| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 04 .11.2026 |
ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Komisyonumuzun değerli üyeleri, basınımızın emekçileri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
İlk önce Sayın Bakan, sunumunuz için içten bir şekilde teşekkür etmek isterim çünkü sizden daha önce buraya gelen Sanayi ve Teknoloji Bakanı ya da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı kendisine yönelttiğimiz ağır soruları özellikle BYD gibi ya da "Made in Europe" gibi kendisine yönelttiğimiz soruları bir bakıma biraz daha pas geçmişti. Sizler çok büyük bir yüreklilikle "Made in Europe"tan bahsettiniz, ithalat verilerinden bahsettiniz. Dolayısıyla, bu açıdan sizin bu içten sunumunuz için teşekkür ederim.
Gerçekten kolay bir dönem değil. Neden? Çünkü küresel ihracatın küresel gelire oranına baktığınız zaman ciddi bir düşme var yani artık korumacı politikaların küresel politikalara, küresel ekonomik performansa çok etki ettiği bir dönemden geçiyoruz. Özellikle Ticaret Politikaları Belirsizlik Endeksi'ne baktığınız zaman bunu daha rahat görebiliyorsunuz, burada ticaret politikasının, dış ticaret politikasının bütün zamanlardan daha zor bir dönem yaşadığını da görebiliyorsunuz. Burada birkaç tane gösterge var, bunlar sizin de sunumunuzda vardı; sağ üstte birbirine ihtilaflı olan ülke sayısı, gördüğünüz gibi devamlı artıyor; bu, tabii ki dış ticaret performansımız açısından bir risk.
Sol tarafta küresel Jeopolitik Risk Endeksi; gördüğünüz gibi, burada da iyi bir tablo yok. Sağ alt tarafta da Tedarik Zinciri Baskı Endeksi ki Hürmüz krizinden sonra Tedarik Zinciri Baskı Endeksi'nde bizler oldukça nazik dönemlerden geçtiğimizi biliyoruz. Dolayısıyla, dış ticaret politikası açısından oldukça riskli bir dönemden geçiyoruz.
Burada tabii ki rekabetçi olmak her zamankinden çok daha önemli. Peki, rekabetçi miyiz, ona baktık. Bir iki tane endekse bakıyoruz, bunlardan bir tanesi IMD'nin Dünya Rekabetçilik Endeksi, sizler de biliyorsunuzdur; burada 2023'te dünyada 47'nciyiz, şimdi 57'nciyiz; dolayısıyla, küresel ölçekte rekabetçiliğimizde iyiye bir gidişten bahsetmemiz çok mümkün değil. Bu IMD'nin Küresel Rekabetçilik Endeksi'nin alt kırılımlarına baktığımız zaman da en büyük problemlerden bir tanesinin kamu etkinliği alanında olduğunu görüyoruz. Ben buradaki temel problemin de şu andaki yönetim sistemi olduğunu düşünüyorum yani kaynakları doğru dağıtabilecek, çabuk karar verebilecek bir sistem olmadığı için kamu etkinliğinin rekabet ekosistemine, rekabetçiliği düstur edinmesi gereken iş ekosistemine negatif etki ettiğini düşünüyorum.
Bir başka endeks daha var Sayın Bakanım, o da TÜSİAD'ın hazırladığı Rekabet Endeksi; iş gücü maliyetlerine bakarak bir Rekabet Endeksi hazırlıyor; burada da zaten durumumuz iyi kötü gözüküyor. Ara malında, ücrette, finansmana erişimde maalesef bizler rekabet gücümüzü yitiriyoruz. Bir tek enerjide var ki 2027 bütçesi enerjideki sübvansiyonları da azalttığı için orada da rekabet gücü açısından, maliyet bazlı rekabet gücü açısından iyi bir durumda olmayacağımız kesin. Zaten rakip ülkelerle baktığımız zaman, burayı görüyorsunuz, ücretler tarafında, ara malı tarafında, enerji tarafında, finansman tarafında, özellikle ara malı, ücret ve finansmanda rekabet etmemiz giderek zorlaşıyor. Dolayısıyla, zor bir küresel konjonktürden geçiyoruz ama kendi rekabetçiliğimiz de çok iyi bir durumda değil.
Siparişlere bakıyoruz, PMI'lara; onlar da bize zaten önümüzdeki dönemin o rekabet gücü kaybının siparişlere nasıl etki ettiğini gösteriyor, her taraf kırmızı; o yüzden burada da doğru bir tablo yok.
Şimdi, ihracattan bahsettiniz, ithalattan da samimi bir şekilde bahsettiniz. Ben Türkiye'nin dış ticaret başarısını ne kadar ihracat yaptığından daha çok dünyadaki ihracattan ve dünyadaki ithalattan ne kadar pay aldığımıza göre ölçmenin daha doğru olduğunu düşünüyorum çünkü herkesin ihracatı artıyor ya da herkesin ithalatı artıyor. Dolayısıyla, Türkiye küresel ölçekte daha büyük bir ihracatçı mıdır, değil midir, onun sorusuna baktığımız zaman burada bir başarı hikâyesi yok yani hiç 2023 hedefleriyle karşılaştırmasak da Sayın Bakan, burada, baktığınız zaman, ihracatımızın küresel ölçekteki payı artmıyor; tam tersine, azalıyor.
Burada bazı eleştiriler vardı geçen sene de bunu konuştuğumuz zaman "Çin etkisini çıkarttığımız zaman ihracat payımız belki artabilir." diye çünkü Çin çok agresif büyüyen bir ülke; hayır, orada da durum aynı; dolayısıyla, Çin dâhil etseniz de etmeseniz de maalesef, bizim dünyadaki toplam ihracattan aldığımız pay son iki sene içerisinde düşüyor. Ben bunu özellikle Türkiye'nin rekabet gücünde bir kayba uğramasına, izlenen makroekonomik politikanın, özellikle kuru baskılamanın ve finansman maliyetlerinin çok yüksek olmasına bağlıyorum. Dolayısıyla, izlenen ve Türkiye'ye bence istikrar getirmeyen fakat Türkiye'deki özellikle iş dünyasına ek yük getiren bu istikrar programından dolayı bizim dış ticaret performansımızın da istenenden, hedeflenenden çok uzak olduğunu düşünüyorum.
Sizin sunumunuzda vardı, ben de katılıyorum, yepyeni koridorlar yepyeni fırsatlar da açıyor ama şöyle bakmak gerekiyor Sayın Bakan: Biz bu yeni koridorlarla beraber Çin'le daha agresif mücadele etmek zorunda mıyız? Ben sizin sunumunuzda biraz daha fazla Çin ve Hindistan görmek isterdim. Dolayısıyla, bu yeni koridorlarla beraber Çinli şirketler bizim pazarlarımıza ya da bizim koridorlarımızı kullanarak başka pazarlara, bizim rekabetçi olduğumuz pazarlara daha rahat erişebilirler mi? Bu, bizim için önümüzdeki dönem "Made in Europe" kadar önemli göstergelerden bir tanesi.
Avrupa, "Made in Europe", bahsettiniz; sadece bu otomotiv sektöründe değil, karbon yoğun bütün sektörlerde geçerli. Buradaki soru şu: Türkiye'yi kapsamda tutacak ürün ve teknoloji bazlı bir müzakere dosyamız var mı? Bu konuda sizler hazırlık yaptığınızı söylediniz, yurt dışı temaslarınızın olduğunu da biliyorum ama burada özellikle Meclisi daha yakından bilgilendirirseniz seviniriz çünkü yepyeni bir sanayi politikası paradigmasına geçiyor Avrupa Birliği ve burada da bu "Made in Europe" bizi olumsuz etkileyebilecek bir potansiyele sahip. Buradaki müzakere gücümüzün çok yüksek olması gerekiyor.
Tabii, bir de bütün bu üretimi fırsata, yatırıma çevirmek için Türkiye'deki güven ortamının tesis edilmesi lazım. Ben söylemiyorum tekrardan; Küresel İnovasyon Endeksi'ne göre bizler son iki senede daha kötü durumdayız. Hukukun üstünlüğünde, iktidarın sınırlandırılmasında, yolsuzlukta, düzenlemelerin uygulamasında devamlı geriye giden bir ekosistemimiz var. Böyle bir ortamda yurt dışından yabancı yatırım çekmek neredeyse imkânsız. Zaten son açıklanan rakamlar doğrudan yabancı yatırımların eksiye düştüğünü söylüyor.
Peki, üretmenin zor olduğu, rekabet gücünün zor olduğu bir ortamda biz neyle karşılaştık? E, bununla karşılaştık: Fon vurgunu, fon krizi. Şimdi, buraya bakacak olursanız, BİST Sınai Endeksi son dokuz ayda yüzde 12 artmış, BİST Teknoloji yüzde 30 artmış. Şimdi, burada bazı fonlara baktık biz. Tera Birinci Serbest Fonu, aşırı yükselen halka arz hisseleri. Şimdi, sizler cebinde tasarruf olan, parası olan bir sanayici olun, sanayinizi kendi yatırımınızı genişletmek mi istersiniz para piyasası fonuna ya da bu Tera fonlara parasını yatırmak mı istersiniz? İkincisi. Neden? Birincisi oldukça riskli çünkü. O yüzden de baktığınızda cebinde biraz tasarrufu olan, yatırımı olan, yatırımını büyütmek isteyen bir şirket de bunu erteleyip "Ya, bu fonlar çok daha iyi kazandırıyormuş." deyip bu fonlara geçebiliyorlar. Bakın, BİST Sınai Endeksi yüzde 12, BİST Teknoloji yüzde 30 ama Tera Birinci Serbest Fonu yüzde 247; ilk dokuz ay. O yüzden burada kaynakların dağılımında eğer tasarruf sahibi bir yatırımcı "Ben paramı BİST Sanayiye değil de BİST Teknolojide işini doğru düzgün yapan şirketlere değil de Teraya harcamak istiyorum." dese onu çok fazla suçlayamazsınız. Burada özellikle Rekabet Kurumuna çok büyük önem atfetmek gerekiyor. Neden? Çünkü bu şirketlerin yönetim kurulu üyelikleri, fonda adı geçen şirketlerin yönetim kurulu üyeliklerinin nasıl seçildiği, bu yönetim kurulu üyelerinin kalifikasyonu; bunlar bizim için hayati önem taşıyor. O yüzden, mesela, BDDK, EPDK gibi çok kritik kurumlarda insanlar kamuyu bıraktıktan kısa bir süre sonra bir bankanın başına geçebiliyorlar BDDK örneğinde olduğu gibi. Dolayısıyla burada Rekabet Kurulu Başkanına şu soruyu sormak gerekiyor: Kendisi de TMSF'nin başındayken 50'den fazla şirketin yönetim kurulu başkanıydı. Bu konu bizim için hayati önem taşıyor. Yani bizler özellikle bu fon vurgununda adı geçen şirketlere yönetim kurulu atanmasında hangi kriterlere bakıyoruz? Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu, EPDK gibi kurumlardan çıkış yapan bürokratlar bir sene sonra kendini bir enerji şirketinde, bir bankanın başında buluyorsa bu rekabet hukuku açısından, rekabet açısından olumsuzdur.
Son olarak da önemli, Sayın Bakanım, şöyle bir şey var: Bu fon kriziyle gündeme gelen şirketlere sizlerin destek verip vermediğine baktık. Astor Enerji, TURQUALITY desteği almış sizden, Astor'da bir piyasa manipülasyonu var ama burada en önemlisi -otuz saniyede bahsetmek gerekirse- Barikat Siber Güvenlik. Barikat Siber Güvenlik sizden E-TURQUALITY desteği almış, 28 Mart 2023'te. Barikat Siber Güvenlik'in sahibi kim? Tera ve Emre Tezmen. Barikat Siber Güvenlik kamu kurumlarından 650 milyon liralık kamu ihalesi almış, şu anda bir suç örgütünün lideri olarak içerde...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
ÜMİT ÖZLALE (İzmir) - ...ve sizden -çok değil- 2023 yılında siber güvenlik şirketi olarak E-TURQUALITY desteği almış. Burada diğer şirketler de var. Bunlarla ilgili eğer Bakanlığınız bizlere bir açıklama yaparsa çok seviniriz diyorum.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum.