Dinçer, teşekkür ediyorum. Sizinle alakalı bir konu değil, sağ olun.

TALAT DİNÇER (Mersin) - Hayır, ama bir iki dakikam var Sayın Başkan. Hiç konuşturmadılar beni.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Yok yok, konuştunuz, gayet iyi konuştunuz. Mikrofonu açmayacağım.

TALAT DİNÇER (Mersin) - Hayır hayır yani iki cümlelik bir şeyim var Sayın Başkan.