KOMİSYON KONUŞMASI

ERHAN USTA (Samsun) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakan, değerli bürokratlar; hepiniz hoş geldiniz.

Şimdi, biz bunu bugün bir kez daha anladık ki Sayın Bakanım, sizin ithalatla ilgili bir göreviniz yok yani öyle anlaşılıyor. Hiç ithalattan falan bahsettiğiniz yok. Sanki bu ülkeye ihracat yapmak için, ithalat yapmıyormuş gibi... Bakın, Türkiye'nin en temel ekonomik yapısal sorunudur. Bu sizden önce de vardı ama sizin döneminizde bu arttı, hiç azalmadı. Ya, bana bir tane analiz söyleyin, burada arkadaşlar var. Yani Türkiye'nin ithalat bağımlılığında bir azalma oldu mu? Türkiye'nin yoğun olarak ithal ettiği ürünlerle ilgili herhangi bir şekilde neyi üretiyoruz, geçmişte bağımlılığımız olan bugün azalttığımız bir şey var mı? Artı, bu mal açısından, finansman açısından Türkiye'nin bağımlılığında bir azalma var mı? Şimdi, ben sizin yerinizde olsam -evet, burada zorlanıyor olabilirsiniz ama- bunların analizine daha fazla yer veririm ama bu yok, bu yok. Sadece ihracatmış gibi... İhracat önemli bir şey mi? Elbette önemli bir şey ama ihracatı değerlendirirken ithalattan bağımsız ihracatı nasıl değerlendirebilirsiniz? Bunu yaparken bile lütfen, alınmayın ama bir analizi yaparken, bir sunum hazırlarken bunun asgari bir dürüstlüğünün olması lazım.

Arkadaşlar, bakın, şimdi burada Sayın Bakan ihracatı gösterirken böyle füze gibi bir artışı göstermek için bize 2002'den itibaren gösteriyor, güzel yani niye 2002? Her yıl geliyorsunuz buraya, bir önceki yılla mukayese yapmanız lazım, bütçede o beklenir ama ithalatı... Çünkü aynı füze, daha dik bir füze var, daha hızlı giden bir füze var. İthalat da var, ithalatta öyle değil, ithalatı gösterirken de 2025'le, geçen yılla mukayese ederek gösteriyor. Ya, şimdi bu dürüstlük mü? Birinde 2002'yle mukayese ediyorsunuz, birinde gidiyorsun...

Şimdi, bunları konuşmamız lazım. Bakın, Türkiye'nin bir sürü meselesi varken ama bu ortada dururken ben başka bir mevzu konuşamıyorum ya. Niye böyle bir duruma kendinizi düşürüyorsunuz? Dış ticaret açığı ve cari açığı verirken de 2022'yle mukayese ediyorsunuz.

TİCARET BAKANI ÖMER BOLAT - Bakın, burada var.

ERHAN USTA (Samsun) - Kaç yılı?

TİCARET BAKANI ÖMER BOLAT - 2001-2025.

ERHAN USTA (Samsun) - Evet, 2001, onu diyorum işte, dinlemiyorsunuz ki beni. 2025-2026... İhracatta hangi yılın rakamını veriyorsunuz? 2002'den beri alıyorsunuz.

TİCARET BAKANI ÖMER BOLAT - Orası oluşacak...

ERHAN USTA (Samsun) - 2002'den beri Sayın Bakanım...

TİCARET BAKANI ÖMER BOLAT - Orada da 2025.

ERHAN USTA (Samsun) - Ya, Sayın Bakanım, lütfen, şimdi, daha fazla şey yapmayalım bu işi. 2002'sini niye gösteriyorsunuz o zaman? Yani bunu yıllarca sunum yapmış, sunum hazırlamış, sunum hazırlatmış bir insan olarak söylüyorum, böyle bir şey olmaz, olmaz böyle bir şey. Bu, bir çaresizlikten, bu bir acizlik ifadesi oluyor. Ama öbür tarafta da geliyorsunuz 2022, cari açıkta da. Niye öyle? Mehmet Muş burada yok, ona mı bir gönderme yapıyorsunuz? "Mehmet Muş'ta çok yüksekti, ben düşürdüm." filan mı diyorsunuz? Yani bunları kabul etmek çok mümkün değil.

Şimdi, ihracata bakalım. Hadi, sadece ihracata bakacaksanız bile buna bakmanın da bir teknokrat dürüstlüğü vardır. Nedir bu? Mutlak rakam önemli midir? Elbette önemlidir. Bakın, ihracat, millî gelirin bir bileşenidir. "Y=C+I+GX+(X-M)" tamam mı? Yani millî gelirin bileşenlerinden bir tanesi ihracattır. Eğer ihracat performansınız 2002'den beri ölçmek istiyorsanız gerçekten, o zaman gidip millî gelir içerisindeki payı ne olmuştu? Ama mutlak rakam olarak böyle oldu. Bak, ithalata bakmazsanız bile sadece ihracatı bakmış olsanız bile -ki bu yanlıştır- buna bakacaksınız da buna bir de millî gelir payı içerisinde bakalım canım. Allah Allah, ne olmuş? Mal ihracatından bahsediyorum. Şu, Strateji Bütçe Başkanlığının verilerinden alınmış tablo arkadaşlar. 2002 yılında ihracatın millî gelire oranı 15,1. Bu, şimdi 2026'da 15,5, Orta Vadeli Programa göre 2027'de 14,7'ye düşecek, 2028'de 14,5'e düşecek, 2029'da 14,2'ye düşecek. Bir yandan "İhracat rekorları kırıyoruz." diye bize bir şeyler söylerken millî gelirin bir bileşeni olan ve mutlaka millî gelire oran olarak konuşulması gereken en temel göstergede "Bunu ben aşağı doğru düşüreceğim." diye bize orta vadeli programla geliyorsunuz. Bunu bana izah edin Allah rızası için Sayın Bakanım ya, bunu bir izah edin. Bu olmaz. Şimdi, burada, tabii, ihracatçıyı falan suçlayacak değiliz, ihracat düşüyor diye. İhracatçının elinin öpülmesi lazım bu kadar zor ekonomik şartlarda. Bölgesel sorunlarımız var, onları kabul ediyorum elbette ama bütün dünyada var. Ama onun dışında uygulanan ekonomik programdan kaynaklı olarak çok ciddi bir sorunun olduğu bir şeyde insanlar yine işte, çark dönsün diye bir ihracat şeylerini sürdürmeye çalışıyorlar ama bu iş kötüye gidiyor. Bakın, aynısı imalat sanayi üretiminde de var. Hani konu burası olmadığı için onu dün Sanayi Bakanlığında konuştum. İmalat sanayi üretimini de 2022'yle mukayese ettiğimizde -yani geçmişten de düşük ama 2022'de biraz böyle biraz yükselmişiz- yaklaşık 6,5-7 puan düşüyor, 15,5 düşmüş. Üretmiyor, dolayısıyla ihraç etmiyor. Şimdi, düşünmeniz gereken yer burası. Tabii, bu sadece sizin sorununuz değil, orada size haksızlık yapamam. Bu yani genel ekonomi politikalarıyla alakalı bir şey ama yani ihracat için böyle güzellemeler yapmak yerine ben sizin yerinizde olsam feryat ederim. Madem öyle, sizin tarafınız ihracatçı taraf olması lazım, sadece rakamı söylemek değil. Ben feryat ederim arkadaş, bu ekonomik konjonktür benim ihracatçımı zor duruma sokuyor, bu ekonomik konjonktürde biz pazarlarımızı kaybediyoruz, bu sizin yarattığınız politikalar... Bunu böyle söylemeyin ama malı usulü dairesinde söyleyin, siz kendi Hükûmetinize bu kadar sert söyleyemezsiniz. Ama ihracatçının tarafında olmanız lazım. Döviz dönüşüm desteğinin arttırılması gereğini söyleyen ilk milletvekiliyim ben buralarda, çıktı hemen ondan sonra. Ya, madem kur politikamız yani Türkiye'de çünkü kur-enflasyon ilişkisinden dolayı enflasyonu indirmek için kuru tutmak durumundasınız, Türkiye'nin, enflasyon hikâyesi bu, geriye doğru bakın, bundan başka bir şey görmezsiniz. Ama şimdi tamam da şimdi kuru bu kadar uzun süre tutarsanız, faiz bu kadar yüksek tutup kuru bu kadar uzun süre tutarsanız ekonominin her tarafını tahrip edersiniz. Bunu sizin söylemeniz lazım. En fazla ihracatı tahrip ediyor. Bundan sonra "Artık, kuru biraz gevşetelim." deseniz o da ayrı bir sıkıntı. Firmaların açık pozisyonları bu kadar yükselmiş çünkü içeride krediyi kıstın, kuru tuttun, ne yapsın vatandaş? Daha doğrusu, kuru tuttun değil, içeride krediyi bir yandan kıstın, bir yandan da faizi çok yüksek tuttun, ondan sonra vatandaş gitti, firmalar gitti yurt dışından çok daha yüksek faizlerle olsa bile, dünya ortalamasının üzerinde olsa bile döviz cinsinden borçlandı. Bakın, bir tarafı tutunca öbür tarafı bozuyorsun. Dolayısıyla bundan sonra hani "Kurs alınsın." falan filan denildiği zaman da öyle kurs almakla falan da olmaz, bundan sonra ona da imkân yok ancak bir krizde zaten kendiliğinden gidecek, bütün firmalarımız kelepire düşecek. Ha, şunu da söyleyen birisi değilim, bakın; ya uzun vadede bir kur üzerinden ihracat teşviki falan olmaz yani bütün ampirik çalışmalar bunu gösteriyor, kurla olmaz ama kurun böyle aşırı baskılanması ihracatı felç eder, bu da olmaz. Yoksa hani kur artsın, ihracat artmaz; bu iki üç ay sizin işinize yarar, enflasyon, her şey ona göre yeniden bir fiyatlar seviyesi oluşur ve o yarattığı istikrarsızlık da İhracatı zaten zorda bırakır; mesele böyle Sayın Bakanım.

Evet, otuz saniyede geçmeyi planladığım şey sekiz dakika sürdü.

"İhracat, ihracat, ihracat" diyoruz da bakın, şimdi kişi başına düşen orta ve yüksek teknoloji ihracatı 2025 yılı rakamları, UNIDO'nun rakamları... Türkiye'nin ne kadar kişi başına düşen orta ve yüksek teknolojili -sadece yüksek değil, yüksek zaten berbat- yani toplam ihracatımız içerisinde yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 4 bu ülkede, yüzde 4. Gelişmekte olan ülkelerin hepsinin neredeyse önemli kısmı bizden yüksek, Avrupa Birliği ortalaması yüzde 20'nin üzerinde, bizde yüzde 4. Hadi, orta ve yükseği birlikte aldığımızda bile bakın -oran vermeyeceğim, bunu mutlak rakam vereceğim- kişi başına 1.277 dolar ihracat yapıyoruz, UNIDO'nun rakamından söylüyorum ve bununla da 61'inci sıradayız. Hadi Hong Kong'u söylemeyelim, 79 bin dolar arkadaşlar, bizde 1.277 dolar olan şey. Şimdi, biraz daha emsal ülkeler olabilecek şeylerden söyleyeyim: Slovenya'nın 31 bin dolar, İrlanda'nın 29.592 dolar, Çekya'nın 18 bin dolar, Belçika'nın 16-17 bin dolar, Slovakya'nın 16 bin dolar, Almanya'nın 14 bin dolar; hani nüfus açısından bakarsanız, derken yani şimdi buna bakmak lazım. Bununla ilgili herhangi bir aşama kaydedemedik Sayın Bakan, kaydedemedik. Teknolojik ürün... Yani biz hâlâ işin hamaliyesiyle uğraşıyoruz, çevremizi kirletiyoruz, kaynaklarımız yok ediyoruz ama yeteri kadar gelir elde edemiyoruz.

Şimdi, Çin... Bu ülkenin bir defa bir Çin stratejisi yok. Neyi var biliyorsunuz? Çin korkusu var. Doğu Türkistan'da zulüm oluyor, ağzını açıp kimse bir şey söylemiyor devlet yetkililerinden burada.

Çin korkusunun bir ayağı da Tayvan meselesi arkadaşlar, daha önce de bunu gündeme getirdim; bakın, Tayvan ya, dünyanın neredeyse en teknolojik... İşte, çipin, hele mikroçipin dünyadaki yüzde 100'ünü karşılıyor yani 200 milyar dolar civarında çip ihracatı var yanlış hatırlamıyorsam veya çok daha yüksek. Şimdi, böyle bir ülke Türkiye'ye gelip yatırım yapmak istiyor, Türkiye'yle daha çok ekonomik, ticari ilişki kurmak istiyor. Tamam, şimdi Tayvan'ı tanımıyoruz ama Tayvan'la yani mesela bir gayrimenkul alımını bile niye yapmıyoruz Tayvan'la, o anlaşmayı? Herkese burada toprak satarken, daire satarken -toprak satılmasını doğru bulmam- niye Tayvanlılara bu hakkı vermiyoruz? Bu Çin korkusu nedir böyle? Hani Çin'den korkunca da Çin'le ticaretimiz kötü olacak. Efendim, büyük bir ekonomi Çin, elbette büyük bir ekonomi; ya, ticaretimiz zaten 10'a 1 yani 10'a 1. İşte, en son 2025 rakamı 49,6 milyar dolar ithalat yapmışız, sadece yaptığımız ihracat 3,3 milyar dolar. Dış ticaret açığımızın yarısının içine karışıveriyoruz toplamdaki şeyin yarısını. Burada şimdi biz hangi ürün alıyoruz, bu ürünleri içeride üretebilir miyiz? Bunlara karşı bağımlılığımız...

Dünya kadar şurada soru hazırladı arkadaşlar yani bunlarla ilgili biz sizlerden Sayın Bakan, hiçbir şey duymadık ya, bu olması lazım, bakın, ekonomik yönüyle de olması lazım, Türkiye'nin bir Çin stratejisinin olması lazım.

Çin sonra çok planlı bir ekonomi, bakın, biz Çin'de bulunduk bu yaz tatilinde on gün, bir anlamda devletin misafir olarak, devlet yerlerini gezdik, işte şeyleri filan. Ondan sonra, adamlar ağzını açtıklarında kalkınma plan diyorlar, On Beşinci Kalkınma Planı'nı uyguluyorlar, her şey bir planlama dairesinde. Evet, orada bir şu anda -yani ne diyelim- devlet kapitalizmi var. Şimdi, hele hele Çin gibi, ta otuz yıl sonrasını planlayan bir ülkeye karşı bu kadar da sıkıntılı bir durumumuz olduğuna göre bizim içeride çok daha planlı gitmemiz lazım çünkü bizim yarın aklımız başımıza geldi, eyvah şurada ne yapacağız dediğimizde gideceğimiz alanların tamamı Çin tarafından kapatılmış oluyor zaten. Yani dolayısıyla Çin'e karşı herhangi bir şekilde Türkiye'nin hiçbir stratejisi yok. Bununla ilgili hiç yaptığımız, duyduğumuz, ettiğimiz bir şey de maalesef yok.

Şimdi, parça parça konular olacak tabii. Şimdi, sizin alanınız çok geniş. Bu esnaf kefaletlerle ilgili mesele var. Mesela, sahaya gittiğimde burada en fazla şikâyet ettiğimiz konulardan bir tanesi, diyorlar ki: "Ya, bu esnaf kefalet kredileri bize verilirken bu NACE sınıflandırmasına göre veriliyor." Biliyorsunuz, orada da işte bir faaliyeti, herkes her şeyi yazıyor, tamam mı? Ve "bu biz de çok ciddi... Yan yana çalışan iki firmanın aldığı kredi limitleri arasında çok ciddi farklılıklar oluşuyor. Bu olmasın." diyorlar. Piyasadan gelen -işin detaylar var ama oralara girmeyeceğim- böyle bir şikâyet var. Bunu ben sizin bilgilerinize sunmak istiyorum. Gerçekten bize de söylerseniz, bu limitlerde hangi kriterlere göre veriliyor, nedir, ne değildir? Yani biliyorsunuz, biz de bu şeyler de firmaların şeyleri çok da doğru değildir ama burada biraz daha daha eşitlikçi bir şey olmaya... Mesela, aynı çaptaki bir firma açısından söylüyorum "NACE sınıflandırmasında yerleri farklı diye bu kadar farklılaştırmanın olması doğru değil." diye vatandaşın şikâyeti var, ben de bu şirkete katılıyorum.

Şimdi, 6 Nisan 2026'da, Twitter'da, X'te bir paylaşım yapmışım. Şimdi, benim kızım gitmiş şey almış, evin ihtiyaçlarını görmek için bir tuvalet kâğıdı alıyor. İsterseniz nitelikleriyle söyleyeyim burada, "tweet"imde var. Bunu marketin, çocuk, tabii, fiyat algımız kaybolduğu için hepimizin, 40'lı tuvalet kâğıdı, işte, bilmem ne bazlı falan filan, tek bir markadan bahsediyorum, 495 liraya alıyor arkadaşlar. Şimdi, evde filan görünce... Biz maaşımızda geçiniyoruz, bizim fonumuz falan da olmadığı için yani şeyleri de fişleri mişleri filan kontrol ediyoruz, "Bakalım, kızım ne kadar harcamışsın, etmişsin, falan, filan." diye. 495 lira, "Ya, o kadar artmış mı tuvalet kâğıtları?" 495 lira 40'lı bir tuvalet kâğıdı için bana çok yüksek geldi arkadaşlar, ta nisan ayı bir de. Ondan sonra, sonra başka... İsmini vereyim ya, File Market. Bu File'nin bu özelliği nedir arkadaş, ben anlamadım. Kuruyor musunuz gerçekten, öyle bir şey mi var? Şimdi, Çağdaş'a gittim, bakın, fiyatları yazdım arkadaşlar ve aynı 500 metrekarelik bir alan içerisinde, hani bir tanesine gidersin Sincan'da bakarsın, niye? İşte, dükkân kirası düşüktür, falan falan, öyle bir şey yok. Şimdi, 495 liraya aldı. Burada fişini de paylaştım, bu şeyi tuvalet kağıdını. Hadi onu da söyleyeyim, Familia Plus, organik bambu özlü, katkısız, 3 katlı, 40'lı, tamam mı? Çağdaş "289 lira.", A101 "249 lira." diyor. A101'i de hiç sevmem ama işte onun da reklamını yapmış olduk. Çağdaş Market "289 lira." diyor. Hani küçük farkları anlarım.

NECMETTİN ÇALIŞKAN (Hatay) - Rekabet Kurumu burada zaten.

ERHAN USTA (Samsun) - Akyurt Market "294 lira." diyor, File Market 495 liraya satıyor arkadaşlar! Gidip patates, soğancıyla uğraşacağınıza, alın, bununla uğraşın ya! Ankara'nın göbeğinde oluyor. Patates, soğana şey yapıyorsunuz. Ne derler? Bir ayda üretilir, on bir ayda tüketilir. Bu stoklanmadan patates soğan nasıl olacak? Her ay patates soğan mı üreteceğiz biz ya? Elbette stoklanacak bir şeye "Stok yapılıyor." diye milletin üzerine gittiniz. Eğer birine bir şey yapacaksanız, alın size, buna yapın. Hiç olmazsa bu devletin, bu milletin bir milletvekiliyiz, ben bunu paylaşıyorum ve şikâyet ediyorum, buradan da Ticaret Bakanlığı başta olmak üzere tüm yetkili kurumları bu konuda daha caydırıcı, daha etkin tedbirler almalıdır diyorum. Bir tanesi, nezaketen de olsa "Hakikaten gördük şeyi, çok da üzüldük, bir sürü de para vermişsiniz, filan." diye gönlümüzü alsaydı bari, bir şey yapmadığınız ortada da. Öyle bir şey de yok.

Şimdi, kredi kartı meselesi. Bu kredi kartlarındaki banka kartları düşürüldü, onunla ilgili biz de o zaman çok söylemiştik, düşürüldü, o tamam. Kredi kartlarındaki komisyon oranları bir miktar düşürülmüştü fakat bu komisyon oranları tekrar artıyor. Şimdi, benim arkadaşlarımın bana verdiği bilgiye göre 3,1 ila 4 arasında aylık kredi kartında faizler. Ya, zaten millet mahvoldu Sayın Bakan. "Enflasyonu düşürüyor." diyorsunuz, tabii, çok da bir şey düştüğü filan... Yine, en son kaç geldi, 2,8 civarında geldi ama bu onun da altına indiği aylarda "Toplamda yüzde 21 olacak." diyoruz ve şu anda yüzde 29, yüzde 30, bunun bileşiği çok daha yükseğe geliyor. Bunların bir miktar aşağı çekilmesi için bir düzenleme ihtiyacı var. Burada düzenleme yapacak yerin siz olmadığını ben biliyorum ama sizin tarafınız burası, işte, onu söylüyorum ben. Eskiden bakanlar öyleydi, yıllarca biz bu işi yaptık yani bizim müşterimiz çünkü devletti, biz hep bakan gördük, vatandaşla pek işimiz olmadı devlette çalışırken. Bakanlar çatır çatır pazarlık yapardı esnafın çıkarını korumak için, ihracatçının çıkarını korumak için, gerekirse kavga yapardı kendi alanıyla ilgili olarak. Şimdi, hiç kimse ağzını açıp bir şey söylemiyor, hep bir ağızdan aynı şeyleri söylüyorsunuz. O zaman da işte böyle vatandaş mağdur oluyor, kim daha baskınsa da onun dediği oluyor.

Şimdi, bu motokurye meselesi; 1 milyonu aşkın motokuryeler var, çok ciddi bir sıkıntıları var bunların, esnaf kuryelik modeliyle şey yapıyorlar, ondan sonra, işveren, maliyetlerin büyük çoğunluğunu "iş ortaklığı" adı altında esnaf kuryelere yüklüyor, kârın da yalnızca çok küçük bir kısmını işçiyle paylaşıyor. Şimdi, burada biraz detayları falan var ama özellikle son zamanlarda adamların dediği şu: "Geçen yıl kazandığımızı bu yıl daha uzun çalışarak, daha fazla iş yaparak, daha fazla alın teri dökerek ancak kazanıyoruz nominal olarak." geçen yıla göre çünkü pazarlık güçleri yok, nitelikli bir iş değil, o olmasa o işi yapacak bir sürü insan var, zaten memleket açlıktan kırılıyor dolayısıyla nihayetinde... Ha bunu niye bana söylüyorsunuz? Bu Çalışma Bakanlığının, çalışma şartları Çalışma Bakanlığının konusu falan diye düşünebilirsiniz ama e-ticaretin en önemli unsuru bu. En niyetinde e-ticaret de sizin konunuz olduğuna göre bu motokuryelerle ilgili de bir miktar düzenleme ihtiyaçları vardır. Onların da yani hem menfaatlerinin korunması anlamında bir miktar daha gayretli olmanız gerekir diye düşünüyorum Sayın Bakanım.

Şimdi, bu Trentyol meselesini çok konuştuk, biliyorsunuz yani geçen yıl da söyledim ben bunu. Bu Trendyola ne yapıldı, hatırlayalım. Bu, kolay unutulacak bir mevzu falan değil. Biz burada birkaç milyar lira, işte toplumda bir sürü insanı ilgilendirecek konu için önerge veriyoruz, bütçelerde önergeler veriyoruz ya, bu akşam da olacak muhtemelen, buradaki arkadaşlar da bizim önergeleri reddediyorlar. Niye? İşte bütçeye ilave yük gelmesin filan diye. Bu Çinli Trendyolun -Mehmet Muş Bakan da geldi- onun Bakanlığı döneminde, ittifakla -bak, Mecliste bir tane daha böyle bir kanunun yoktur. 1 tane çekimser oy var, o arkadaş da yanlış kullanmış, o zaman bizim partidendi- bütün siyasi partilerin, oylamaya katılan herkesin olumlu oy kullandığı bir kanun geçirdik biz buradan, 2022'ydi herhâlde. Ondan sonra, bu kurum işte e-ticarette Amazonun Amerika'da karşılaştığı sıkıntılarla karşılaşılmasın, burada rekabetçi bir ortam olsun, işte tekelleşme olmasın, onu önlemeye yönelik, hatta küçük esnafı koruyan, kendi insanımızı koruyan, bize Mehmet Muş "Bu, yerli ve millî bir kanundur." dedi. herkes, yani HDP dâhil -o zaman için HDP dâhil demek daha anlamlıydı şimdi HDP ile AK PARTİ'nin sık ilişkileri olduğu için şimdi bir miktar HDP'nin, orada olumlu oy kullanması o kadar belki yadırganacak bir şey değil ama- herkesin, hepimizin olumlu oy kullandığı -ben de Grup Başkan Vekiliydim o dönemde- bir kanundu bu. Siz ne yaptınız bu kanunu? Sizin Bakanlığınız döneminde bu kanun delindi. Bu kanunun en önemli maddesi, rekabeti sağlamaya yönelik olarak lisans bedeli meselesiydi işte, fakat bu kanunu deldiniz ve bir de o kadar çirkin dediniz ki işte yatırımını 4 defa 4'le çarptınız, ihracatı 3'le çarptınız, bilmem şununu bununu çarptınız tam böyle Trendyola denk bir şey getirdiniz ve 46 milyar liraydı 2025'in Martında ödeyeceği lisans bedeli, yaklaşık 1,5 milyar dolar, bugünkü parayla 75 milyar lira civarında, o paradan kurtardınız, Çinli Trendyolun cebine koydunuz parayı ve şu anda Çinli Trendyol piyasada TEKEL hâline geldi, milleti de böyle sömürüyor. Yüzde 40 komisyon olur mu ya? Yani yapmayın...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Teşekkürler Sayın Usta.

ERHAN USTA (Samsun) - Tamamlıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN MEHMET MUŞ - Size söz verirsem herkese vermek durumunda kalırım.

ERHAN USTA (Samsun) - Peki, teşekkür ediyorum.