| Komisyon Adı | : | PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 5 |
| Tarih | : | 04 .11.2026 |
TAHSİN OCAKLI (Rize) - Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanı ve heyeti saygıyla selamlıyorum.
Bütçenin hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.
Tabii, Sayın Bakan büyüyen ticaret hacminden söz etti ve aslında sarayda Strateji ve Bütçe Başkanlığı tarafından hazırlanmış ve verilmiş olan bütçeyi getirdi önümüze koydu. Bu, sadece bu Bakanlıkta değil, bütün bakanlıklarda aynıdır; bunu biliyoruz. Tabii ki bu bütçeden de ne yazık ki vatandaş lehine bir şey görmediğimizi söylemek zorundayız. Tabii, ticaretin başarısıyla ilgili sözler var ama anlattıklarınız ile gerçekler arasında da bir uçurum var. Yani şimdi Türkiye; çiftçi ürettiğinin karşılığını alamadığı, vatandaşın markete gittiğinde satın alma gücünü kaybettiği, küçük esnafın borçla, kirayla ayakta kalmaya çalıştığı bir dönemden göçüyor. Şimdi, "ihracat rekoru" diyorsunuz. Mesela, 285,6 milyarlık yıllandırılmış mal ihracatıyla övünüyorsunuz ama kendi Bakanlığınızın kendi performans programında 2026 yılı içinde ihracat miktar endeksindeki değişimi tahmini eksi yüzde 3,5, birim değer endeksindeki artış tahmininiz ise yüzde 7 olmuş. Yani kendi tahminlerinize dayandırarak sattığımız ürünlerin miktarları azalıyor ama dövizde ve paritedeki değişiklikten dolayı para büyümüş oluyor. Bir başka çelişki daha var: Stratejik planda 2027 yılı ihracat hedefi 357 milyar 400 milyon dolar olarak görünüyor ama Cumhurbaşkanlığında bu hedef 292 milyar dolar. Orada tam 65 milyar 400 milyon dolar fark var. Hangisi doğru, bunu tabii sormak lazım.
Şimdi, Ticaret Bakanlığının 2027 yılı bütçesi yaklaşık 104 milyar lira. Bunun 64,7 milyar lirası ihracat desteğine ayrılmış, birçok arkadaşım söyledi. Tüketicinin korunmasına ayrılan kaynak ise 1 milyar 460 milyon lira. Yani arkadaşlar, tüketiciyi korumaya ayrılan kaynağın 44 katı ihracata ayrılmış durumda. Peki, buna karşı mı geliyorsunuz? Şöyle karşı gelmeyiz: Elbette ki bunun piyasaya yarattığı bir enerji, piyasaya yarattığı istihdam ve ekonomiye kattığı bir şey olursa tabii ki karşı gelmeyiz ama bunların hangi şirketlere verildiği konusunda bir açıklama yapılmadığı için Sayın Bakan ne olduğunu bilmiyoruz.
Şimdi, desteklerle ilgili ilim Rize'den de bir şey anlatayım Sayın Bakan: 19 Eylül civarlarındaydı, Rize'de bir sel oldu. Rize'de selden sonra gittik, oradaki küçük esnaflarımızı ziyaret ettik, AFAD da ziyaret etmiş. AFAD ziyaret ettiği esnafa demiş ki: "Sigortanız varsa yararlanırsınız." Bahçesi kopan, çay tarlası giden vatandaşa da denmiş ki: "Çay tarlanız gittiyse oraya ıhlamur ağacı dikin, ıhlamur ağacıyla gelir elde edin." Yani bir devletin veya bir Bakanlığın bir olaya bakışı böyle olamaz. Oradaki esnaf, küçük esnaf sizden şunu istiyor, yapmıyorsunuz. Geldi mi size kadar bilmiyorum ama ben tekrar etmiş olayım. Oradaki küçük esnaf diyor ki: "Bak, devlete borcum var, bu devlete olan borçlarımı ödeyebilecek durumda değilim. Ürünlerimin tamamı suyun altında kaldı. Dolayısıyla, benim prim borçlarımı erteleyin veya yapılandırma yapın. Borcumu ödemeyeyim de demiyorum ama hiç olmazsa bana bu alanda devlet bir alan açsın." Bunları görmeniz lazım Sayın Bakan, bunlar sizin görevleriniz.
Eximbank desteklerinden yararlanan firmaların yüzde 83'ünün KOBİ olduğunu söylediniz ama bunların ne kadarı büyük şirketlerdir, ne kadarı küçüktür, bunları bilmemiz lazım. Aynı zamanda, pazara dönmüşken bir daha başlık açayım orada, şunu tekrar söylemek istiyorum: İşte, demin söylediğim bu şirketlere destek yerine... Mesela, su ürünlerinde ticaret yapan bir firmaya verilen desteği sizin orada yerel balıkçılık yapan insanlara vermeniz lazım; ihracat için konuşuyoruz yani ihracata verilen destek açısından söylüyorum. Dolaylı olarak vergilerin yüzde 65'ini tamamlayan bu insanlara esas destek yapılması gerekirken bunlar balıkçılıkta desteklenmediği gibi seldeki mağduriyetleri karşılanmıyor, aynı zamanda da vergi ertelemeleri de yapılmamış oluyor. Sayın Bakan, Ziraat Odalarının ekim ayı verilerine göre, tarlada, üreticide kilosu 3 lira 90 kuruş olan limon markette 42 liraya, üreticide kilosu 12 lira 50 kuruş olan havuç markette 48 liraya, üreticide 21 lira 60 kuruş olan elma markette 72 liraya alınıyor. Vehbi Vekilim demin zeytinle ilgili çok güzel örnek verdi; 80 lira ilan edilen zeytinin 50 liraya satın alınmasına neden olan koşulları denetleyememek sizin göreviniz; bu, fındıkta da aynıdır, bu, çayda da aynıdır. Çay da 35 lira ilan edilip 25 liraya özel sektöre mahkûm edilirken Ticaret Bakanının bunu önleyecek düzenlemelerde parmağının ve rolünün olması lazım.
Bütün maliyetlerin ötesinde, üreticinin pazarlık gücünü, aracıların ve büyük zincir marketlerin piyasadaki etkisini konuşmak zorundayız. Rekabet Kurumunun sektör incelemesindeki verilerine göre, organize gıda perakendesinde ilk dört firmanın pazar payı 2021'de yüzde 77,45'e ulaşmış durumda.
Sayın Bakan, esnaf borçla ayakta kalıyor. Değerli milletvekilleri, bunu siz de bilin lütfen. Şu verileri verelim önce: Bugüne kadar, 2026 yılının ilk on ayında 103.595 esnafın terkin işlemi gerçekleştirdiğini siz söylediniz. Tabii ki bunların tamamı ekonomik nedenlerle kapanan işletmeler değil ama bu rakamların nedenlerini araştırmak ve ortaya koymak sizin göreviniz yani bunların kaçı borçlarını ödeyemediği için kapandı, kaçı yüksek kira ve işletme maliyetleri nedeniyle faaliyetlerini sonlandırdı, kaçı başka bir işletme türüne geçti? 28 ilde yapılan saha araştırmalarından gelen veriler çok korkutucu. Onlar size geldi mi bilmiyorum. Onlardan da size başlıklar alarak kalan vakti objektif kullanmaya çalışacağım ama vatandaşın temel sorunları şunlar: Bir, yüksek ticari kredi faizleri var, yüzde 48-50 civarlarında. İki, kredi limitlerinin ve kartlarının kısıtlanmasından dolayı elimiz kolumuz bağlandı. Ağır teminat ve kefalet koşulları var. Bunlarla ilgili düzeltme yapılması lazım ve borcun borçla kapatılmasına ilişkin bir yola girdik. Artan işletme ve enerji, kira ve vergi giderleri maliyetimiz var, fahiş kira artışları ve stopaj yükü var. Yüksek enerji ve işletme giderlerinin bize maliyetiyle, alım gücünün düşmesiyle, talep ve cironun daralmasıyla karşı karşıyayız. Bu da bizde siftahsız günlere, müşteri daralmasına ve gelir kaybına yol açan şeylerdir. Tarımsal ve ücretli gelir düşüşünün ticarete etkisinin ne olduğu, sattığı ürünü yerine koyamama endişesini taşıyan, akaryakıt zamları, lojistik ve nakliye maliyetleri nedeniyle tedarik zincirinde özellikle taşımacılık zammı baskısı altında kalan esnaflarımız var yani sınır ticaretindeki kısıtlamalar ve dış ticaret engelleri, sanayide atıl kapasite ve ara eleman açığı, haksız rekabet, idari engeller ve deprem mağduriyeti gibi başlıklarla özellikle vatandaşlarımızın şikâyeti var. Çözümü de kendisi öneriyor vatandaş arasında. Bir, diyor ki: "Kredi faizlerinin yüksekliğini, limit kısıtlarını, 3 katı teminatı ve kefil zorunluluğunu ortadan kaldır."
İki: Kira, stopaj, yüksek elektrik, vesaire, burada prim borcu olduğundan dolayı sağlık hakkından yararlanamıyor; bari -insani bir şeydir- bu prim borcundan dolayı insanlar sağlık hakkından yararlanmayı sürdürsün. Dar gelirli kesimlerin alım gücünü artıracak olan sosyal ve ekonomik destekler sağlansın; ticari nakliyeci ve üretici için ÖTV, KDV indirimli akaryakıt desteği sağlansın; bu birçok yatlarda katlarda konuşuluyor. Sınır kapılarının ticarete açılması; meslek liseleri ve organize sanayi bölgesi entegrasyonu ve enerji prim desteklerinin uzatılması; küçük esnafı koruyan, güncelleşmiş Perakende Yasası'nın da Türkiye Büyük Millet Meclisinden çıkartılması esnafımızın temel talepleridir.
Şimdi, Sayın Bakanım, bir de soru sorayım size, o soruyla da bitirmiş olayım eğer vaktim kalırsa ama kalmamış. Vaktim geldiğinde sorumla sorarım, tamam.
Teşekkür ederim.