KOMİSYON KONUŞMASI

MAHİR POLAT (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, kıymetli bürokratlar; hepinizi selamlıyorum.

Ticaret Bakanının sunumuna baktığımız zaman dünya ve Türkiye'de dış ticaret ve Bakanlıktaki her şey tozpembe gibi, oysa Sayın Bakanın farkında olması gereken bir gerçeği buradan hatırlatarak başlamak istiyorum. 2023 hedefleri konulurken 500 milyar dolar ihracat hedefinin yarısını biraz geçen koca bir sapmanın üzerinde oturan bir Bakanımız var, Bakan bunu çeşitli cümlelerle, kullandığı ses tonuyla perdelemeye çalışıyor. 220 milyar dolar gibi bir eksimiz var o günden bugüne, bu eksinin Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan her bir yurttaşın hayatına ne katabileceğini Bakanlık bürokratlarının hesaplamasını isterim.

Tabii, Bakanın sunumundan yine birkaç noktaya geleyim. ABD ticaret önlemlerini konuşurken bir anda bir bakıyoruz, "rent a car" düzenlemesine gidiyor, yine, bunu konuşurken bahşiş, kuverden Çin'in dış ticaretteki potansiyelini anlatan bir noktaya. Bunu niçin söylüyorum değerli arkadaşlar? Ticaret Bakanlığının alanı oldukça geniş fakat etkisi bir o kadar daralmış durumda yani gereğini yerine getiremeyen bir Bakanlık, bu Bakanlığın iç ticaret ile dış ticareti mutlaka ayırması gerektiğini, gümrükler ile esnafın mutlaka ayrılması gerektiğini ifade etmeye çalışıyorum. Bakanlık o kadar bakanlıkla eş güdümlü ve planlı gitmek zorunda ki bunu bile çokça yapamadığını görüyoruz çünkü hükûmet sistemimizden kaynaklı bir sorunu yaşıyoruz. Mesela, Tarım Bakanlığıyla, Sanayi Bakanlığıyla, Enerji Bakanlığıyla, Ekonomi Bakanlığıyla çok girift ilişkilerinin olması, koordinasyon, eş güdüm içinde çalışması ve planlı çalışması gereken bir Bakanlığımız var iken bunları yaşadığımız hayatın gerçekliği içerisinde bulamıyoruz maalesef. Şöyle anlatayım: Tarım Bakanlığıyla üretim planlaması yapmış olsaydı geçtiğimiz yıl mesela yurt içi piyasada fiyatı dengelemek için salçaya kota koymaz ya da salçayı kayda bağlamazdı, bugün yumurta ihracatını kayda bağlamazdı ya da nohut ihracatını kayda bağlamazdı. Oysa biz biliyoruz ki ihracat pazarları zor ele geçirilen, büyük meşakkatle elde edilen pazarlardır, yaptığımız planlamasız ve eş güdümsüz yönetimle bu alanları kaybediyoruz. Mesela, ben geçtiğimiz dönem tekstil ve hazır giyim sektöründeki sorunu dile getirdiğimde sadece dinlemekle yetinildi, hiçbir önlem alınmadı. Bugün tekstil, hazır giyim sektörüne baktığımız zaman kapasite kullanımı yüzde 60'lara düşmüş yani yüzde 40'ını kullanamaz hâle gelmişiz. Sadece tekstili anlatırken bir üretim ya da bir kâr alanı ya da bir ihracat alanı olarak görürsek burada da yanılgıya düşeriz çünkü geçtiğimiz yıllarda 1 milyon 200 binden fazla istihdam yaratan bir sektörün bugün 860 binlere düştüğünü görüyoruz. Yani bugün nefes alamayan, takati tükenmiş -İstanbul Ticaret Odası Başkanının ifadesiyle- bir sektörle karşı karşıyayız, bunlarla ilgili önlem almak sizin Bakanlığınızın tekelinde.

Sayın Bakan, ihracatta bir şeyler yapmak zorundasınız yani enflasyon-faiz-kur dengeli gitmez ise ne yatırım olur bu ülkede ne ihracat artar ne de büyümeye bunun pozitif katkısı olur. Maalesef bir ekonomik program içerisinde kuru gerçek kurun altında tutarak, enflasyon farkını bile kura yansıtmayarak ihracatçımızın dış ticarette, yabancı piyasalarda rekabet gücünü yok eder duruma geldik, dolayısıyla bundan vazgeçmemiz gerekiyor. Önemli teşvik uygulamaları, finansmana erişim gibi, kur farkları gibi noktalarla ihracatçıyı desteklememiz gerekirken ihracatçı sizden artık şunu ister hâle gelmiş: "Merkez Bankasının döviz desteklerini yüzde 3'ten yüzde 6'ya çıkarın da bari nefes alalım." diyor; ihracatçı nefes almazsa büyüyemezsiniz.

Şimdi, tabii, ihracatı anlatırken bir şeyi de anlatmazsak eksik anlatmış oluruz. Mesela, baktığınız zaman ihracata, anlattığınız tozpembeye denk gelen bir şey anlatayım, biraz mutlu olun: Ankara'nın ihracatı yüzde 27 civarında artmış. Neden artmış, biliyor musunuz? Yıllardır biz ihracatı anlatırken diyoruz ki: Katma değeri, yüksek teknolojiyi kullanan ihracatla gelişir bu ülke. Siz ısrarla buna cevaz vermediniz, bunun önünü açacak önlemler ve teşvikler uygulamadınız ama Ankara'da yüksek teknoloji ve savunma sanayisi ihracatının katkısıyla Türkiye'de en fazla ihracatı artıran il oldu ilk altı ayda, bunda da savunma sanayinin şeyi fazla.

Sayın Bakan Yardımcısı, size de sesleniyorum, bir de dinlerseniz ne söylemek istediğimizi... Sayın Bakan, şimdi, karşımızda bir de savaştan kaynaklı enflasyon sorunu var. Biz bunu, bu riski yatırım ve üretim alanında görüp bununla ilgili yeterli tedbir ve kalıcı politikalar geliştiremezsek önümüzdeki süreç bizim açımızdan çok daha karanlık bir noktaya doğru gidecek.

Değerli arkadaşlar, burada ihracatı güçlendirmek için... Tabii, esnafı anlattık, arkadaşlarımız tarımı anlattı, ben de kendi durduğum alan itibarıyla dış ticareti anlatmak istiyorum. Keşke olsaydı da başka bir bakanlıkla -dış ticaret ve gümrüklerden sorumlu bir bakanlık teşkil edebilselerdi de- daha fazla, daha proaktif bir şekilde bunu konuşabilseydik. Şimdi, ihracatı artırabilmek için iyi bir kur rejimine ihtiyacımız var, iyi politikalar geliştirmeniz gerekiyor bu noktada. Döviz desteklerinin artması gerekiyor, finansmana erişimi kolaylaştırmanız gerekiyor. Finansmana erişim derken bizim -tabii, az önce tarımı konuştuk- eskiden şey yazardı, bugün onu konuşamıyoruz: "Ofis, çiftçinin kara gün dostu." EXIMBANK'ın Genel Müdürü de burada, ihracatçının kara gün dostu hâline gelmiş. Lütfen, çok rica ediyorum, onun finansal alt yapısını geliştirerek, biraz daha yetkilerini artırarak ihracatçıya biraz daha fazla can suyu olmasına izin verin, müsaade edin, destekleyin çünkü söylemeye çalıştığım şeylerden bir tanesi, kendisine de söyledim komisyonlarda: Kredi istiyor ihracatçı, başvuruyor, teminat mektubu istiyor. Teminat mektubunu nereden alacak? A bankasındaki kredi limitinden çekecek, oradaki kredi limitini buraya transfer etmiş olacak. Burada ne kâr ediyor ihracatçı? Sadece belli bir faiz farkı ya da uzun vade kazanmış oluyor. Dolayısıyla buna da eğilirseniz ihracatı artırmış olursunuz. Amerika'yı, yeni bir kıtayı keşfetmeye gerek yok, ihracatı artırabilmek için önümüzde dünyanın en güzel örneği var, siz de söylüyorsunuz: Çin Halk Cumhuriyeti. İyi inceleyip Türkiye'ye yönelik -güçlü bürokrasi var devlette, biliyorum- yeni bir model çıkarabilirsiniz, siz de mahcup olmazsınız, Sayın Cumhurbaşkanı da mahcup olmaz.

Bir de söylemeye çalıştığım şeylerden bir tanesi: Eskiden bir bakardınız ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kocaman bir uçağa binmiş, uçakta da Türkiye'nin saygın iş adamlarıyla birlikte Afrika kıtasına gidiyor. Bu, profesyonel ve aktif bir dış ticaret, mühendislik, pazarlama faaliyetiydi devletin. Bugün bakıyoruz, Cumhurbaşkanı sistem gereği bunları yapamıyor ama siz de hiç yapamıyorsunuz Sayın Bakan. Önemli pazarlar var elimizde, Afrika pazarı aç Sayın Bakan; buraya eğilmek zorunda Türk dış ticareti, bununla ilgili de önlemlerinizi almak zorundasınız.almak zorundasınız.

Tabii, önümüzde "Made in Europa" konusu var. Bununla ilgili anlatılabilecek çok şey var ama stratejik olarak yapılması gereken, çalışılması gereken alanlardan bir tanesi "Made in Europa". Türkiye'nin hedefi sadece Avrupa pazarında olmak olmamalı, Türkiye'nin hedefi Avrupa'ya ihracat yapmanın dışında üretim ve tedarik ekosisteminde yer alması gerekiyor, bunun için de -size sunulmuştur- gümrük birliği kapsamında "Made in Europa" konusunu tekrar tartışmaya açmanız, yasal bir zemine oturtmanız gerekiyor; bununla ilgili çok güçlü diplomatik kanalları işletmeniz gerektiğini düşünüyoruz. Dolayısıyla önünüzde çok önemli bir sınama bu aslında "Made in Europa" kısmı hem gümrük birliği açısından hem de Türkiye'nin dış ticaret geleceği açısından önemli bir nokta.

Tabii, sizin üvey evlatlarınızdan bir tanesi -ben yıllardır söylüyorum Sayın Bakan- gümrükler; gümrük müşavirleri, gümrük memurları. Şimdi, gümrükler demişken uyuşturucuyu konuşmadan geçemeyiz. Yıllardır söylüyorum size, gümrük memurları sözleşmeli memur olmaz; yetkin memurlardır bunlar, bunları sözleşmeden bir an evvel yetiştirilmiş memurlara geçirmeniz gerekiyor, özellikle muhafaza teşkilatını güçlendirmeniz gerekiyor, sınır güvenliğimizi güçlendirmemiz gerekiyor. Türkiye'de kullanılan uyuşturucuların büyük bir çoğunluğu birkaçı dışında yabancı menşeliler, ya bunlar gümrüklerden geçiyor ya sınırlardan geçiyor. Oturup sınır güvenliği ve gümrüğün ortak hareket etmesi, gümrük muhafaza teşkilatının güçlendirilmesi gerekiyor. Yine Gümrük Kanunu'nun geçici 6'ncı maddesini hatırlatmak isterim; bu, sizin gümrük müşavirlerine karşı boynunuzun borcudur, sizin vebalinizdir. Yanınızda o dönemin kanununu yapan eski müsteşarlardan Sezai Bey var, lütfen anlatsın; zamanım yok.